DÜNYA

3 Aralık 2008 Çarşamba
SİYASET GÜNCEL DÜNYA EKONOMİ KÜLTÜR SANAT SPOR EMLAK KONUT OTOMOBİL BİLİM TEKNOLOJİ SAĞLIK
YAŞAM BÜROKRASİ İ.K. EĞİTİM KADIN MAGAZİN POLİS ADLİYE TURİZM KİTAP MEDYA

Zengin bölge ayrılıkçılığı

Yazı Boyutu : 8 Punto 10 Punto 12 Punto 14 Punto

Bolivya’da önümüzdeki günlerde yaşanması muhtemel çatışmalar, üniter milli devlet fikrini Latin Amerika’ya taşıyan beyazların, yerli halkın eşitlik talebi karşısında, ‘özgürlükçülük’ adı altında ayrımcı bir ayrılıkçılık savunucusu olabildiklerini gösteriyor

4 Mayıs’ta, Bolivya’nın Santa Cruz eyaletinde, “bölgesel özerklik hakkı” halkoyuna sunuldu. Referandum, Santa Cruz eyalet yönetimi tarafından düzenlenmiş; merkezi devlet bu girişimi yasadışı ilan etmişti. Dokuz eyalet arasında en zengini olan Santa Cruz’da, merkezi devletin aldığı vergilerin eyalet yönetimine devredilmesini, eyalet polis gücü oluşturulmasını ve toprak reformu konusunda eyalet yönetiminin yetkili olmasını öngören özerklik ilkesini kabul edip etmedikleri halka soruldu.

On milyon kişinin yaşadığı, ortalama ücretin ayda 100 dolar olduğu, Güney Amerika’nın en yoksul ülkesi Bolivya’da, Santa Cruz eyaleti öteki Bolivya’yı temsil ediyor. İki buçuk milyon kişinin yaşadığı Santa Cruz, verimli tropikal topraklara, petrol rezervlerine sahip, en zengin eyalet. Resmi veri olmamasına rağmen, katılımın o kadar da düşük olmadığı anlaşılan referandumda, çoğunluk özerklik fikrini onaylamış. Bunun hayata nasıl geçirileceği ise, başka bir konu.

İşçiler dağdan indi
Haziran ayında, Pando, Beni ve Tarija eyaletleri de benzer bir referandum düzenleyecek. Bunlar da, Bolivya ortalamasının üstünde zengin eyaletler. Özerklikçi dört eyalet, Bolivya’nın ulusal gelirinin yüzde 65’ini yaratıyor. Aynı zamanda, Bolivya’daki dokuz eyalet arasında, seçimlerde Morales’in azınlıkta kaldığı eyaletler bunlar.

Latin Amerika tarihinde ilk kez bir yerlinin başkan seçilmesi şokunu hâlâ üzerinden atamamış olan Bolivya üst sınıfları, Morales’in 2005’te seçilmesinin ardından başlattığı yeni anayasa girişimine karşı, çok ciddi bir siyasal direniş örgütlemeye başlamışlardı. Bu girişime karşı, 9 eyaletten 6’sında 28 Kasım 2007’de 24 satlik genel grev yapılmıştı. Grevin nedeni, 5 Mayıs’ta kurucu mecliste kabul edilen yeni anayasaydı. Muhalefetin katılmayı reddettiği ve yaşanan çatışmalar nedeniyle, bir kışlada toplanan meclis, Morales’in partisi Sosyalizm Hareketi’nin (MAS) milletvekillerinin oylarıyla anayasa taslağını onaylamıştı. Ama anayasa değişikliği için gerekli olan üçte iki çoğunluk sağlanmamıştı. Muhalefet bunu ileri sürerek, yeni anayasanın meşru olmadığını ilan etti. Kurucu Meclis’in ikinci oturumu öncesinde, altı eyaletin yönetimleri ve Sivil Eylem komiteleri genel grev düzenlediler. 9 Aralık’ta toplanan Kurucu Meclis, 411 maddelik yeni anayasayı ikinci oturumda kabul etti. Sağ muhalefet bu kez de oturuma katılmadı. Ama And dağlarından inen maden işçileri, yerli cemaat temsilcileri ve La Paz’ın işportacılarından oluşan bir grup, Meclis’i ablukaya alarak, içerdeki ılımlı milletvekillerinin dışarı çıkmasını ve üçte iki çoğunluğun ortadan kalkmasını engellediler. Bu da sağ muhalefete, yapılan oylamanın yasadışı olduğu iddiasını yeniden dile getirme fırsatı verdi.

Yeni anayasa, Bolivya’yı, “özgür, ademi merkeziyetçi, özerklikçi, bağımsız, egemen, demokratik, kültürlerarası, çokuluslu, cemaatçi, üniter sosyal hukuk devleti” olarak tanımlıyor. Bu tanımın da gösterdiği gibi, Bolivya’daki tüm çatışmaların bir sentezi bu anayasa. Bütün bu etnik, kültürel, iktisadi ve siyasal çatışmaların temsilcilerinin, her çatışma konusuna özgül bir yer ve çözüm bulma yarışına girdiklerini ortaya çıkan metin açıkça gösteriyor. Geçmişte Che Guevara ile birlikte gerillaya katılan kişilerden biri olduğu için MAS içinde saygın bir yeri olan milletvekili Loyola Guzman, kendi partisinin temsil ettiği çoğunluğun diyalog kurma yetersizliğinden şikayet edip anayasanın çok büyük bir kısmı üzerinde anlaşma sağlamanın mümkün olduğunu, büyük bir fırsatın kaçırıldığını iddia ediyor. Başka bir ünlü siyaset bilimci ise, hem Morales’i destekleyen çoğunluğun hem de muhalefetin tavrının benzerliğine dikkat çekip, “Bolivya müzakereye değil, çözümün kendisine empoze edilmesine alışıktır” yorumunu yapıyor.

Nüfusun yüzde 65’inin 36 yerli cemaatinden birine ait olduğu Bolivya’da, siyasal çatışma üç ana kutuplaşma ekseninin bileşkesini oluşturuyor. Bireysel ve bölgesel gelir dağılımının son derece eşitsiz olmasının yarattığı zengin-yoksul çatışması, beyaz-yerli/melez çatışması ve özelleştirme-devletleştirme çatışması. Elbette bütün bu çatışmaları, sonuçta zengin azınlığın yoksul çoğunluk üzerinde kurduğu iktisadi hakimiyetin olduğu gibi sürdürülmesi veya zayıflatılması mücadelesinin alt ifadeleri olarak özetlemek mümkün.

Morales’in üç günahı!
Morales’in üç girişimi, yıllardır için için kaynayan zengin bölge ayrılıkçılığının zincirlerinden boşanmasına neden oldu. Birincisi ve en önemlisi, 10 bin hektardan daha büyük arazilerin topraksız köylülere dağıtılması kararıydı. Aslında 1952’de radikal bir tarım reformunun uygulandığı Bolivya’da, latifundia denen büyük çiflik sayısı çok fazla değil. Örneğin Santa Cruz’da 10 bin hektardan büyük toprak mülkiyeti sayısı 400 civarında. Ayrıca, devletin elinde de önemli bir toprak mülkiyeti bulunuyor.Örneğin Guarani yerlilerine Chaco’da devlet 180 bin hektar tarım arazisi dağıttı geçtiğimiz yıl.

Morales bu büyük çiftliklerin, çok düşük verimlilikle kullanıldığı için topraksız köylüye dağıtılması gerektiğini iddia ediyor. Üzerinde büyükbaş hayvancılık yapılan bu uçsuz bucaksız çifliklerde hektar verimliliğinin düşük olduğunu tarım uzmanları kabul ediyorlar. Santa Cruz’daki Sivil Girişim komitesinin başkanı Branko Marinkovic’in ailesi de bu 400 büyük çiflik sahibinden biri. Başında bulunduğu girişimin, ailesinin Morales yönetimiyle yaşadığı mülkiyet ihtilafından bağımsız olduğunu söylese de, latifundia’ların iş yarattığını ve iktisadi büyümeye katkısı olduğunu vurgulamaktan da geri kalmıyor. Ardından, merkeziyetçiliğin başarısız kaldığından, ancak bölgesel özerklikle ülkenin gelişmesinin sağlanabileceğinden dem vuruyor. “Bölgesel bütünlüğü tehlikeye atmak istemiyoruz, sadece bölgesel seviyede kendi bütçemizi yönetmek istiyoruz”, diyor. Nedense Bolivya’nın yoksul bölgelerinin böyle bir talebi yok!

Morales’in yoksul halk arasında desteğinin pekişmesine neden olan, 65 yaş üstündeki tüm yoksullara ayda 26 dolar “saygınlık geliri” uygulaması başlatması ikinci ihtilaf nedeni. Bu zengin ve orta halli kesimlerde, kendilerinden alınan vergilerin tembeller ve “miskin koka çiğneyicileri” için çarçur edilmesi olarak yorumlanıyor. Keza okula giden çocuklara yapılan yardıma da tepkili zenginler. Aslında zengin bölge sözcüleri bu yardımlara karşı değiller, ama kendi vergileriyle kendi bölgelerinde bunun uygulanmasını istiyorlar.
Morales’in Bolivya’nın petrol ve gaz kaynaklarını işleten yabancı şirketleri millileştirmesi de, muhalefetin tepkisine yol açıyor. Bunun büyüme hızını düşüreceğini iddia ediyorlar. Morales, bu eleştirilere rağmen, son 1 Mayıs mitinginde, aralarında BP ve Shell’in de bulunduğu üç petrol şirketinin çoğunluk hisselerinin kararname yoluyla millileştirildiğini ilan etti. Geçmişte Brezilya gaz şirketi ve daha yakın bir tarihte İtalyan sermayesinin işlettiği Ulusal Telekom da yeniden millileştirilmişti. Bolivya’nın kendi kaynaklarına sahip çıkması olarak tanımlanan bu girişimlerin beklenmedik bir sonucu, doğal kaynakların üzerinde oturan bölgelerin, kendi kaynaklarına sahip çıkma talebini cesaretlendirmesi. Nitekim, Morales’i destekleyen bazı eyaletlerde de, doğal kaynakların özerk bölge yönetimleri tarafından işletilmesi talebi yükseliyor.

Cambalar ve Collaslar
Zengin bölge ayrılıkçılığının bir alt katmanında ise, Latin Amerika’nın kadim yerli-beyaz çatışması yatıyor. 2000 yılında, Santa Cruz bölgesinde, “Camba Ulusu” girişimi kuruldu. Güneyin tropikal vadilerinde oturan beyazların kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir tabir, Camba. And dağlarındaki yerliler de, Camba’lara göre, koka yaprağı toplayıcısı Collas ulusunu oluşturuyor. Morales de bir Collas.

Kendilerini, ırksal ve dilsel olarak bambaşka bir ulus olarak tanımlamak Camba’lar arasında çok yaygın ve güçlü. Buna tepki olarak, aynı his Collas’lar arasında da yaygınlaşıyor. Lübnan kökenli bir Sivil Girişim komitesi yöneticisi, “tarihsel, ırksal, siyasal, iktisadi ve kültürel nedenlerle iki Bolivya’nın olduğunu; bu nedenle konfederal yapı içinde bağımsız bir devlet” kurmak istediklerini, dünyanın en doğal hakkı imişçesine dile getirebiliyor.

Bolivya’da önümüzdeki günlerde yaşanması muhtemel bu çatışmalar, üniter milli devlet fikrini Latin Amerika’ya taşıyan beyazların, yerli halkın eşitlik talebi karşısında, “özgürlükçülük” adı altında ayrımcı bir ayrılıkçılık savunucusu olabildiklerini gösteriyor. Üstelik bu durum, Bolivya’ya özgü değil. Dünyanın başka yerlerinde de zengin bölge ayrılıkçılığı güçleniyor. Modernizmin evrenselci değerlerinin geride kaldığını iddia eden, etnik ve dinsel kimlik politikalarını yücelten, “ne olursa gider” diyen postmodern düşünün bu yeni ayrımcılığa yaptığı katkıları tartışmanın zamanı gelmedi mi? Yeni Bolivya anayasasının devlet tanımına bir daha göz atar mısınız.

 

Radikal
Yayın Tarihi : 15 Mayıs 2008 02:29

Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Kişiselleştir | İletişim | Arama | Yardım | İlkeler | Tavsiye | Yazdır | Ana Sayfa | Favori Ekle | Yukarı | Beşiktaş | Emlak Kulisi | MIRC | Otel
Sayfa 0.07800 saniyede oluşturuldu.