Kamuoyundaki genel kanaat odur ki; kızların, okula, inançlarına göre giyinerek gitme özgürlüğünü Cumhuriyet Halk Partisi sağlamalıydı…
“Siyasi simge miydi, dini inancın gereği miydi?” polemiğine girmeden, CHP’nin, kıyafet konusunu, tereyağından kıl çeker gibi halletme şansı vardı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin önayak olduğu bir girişimde; ne rejim tartışmaları olurdu, ne de insanlar Cumhuriyet’in geleceğinden kaygı duyardı.
Ne de Adalet ve Kalkınma Partisi, yıllardır nemalandığı bu hassas konuda, istediği gibi at oynatabilirdi!...
Oysa şimdi tam da AKP’nin istediği oluyor:
Türban tartışmaları, kötü giden ekonomi ve hala pusuda bekleyen terör dahil, her şeyin önüne geçmiş durumda.
Örtünen kadınlara, sanki gerçekten de böyle bir baskı varmış gibi; sürekli bir “ezilmişlik” ve “itilmişlik” psikolojisi pompalanıyor.
İnsanlar, akıl almaz bir şekilde tahrik ediliyor.
Kafalar öyle bir karıştırılıyor ki; insanlar, Müslümanlar’ın din ve inanç hürriyetinin her zaman baskı altında olduğunu düşünmeye başlıyor!
Böylece; inanç özgürlüklerini gerektiği gibi kullanamadıklarını iddia ederek zaman zaman devlete karşı sesini yükselten Alevi mezhebi mensuplarının, Hıristiyanların, Musevilerin ve diğer inançların arasına, Sünni Müslümanlar da “şikayetçi” olarak girmiş oluyor!
Hem de; tam da tarikatlar Cumhuriyet tarihinde güçlerinin en doruk noktasına ulaşmış, kamu kurumlarını adeta paylaşmış ve artık bürokrat atar hale bile gelmişken?
* * *
AKP’nin bu ranttan daha uzun bir süre daha nemalanmaya niyetli olduğu, her halinden anlaşılıyor.
Milliyetçi Hareket Partisi ise, bu rantı, AKP’ne tek başına yedirmeyeceğinin sinyallerini daha önceden vermişti.
İster dinimizin gereği olsun, ister gelenek ve görenek gereği olsun; isterse özentiden, isterse de mahalle baskısından olsun, kadınlarımızın bir kısmı örtünüyor.
Bu insanların büyük bir kısmının, örtünmenin “felsefesiyle” o kadar da ilgili oldukları düşünülmemelidir.
O şekilde giyiniyor ve o şekilde rahat ediyorlarsa; bu konu artık tartışmaya açık olmamalıdır.
Diğer insanların, aynı alandaki özgürlüklerini tehdit etmediği sürece, insanların hayat tarzlarına karışılmamalıdır.
Buradaki yegane endişe kaynağı, kadınların toplumsal hayata gereği gibi katılımlarının sağlanamaması olmalıdır.
Üzerlerine ne giydikleri ise, kendilerinin tercihidir.
Devletin, bu kadar detaya inmesi, devlet kurumlarını ve mekanizmalarını da yorar.
Şahsi özgürlükler alanına, ‘ne giyileceğine’ kadar müdahale eden bir devletin “saygınlığı” da tartışmaya açılabilir ki; bu tercih edilen bir durum olmamalıdır.
Devlet, vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese temel hak ve özgürlüklerini sağlamakla birlikte; kendi bekasını sağlayacak tedbirleri, halka hissettirmeden ve halkla polemiğe girmeden almalıdır.
Örtünmek, artık kanıksanmış olan bir Türkiye gerçeğidir.
CHP, örtünenlerin bir kısmı ‘siyasi amaç’ güdüyor olsa bile, bu gerçeği fark ederek; halkı, AKP ve MHP’nin sinsi ama bir o kadar da akıllıca “siyasi rant” oyunundan kurtarmalıydı.
CHP’nin başını çektiği bir Anayasa tadilatı, hem daha düzgün, hem de halkta rejimin geleceğine dair en ufak bir şüphe uyandırmayacak şekilde olurdu.
Tüm siyasi partilerden, devletin diğer erklerinden ve sivil toplum kuruluşlarından da destek görürdü.
Beş veya on bin kişinin yaşadığı bir sorun, tüm ülkeyi germemiş olurdu.
Velev ki; o sorunu bir kişi dahi yaşıyor olsa bile, bunu çözmek, devletin asli görevlerindendir.
* * *
Kişisel hak ve özgürlüklerde AB standartları yakalanmak isteniyorsa, devlet, her bir ferdini, hiçbir endişe duymadan her türlü hak ve özgürlükten yararlandırmalıdır.
“Devlet Baba” olmanın gereği budur.
“Baba” aile içinde otoriteyi nasıl sağlayacağını en iyi bilen kişidir.
Kızının örtünmesinden de, açık gezmesinden de endişe duymaz. Onun iyi bir yurttaş olması için her türlü imkânı sağlar.
Çocuğu şımarıp haddini aşarsa, onu “kıç üstü” oturtmanın yollarını da herkesten iyi bilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ondan bundan korkan değil; Kurtuluş Savaşı’yla “ne olduğunu” dünyaya ispatlamış bir devlettir.
Kedinin aslanı boğacağına dair hayali senaryolar üretmenin âlemi yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti “devlet geleneği”, bugüne kadar ayakta dimdik kalmayı nasıl becerdi ise, bundan sonra da becermeye muktedirdir.
* * *
Tekrar konumuza dönecek olursak; CHP, inisiyatifi ele alıp, bu meseleyi rejime ve Cumhuriyet’e halel getirmeden ve rakiplerince bir şov haline getirilmeden çözebilirdi:
Nasıl ki; irticaya karşı alındığı söylenen 28 Şubat kararlarını Erbakan gibi bir “Milli Görüş” lideri imzaladı da, tabanından tek bir “çıt” bile çıkmadı?
Nasıl ki; vatan haini Abdullah Öcalan, kendisini “bir kaşık suda boğacak” olan MHP iktidarında asılmadı da, tabanından tek bir “çıt” bile çıkmadı?
Nasıl ki; “Hıristiyan Kulubü” olarak adlandırdığı Avrupa Birliği için, iktidar olunca en fazla yol kat eden, yine aynı “Müslüman Demokrat” AKP oldu da, tabanından tek bir “çıt” bile çıkmadı?
Türbanı da “Sosyal Demokrat” CHP çözmeliydi…
Tek “çıt” bile çıkmazdı!
feramuzerdin@kenthaber.com