20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Erkan Mumcu’nun istifası.... Bu cevaplardan ben tatmin olmadım; siz?

Bana, Erkan Mumcu’nun AK Parti’nin istifası ile ilgili sorular soruluyor. Zira, AK Parti’den, AK Parti’nin yönetim kadrosunun samimiyetsizliğini, önyargılarını ortaya koyarak 1.5 sene evvel ilk istifa eden benim.

Sayın Erkan Mumcu hakkında değerlendirme yapmak bana düşmez ama birkaç soru aklıma takılıyor ve kamuoyu ile paylaşmak istiyorum:

- Acaba, “katılmadığım kararlara imza atmam” diyen Erkan Mumcu, bugüne kadar tezkere, “pişmanlık yasası”, IMF’ye bağımlı bütçe gibi düzinelerle karara isteyerek mi, “katılarak mı” imza attı? Yoksa, koltuk tatlı geldiği için 2 sene kerhen imza atarak, istifa edemedi mi?

- Gerek iki aydır kendisi adına bir eski Başbakan Yardımcısının milletvekilleri ile yürüttüğü temaslar, gerekse kendisinin basın toplantısında açıkça ortaya koyduğu yeni siyasi oluşum Türkiye’ye ne getirecek? Türkiye’nin şartları yeni bir siyasi oluşum için hazır mı? Yoksa, Erkan Mumcu başkanlığındaki bu yeni siyasi oluşum önümüzdeki muhtemel erken veya baskın seçimde 3 Kasım 2002 seçimlerinde Genç Parti’nin oynadığı rolü mü oynayacak veya oynattırılacak?

Bekleyelim görelim… Erkan Mumcu ve ekibine başarılar dilerim…

****

Cevabı gelen bazı soru önergelerimi ve gelen cevapları sizinle paylaşmak istiyorum:

Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Edelman’ın rezidansında Patrik Bartholomeus’un ağırlanmasına ve özellikle, ABD Büyükelçiliği Sözcüsü’nün “Biz Fener Rum Patriğini her zaman ekümenik olarak kabul ediyoruz” konusundaki tepkilerini sordum.

Cevap, “ABD’nin Ankara Büyükelçiliğine en üst düzeyde girişim konusu yapılmıştır” şeklinde oldu.

Bakalım bu girişim ne kadar ciddiye alınacak?

****

TMSF’ye, 222.8 milyar dolar tutarındaki kredi alacağını Deutche Bank’ın iştirakı Bebek Varlık Yönetimine 22.5 milyon dolara satması ile ilgili 9 soru sormuştum. TMSF’den gelen cevap, tam manasıyla “Tırişkadan nağmeler”… İhaleyi yaptık, kredileri sattık, kalanı da bizi alakadar etmez gibi bir cevap veriyorlar.

****

Sayın Abdüllatif Şener’e, “Zat-ı alinize yöneltilen ve ilgili kurumları alakadar eden sonu önergelerinin cevaplarını soru soranlara yollarken cevapları kontrol etmediğiniz, eksik ve yanlış cevapları da ilettiğinizin görülmesi dolayısıyla, sizin şahsen, ilgili kurumlardan yöneltilen sorulardan istifade etmeniz açısından, sizin de kurumlar üzerinde denetim görevini daha iyi yerine getirmenize yarayacak soru önergelerini ve cevaplarını bizzat tetkik etmeniz ve cevaplarda gördüğünüz eksiklikleri düzelttirdikten sonra göndermeniz gerekmez mi?” diye sormuştum.

Sayın Abdüllatif Şener bana, “Emin Şirin tarafından bugüne kadar yöneltilmiş olan soru önergelerine konu, iş ve işlemlere tamamına yakını Bakanlığım ilgili kurumu olan BDDK, SPK ve TMSF ile ilgilidir. Cevapları bu kurumlar hazırlamakta ve Bakanlığımın tetkik ve incelemesinden sonra TBMM Başkanlığına gönderilmektedir” demektedir.

Güzel, Abdüllatif Şener böylece sorumluluğunu kabul etmiş oluyor. Kendisine, Ersümer ve Çakan’ı Yüce Divan’a yollayan komisyon raporunun 107. sayfasını hatırlatırım:

“Bakanların imzası ve Oluru bulunmayan ve hatta rıza ve Onayı olmayan herhangi bir muamelenin mevzuatımıza göre tahakkuk etmesi mümkün değildir.

Kaldı ki, 3154 sayılı Yasanın 5. maddesi Bakanların mesuliyetini Bakanlığın tüm faaliyetlerini de kapsayacak şekilde doğrudan bir sorumluluk olarak belirlemiştir. Usulsüzlüklerden bürokratları ya da kurumları mesul tutup Bakan olarak mesuliyetten kaçınmak mer’i mevzuata ve genel hukuk prensiplerine göre mümkün değildir. Burada en başta Bakan olmak üzere kolektif, birbirine bağlı ve teselsül eden bir sorumluluk sözkonusudur.”

****

Sayın Cemil Çiçek’e, Abdullah Öcalan ile ilgili bazı sorular sormuştum. Soruları sizinle paylaşıyorum:

1- Mahkum olmuş bir suçlunun, “Kürt halk önderi” şeklinde takdim edilmesi ve övülmesi suça teşvik niteliği taşımaz mı?

2- Abdullah Öcalan’ın ulusal ve federatif devlet modellerini reddederek, “Irak ve İran’ı da kapsayacak şekilde, Kürdistan Demokratik Konfederasyonu” teklif etmesi ne manaya gelmektedir?

3- TCK’da, ülke bütünlüğünü bozacak olsa bile, cebir ve şiddet kullanmamak kaydıyla böyle bir propagandanın yapılması ve fikrin söylenmesi Abdullah Öcalan’ın, “demokratik ifade özgürlüğünü” kullanması olarak değerlendirilebilir mi?

4- Sözcülüğünü yaptığınız hükümet, Abdullah Öcalan’ın, “Recep Tayyip Erdoğan bir Şaron kadar bile olamıyor. Erdoğan’ı ciddi olmaya davet ediyorum. AKP tam bir tüccar partisi. Bunun arkasında ABD var”‘konuşmaları ve bunu avukatları aracılığıyla basında yer almasını temin etmesi hükümetinizce nasıl karşılanmaktadır?

5- Abdullah Öcalan’ın, Leyla Zana ve arkadaşlarının kurmakta olduğu parti ile ilgili olarak vermiş olduğu fikirlerin “bir hükümlünün siyasi faaliyette bulunması” yerine, “demokratik ifade özgürlüğünün kullanılması” değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı?

6- Güneydoğu Anadolu’da bulunan ve Kürt kökenli Türk vatandaşları tarafından idare edilen belediyelerin, belediye faaliyetleri dışında bulundukları siyasi faaliyetler dikkate alındığında, bu faaliyetlerin ortaya çıkarabileceği neticeler Yerel Yönetimler Kanun Tasarısında dikkate alınacak mıdır?





Cemil Çiçek bu sorularıma kızmış: “Sorunun kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürülmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen bir önerge ile Hükümet adına cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bir bakandan açık ve belli konular hakkında bilgi istemekten ibaret olduğu” görüşü ile cevaplandırmamış!!!!



Takdir kamuoyunun…



****

Abdullah Gül’e Lozan Antlaşmasının 39. maddesindeki “Resmi lisan mevcut olmakla beraber, Türkçe’den başka bir lisan ile konuşan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına, hakim huzurunda kendi lisanlarını kullanmalarına müsaade edilir” hükmünün uygulanıp uygulanmayacağını sormuştum.



Cevap vermemiş. Sadece, televizyon ve radyolarda lehçelerin kullanılabileceğini söylemiş ama basından okuduğumuza göre soru önergesinin gereği yerine getiriliyor, amaç hasıl olmuş. Özellikle, Güneydoğu Anadolu’da Türkçe bilmeyen yurttaşlar mahkemede Kürtçe konuşabilecekler.



****

Cemil Çiçek’e, “Cem Uzan ile Hakan Uzan’ın uydu telefonu ile konuştuğu gazetelerde yayınlanan deşifrelerden anlaşıldığına göre, Hakan Uzan’ın nerede bulunduğunun tespiti, noktasına kadar teknik olarak kesinlikle mümkündür. Hakan Uzan’ın yeri tespit edilmiş midir?” diye sordum:



Soruyu anlamamış gibi, “Interpol vasıtasıyla arıyoruz” diye cevap verdi.


Yayın Tarihi : 16 Şubat 2005 Çarşamba 17:19:37


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?