30
Ocak
2026
Cuma
MEDYA

TRT DOĞRU BİR BAŞLANGIÇ YAPTI

Televizyon, gösterdiği "gerçekliğin" frekanslardan gelen elektromanyetik dalgalarla ekrana nasıl yansıdığını anlamayanlar için "sihirli bir kutu"dur, oysa bu sihirli kutunun bir başka sihirli kutusu daha vardır; gündelik dilde "rating" adıyla anılan, teknik dilde "people-meter" denilen ve Türkçe ifade ile "insan ölçer" kutusu.

İşte bu kutunun ürettiği sayısal verilere verilen ad olan "rating" son günlerde epey tartışılır oldu ve Türk televizyon dünyasının "amiral gemisi TRT" konuya el attı ve durumu yargıya taşıdı.

İddia edilenler doğruysa, rating verilerini ölçmekle yükümlü AGB şirketi, kullandığı örneklemlerle oynanarak, coğrafi olarak en fazla vericiye sahip, dolayısıyla sıradan bir mantıkla diğer televizyon kanallarının kapsanmadığı yerleri de dahil edersek oldukça yüksek bir rating alması mümkün olan TRT televizyonlarının ratingleri üzerinde türlü çeşitli yoldan yapılan "sahtekârlıklara" ve "manipülasyonlara" yeterli ve bilimsel kontrol yapmayarak, ses çıkarmamakta ve hatta o manipülasyonlara bizzat kaynaklık teşkil etmektedir.

2003 yılında benzer bir iddiayı, o zamanlar Uzanlar'ın gazetesi ve televizyonu olan Star'da ben de yazılı ve sözlü olarak dile getirmiş ve o zamanın denetçisi A.A. Bir tarafından (aynen bugün TRT'nin AGB'ye yaptığı gibi) mahkemeye verilmiş ve sonuçta aklanmıştım.

Medya ve reklamveren temsilcilerinden oluşan TİAK'ın (Televizyon İzleme Araştırması Kurulu) denetiminde ratingden sorumlu AGB şirketine karşı yönetilen birçok suçlamanın tarihi daha da eskilere gider. Bu örnekler, televizyonun sihirli kutusu ile ilgili bugünlerde ve teknik olarak her zaman geçerli olan kuşkuların ve bu bilimsel denilen veri toplamanın (kabaca televizyon izleyicilerinin kaç kişi olduğuna dair alan araştırmasının) sosyal-ekonomik-teknik-epistemolojik yönlerine dair belli başlı kanıtlardır.

TEKNİK-EPİSTEMOLOJİK "RATiNG" SORUNLARI

Rating ölçümlerinin zaman zaman medyaya yansıdığı biçimiyle, Türkiye'deki sosyal ve ticari ulusal sınıntılarının yanı sıra, televizyonun sihirli kutusu dediğim, "people-meter" cihazlarının ampirik (gerçek) veri elde etme açısından epistemolojik sorunları da var. Verilerin işlenmesi sırasındaki bilgisayar hilelerine varabilecek yetersizliğin ikrarı da dahil, hiç kimse tarafından, Prof. Dr. Ümit Atabek dışında henüz dillendirilmemiş durumda. Şimdi Prof. Ümit Atabek'e kulak verelim:

"İzleyici kimdir sorusunun en yalın cevabı "sunulan içeriği izleyendir" şeklinde olabilir. Bu kişi çeşitli sosyo-ekonomik göstergeleriyle bir insandır. 'Bu izleyicilerden kaç tanesi belirli bir içerik sunumunu izlemektedir?' sorusuna verilecek herhangi bir cevap, bu izleyicilerin hâlâ birer insan olduğu gerçeğini dışlayamaz. Dolayısıyla bu tür bir soruya cevap verebilmek için tasarlanan herhangi bir araştırmanın, metodolojik olarak kaç "insan" sorusunu cevaplayacak bir tasarım olması gerektiği unutulmamalıdır. Bu metodolojik sorun için "people-meter" cihazı, adına karşın tipik bir örnek oluşturacaktır. People-meter kutusu, insan izleyicisinin kaç kişi olduğunu ölçmez, bunun yerine izlendiği kabul edilen televizyon alıcısındaki "tunerin" hangi kanalda olduğunu tespit ederek "bu kanallara tune edilmiş kaç televizyon alıcısı olduğu" ölçülür. Hatta tam olarak ölçülen, hangi kanala "tune" edildiği dahi değildir. Örneğin AGB tarafından geliştirilen TVM2 model people-meter televizyon alıcısının tunerine takılan bir "sonda" aracılığı ile belirli bir frekansa (dolayısıyla kanala) ayarlamak için gerekli olan voltajı ölçmektedir. Voltaja ilişkin veri belirli bir kanala ilişkin program verisi olarak kabul edilmektedir. Halbuki her bir televizyon programı değişik kanallardan yayınlanabilir ve televizyon cihazı sahipleri değişik değişik programları değişik kanallarda "hafızaya" alabilir. Ayrıca bir televizyon programı, vericilerinin yayın frekanslarını çeşitli nedenlerle değiştirebilir. Bu sorunları çözmek için geliştirilen ve tunerin de people-meter içine dahil ederek kanal seçiminin people-meter aracılığıyla yapılması yöntemi ise, televizyon izleyicilerinin alışkanlıklarına müdahale olarak değerlendirilmiş ve denetim kuruluşlarınca tavsiye edilmeyen bir teknoloji olarak belirlenmiştir."

İşte tüm mesele buradadır. Örneklemin yarattığı temsiliyet hatalarının ve art niyetli ticari kişilerin "veri alma ve işleme" sürecindeki suç fillerinin çok ötesinde, "rating"in, teknik olarak, "kaç adet ve hangi tür insan kanalı izliyor" ile yakından uzaktan ilişkili olmamasıyla, belki de en temel olarak asıl bu yönü ile sorunludur.

Ayrıca, örneklemdeki hanelerin, people-meter cihazları konusunda eğitilmeleri ve bu hanelerdeki cihaz kutularının, "doğru" frekansları ölçmeleri ile ilgili teknik müdahale, birçok televizyon kanalının ve belediyenin ülkenin örneklem ailelerini de kapsayan birçok yöresinde sürekli olarak çok çeşitli nedenlerle vericilerinin frekanslarını değiştirmeleri nedeniyle oluşabilecek hata payını yok edemez. Örneklem içindeki hanelerin sürekli olarak bu yeni değişikliklere göre tanımlanmaları gereklidir ve bu da frekanslarla oynamaların, RTÜK'ten bile "gizlenerek" yapılması nedeniyle, imkânsızdır. Bu durumdaki teknik bir sorunla ilgili olarak, örneklem içinde sadece, diyelim beş hane olsa, bu tüm nüfusta yüz elli bin küsur televizyon izleyicisi demektir ki, bu da yüzde 3 "rating" (oran) puanı eder ve bazı durumlarda bir programın bir başkası ile değerlendirilmesinde önemli bir sıra farkı yaratabilir. Bu yazıda hiç değinmedik ama, bu tür sorunların yaratacağı sıralama farkları "share" (pay) puanlarında daha fazla puana tekabül ederek, asıl reklamveren için çok daha değerli olan "share" ölçümünü ve sıralamasını çok daha fazla hatalı olarak etkiler.

Bütün bunların üstünde konu ile ilgili bir de, epistemolojik sonuçlar yaratan terminolojik bir sorun vardır: Ratinglere genellikle "television audience ratings" deniliyor. İngilizcede "Audi-ence" dinlemekten geliyor ama "seyredeni" de kapsıyor. Dinleyerek ya da seyrederek iki ayrı izleme mümkün olduğundan biz bu ölçümlere Türkçede "izleyici ölçümleri" diyoruz. Garip ama İngilizcesi yetersiz-yanlış, Türkçesi doğru tek iletişim kavramı da bu galiba. Dolayısıyla "izleyici ölçümü" terimi doğru; TV-radyo, internet, film, video, ses kaseti, hepsini kapsıyor. Ancak, İngilizcede bir de "viewer" kavramı var. Seyreden anlamında. TV ölçümlerine "viewer ratings" de deniliyor. Bu tür terminolojik adlandırmaların, bilimsel veri toplama düzeyinde, Prof. Dr. Ümit Atabek'in değindiği epistemolojik sorunlara varması kaçınılmaz. Televizyonda "seyreden" ile "dinleyen" arasında fark, gündelik dilden ayrı olarak, o kadar önemli ki, birçok durumda bu farkın bilinebilmesi, "reklam yapımının/üretiminin ve hedef kitlesinin" yeniden gözden geçirilmesine kadar uzanan sektörel derin sonuçlara gebe.

RATiNG SORUNUNA ÇÖZÜM VAR MI?

1992'den bu yana TİAK tarafından denetlenen, AGB-Nielsen şirketi, rating'i, şu anda 59 milyon kişiyi temsil ettiği varsayılan 2.500 kadar haneye 3.682 cihaz (people-meter) yerleştirerek, karadan, kablo ve uydu televizyon yayınlarının tamamını, 25 küsur şehirde ve 25 küsur ilçeye dağılmış durumda farklı yaş ve sosyal konumlardaki aile bireylerinin televizyon izlemelerini kayıt ederek, telefon hattına takılı basit bir modemle ana merkezdeki bilgisayarlara aktararak ölçüyor.

Şu anda dünyada kullanılan, Türkiye'de sosyal ve ekonomik olarak eleştirilen fakat teknik düzeyde de epistemolojik sorunları olduğunu gördüğümüz "televizyon izleyici ölçümü" (rating sistemi) hataları ile (ne yazık ki pek sevabı yok) AGB'nin de uyguladığı bu sistem.

Bu tür ölçüme (people-meter ile ölçüme) aktif ölçme diyoruz. Yani izleyici ölçüldüğünün farkında olarak ölçme işini yapıyor fakat ölçülen aslında izleyici değil, frekansın kendisi halinde (voltajının ölçülmesi olarak) verileştiriliyor. Bu nedenle, televizyon izleme ölçümlerinde, pozitivist-amprisizmde var olduğu ve kavranabildiği kadarıyla, olgudaki içkin bilginin çıkarılması sorunsalı açısından "pasif ölçme" (izleyenin ölçüldüğünün farkında olmadığı) tekniklerine geçilmedikçe sorun hem yukarıdaki Türkiye örneklerinde gördüğümüz gibi, "verilerin manipülasyonu" ve örneklem temsiliyeti yetersizlikleri açısından hem de, yine Türkiye'de duayen rating denetçisi A.A. Bir'in de itiraf ettiği "kırpıntıların" ne olduğuna dair teknik sorunla ve epistemolojik olarak gerçek izlemeyi saptamak açısından çözülemez.

Ev içi pasif ölçümde (dijital platform ölçümleri, TV setindeki gizli kamera ile durum saptama, vs.) veya hane halkı dışı pasif ölçmelerde (kahvehaneler, kantin, bekleme odaları, ofisler, vs. veya taşıt içi ve sokakta izlemelerde) laser yöntemi ile ekranla gözün temasının ölçülmesi işlemi yapılmadığı sürece, ki bu ölçümlerin de hata payı yüksektir, aktif ölçmeden doğan hatalar hep olacaktır. Ayrıca, rating tartışmaları ve hileleri üzerine hafızamızı tazelerken gördük ki, bu teknik-epistemolojik hataların yanı sıra, Türkiye'de, "veri aktarımında" ve "veri işlemesinde" yaşanılan kastî hatalar da mevcuttur. Tüm bunların örneklem seçilmesi ile giderilebilir kısmı olduğu halde, ki Türkiye'de eksik ve yanlış tartışılan temel olarak bu, ayrıca etik değerlerin pek işe karışmadığı pasif ölçümleme tekniklerinin de kullanılması gereği ortaya çıkmaktadır. "Taşa baktığımızda atomu görseydik, bilime ihtiyaç yoktu." diyen Marx galiba sorunun hem insanî hem de teknik boyutlarını sergilemiş durumda.

Çağ, iletişimin her yerde ve her an ve herkesle yapılabildiği bir hale gelmesine karşın, yine de kitlesel iletişim hâlâ başat bir durumdadır.

TRT, "rating" üzerinde oynanan oyunları yargıya götürmekle doğru bir başlangıç yapmıştır. Konu aslında RTÜK'ün de konusudur. Ayrıca, konu tüm olarak "elektromanyetik yayın" yapan tüm sektörlerin toplam sorunudur. RTÜK yeterli değildir, Türkiye'de, Amerika'daki FCC türünden bir üst idare kurulmadıkça da, durum bu karmaşa içinde kalmaya mahkumdur. Reklamverenlerin de konu ile doğrudan ilişkileri vardır ve aslında, Türkiye'de rating üzerinde kopartılan yaygaranın aslı astarının birileri tarafından yine medya malzemesi haline getirilmesi ve medya içine gömülmesi ironisinin çok ötesinde, rating temelde ve çok kesin olarak, bir reklamveren-yayıncı meselesidir. Üçüncü kişileri ilgilendirir ancak pek bağlamaz.

Ama bu sorunların çok ötesinde, sağlam, aklî, kılavuzluk yapan ve eğlenceli bir medya için, sihirli kutunun sihirli kutusu "rating" tartışmasının temel olarak alınacağı ama çok daha geniş bir ulusal iletişim tartışmasının başlatılacağı, Gerbner'in çağrısını yaptığı, medyanın ve telekomünikasyonun temelini anlayacak ve anlatacak üçüncü bir sesin, "bilim sesinin" çıkması gerekmektedir.


 

Prof. Veysel Batmaz-Zaman
Yayın Tarihi : 19 Haziran 2009 Cuma 16:42:26
Güncelleme :20 Haziran 2009 Cumartesi 17:14:50


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?