7
Şubat
2026
Cumartesi
ANASAYFA

Sayın Başbakan, velev ki aynı havuzdayız, ne olacak ki?...

Devlet gücüyle intikam yoktur demokrasi defterinde!

Gazetede günlük köşe yazmak bazen insanı helak eder. Çünkü öyle haller olur ki patinaj yapmaya başlarsın. Önüne benzer konular gelir ve sen de bir daha, bir daha yorumlamak zorunda kalırsın.
Ben bunu daha önce yazmıştım demek olmaz bu işte. Pedal çevirmeye çaresiz devam edeceksin, eğer her Allah’ın günü yazıya mahkumsan.
Oyunun kuralı bu.
Çarşamba akşamı Kanal 24’de bir meslektaşım sormuş Başbakan Erdoğan’a, “Bütün köşe yazarlarını aynı mı değerlendiriyorsunuz?” diye.
Erdoğan da demiş ki:
“Objektif bakanı görmedim gibi bir şey. Çünkü hepsi aynı havuzun içinde yoğruluyor. (Bir meslektaşım, “Hasan Cemal’i sevdiğinizi biliyoruz” diye araya giriyor) Bakın ne diyorum, çok çok istisna... Ama hepsi havuzun içinde yoğruluyorlar. Öyle anlar geliyor ki, icabında hepsi patronunun haklarını savunmaya başlıyorlar.”
Yeni bir şey yok bu sözlerde.
Tayyip Erdoğan, geçen Eylül ayında Deniz Feneri olayı patlak verdiği zaman da benzer şeyler söylemiş, gazeteci milletini eleştirmişti.
Ben de bu köşede uzun uzun yazmış, hangi noktalarda haksız olduğunu, hangi açılardan eleştiriyi hak ettiğini belirtmiştim.
O kadar örneği var ki(*).
Bir daha aynı şeyleri yazmak içimden gelmiyor. Ama yine de değinmek zorundayım.
Sayın Başbakan;
Diyelim ki hepimiz aynı havuzun içindeyiz ve patronumuzu savunuyoruz.
Olabilir.
Yanlış da yapıyor olabiliriz.
Bu da mümkün.
Ama siz buna tahammül etmek zorundasınız. Eğer basın özgürlüğü varsa, eğer rejimin adı demokrasi ise başka çareniz yok, değişik sesleri beğenmeseniz de dinleyeceksiniz.
İkincisi:
‘Aynı havuz‘un içinde değiliz.
Siyah beyaz ayrılıklarımız var.
Bu ayrılıklar yalnız siyasal ve ideolojik çizgiler taşımıyor.
Patron söz konusu olduğunda da, iş ilişkileri gündeme geldiğinde de farklı tavırlar su yüzüne vurmuştur bizim grupta. Konuya bazen sessiz ve mesafeli kalınarak, bazen üstü örtülü biçimde, bazen de açıktan eleştirel yaklaşımlar belirtilmiştir.
Kapalı kapılar arkasındaysa, yüzyüze tartışmalar daha açık dille yapılmıştır.
‘Medya eleştirileri‘ne gelince, köşelerde bunun örnekleri de verilmiştir. Mesela 25 Eylül 08 tarihli yazımın başlığı şöyleydi:
“Medya adam olmadan, demokrasi adam olmaz!”
Ama Sayın Başbakan;
Dikkat edin, eğer sizdeki bu eleştiriye karşı tahammülsüzlük böyle devam edip giderse, bizim demokrasi de adam olmayacak.
Laf uzadı yine.
Son astronomik vergi cezası, bilgi ve vicdan sahibi herkesin gözünde siyasal nitelik taşıyan düşmanca bir tavır olarak değerlendiriliyor.
Ben de böyle düşünüyorum.
Daha önce de yazdım.
Siyasal iktidarlar, ellerindeki ‘devlet gücü’yle ‘intikam’ almaya kalkışırlarsa, orada ne hukuk kalır, ne de demokrasi. Eleştiriye, muhalefete tahammüldür, demokrasileri demokrasi yapan...
İktidar her rejimde vardır. Eleştiri ve muhalefet ise bir tek demokrasilerde...
Eleştiri ne kadar sert, ne kadar aykırı da olsa, muhalefet ne kadar aşırı, ne kadar acıtıcı da olsa, iktidar sahiplerinin buna tahammülüdür, demokrasileri demokrasi yapan...
Sayın Başbakan;
Dün bir şiir okuduğunuz için demokrasiyi hiçe sayıp sizi hapse atan gücü hiç aklınızdan çıkarmayın, bugün sizi eleştirenlere yıldırımlar yağdırırken...
 

Hasan Cemal/Milliyet
Yayın Tarihi : 7 Mart 2009 Cumartesi 10:14:42


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?