Ülkenin gündeminde, devlet hayatında bir sorun varsa... Ve sen hükümet olarak, iktidar olarak o soruna eğilmezsen...
O sorunu çözmezsen.
Çözümsüzlük çözüm dersen.
Yok sayarsan.
O sorun yok olmaz ki.
O sorunu görmezlikten gelirsen.
Halının altına süpürürsen.
Kaybolmaz ki o sorun.
Kürt sorunu böyle oldu.
Patladı sonunda.
Laiklik sorunu böyle oldu.
Siyaset ve toplumu geriyor.
Ermeni sorunu böyle oldu.
Tarihte kalmadı, bugün yaşıyoruz.
Hep yok saydın.
Ama hiç biri yok olmadı.
Bak şimdi de Aleviler sokağa çıktı. Devlet olarak yok saydığın, siyasal iktidarlar olarak yıllar boyu görmezlikten gelerek halının altına süpürmeye çalıştığın bir mesele daha Türkiye'de insanları meydanlara döktü:
Alevi sorunu!
Ve dikkat, Alevilerin sokağa çıkması bir ilki oluşturuyor.
Ankara'da geçen hafta sonu onbinlerce Alevi vatandaş barış içinde gösteri yaptılar, yılanhikayesine dönmüş sorunlarına çare istediler. Alevi Bektaşi Federasyonu'nun düzenlediği gösterinin adı ayrımcılığın altını çiziyordu:
"Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı Büyük Alevi Yürüyüşü."
Taleplerin özeti dört noktaydı:
Zorunlu din derslerinin kaldırılması... Diyanetin lağvedilmesi... Cemevlerinin yasal statüye kavuşması... Madımak Oteli'nin müze olması...
Onbinlerce Alevi geçen hafta sonu Ankara'nın göbeğinde gösteri yaparken bazı tepkiler yadırgatıcıydı.
Gösteriye katılmayan Alevi kuruluşlarından, 'Sünni' dünyadan ve onlara yakın gazetelerden, AKP çevrelerinden yükselen sesler gerçekten tuhaftı.
Duyarsızlık kokuyordu.
'Devletin sesi' gibiydi.
'Karanlık güçler' edebiyatı vardı.
'Dış parmaklar'dan söz ediliyordu.
Kısacası:
Ankara'nın Sıhhiye meydanında toplanan kimine göre elli bin, kimine göre yüz bin Alevi vatandaşımız sokağa çekilerek oyuna getiriliyor, 'dış güçler'le onların 'yardakçı ve aletleri' tarafından tuzağa düşürülüyordu.
Öyle mi?..
Bu 'devletçi dil' çok eski.
Hissiz, empati yoksunu bir dil!
Türkiye'nin bütün temel sorunları cumhuriyetin kuruluşundan beri 85 yıldır hep bu dille yok sayılmak istendi. Tarihin üstüne bu dilin temsil ettiği zihniyetle şal örtüldü. Yasaklandı bazı sorunlar, konuşulması bile suç sayıldı. Konuşanlar devletin sillesini yedi, hapse düştü.
Bir süre başarılı da olundu.
Gözden uzak tutuldu bu sorunlar.
Örneğin Aleviler korkutuldu.
Toplumdan dışlanmamak için Alevi olduklarını yıllar yılı sakladılar.
Mustafa Kemal, Milli Mücadele'yi örgütlemek için Anadolu'ya geçtiğinde en büyük destekçilerinden biri, Hacıbektaş dergahının postnişinlerinden ve 1920'deki ilk Büyük Meclis'in başkanvekillerinden Cemalettin Çelebi(Ulusoy) idi.
Tekke ve Zaviyeler 1925'de kapatılınca, Hacıbektaş dergahı da kapatıldı.
Şu anda Hacıbektaş dergahının postnişi kabul edilen, Cemalettin Çelebi'nin torunu ve Alevi dünyasının en saygın isimlerinden Veliyeddin Ulusoy, Hacıbektaş'daki evinde Oral Çalışlar'la birlikte dem içerken,(evde hazırlanmış şarap) bakın neler anlatıyor:
"Dergah kapatılmış. Hacıbektaş'da şimdiki belediye binasının olduğu yerde jandarma karakolu var. O zamanki nahiye müdürü buranın kralı ve kraldan fazla kralcı. Ailemi kontrol ediyor sürekli, isyan edeceklermiş gibi haftada bir baskın uyguluyor. Yurttaşlar gizli saklı haberleşerek gece gelirlerdi evimize. Sakalları kesilmiş, akla gelmeyecek bin türlü eziyetler uygulanmıştır. Bunlar cumhuriyet döneminde yapılmıştır."
Devam ediyor:
"Hacıbektaş'ta kendimizi açıkça ifade ederek toplanmaya başlamamız 1960'lı yıllardır. O zamana kadar gizli, saklı, çekinerek toplanılırdı. Nerelisin deyince, Kırşehir'liyiz derdik. Hacıbektaş söylenmezdi. Bugün bize bağlı olan dedelerin kontrolü yine bizde devam ediyor. Yıllık belgeler veriyoruz yine onlara. O gider görevini yapar gelir. Bu bir gelenek, 15. asırdan, Hacıbektaş Veli'den beri devam ediyor. Ama gizli saklı devam ediyor. Mevcut yasalarımıza göre dedelerimizin ibadet ettirmesi suçtur. Biz bunun yasalaşmasını istiyoruz. Laikliği koruyarak yasalaşmalı."
Ve noktayı koyuyor:
"Yasaklasanız da devam edecektir. Nereye kadar yasaklayacaksınız ki? Bu bir gelenek..."
Yasaklarla bir yere varamazsın.
Sorun varsa, yok sayamazsınız.
Hele sorun köklerle ilgiliyse...
Hele inançlarla ilgiliyse...
Devekuşu gibi davranamazsın.
Hele devlet hayatında hiç olmaz bu. Gün gelir insanlar, demokratik haklarını kullanarak sokağa dökülür. Sonunda Alevilerin de yaptığı gibi...
Çözmediğin, çözemediğin bir temel sorun varsa, orada her türlü 'parmak' da vardır. Ancak unutma siyaset de sorun çözmek için vardır, biriktirmek için değil.
Demokrasi başka türlü işlemez, toplumsal barış başka türlü kurulmaz.
insanların haklarını demokratik yollardan aramalrı çok doğal ve her zaman arzulanan bi yöntem ama unutlmamalı dırki bir insanın hakları özgürlükleri diğer insanların hakları özgüzlükleri ile örtüsmemelidir.bu ülkede isteyen istediği dina inanabilir buna kimse karısmıyo ama ülkenin çok büyük bi çoğunluğunun inandığı bi dinin temsil makamının kaldırılması diye bi sey düsünülemez.ülkemizde alevi yurtdasların kendi inanıslarının vecibelerini yerine getirdikleri bir çok cem evi vardır ve yenileride açılmaktadır bildiğim kadarı ile(ayrıca kiliseler ve kilise evlerin var olduğuda bilinen bi gerçek değilmi) din dersinih zorunlu olmaması düsünülebilir gayri müslüm bi insan eğer kendi isterse kendi dinini veya islamı öğrenmeli bu istek anlasılır bi istek ayrıca geçmiste belki olmus olabilir çünkü yazıda anlatılan tarihlerde yaşamadım çokta detaylı arastırma imkanı bulamadım bunun için fazla bilgim yok ama gününümüzde alevi,kürt veya baska din ırk veya mezhepten vatandaslarımıza ayrımcılık yapıldığına inanmıyorum yapılsaydı yüce mecliste bir çok alevi kürt millet vekilimz olurmuydu.su anda yüce meclisimizin nerdeyse yarıya yakını sayın millet vekillerimiz nerdeyse yarıya yakını alevi ve kürt vatamdaslardan olusuyo bu doğru değilmi.benim ricam insanlarımızın taleplerini yerine getiriken daha makul olmaları ülkemizin ekonomik siyasi ...vb gibi durumlarını göz önünde bulundurmalırdır. ülkemiz tektir bizimdir baska TÜRKİYE yoktur yüzyolarca barıs çinde yasamıs insanların yine dünya var oldukça barıs sevgi dolu bi yaşantı içinde olmaları dileğiyle.....