OKUDUKLARI haberlere heyecan katmak isteyen televizyon spikerleri, "Filan haber Türkiye'nin gündemine bomba gibi düştü!" diye söze başlarlar.
Bir de, gündeme durup dururken düşen haberler vardır, hafta sonu "Ali Kemal" adı, gündeme böyle düşen haberlerdendi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin "Şehit Gazeteciler!" listesinde Ali Kemal'in adı varmış, bu olur mu?
Doğru "şehit" kavramı ile Ali Kemal'i birlikte anmak mümkün değil, hem, düşmanla cephede savaşırken ölen askerlerin dışında da görev başında can verenlere "şehit" demek bile tartışılmalı...
Milli Mücadeleye karşı çıkan, Kuvayı Milliyecilere "serseriler" diyen, Türklerin kurtuluşunu İngiliz himayesinde gören, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İstanbul'dan kaçırılıp İzmit'e götürülen, Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın emriyle linç edilen Peyami Sabah gazetesinin yazarına, Damat Ferit hükümetinin bakanına şehit denilemez...
Ya ne denir?
***
"HÜRRİYET"in sorusuna şu cevabı verdik:
"Ali Kemal'in yazdıklarına tümüyle karşıyım; ancak, bu, ne onun linç edilmesini gerektirir, ne de gazeteciliğinin reddi anlamına gelir... O zaman Necip Fazıl'la, Nâzım Hikmet'i de şairlikten atalım... O listenin başlığı "şehit" değil, "öldürülen" gazeteciler olmalıydı."
***
ALİ Kemal niçin linç edilmiştir?
Düşüncelerini kâğıda döktüğü için...
Bunun cezası linç edilmek değildir.
Elbette karşı düşünceleri eleştirmek hakkımızdır, yani adam kalkıp "Allah bağımsızlığın belasını versin!" diyecek ya da "Ulus devlet öldü!" diye müjde (!) verecek, bunu cevaplamak hakkı yok mu?
Elbette var!
"Düşünce özgürlüğü" kavramını da yanlış kullanıyoruz, kimse kafasındaki düşüncesinden dolayı suçlanamaz, ama "düşüncesini" sözle yazıyla anlatıp ifade etti mi, karşı eleştirilere de katlanmak zorundadır.
Ama düşüncenin de düşünce olması lazım...
***
ORHAN Pamuk gibi "Türkler 1 milyon Ermeni'yi, 30 bin Kürt'ü katlettiler" diyeceksin. Bu düşünce midir, ispata muhtaç bir sayıdır.
"Nobel aldı, alıyor, onun yüzünden jüri ikiye bölündü" haberlerini uçurup Nobel açıklanıncaya kadar susmak, Nobel'i alamadığını anlayınca da "Ben öyle demedim!" diye çark etmek, düşünceyi ifade etmenin hangi faslına girer?
***
BU dönüşün hemen akabinde, yine gündeme girebilmek için bu defa "AKP değil, ordu, Türkiye'de demokrasinin önünde engeldir" diyeceksin...
Diyeceksin de kimi inandıracaksın, iki gün sonra, "Ben öyle demedim!" diye Alman "Die Welt"'i yalanlamayacağına kimi inandıracaksın...
***
DÜŞÜNCE özgürlüğü ya da düşünceyi ifade özgürlüğü, nalıncı keseri gibi hep kendimizden ya da kendilerinden yana mıdır?
Orhan Pamuk ve Hrant Dink hakkında "Türklüğe hakaret" iddiasıyla dava açıldı diye yeri, göğü yerinden oynatanlar, "destek turları" düzenleyenler, öyle bir hava bastılar ki, bu memlekette bunlardan başka düşünce mağduru yoktur!
Peki, "Tercüman" yazarı Yağmur Atsız'ın yazdığı bir yazıdan dolayı Cumhurbaşkanı'na hakaret iddiasıyla yargılandığından kimin haberi var?
Diğerlerini düşüncelerini ifade ettiler diye savunacaksın, Yağmur Atsız'a gelince, herkes suspus!
Çünkü onlardan değil!
Hasan Pulur / Milliyet
Yayın Tarihi :
23 Ekim 2005 Pazar 10:54:45