Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, cumartesi günkü yazısıyla ilginç bir tartışma başlattı.
Önce olayı özetleyeyim:
Hürriyet'in Ankara Temsilcisi Nur Batur, bir yazısında "çardak" anlamına gelen "kameriye" yerine, yanlışlıkla "kamelya" yazmış...
Bu hata da Hürriyet okurlarından büyük tepki görmüş.
Hürriyet'teki arkadaşlar da internete girip, araştırmışlar... Görmüşler ki bu sözcüğün anlamını karıştıran sadece kendileri değil.
Bunun üzerine de Ertuğrul Özkök tartışılacağından emin olarak, "Madem bu iki sözcük bu kadar sık karıştırılıyor, o zaman kamelyanın sözlük anlamına çardağı da ekleyelim" önerisinde bulunmuş...
***
Halkımızın yanlış kullandığı her sözcüğe yeni bir anlam yüklemeye başlarsak, Türkçeyi iyice yere sereriz...
Büyük bir çoğunluk "yanlış" yerine "yalnış", "yalnız" yerine "yanlız", "tensikat" (fazla" çalışanı işten çıkarma) yerine "tenkisat", (azaltmalar, eksiltmeler) "eşofman" yerine "eşortman", "arabesk" yerine "arabeks", "diyanet" yerine "dinayet" diyor diye bu sözcükleri de mi değiştireceğiz?
Daha açık bir örnek vermek gerekirse, bundan sonra "Kabotaj Bayramı" yerine bazı vatandaşlarımızın deyimiyle "Kabataş Bayramı"nı mı kutlayacağız?
Elbette hayır!
Eminim başta Ertuğrul Bey olmak üzere hiç kimse, "Halkımız yanlış biliyor" gerekçesiyle dilimizin böylesine çarpıtılmasına sıcak bakmaz...
Peki Ertuğrul Bey neden, "Kamelyanın sözlük anlamına çardağı da ekleyelim, olsun bitsin" diyebiliyor?
Kimbilir; belki de "Biz yazım kurallarına değil, yazım kuralları bize uymak zorunda. Biz Hürriyetiz" demek istiyor.
***
Değil editör ya da yazar; dilbilimci bile olsak, bazı sözcükleri gündelik hayatımızda yanlış söylüyor, yazıyor olabiliriz...
Bunu önlemenin tek yolu, tereddüt ettiğimiz her sözcük için, yazım kılavuzuna, sözlüklere bakma alışkanlığı edinmemiz...
Üstelik bu, sözcüklerin anlamını değiştirmekten daha kolay bir yöntem değil mi?
Hayaltepe projesi!
Galatasaray bundan neredeyse bir buçuk yıl önce Seyrantepe'deki bir arazinin üst kullanım hakkını almıştı. Başkan Özhan Canaydın da arsaya 5 bin konut inşaa edip satacaklarını, bunların parasıyla da yeni bir stat yapacaklarını, projenin birkaç ay içinde başlayacağını açıklamıştı.
Ben daha o gün, bu proje için "Hayal. Kesinlikle hayata geçemez" demiştim...
İtirazımın nedeni de basitti:
"Hiç kimse kiraladığı bir araziye bina yaptırıp, bunun mülkiyetini satışa çıkaramaz. Çıkarsa bile, kimse bu binaları satın almaz."
Ben bu yazıyı yazınca, spor servisimizden Gökmen Özdemir kardeşim yanıma geldi ve "Ağabey, bu kez fena çuvalladın. Göreceksin Galatasaray o binaları yapıp satacak" dedi...
Sonuçta, Gökmen'le "bir yıl içinde hiçbir adım atılamayacağı" konusunda iddiaya girdim. Tabii, yemeğine...
Dediğim de oldu. (Ama hâlâ o yemeği yiyemedim. Gökmen beni görünce sırra kadem basıyor.) Galatasaray, üst kullanım hakkını aldığı o araziye, bırakın bina dikmeyi çivi bile çakamadı...
Ama önceki günkü VATAN'da okuduğum kadarıyla yöneticiler hâlâ "hayal" satmaya devam ediyor ve "Sorunu çözdük, yıl sonuna kadar temel atarız" diyorlar...
Sadece Gökmen'le değil, Galatasaray'ın tüm yöneticileriyle yemeğine iddiaya girebilirim:
Ne temel atabilirsiniz, ne de o binaları yapabilirsiniz! Çünkü size o arazinin tapusunu verdirmezler...
Var mısınız?
Mustafa Mutlu / Vatan
Yayın Tarihi :
5 Eylül 2005 Pazartesi 13:03:03