AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Öcalan davasıyla ilgili kararı, tamamen hukuki niteliktedir; ama olayın siyasal boyutlar alması da kaçınılmaz görünüyor.
Strasbourgdaki mahkeme, davanın özü ile değil, fakat yargılama biçimi ve usulu ile ilgili tespit ettiği "ihlaller" nedeniyle, Öcalanın yeniden yargılanmasını veya dosyanın yeniden açılmasını istiyor.
Bu, aslında hukuki bir süreç başlatmaya yönelik bir karardır. Türkiye de yargı, iç hukuk ile uluslararası hukuk arasındaki ilintiyi de dikkate alarak tavrını belirlemek zorundadır.
AİHMnin aldığı kararın nasıl uygulanacağını ise, Türkiyenin de dahil olduğu 44 üyeli Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesi değerlendirecektir. Komite, siyasi bir organdır. Dolayısıyla davanın Bakanlar Komitesinin gündemine gelmesiyle, iş siyasal bir nitelik de kazanmış oluyor.
Eğer Komite, AİHMnin kararının aynen uygulamaya konmasını -örneğin, Türkiyenin Öcalanın yeniden yargılanmasını- isterse, buna karşı çıkmanın bedeli ağır olur. Avrupa Konseyinin bu gibi hallerde (ülkenin üyeliğinin askıya alınmasından, Parlamenterler Meclisindeki temsilcilerin dışlanmasına kadar) koyabileceği müeyyideler de vardır. Doğrusu hiçbir saygın üye bu duruma düşmek istemez...
* * *
TÜRKİYE -siyasetçileri ile ve kamuoyu ile- bu karardan sonra nasıl hareket edeceğini, gerçekleri görerek ve olası sonuçları da hesaplayarak değerlendirmelidir.
Evet, Öcalan davası Türkiyede haklı duyarlılıklar yaratan bir konudur. Ne yapalım ki şimdi bu mesele tekrar gündeme getiriliyor. Ama Türkiye 1949da kurulan bu önemli Avrupa kuruluşunun en eski üyelerinden biri olarak, ona bağlı organlarının kararlarına "bizim iç işimize karışamazsınız" deyip itiraz edemez. (Avrupa Konseyini, henüz müzakere sürecinin dahi başlamadığı Avrupa Birliği ile karıştırmamak lazım)...
AİHMnin bu kararı karşısında, Türkiyenin -milletçe- soğukkanlı ve akılcı davranması gerekir. Önümüzde uzun bir hukuki süreç başlıyor. Türkiyenin bundan korkması veya komplekse kapılması için bir neden yoktur.
Türkiye elbet Bakanlar Komitesinde gereken girişimleri yapmalı ve AİHMnin kararına mümkünse başka alternatiflerin bulunmasına çalışmalıdır. Ancak açıkçası bu konuda fazla iyimser olmamak lazım. Genelde Komite, mahkemenin kararından farklı bir tavır almıyor.
* * *
BU konuda endişe edilecek husus, aslında hukuki olan Öcalan davasının, siyasileştirilmesi olasılığıdır.
Açıkçası Avrupada Türkiye karşıtları, Türkiyede de Avrupa aleyhtarları, bu olayı kendi görüşleri veya çıkarları doğrultusunda istismar etmek isteyeceklerdir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Avrupa Birliğinin, AİHM ve Avrupa Konseyi ile ilgisi yoktur. Ama mahkemenin kararı, ABde Türkiyenin üyeliğinin tartışıldığı bir zamana rastlıyor. Türkiyenin AİHMnin kararına meydan okuması bu çevrelerde Ankaranın Kopenhag kriterlerine uymaması gibi algılanacaktır. Buna karşılık Türkiyede de bu konu, milliyetçilik akımını yaygınlaştıracaktır. Bunun da dış ilişkileri sarsması, içte de toplumsal sürtüşmelere yol açması tehlikesi vardır.
İşte bu nedenle şimdi herkesin meseleye sağduyu ile yaklaşıp konunun siyasal platformlara çekilmesine izin vermemesi, büyük önem taşıyor...
skohen@milliyet.com.tr
SAMİ KOHEN - MİLLİYET GAZETESİ
Yayın Tarihi :
13 Mayıs 2005 Cuma 15:28:21