Bir süreden beri, gündemimizden düşmüş gibi görünen ’Kıbrıs konusu’, yavaş yavaş, fakat kararlı bir şekilde tekrar ’en önemli gündem maddelerimizden biri’ olarak, önümüze gelmeye hazırlanıyor. 24 Nisan’daki referandumda Rumların ’Hayır’ demesiyle ömrü tükenmiş gibi görünen konu, 17 Aralık’ta AB’nin, müzakerelere başlama şartı olarak önümüze konulunca, tekrar ’canlandı’.
Önce, konunun nasıl ele alındığına bakalım. Konu, Türkiye tarafından, ’çok önemli değilmiş’ gibi gösterilmeye çalışılıyor. Türkiye, konuyu sadece ’AB’ye katılan on yeni ülkenin, Ankara Anlaşması’nın uyum protokolüne dahil edilmesi’ olarak anlıyor, daha doğrusu ’öyle anlar görünmeye çalışıyor’. Oysa, Kıbrıs Rum Yönetimi, meseleyi Türkiye’nin kendisini ’resmen’ tanıması olarak kabul ediyor. Ki, bu boyutta bir tanıma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ’tanımama’ sonucunu da beraberinde getiriyor. Bu konuda, deneyimli diplomat emekli Büyükelçi Sn. Şükrü Elekdağ, 17 Aralık kararını değerlendirirken, bu kararın, sadece ’protokol imzalamak’ değil, 3 Ekim’e kadar ’çözümü’ de kapsadığını söylüyor. ’Karar makamı’ konumundaki AB’nin bu konuda şimdilik ’sesi çıkmıyor’. Sesi çıktığında, ne diyeceği Türkiye açısından çok önemli.
Bu iki farklı görüş ve yaklaşıma, konuya taraf olanların bakışlarına gelince; Rumlar konuya, tamamen kendilerine özel bir yaklaşımla bakıyor. Rum Lider Tasos Papadopulos (Bilindiği gibi bu herif, 1963 Noel’inde Kıbrıs’ta 103 Türk köyünün yok edildiği, yüzlerce Türk’ün öldürülerek toplu mezarlara gömüldüğü olayların ve sonrasında, Ada’nın yüzde üçüne ’hapsedilen’ Türklerin de yok edilmesi için hazırlanıp yürürlüğe konan ’Akritas’ planının planlayıcısı ve bizzat uygulayıcısı bir EOKA şefidir), ’Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ’siyasi çıkmazdan’ kurtulması için yardımcı olmayacaklarını’ açıklıyor ve anlaşmaya oturmak için tam anlamda ’ipe un seriyor’. Bir kere, mevcut Annan Planı’nı kabul etmiyor. Hatta, bu defaki görüşmelerin Annan’ın gözetiminde yapılmasına da karşı, AB’nin ’şemsiyesi’ni istiyor. Müzakere masasına oturmak için neler istemiyor ki; Türkiye’nin, Kıbrıs’ı işgalini ’kınamasından’ (!) tutun da, işgale (!) son vererek, Ada’dan askerini çekmesine kadar. Ayrıca, öngördüğü yeni planın sağlaması gereken hususları da şöyle sıralıyor:
-Kıbrıs’ta hiçbir Türk askerinin kalmaması.
-Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin Kıbrıs’ta garantörlükten vazgeçmeleri.
-Kuzey kesimdeki, Türkiye’den gelmiş kişilerin, yeni planın referandumuna katılmamaları ve Ada’daki mevcutlarının iyice kısıtlanması.
-Federal Devlet’in ekonomide ’üniter’ olması. (Yani, Türklere ekonomik yaşamda, hayat hakkı tanınmaması)
Kısaca, tam bir ’yokuş’, çıkabilirsen çık!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ’tarafına’ gelirsek, orası da tam bir ’Ya hey!’, herkes ayrı telden çalıyor. Başbakan (?) Talat, gerçek ’kişiliğini’ nihayet ortaya koydu: Kıbrıs Türk Meclisi’nde ettiği yeminleri ’yutarak’, ’Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığının bir hayal olduğunu’ söylemek dalaletinde (sapkınlığında) bulunuyor. Buna karşın Sn. Denktaş, Atatürk’ün ’Ben ’Barış’ dediğimde bağımsızlığımı kastediyorum’ sözünü hatırlatarak, ’Bağımsız değilseniz, bir hiçsiniz. Barışı, bağımsız insanlar, bağımsız insanlarla yapar’ diyor ve Türk tarafının ’Evet’ dediği planı bile onaylamıyor. Ayrıca, Türkiye’deki mevcut hükumet tarafından ’dışlandığını’ açıkça ifade eden ve ’yalnız kalırsak, haklarımızı korumak için, gerekirse tekrar silahlanırız’ demekten çekinmiyor. Oğul Denktaş da, ’gerekirse silahlanmaktan’ bahsetmekle birlikte ’makul’ bir anlaşmaya daha yatkın.
AB, bu konuda ’şimdilik’ renk vermiyor. Buna karşın, bir Alman profesöre, yeni bir plan hazırlattığına dair haberler var. Bu haber bile, harekete geçtiği zaman, bunun Türkiye ve Kıbrıs Türkleri lehine olmayacağını gösteriyor.
Türkiye’ye gelince... -Dediğimiz gibi- ’ortada duran’ problemi, şimdilik ’görmezliğe’ geliyor, ’önemsemez’ görünmeye çalışıyor. Çözüm için tekrar Annan’ı araya sokarak ve mevcut Annan Planı’nı ’hareket noktası’ alarak olayı, AB’nin etkisinden uzak tutmaya gayret ediyor. Ama Annan’ın bu işe girmeye pek niyeti yok. Türkiye ayrıca, Sn. Denktaş’la ’ipleri tamamen koparmış’ vaziyette, onu ’görmemeye, dinlememeye’ özel bir önem veriyor ve Kıbrıs’ta Nisan ayında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde, onun ’tasfiyesini’ bekliyor.
Takip eden yazımızda da bu ’karmaşık’ durumun bir değerlendirmesini yapmaya çalışalım.
KEMAL YAVUZ - AKŞAM GAZETESİ
Yayın Tarihi :
31 Ocak 2005 Pazartesi 00:03:36
Güncelleme :30 Ocak 2005 Pazar 23:40:52