Bir zamanları anımsıyorum. Aramıza giren her Amerikalı gazeteci CIA ajanı idi. Yüzüne söylemezdik ama kuşku duymazdık bu konuda...
Amerikalı diplomatlarla fazla sıkı fıkı olan kendi meslektaşlarımıza da iyi gözle bakmazdık. En hafifinden Amerikancı der çıkardık işin içinden...
Böyleydi 1960'ların solculuğu!
Devletimiz de fazla kuşkucuydu. Örneğin Amerikan Sefareti'ne çok fazla girip çıkan gazetecilerin çetelesi tutulur, isimlerin üstüne mim koyulurdu.
Herkes bir şeydi!
Soğuk savaş yılları ilginç geçmişti. Her yolun mübah sayıldığı bir dönem yaşanmıştı. Batı'yla Doğu arasındaki büyük ideolojik kavgada gazetecilik mesleği de yalnız Türkiye'de değil, Batı'da da ciddi darbeler yemişti.
Bugün durum nedir?
Medyayı kullanmak yine güncel.
Güç odakları, devlet, istihbarat kuruluşları, siyasetçiler, iş dünyası, hatta bazen medya patronları, kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda medyayı kullanabiliyorlar.
Geçmişte de böyleydi.
Bugün de öyle.
Devam ediyor alışveriş!
Hiç unutmayın:
Kullanılan gazeteci, güç odaklarına hizmet arz ettiği anda gazeteci olmaktan çıkar.
Ayrıca, güç odaklarıyla gazeteci ilişkisi her zaman netamelidir. Çizginin özenle çizilmesi gerekir.
Çizgiyi nereden, nasıl çekeceğini bilemezse, bazen farkında olmadan da kendini kullandırmış olur gazeteci...
Gazetecilik mesleğiyle güç odakları arasındaki ilişkilerin özellikle meslek kuruluşları ve gazetecilik okulları nezdinde ilgi odağı olması önem taşıyor. İlkelerin yerli yerine oturması için deneyimlerden yararlanılması gerekiyor.
Gereken zamanlarda gerekli duyarlıkların sergilenmesi de bir başka önemli nokta...
Gazetecilerin yapacağı daha çok şey var, bu mesleğin imajını düzeltmek ve kamuoyunda saygınlığını arttırmak için...
Sözü uzatmak yersiz.
Bu yazının konusu da bizimle ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le ilgili.
Gül, Hamas liderinin Ankara ziyaretiyle ilgili olarak hükümeti eleştiren meslektaşlarımı çok ağır suçlamış.
Kendisine yakıştıramadım.
Şu sözler Gül'ün:
"Basının yabancı servislerle diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum."
Talihsiz bir açıklama.
Hamas liderinin Ankara ziyaretini herkesin beğenmesi, doğru bulması gerekmiyor. Kimi eleştirir, kimi destekler.
Örneğin, bu konuda hükümetin tutumunu ben genel olarak doğru buldum. Buna karşılık bazı meslektaşlarım eleştirdi. Kendi aramızda da sert tartışmalar yaşadık.
Olması gereken de budur.
Ama olmaması gereken, Gül'ün yaptığıdır. Hükümeti eleştiren meslektaşlarım için "Yabancı diplomatlar ve gizli servisler tarafından yönlendiriliyorlar" demesi ölçüsüzlüğün ta kendisidir.
Böyle bir suçlamayla ortaya çıkan, hele bir de Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyorsa, kendisine gösterilecek ilk tepki:
"Göster kanıtını!" olur.
Ölçüyü kaçırmak yerine, ince ayrımlara özen göstermesi beklenir bir Dışişleri Bakanı'ndan. Diplomasinin tepesinde oturan bir siyaset adamının nüanslara dikkat etmesidir asıl olan...
Son zamanlarda hükümetin sergilediği bir olumsuzluk dikkatlerden kaçmıyor:
Basına tepki!
Basın birçok olayda derhal günah keçisi olarak gösteriliyor. Eski deyişle hayra alamet değil bu. Vazgeçilmesi gereken kötü davranış...
Dileriz, alışkanlık haline gelmez.
Basın da yanlış yapar. Değerlendirmeleri her zaman yerinde olmayabilir. Medya-iktidar ilişkileri de iniş çıkışlar yaşar.
Olabilir bunların hepsi.
Ancak, boğaz dokuz boğumdur!
Sayın Gül'ün dikkatine...
.
Yayın Tarihi :
25 Şubat 2006 Cumartesi 12:29:53