Sağ omzumda sızı var...
Sırtımdaki o çok eski sopa izi sızladı.
Aslında sırtımda sopa izi yok. Doğrusunu isterseniz zaten sızı da sızı değil.
O benim öğrencilik günlerimden kalan ve her "üniversiteli" gündeme geldiğinde sağ omzumda hissettiğim bir anının acısıdır, hiçbir sızıya benzemiyor.
Önceki günkü resimlere baktım; İstanbul Üniversitesi’nin yemekhanesinin "özelleştirilmesini" istemeyen öğrencilerin protestosunu polis bastırıyor.
Bir çocuk yerde.
Dört polis birden tekmeliyor.
Sonra yüzünü gösteriyorlar, bir kan çanağı ve üniversiteli ağlıyor.
*
Sizin hukukunuz böyle midir?..
İstanbul’u çeteler aldı.
Kadınlar sokaklarda çantalarını taşıyamıyorlar. Yanındaki karısının çantasını boynuna asmış, yine de korka korka yürüyen erkekler görmüştüm Ortaköy’de.
Yağmalandı, tükendi İstanbul.
Hırsızlara teslim ettiniz koca uygarlıklar kentini.
Polis?...
Yok...
Ama üniversiteli çocuklar kendi yemekhanelerindeki yemeğin kalitesine tepki duydular diye yiğitçe abandınız üzerlerine, kahramanca dövdünüz, yüzlerini kan içinde bıraktınız ve huzuru sağladınız.
Öyle mi?..
*
Bizden öncekiler ve bizim kuşaklar Türkiye’yi berbat ettiler, gördünüz dostlar.
"Üniversiteli" bizim umudumuzdur.
Biz dört gözle onların gelmesini, bu cennet yurda el koymalarını ve bizim ihanetimizi bağışlamalarını bekleriz.
Onların sırtlarındaki kötü mirasın çekilmez ağırlığı yetmiyormuş gibi, o tekmeler ne hakla?..
Türkiye’yi soydular, dağı-taşı-denizleri çaldılar. Çeteler VIP salonlarından geçiyor. Eşkıya teslim aldı sokaklarımızı. Gecelerimizi sabıkalılara verdiniz de servetleri ile beş yıldızlı otellerde düğünler yapmaya başladılar.
Dört polis bir küçük bedeni tekmelerken bunları düşündüm.
Ben bilirim; o üniversiteli de unutamayacak. Böyle her fotoğraf gördüğünde, anılarındaki sopa bir kalkacak bir inecek.
Sızlayacak sağ omzu.
.
Yayın Tarihi :
5 Mayıs 2006 Cuma 12:49:07