Kapatma davası, AKP'yi beka kaygısına itti, bu yüzden referandumu bile göze alıyor. 'Uzlaşma'nın bir ayağı, AKP'nin laikliğe dair kaygıları giderecek adımlarına bağlı, ikincisi CHP'nin bu adımlara yanıtına...
Önce Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD bir 'sağduyu' çağrısı yapıp iktidar ve muhalefeti demokratik rejimin geleceği konusunda uzlaşmaya çağırdı, ardından dün sabah Odalar Birliği'nin öncülüğünde Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB)
ve Hak-İş Türkiye'nin 81 vilayetinde aynı anda düzenlenen bir toplantıyla 'uzlaşın' çağrısında bulundular.
Bütün bu çağrıların nedeni belli: İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davası sonrası yaşanan gelişmeler ve siyasetteki
diyalogsuzluk ortamı.
Aslında tozu dumanı araladığınızda manzara şöyle: AKP, hakkında açılan kapatma davasından ötürü 'beka' derdinde. Bekasını sağlamak için de Anayasa'da bir değişiklik yapmak ve bu yolla hakkındaki davadan kurtulmak istiyor. İsterken Milliyetçi Hareket Partisi'ni de yanına çekebilmek için bir yandan bu partiye 'Siz de kapatılabilirsiniz' diyor, bir yandan da 'Siz olmasanız bile biz bu işi referanduma kadar götürmeye hazırız' mesajını veriyor.
MHP ise Anayasa değişikliği fikrini ilk ortaya atan parti olarak, kendi önerisinin dışındaki değişiklik önerilerine kapalı olduğunu ısrarla söylüyor. MHP'nin önerisi, partilerin kapatılmaması, ama eylem ve sözleri nedeniyle partililere ömür boyu siyaset yasağı getirilebilmesini içeriyor. Yani bir anlamda 'AKP kapatılmasın ama mahkeme suçlu bulursa Tayyip Erdoğan ve arkadaşları yasaklansın' diyor MHP.
Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi ise AKP için açılan kapatma davasından ötürü sevincini güçlükle gizliyor, kolayca tahmin edilebileceği gibi kapatma davasını düşürecek bir Anayasa değişikliğini desteklemiyor, 'AKP gitsin aklansın gelsin' diyor.
Bu arada hakkındaki kapatma davası epeydir yürüyen Demokratik Toplum Partisi'nin pozisyonunu ve bu krizin çözümüne yapabileceği olası katkıyı kimse merak etmiyor.
Ve bu siyasi ortamda Türkiye nüfusunun neredeyse tamamını temsil eden sivil toplum örgütleri 'sağduyu' ve 'uzlaşma' çağrıları yapıyorlar.
'Uzlaşma' temennisine kimse karşı değil ama nasıl olacak bu iş? Olabilir mi?
AKP kartlarını çoktan açtı. Onların önceliği davadan kurtulmak.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin davanın görülmesi halinde AKP'yi kapatacağına neredeyse kesin gözüyle bakıyor iktidar partisi.
Esasında sadece iktidar partisi değil davanın olası sonucu hakkında böyle düşünen. Metinler dikkatle okunduğunda, TÜSİAD'ın da, dün açıklama yapan sivil toplum kuruluşlarının da zımnen de olsa böyle düşündüğü anlaşılıyor. Zaten mahkemenin AKP'yi kapatacağını düşündükleri için bu çağrılar yapılıyor.
Ve yine anlaşılan o ki, dile getirilmeyen bir korku daha var: AKP'nin davadan kurtulmak için Anayasa değişikliğini tek başına yapması ve değişikliğin referanduma gitmesi halinde askeri darbe olabileceğini düşünüyor herkes birden. O yüzden MHP lideri Devlet Bahçeli 'Ağır sonuçlar ortaya çıkabilir' diyor, o yüzden sivil toplum kuruluşları 'Uzlaşmasız olmaz' diyor.
CHP ise AKP ile ilgili anayasa değişikliğinin referanduma sunulmasının 'Laikliğin referanduma sunulması' anlamına geleceğini söyleyip, bir anlamda İsmet Paşa'nın 27 Mayıs öncesindeki 'Sizi ben bile kurtaramam' uyarı/tehdidine yakın şeyler söylüyor.
Ancak zaten yöntem konusunda ciddi görüş ayrılıkları var AKP içinde. Ertuğrul Günay gibi, Köksal Toptan gibi kimi önde gelen isimler AKP'nin bu Anayasa değişikliğini tek başına veya sadece MHP ile birlikte yapmasından yana değiller, referanduma ise tamamen karşı çıkıyorlar. Radikal Ankara Bürosu'nun haberine göre AKP olası bir Anayasa değişikliği önerisinde
yalnız kalırsa değişikliği referandum koşuluyla kabule yeterli olan 330 sayısına ulaşamayabilir. Biliyorsunuz, AKP'nin 339 milletvekili var.
Kısacası gidiş hiç de hayırlı değil; işin ucunda demokrasinin ta kendisi var.
Üstüne üstlük Türk ekonomisi de pek parlak durumda değil. Buna uluslararası finans piyasalarındaki daralmayı, ekonomik büyümenin iyice yavaşlamasını, enflasyonun hâlâ kontrol edilememesini ve dış finansman açığının fazlalığını eklediğinizde, kendi bekasından başka bir şeyle ilgilenemez hale gelmiş bir iktidar herkesi korkutuyor.
Peki buradan nasıl çıkılacak?
TÜSİAD, 'Tam demokrasi ve hukuk devletine saygıyla' diyor, sivil toplum 'Geniş katılımla hazırlanacak sivil bir demokratik anayasa' diyor.
Bunlar güzel ve yerinde istekler ama bugünden yarına hayata geçirilebilir, en azından güncel sorunu çözebilir nitelikte şeyler değiller.
Akla gelen bir formül, Meclis'teki dört partinin veya en azından AKP ile CHP'nin 'uzlaşması.' Tabii ilk uzlaşma AKP'yi davadan kurtaracak Anayasa değişikliği konusunda olacak ve CHP burada yaptığı yardıma karşılık AKP'den bazı garantiler, belki bazı somut yasa/anayasa değişiklikleri talep edecek.
Dün bir soru üzerine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, 'uzlaşma'dan ne anladığını şöyle anlattı: 'Herkes bulunduğu pozisyondan bir adım geriye gelecek.'
Bu ilke çerçevesinde düşünüldüğünde, örneğin türbana ilişkin Anayasa değişikliğinin iptal edilmesi, kimi konulara hiç girilmeyeceğine dair sözler verilmesi, laik rejimle ilgili bazı kaygı konularının giderilmesi gibi şeyler karşılığında acaba CHP bu zor zamanında AKP'yi kurtaracak bir pazarlığa girer mi?
Çok zor bir soru ama dün Ankara'da pek çok önemli yerde bu olasılığın tartışıldığını, iki parti arasında bir ortak zemin oluşturulup oluşturulamayacağının sorgulandığını biliyoruz.
Şimdilik bu yoklamaları yapanlar iki partiye de eşit mesafede duran tarafsız isimler, ama Başbakan Erdoğan'ın yurda dönmesiyle birlikte bu trafik yoğunlaşabilir ve her iki parti üzerinde de 'Oturun
bir masanın etrafına' baskısı artabilir.
Türkiye, çok partili demokratik hayatının en kritik yol kavşaklarından birini daha dönmeye hazırlanıyor ve siyaset bugünlerde çok şeye gebe.
Neyin uzlaşmasından bahsediyor bu kuruluşlar acaba vatanı yıkmadamı uzlaşaçaksınız? Toplantıyı yapan kuruluşlara bakıyorumda hemen hemen hepsi akp yandaşı akp kendi adamlarını yerleştirdiği kuruluşlar. Zaten nerdeyse Türkiyedeki tüm kuruluşlara kendi adamlarını yerleştirdiler. Huzursuzluk zaten bu yüzden çıkmıyormu? Tüm sivil toplum kuruluşlarında devletin tüm kademesi nerdeyse bütün derneklere varıncaya kadar kendi adamlarını yerleştirmedilermi? hala yerleştirmeye devam etmiyorlarmı? on altı milyon üye isterken şimdi sekiz milyon istiyormuş bu ne demek acaba o sekiz milyon sizin her yere yerleştirdiğiniz kişilermi?