İkinci Dünya Savaşı'nda Luftwaffe'nin bombardımanıyla yıkılan Londra'yı bu kez de terör bombaları vurdu.
İnsanlar karışık duygulara kapıldılar.
Dün Mustafa Mutlu'nun çok güzel belirttiği gibi "Oh olmuş!" diyenler bile çıktı.
Bu saldırıyı, Irak'ta devam eden kan banyosunun misillemesi gibi görme eğilimi ortaya çıktı.
İşte savaşın korkunçluğu burada.
Şiddeti bir merdiven gibi tırmandırıyor; insanların gözünü kan ve intikam hırsı buruyor.
İç savaşlarda baba oğulu, kardeş kardeşi bu yüzden öldürüyor.
Çünkü daha önce yapılmış olanlar karşısında, kendisinde bir öç alma hakkı görüyor.
Siz istediğiniz kadar "kanı kanla yıkamazlar" deyin; ne yazık ki kan kanla yıkanıyor.
Bu vahşi denklemin temelinde, insan canına saygı gösterilmemesi yatıyor elbette.
Hangi ırktan, hangi cinsten, hangi dinden olursa olsun; insan canına kayıtsız şartsız saygı.
İşte insanlığın bir türlü beceremediği şey bu.
Irak'ta her gün bombalar patlıyor, her gün insanlar ölüyor ama bunların hiçbiri New York ya da Londra'daki patlamalar kadar yankı uyandırmıyor.
Sanki Iraklı siviller ölümü hak etmişler gibi bu haberler vakayı adiyeden sayılıyor.
Oysa bir İngiliz'in canı, bir Iraklı'nınkinden daha değerli değildir.
Doğulu bir çocuğun canı aynen Batılınınki gibi yanar.
Bebeğinin ölümüne ağıt yakan anne dünyanın her yerinde aynı yürek yangınını dışa vurur.
Bush ve Blair bu savaşa girdikleri zaman yalnız Iraklıların değil kendi halklarının canını da tehlikeye attılar.
Dün Londra vuruldu; önümüzdeki aylarda kimbilir daha neler olacak.
Orta karar liderler, dünyanın her yöresinde insan canına kayıtsız şartsız saygı göstermeyi öğrenene kadar da böyle sürüp gidecek bu kör doğuşu.
Hümanizm dünyanın tek geçerli ideolojisi olana kadar şehirler vurulmaya devam edecek.
Dün Luftwaffe, IRA, bugün El Kaide; yarın kimbilir kimler?
Sorun, politikacının yanlış çalışan kafasında.
Zülfü Livaneli / Vatan
Yayın Tarihi :
9 Temmuz 2005 Cumartesi 10:31:00