OLMAYAN veya olsa bile önemsenmesi için fazla neden bulunmayan bir meseleyi nasıl hepimizi meşgul edecek ciddi bir sorun haline getirebileceğimizin son örneğini bugünlerde yaşıyoruz:
Abdullah Öcalan isimli kanlı çete reisini tekrar yargılamak zorunluğu doğarsa ne yapacakmışız?
Biliyorsunuz bu kişi acımasızca canına kıydırdığı -çoğu sivil- binlerce insanın hesabını vermek için yargılandı ve ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkûm oldu.
Şimdi birçok kişi, bu yargılamanın adil olup olmadığı konusundaki son hükmü verecek olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin kararını bekliyor.
Siz bu satırları okuduğunuz sırada söz konusu karar belki de açıklanmış olur. Çünkü beklenen tarih 12 Mayıs idi.
Büyük Daire ya bu kişiyi tekrar yargılama sonucu verecek bir karar açıklarsa diye, ortalığı velveleye verenler var.
Bazıları böyle bir kararı, ulusal onurumuza vurulmuş bir darbe olarak görüyor.
Aklı başında diyeceğiniz emekli paşalardan gelen tehditler insanı daha da rahatsız ediyor. Çünkü yeniden yargılanma ihtimalinin toplumda büyük tepkiye yol açacağını ve bu tepkinin zannedilenin çok üzerinde olacağını söyleyen de var. Toplumsal patlamadan söz eden de...
Bu sözler uyarmak için mi söyleniyor, böyle olmalı mesajını vermek için mi, anlayamıyorsunuz.
Ama bu tür ağızların sorumlu ve teskin edici sözler söylemeleri, onların kimliğine daha mı yakışır, daha mı aykırı olur insan sormadan edemiyor.
Gerçi Büyük Daire yargılamanın adil olmadığına karar verse ve Türkiye sonuçta bunu yapmak durumunda kalsa bile yargılamanın en az bir yıl sonra başlayabileceği bildiriliyor ama sayınız ki daha kısa zamanda her şey tamamlandı ve yargılama durumunda kaldınız.
Ne var bunda?
Türkiye hukuk devleti olduğunu iddia etmiyor mu? Hukuk devletinin temel kuralı hukukun üstünlüğünü yaşamın her alanında uygulamak, görmek değil mi? Türkiye AİHMnin yargılama yetkisini ve onun sonuçlarını bilerek isteyerek -bize kalırsa çok da isabetle- kabul etmiş bir ülke değil mi?
Hukukun üstünlüğü ilkesini uygulamanın ulusal onura aykırı olacağından söz etmek, bu ulusa hakaret değilse nedir?
Biz Pekálá yargılanır ve bundan da Türkiyenin zerre kadar zararı olmaz derken dürüst bir yargılamadan söz ediyoruz. Bazılarının dediği -veya önerdiği- gibi usulen yargılayıp aynı cezaya mahkûm edersin, olur biter demiyoruz.
Eğer böyle bir kaşkariko, bir parçası olmaya çalıştığımız AB -veya çağdaş uygarlık- değerleriyle bağdaşır sanıyorsak davayı baştan kaybetmişiz demektir. Çünkü örneğini çok gördüğümüz onlar enayidir, yutarlar anlayışı ile varabileceğimiz son nokta, bugün bulunduğumuz noktadır. O iyi olsa zaten ötekilere özenmemize gerek kalmazdı.
OKTAY EKŞİ - HÜRRİYET GAZETESİ
Yayın Tarihi :
12 Mayıs 2005 Perşembe 11:55:19