Dün (26 Şubat 2006 Pazar), Başbakan’ın 54’üncü doğum günüymüş. Başbakan, Üsküdar AKP ilçe kongresinde, gazetecinin sorusu üzerine, “Ben şahsımı tamamıyla vatanıma milletime adamış durumdayım. Vatanım milletim için varım. Eşim ve çocuklarım, aynı duygular içerisinde çalışmalarımıza aynen devam edeceğiz. Her gün Türkiye’nin dört bir yanında bunu yapmaya devam edeceğiz” demiş.
Kendisini, vatana millete nasıl adadığını; kendisinin vatan ve millet için nasıl var olduğunu biliyorum. Sizler de biliyorsunuz… Anlayamadığım, belki sizlerin de anlamadığı; eşinin ve çocuklarının aynı duygular içinde çalışmalarına aynen devam etmeleri, edecek olmalarıdır! Eşi ve çocukları da, kendisi gibi devlet ve siyaset kadroları içinde aktif görevdeler mi?!.
Öyle olmalı ki, her gün Türkiye’nin dört bir yanında, devlet ve siyaset işlerini yaptıklarını, yapmayı sürdüreceklerini söylüyor!..
Kongre konuşmasında ise, insana, “dilin kemiği olsa” sözünü anımsatan sözler etmiş:
“Ah benim sevgili milletim. Bizim gözlerimiz var, ama birçok gerçekleri görmüyor. Kulaklarımız var, ama birçok gerçeklere kulaklarımızı tıkadık. Hala tıkıyoruz, hala görmüyoruz. Bu ülkede ne zaman namuslular, namuslu olmayanlar kadar cesaret sahibi olmazsa, bu zulüm devam eder. Onun için biz, sizleri cesaret sahibi olmaya davet ediyoruz.”
Gözleri kör, kulakları sağır ve yürekleri korkak olarak tanımlanan, bu tanımlamayla hakarete uğrayan sevgili halkımız, çoktan siyasi mevta olmuşlara, hak ettikleri yanıtı sandıkta verecektir; namusluların, namuslu olmayanlar karşısındaki namuslu duruşunu sergileyecektir…
Başbakan, Ümraniye ilçe kongresinde de, “Biz bu toplumda gerilim istemiyoruz. Birilerinin istediği gibi... Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? O nedenle temkinli olacağız. Toplumsal gerilime müsaade etmeden, bu adımları atacağız. Nereden nereye geldik? Daha iyi olacak. Biraz sabredin” demiş.
Toplumda gerilim istemediğini söyleyen Başbakan, söyleminde içtenlikli ise niye “şifreli” konuşuyor? “Birilerinin istediği gibi” sözüyle kimleri işaret ediyor? “Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?” sorusuyla neyi anlatmaya çalışıyor? “… temkinli olacağız” ne demek? Kime, neye karşı temkinli olmayı öneriyor? Toplumsal gerilime izin vermeden atacakları adımlar ne?.. Nereden nereye geldiklerini gayet iyi anlıyorum… Ancak; her şeyin, kendileri için “daha iyi” olacağından kuşkuluyum!.. “Biraz sabredin” sözü, yapacak bir şeyi olmayanın, oyalama taktiğinden başka bir şey değildir…
Bir köşe yazarı çıkıp Başbakan ya da bir başka siyasi için, “… sıkılmadan, utanmadan siyasi söylemlerde, siyasi yergilerde bulunuyor” diye yazarsa çok ama çok ayıp eder. Ama; başörtüsüyle türbanı bilinçlice karıştıran ya da türbana “başörtüsü” tanımlaması kazandırmaya çalışan Başbakan, “Atatürk’ün gösterdiği hedefin tarifini yaparlar, biz icraatını yaparız. Bunlar Atatürkçülük üzerinden menfaat elde ederler, biz icraatını yaparız. Ondan sonra utanmadan, sıkılmadan köşelerindeki yazılarda eleştiri yaparlar. Sen benim icraatıma bak. Ona bakmıyor. Ondan sonra ne yapıyor? Benim bacımın başındaki başörtüsü ile uğraşıyorlar. Bunu söylediğimiz zaman da ’AK Parti başörtüyü konuşuyor’ diyorlar. Ben toplumun gerçeğini konuşuyorum. Bu toplum içinde benim başörtülü bacımla, başı açık bacımın el ele dolaşmasına kimse kalkıp da hazımsızlık yapamaz” diye konuşur!
Hiç de bir Başbakan’a yakışan konuşma değil ve hiç de toplum gerçeğini dile getirmiyor! Başını örtenle, örtmeyenin el ele dolaşmasına kimlerin hazımsızlık yaptığı ortada!.. Gerçekleri çarpıtmanın, güneşi balçıkla sıvamanın anlamı, yararı ve gereği yok!..
Dün internethaber.com’da okudum. Yürütmenin başı olarak, yargıya ve yargı kararlarına herkesten çok ve öncelikle saygılı olması gereken Başbakan, “Tayyipler Alemi” karikatürlerinden dolayı dava ettiği Penguen Dergisi için, “Efendim biz basınız. Sen basınsan senin bir sınırın var. Yaratılmışların en şereflisi olan insanları hayvanlara benzetemezsin. Böyle bir şey olmaz! İnsan denilen varlığı karikatürize edemezsin. Aynı peygamberimize yapıldığı gibi” dedikten sonra, açtığı davayı ret eden yargıya yönelik “Yasa böyle bir karar verdi diye benim bu durumu kabul etmem mümkün değil. Kabul etmiyorum” yergisinde bulunuyor.
Yadırgadım!
Yasanın verdiği kararı, bir Başbakan’ın kabul etmemesi ne demektir?!.
Bir Başbakan, yasanın verdiği kararı ya da kararları kabul etmezse, o ülkede, anayasadan ve hukuktan söz edilemez!
Ülkesinin yargı kararını, böylesi tümcelerle yeren Başbakan’ın beyninin derinliklerinde başka düşünceler, sistemler var, demektir!..
Açtığı davanın ret edilmesini, peygamber karikatürlerine benzetmesi ise hiç hoş değil!
Ne kendisi peygamberdi, ne de ret edilen davayla peygamber karikatürleri arasında benzerlik vardı!..
Ama böyle bir benzetme yapmıştı!..
Kızılcahamam’da kampa girecek AKP’nin, Genel Başkanları Başbakan’ı, gündemine alıp tartışmasını önereceğim…
Yargı da, Başbakan’ın söylemlerini incelemeye almaya artık başlamalıdır, diye düşünüyorum.
Yayın Tarihi :
27 Şubat 2006 Pazartesi 03:28:20