Önce bir haberin son paragrafına bakalım…
Sonra üzerinde derin derin düşünelim…
Biz nereye gidiyoruz…
Malatya’da bir çocuk yuvasındaki dehşet manzaraları karşısında kıyametleri koparan basın –ki haklıydı, ama yargıladığı kişiler yanlıştı- bu haberin devamını kaç gün getirecekler. Çünkü olay en az Malatya olayı kadar önemli ve bir o kadar ilkel…
Hatta oradaki olayda belki savunulacak bir yer bile bulabilirdik…
Gelin önce haberi okuyalım:
“Olayın ardından fakülte bünyesindeki Adli Tıp Anabilim Dalı’na giderek muayene olan Prof. Dr. Özbey’e, sol elinde kanama ve ezilme ile sağ omzunda yumuşak doku ezilmeleri olduğunu gösteren 30 Aralık tarihli rapor verildi. Rapora, bilim adamının kanayan elinin fotoğrafları da eklendi. Aldığı "darp" raporuyla dekanlığa başvuran Prof. Özbey, maruz kaldığı saldırının ilk olmadığını, geçen yıl mayıs ayında yapılan akademik kurul toplantısında da benzer bir durumla karşılaştığını belirtti. Prof. Dr. Hüseyin Özbey şikayet dilekçesinde, yukarıdaki iddiaları sıraladıktan sonra, can güvenliği sağlanmadığı takdirde, bundan böyle hiçbir akademik kurul toplantısına girmeyeceğini de ekledi.”
Bu dayak yiyen kişi anlaşıldığı gibi bir profesör. Dayak yediği yer ise akademik kurul…
İddiaya göre, dayak atanlar da profesör… Kavgaya neden de bir çocuğun yaşam savaşı…
Bilimsel anlaşmazlığı bile kavgayla çözmeye çalışan bir toplumun bu travmatik durumu acaba hiçbir sosyal bilimcinin dikkatini çekmiyor mu?
Aslında toplum giderek sıkışan bir ekonomik yapı içinde çıkış yolları ararken son derece sinirli ve gergin..
Gerginlik sadece ekonomik yapıdan kaynaklanmıyor. Her gün üzere bindirilen binlerce ton sosyal sorumluluk insanımızı giderek hırçınlaştırıyor…
Aile bütünlüğünden başlayarak ülke bütünlüğüne kadar hemen hemen her şeyin dağılmaya başladığı, insanların giderek daha bireyselleşerek önünde ne var ne yok yıkıp gittiğini görmekte.
Bu nedenle her şeyden nem kapmakta, her şeyi kişiselleştirmekte…
Örnek mi… Buyurun haberin devamını okuyalım
İŞTE O HABER
“İstanbul Çapa’daki Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı profesörlerinin akademik kurul toplantısı, darplı kavgayla bitti. Yarıda kalan toplantının ardından dekanlığa başvuran Prof. Dr. Hüseyin Özbey, aynı bölümde çalıştığı 2 meslektaşının saldırısına uğradığını ve can güvenliği sağlanmadığı takdirde, akademik kurul toplantılarına katılmayacağını söyledi.
İDDİALARA göre, Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alaattin Çelik, Prof. Dr. Tansu Salman ve Prof. Dr. Hüseyin Özbey’den oluşan kurul, geçen cuma günü, aylık toplantı için bir araya geldi. Toplantının ilk dakikalarında, serviste yatan hasta bir çocuğa yapılan işlemler tartışıldı. Prof. Dr. Hüseyin Özbey, evinde yanlışlıkla asitli temizlik sıvısı içen küçük çocuğa müdahalede gecikme olduğunu, önerilerinin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle hastanın ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
KÜFÜRLEŞME BAŞLIYOR
Tartışmayla birlikte ortam gerginleşti. Başkan Prof. Dr. Alaattin Çelik, yapılan işlemlerin doğruluğunu söyleyerek, tüm hastalara bilimin gereklerinin uygulandığını savundu. Ayrıca kendilerini Cumhurbaşkanlığı’na şikayet ettiği ve haksız ithamlarda bulunduğu gerekçesiyle Prof. Dr. Hüseyin Özbey’e sert bir dille çıkıştı. İddiaya göre bu sert çıkışı, karşılıklı küfürler izledi. Hatta bacak bacak üstüne atarak konuşan Prof. Dr. Özbey’den derhal bacaklarını indirmesi ve daha saygılı bir şekilde oturması istendi. Bunun üzerine daha önce Prof. Dr.Çelik ve Prof. Dr. Tansu Salman’ın servisteki uygulamaları hakkında üniversite yönetimi ve YÖK’e şikayet dilekçeleri veren, ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na da başvuran Prof. Dr.Özbey, odayı terk etmek istedi. Ancak toplantı odasından çıktığı takdirde rapor edileceği söylenince, tekrar geri döndü.”
SONUÇ
Konu önemli… Ancak bilimsel bir tartışmayı kavgayla darpla sonuçlandırmak ve tartışmayı bu yöntemle sürdürmek ne demek..
Eğer toplum önderleri –ki prof.ler birer örnek insan olmalıdır- böyle yaparsa ne olur…
Kısaca söyleyelim…
İmam-cemaat meselesi…
Kanımızca bu toplumsal dejenerasyon karşısında önlem alınmalı..
Bu bir ahlaki mesele…
Ama bu meseleyi din eksenine sıkıştırmadan ve de onu eksik etmeden çözmek gerekiyor..
Yoksa PKK’nın bizi bölmesine gerek kalmayacak…
Biz amip gibi kendi kendimize bölüneceğiz… ama çoğalarak değil, yok olarak bölüneceğiz…
Haydi sosyal bilimciler görev sizin…
selam,gecmiş bir olaya ne yazıkki ancak şimdi yorum yapabilecek bir düzeydeyim. Haberde bahsedilen doktorların hepsini yakinen bi hasta annesi olarak tanıyorum.Ve bir doktor olarak her zaman yemininin arkasında duran ve gerçekten ticari yaklaşım gütmeyen ideallerinin peşinden giden bir doktor olduğu için Sn.Özbeyi yürekten kutluyorum..Onun hastası değildim ama inanın olmamakla hata etmişim.Ben onun şahsı adına bir kuruş para almadığını aynı servisteki tüm hastalarından dolayı biliyorum.Yapılan yorumda da lütfen yapılmıssa haketmiştir derken aslında o kavganın temelinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.Hasta yakını eminim ki aynı benim gibi Hüseyin beyin hastası değildir.Çünkü ticari kısmında olan Sn.Hüseyin Özbey değil bunu bilirdi.