
Serdar Ant’ın yazısı…
“ “SUSMARAM…”
Türkiye’de bugüne kadar hangi siyasal iktidar, basını hizaya sokmaya çalışmadı ki? İktidarda olanlar hep kendilerini öven gazeteci ve yazarları bir şekilde buldular, bulamasalar da yarattılar! Milli Şef CHP’sinin de kendi gazeteleri vardı, onun muhalifi Demokrat Parti’nin de… Demirel’i ve partisini “seven” ve doğal olarak Demirel iktidarları tarafından korunup beslenen gazete ve gazeteciler de vardı, Ecevit’in hayranı olanlar da… Medya-iktidar ilişkilerinin niteliği Özal ile daha farklı bir boyut kazandı. “Köşk yazarları” türedi, “hanedan”a yakın olup oradan beslenen “kalemler” ortaya çıktı. “Dün akşam beyefendi aradı, hatırımı sordu. ….’ya yapılacak geziye beni de davet etti.” diye başlayan ve her satırından vıcık vıcık yağ damlayan yazıların sahipleri, Türkiye’de siyasetin nabzını tutan “uzmanlar” olarak itibar görmedi mi yıllarca? Bu durum bugün de sürmüyor mu üstelik?
Kısacası son 30 yıl içinde medyanın holdinglerin denetiminde olduğu bir ülkede, patronlar eliyle yazarları yola getirmek pek zor olmadı. İktidarlar hep güdümlü bir basın istediler.
İstediler, ama hiçbiri bu isteğini Başbakan Erdoğan gibi ulu orta dillendirmedi. Erdoğan gibi milyonlarca kişinin gözü önünde basına tehditler savuran bir Başbakan’a bugüne kadar rastlanmadı bu ülkede:
“Hiç kimsenin ülkeyi germeye hakkı yok. ‘Ne yapayım; köşe yazarı, hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’ diyeceksin. İnsanlara o kalemleri teslim edenler der ki, ‘Kusura bakma kardeşim. Bizim dükkânda sana yer yok’. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın, feryat etmeye de hakkın yok.”
Ne var ki Başbakan’ın bu sözleri üzerine “basın özgürlüğü zarar gördü, bu kafa yapısı demokrasiye düşmandır” diye feryat edenlerin de ne inandırıcılığı olur ne de samimiyeti vardır zaten! Türkiye’de basın özgürlüğü ve demokrasi mi var ki, Erdoğan gazete patronlarına “adamlarınızı hizaya sokun” komutunu verdiği için şimdi bunlar zedelensin! Çarpıcı olan, Başbakan’ın artık kendini kaybedecek, ağzından çıkanı kulağı duymayacak derecede bir kendini beğenmişlik içinde sayıklamaya başlamasıdır. Öyle ki “yandaş medya”nın ağır topları Zaman, Star, Sabah yazarlarından bazıları bile Erdoğan’ın bu sözlerine tepki göstermişlerdir!
Erdoğan’ın bu tehditlerini okuduğumda, aklıma Ahmet Cevat’ın “Susmaram” adlı şiiri geldi:
Men bir gulam, yük altında ezilmişem, gardaşım,
Sevinç bilmez bir mahkumam, ahu-zardır sırdaşım.
Damga vurub, zencirleyib tullamışlar zindana,
Karlı-buzlu cehennemler mesken olmuşdur bana.
Mene dinme, sus deyirsen, ne vahtacan susacam,
Buhranların, hicranların, mahbesinde galacam?
Niye susum, konuşmayım, insanlıkda payım var,
Menim ana vatanımdır talan olan bu diyar.
Niye susum, konuşmayım, Türk yurdudur bu toprak,
Oğuzların, elhanların vatanında kimdir, bak!
Bu dünyada azadlığı şan şöhretten üstün tut,
Alçaklığı, yaltaklığı rezilliyi sen unut!
Nece susum, konuşmayım, men eyleyim heyanet?
Hanı sevgi, hanı vatan, de harda galdı millet?
Men bir gulam, yerim altun, suyum gümüş, özüm aç,
Atam mahkum, anam sail, elim her şeye möhtaç.
Men Türk evladıyam, derin aklım, zekam var,
Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?
Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,
Zülme garşı isyankaram, ezilsem de susmaram!
Ve sonra şu soruyu sordum kendi kendime:
Türk basınında “Susmaram” diyebilecek ve gerçekten susmayacak kaç “kalem” kaldı acaba? “
Batı emperyalizmi yanlısı ve Anadolu bölücülüğü çabası içinde olanların vermiş oldukları beyanatlara karşı yapılan ve yapılacak olan yorumlara dikkat edilmesini önemle belirtirim. Zira, Abdülhamid II. döneminde, burnunun ucunda kokan ispiyoncular vardı; bugün ise, -bunların yerini alan ve zamanımızın teknolojisi olarak- e-mail v.b gelişmeler, "0" dönemin yerini almıştır. Aminallah !, gözünüzün yaşına bakmazlar, sizleri Ergenokona sevkederler.