Alkol yasağının turizme etkisini değerlendiren Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır, düzenlemenin özellikle Türkiye'nin imajına zarar vereceğini söyledi.
Cnbc-e televizyonunda yayınlanan Finans Cafe adlı programda alkol yasağının turizme etkisini değerlendiren TUROB Başkanı Timur Bayındır, düzenlemenin özellikle Türkiye'nin imajına zarar vereceğini söyledi. Bayındır şunları kaydetti:
TÜRKİYE'DE ALKOL SORUNU YOK
"Aslında Türkiye'de büyük bir alkol sorunu yok. Bunu hepimiz biliyoruz. Yani yurt dışında çoğu ülkede içilen alkol miktarı kişi başı 10 litrenin üzerindedir. 30 litreye varan ülkeler vardır. Türkiye'de bu oran 1 litreye gelmiyor.
Türkiye'ye 30 milyon turist geldiğini düşünürsek bunun yarısını da onların içtiğini düşünürsek kişibaşı 250 gram alkol düşer ki bunu da damlalıkla kullansanız ancak biter. Yani Türkiye'de bir alkol sorunu yok. Madem böyle bir yasa geliyor yasa eğitime dayanmalı. Yasaklarla bazı şeyleri halletmek çok kolay olmuyor. Yasak geliyor ardından yasağı nasıl deleriz maddeleri ortaya çıkmaya başlıyor.
Tabii ki turizmi etkiler. Turizmi iki şekilde etkiler. Bir kere yurtdışı yayınlar. İşte 'katı müslüman olan idare artık alkolü de yasaklıyor' gibi haberler çıkmaya başladı bile. Buna mani olmak lazım.
YASAKLAR ÇIKTIĞI ZAMAN HİÇKİMSE BURALARA TEVESSÜL ETMEZ
"İkincisi eğer biz bugün artık turizm gelirlerini arttırmak istiyorsak, geliştirmeyi, ilerletmeyi düşünüyorsak benim devamlı söylediğim artık otel yapmayın yan tesis yatırımı yapın. Nedir bunlar? Daha kaliteli lokantalar, eğlenceli yerleri, kültürel faaliyetlerin olduğu salonlar. Artık yatak enflasyonundan kaçınalım. Şimdi böyle birtakım yasaklar çıktığı zaman hiçkimse buralara tevessül etmez. Bu kadar zor şartları kapsayan birtakım yasakları atlatacağız diye uğraşmaz.
Türkiye ve İstanbul yatırımcılar açısından çok cazip vaziyette. Bunların içinde yavaş yavaş dünyada markası olmuş restoranlar da var. Bu restoranlar neye istinaden gelecekler. Onlar da inançlarını kaybediyorlar. Türkiye'de bugünkü şartlar çok basit bir kararla değişebilir diyorlar.
Allah'tan ilk şekliyle çıkmadı. Öyle çıksaydı turistik otellerimizde bile alkolü kaldırıyorduk. Şezlongdaki turist içkisini yudumlayabilecek çünkü o şezlongdaki turist muhakkak ki bir otelin önündeki plajdaki şezlongdadır ve orası da o otelin işletmesine dahil bir kısımdır. Orada istediği bir şeyi gayet tabi yudumlayabilecek. Bunu da yaptırmadığınız takdirde o turist bunu da yapabileceği ülkeye gider. Ha 'giderse gitsin' denirse o da farklı bir bakış açısı. Ama biz bugün 50 milyon turist 50 milyar dolar gelir diyorsak bunu da düşünmekte fayda var."
Hikayeci aynı zamanda kendi başından geçenleri de anlatırmış. Seksenli yıllarda Ankara'da birgün birkaç aile olarak bir eve çoluk, çocuk misafir olmuşlar. Samimî bir ortamda "bir büyük yeni" açılmış. Şişe dibini vurduğu anda, tanrı misafiri denir ya, bir misafir daha gelmiş. Vakit olmuş gecenin dokuzu.. Bu kentin bu saatinden sonra bul ki bulasın, takviye bir otuzbeşlik !.. Hikayeci, arkadaşıyla ne kadar dolaştıysa da, bir açık büfe, bir şarküteri, bir market bulamamış. Tanrı misafirini yoksun bırakmakta olur mu; son çare olarak gitmişler bir gazinoya ve patronunu bulmuşlar; "- aman bize bir otuzbeşlik ver !" demişler. Patron, ayağına gelen bu fırsatı hiç teper mi, hemen şartını söylemiş !: "- burada içeceğiniz otuzbeşliğin değerine satarım !" Hikayeci ve arkadaşı patronun teklifine fit olup, piyasa değeri on lira olan otuzbeşliği yüz liraya almışlar.
Abdülhamid döneminde içki yasağı sadece Ramazan aylarında uygulanırmış. Bu aylarda Padişahın inzibatları İstanbul'un değişik kentlerinde "içici" avına çıkarlarmış ve yakaladıklarını da cezalandırmak için yaka, paça götürürlermiş. Lâkin bu cezadan kentte yaşayan ecnebilere ayrıcalık tanınır ve bunlara serbestlik tanınırmış. Bizimkilerden "içeni" hiç durur mu; bir lokantada inzibatların baskınına uğrayınca, zaten takım elbiseli, başında melon, boynunda kravat giysileri içinde frenk ayağına yatıp birde şivesini değiştirerek; "-ben var ecnebi, sizden değil, bana var özgürlük.." dediği zaman kendini kurtarırmış.