30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

BAŞBAKAN İLE ARINÇ YOL AYRIMINDA MI?

İktidar olmak güzel olmasına güzeldir ama onda da cicim ayları geçtikten sonra bir takım sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Tarih boyunca dikta veya demokratik rejimlerde bu hep böyle olmuştur. İktidarlar zamanla yıpranır, yorgunlaşır, yöneticiler rehavete kapılır; bizim yerimiz sağlam, buradan kimse bizi indiremez düşüncesi ağırlık kazanınca yöneticiler birbirlerine düşerler. Fikir veya yönetim ayrılıkları önce sudan sebeplerle başlar sonra da aradaki çatlıklar büyür…

Tarihte bunun kaçınılmaz örnekleri vardır. Fransa devriminden kısa bir süre sonra krala ve düzene baş kaldıranlar iktidarı ele geçirince birbirlerine düşerek kanlı çatışmalara girişmişlerdir. Rus ihtilalinde de bu böyle olmuş, Bolşevikler, Menşevikler birbirlerine düşmüştür. A.Hitler de kendisini iktidara taşıyan vurucu gücü SA’ları uzun bıçaklar gecesi katliamında ortadan kaldırmışlardır. Bunun sayısız örneklerini tarih sayfalarını karıştırdığınızda görebiliriz. Bizim demokrasiye ilk adımı attığımızdan kısa bir süre sonra fikir ayrılıkları sonunda partiden kopmalar başlamıştır. Örneğin CHP’nin içerisinden Demokrat Parti çıkmıştır. Sonraki yıllarda bunu diğerleri izlemiş, kısa ömürlü siyasi partilerle karşılaşılmıştır. Yakın siyasi tarihimizde de tek adama dönüşmek isteyen yönetenlere karşı olanlara o zamanlar yaylacılar ismi yakıştırılmıştır. Bütün bunlar siyasetin doğasında vardır.

Nedense başarılardan sonra ayrılıklar kaçınılmaz oluyor.

Günümüzde de Başbakan ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasında, her ne kadar gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın böyle bir durumun olduğu basına sızan haberlerden, yorumlardan anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç Selamet Partisinden ayrılarak AKP’nin kurucuları olmuşlardır. Daha doğrusu kader birliği etmişlerdi. O zaman aralarındaki bu kırgınlığın veya fikir ayrılığının nedenleri nedir? Bunun tohumları ne zaman atılmıştır?

Bunun yanıtını verebilmek bugün için oldukça zordur. Bu fikir ayrılığında dış etkenlerin, özellikle cemaatlerin, ABD veya İsrail’in payı var mıdır?

Onu da yanıtlayabilmek kolay değildir. İnsan elinde olmadan düşünüyor; okyanus ötesi cemaatin ABD ve İsrail’e yakınlığı veya Ortadoğu lideri olabilmek düşüncesi, dış politikada atılan yanlış adımlar bunda etkili olmuş mudur?

Başbakan’ın özel dershanelerin kapatma isteğinin bu ayrılıkta ne kadar etkisi vardır?

Bilindiği gibi dershanelerden bazılarının cemaate maddi ve manevi getirisi vardır. Dershanelerin kapatılması bir bakıma Başbakan ile Fethullah Hoca’nın arasında bir gerginlik yarattığı da açıktır. O zaman kim kimin yanında yer alıyor? Bu da üzerinde durulanacak bir başka noktadır.

Bülent Arınç ile Başbakan’ın birbirlerine ters düşmesi ilk kez Gezi olaylarından sonra verdikleri birbirlerinin tam tersi demeçlerle ortaya çıktığı ileri sürülürse de bunun daha eskiye inen bir geçmişi olmalıdır.

İlk defa 2002 seçimlerinden sonra R. Tayyip Erdoğan TBMM Başkanlığı için, belki daha ılımlı bulduğu Vecdi Gönül’ü düşünmüş, ancak bu isteğini gerçekleştirememişti. Meclis Başkanı olmak isteyen Arınç, Abdullah Gül’ün desteğini alarak Meclis Başkanı seçilmişti. Belki de bu durumla Arınç, Cumhurbaşkanı’nın desteğini alarak parti içerisinde ağırlık kazanmıştı. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Arınç’ın Abdullah Gül’e destek verdiği de gözden uzak tutulmamalıdır.

R.Tayyip Erdoğan ile Arınç arasında zaman zaman fikir ayrılıkları olmuşsa da bunlar dışarıya pek yansımadan çözümlenmiştir. Gezi parkı olaylarında Arınç gösteri yapan gençleri anlamaya çalışmış, esnek durmuş ve olayları yatıştırıcı bir konum sergilemiştir. O sırada yurt dışında bulunan Başbakan onun sözlerinden, yatıştırıcı tutumundan hoşlanmamış, tam aksine gençler üzerinde sert ve ödün vermeyen bir politika izlemiştir. Büyük olasılıkla da bu olaylar ve her iki tarafın birbirinin aksi beyanatlarda bulunması ayrılığın kırılma noktası olmuştur. Bunun hemen ardından kız ve erkek öğrencilerin birlikte aynı yapıları veya daireleri paylaşma sorunu ortaya çıkmıştır.

Başbakanın kız ve erkek öğrencilerin bir arada kalmalarına karşı sözlerine Arınç Bakanlar Kurulu toplantısından sonra gazetecilerin bu konudaki sorularını şöyle yanıtlamıştır:

“Bu konu basında da yer aldı ancak bizim Kızılcahamam’da yaptığımız toplantılar parti içi toplantılardır. Başbakanımızın bunu söylediği kesinlikle yalandır. Bu haber tamamen asparagastır. Evleri denetlemeye yetkimiz yoktur.”

Ne var ki, Başbakan, Arınç’ın sözlerini yalanlamıştır:

“Ben öyle bir şey dedim. Bu haber tamamen doğrudur. Evleri denetleyeceğiz….Yetkimiz yoksa yasa çıkartacağız.”

Başbakan’ın bu sözleri Arınç’ı çok zor duruma düşürmüştür.

Bülent Arınç bir hukukçu olarak konuşmuş ve evlere karışma yetkimiz yok demiştir. Ancak, Başbakan konunun üzerine daha açık ve net olarak gitmekte gecikmemiştir;

“Bunları aynı apartman içinde daire komşuları ihbar yapıyor. Buralarda ne olduğu belli değil, karmakarışık… Anne babalar feryat ediyor… Biz muhafazakâr demokrat yapımızla buna izin vermeyiz. Devletin burada olduğunu göstermek için adımlar atılacaktır. Yorumlayan varsa yorumlasın.”

Bu sözlerin hukuk düzeninde ne kadar yeri vardır; kız ve erkek öğrenciler 18 yaşını doldurmuş reşit insanlardır. Ne yapacakları nerede kalacakları hükümeti ilgilendirmez. Çocuklarımız kimlerle kalıyor diye feryat eden aileler nerededir? Bunlarla ilgili bir habere basında rastladığımızı da pek söyleyemeyiz. Gizli tanıklar(!) varsa, ona söyleyecek bir sözümüz yok… Burada ortaya çıkan sonuç hukuku bilmek veya bilmemektir.

Arınç’ın bazı konuşmalarını sevmeyebilirsiniz ama o her şeyden önce hukukçudur. Hukuk eğitimi almamış olanlardan bu konuyu çok daha iyi bilir. Nitekim Arınç’ın dışındaki hukukçular da önyargıyla bu işe karışmanın anayasal düzene aykırı olduğunda birleşmişlerdir.

Bir ülkede demokrasi, insan hakları, özgürlük olmazsa insanın başına her şey gelebilir. O zaman insana sormazlar mı; kişilerin özel yaşamına karışan bu yönetim şeklinin veya dayatmanın ismi nedir?

Başbakan Arınç’ı bu olaylarda açığa düşürmüş müdür?

Bence düşmemiş, tam aksine puan kazanmıştır. Kendisinden hoşlanmayanlar bile onun sözlerine hak vermiş olmalılar… Belki de Arınç parti içerisinde çatlak olmaması için çaba sarf etmiş susmayı veya işin üzerine gitmemeyi tercih etmişti. Bu kez makam ve mevki uğruna kişiliğini feda etmeyeceğini, sineye çekmeyeceğinin sinyallerini vermiştir:

“Benim açıklamamla Başbakanın konuşması arasında apaçık çelişki var. Kendisinden bu çelişkiyi izah etmesi beklenir. Ben sadece bakan değilim, özgül ağırlığım var. Kırmızı plaka meraklısı değilim. Hiçe sayılmamam lazım.”

AKP’nin Salı günleri toplantısına katılmayışı, zorunlu bir toplantıda hiç konuşmamaları, ardından siyaseti bırakacağım sözleri bu kritik dönemin kolay atlatılmayacağının işaretidir

Arınç’ın siyaseti bırakacağını ve yaşanan olayları sineye çekeceği pek sanılmıyor. Önümüzdeki yıllar siyasetimiz için dönüm noktası olacak ve belki de AKP’nin kaderini belirleyecektir. Türkiye’de sol veya milliyetçi bir partinin iktidara gelemeyeceği açıktır. Belki de ılımlı, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı bir sağ parti kurulur ve Arınç da ya onun başını çeker ya da içerisinde yer alır. Mecliste Arınç’ın tarafını tutan çok sayıda milletvekili olduğu da hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Neyin ne olacağını şimdiden kestirebilmek çok güçtür. Bakarsınız aradaki buzlar çözülür, kırgınlıklar giderilir, her şey eskisi gibi olur!

Winston Churchill’in dediği gibi; “ Siyasetçinin en önemli özelliği, gelecekteki olayları doğru teşhis edip önlemini zamanında almasını bilmektir.”


erdemyucel2002@hotmail.com

Erdem Yücel/Kenthaber
Yayın Tarihi : 19 Kasım 2013 Salı 13:36:10


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?