Dünya Basın Özgürlük günü…
Özgür basının varlığı bir ülkede demokrasinin kalitesini belli ediyor..
Ama yinede ifrata (ölçüsüzlüğe) kaçtığında faydasından çok zararı var…
Bizim pekte hoşlanmadığımız Sınırı Tanımayan Gazeteciler Örgütü yine hoşumuzsa gitmeyecek ifadeler kullanmış…
Türkiye’de basın özgürlüğü Uganda’nın bile gerisinde…
Bir zamanların insan yamyamı İdi Amin’in ülkesi Uganda…
Böyle bir şeyi ciddiye almamız pek mümkün değil..
Türkiye’de basın özgürlüğünün dolu dolu yaşandığı söylenemez…
Hatta yeni çıkan yasalarla iyiden iyiye kısıtlandığı da kesin..
Zaman zaman başbakanımız Erdoğan’ın yargı yoluyla basın özgürlüğünü kısıtlamaya kalktığı da bir gerçek…
Kimi zaman bazı yazar çizerin ve gazetecinin hapse girdiği, dayak yediği de bir gerçek..
Türkiye’de basın özgürlüğü sadece basın arasında değil, basının bizzat kendi içinde de tartışıldığı ayrı bir gerçek..
Tüm kesimler “Bana dokunmayan basın bin yaşasın” diye alkış tutuyor ama kalem onunu canın yakınca bas bas bağırıyor…
Yani kısaca bu basın özgürlüğü oldukça göreceli bir kavram..
Nereden zıktı şimdi bu diye sorabiliriz..
Bizim Basın Özgürlüğü, yani sansürü kaldırılış günü 24 Temmuz’dur..
Birde bu 3 Mayıs neredene çıktı diye sorabilirsiniz?
Haklısınız..
2. Dünya Savaşı acı dolu yıllardı.
Basın savaşın acılarını yeterince dünyaya tanıtabildi mi?
Nazizm’in dehşet günleri dünya gazetecilerini harekete geçirdi.
Bir insanlık dramı olan savaşın acılarını dünya paylaşmak zorundaydı. Nazi yönetiminin baskısıyla susturulan basın, “savaş dehşeti”ni dünyaya tam anlatamadı.
UNESCO’nun deklarasyonu ile basın demokrasinin vazgeçilmez bir parçası ilan edildi.
Çünkü insanların iyi veya kötü haber alma özgürlüğü olduğu bunun sınırlanamayacaeı tüm dünyaya duyuruldu..
Bu tarih 3 Mayıs 1945’ti…
Dünya Basın Özgürlüğü Günü hep sözde kaldı..
Tüm ülkelerde basın değişik yöntemlerle baskı altına alındı, susturuldu.
1993 yılında Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün yeniden gündeme taşıdığı bu “özgürlük başlığı” nı tüm dünyada tartışmaya başladı.
Basına uygulanan sansür everensel bazda kınandı.
Elbette bunular yapılırken çoğu kez manüple edildiğini görmezlikten gelemeyiz.
Ancak Türkiye bu konuda daha şanslıydı.
Çünkü Türk Basının başkaldırısı Osmanlı dönemlerine dayanıyor ve “Sansürün kaldırılışı” her 24 Temmuz’da gazeteciler arasında görkemli törenlerle kutlanıyor…
Ama tüm bunlar basının “tam özgür” olduğu anlamına mı geliyor..
Öncelikle kurum içinde uygulanan kimi oto sansürler bu özgürlüğün sınırını oldukça kısıtlıyor..
Kimi zamanda özgürlük adına bir ülke baştan aşağıya karalanıyor..
Kimi zaman özgürlükler adın bir dini inanç ayaklar altına alınabiliyor…
Yüce Atatürk “basın özgürlüğünün en büyük güvencesi yine basın özgürlüğüdür” demişti..
Bu günlerde siyasi kamplaşmanın iyiden iyiye ayrıştığını gözlüyoruz.
Bu gözlem basın dünyamızda kimi zaman çok tartıyılan olayları meydana getiriyor..
Bura da çok sıkça manüplasyonları da gözlüyoruz…
İşte bu nokta da durup öz eleştiri yapma zamanıdır..
Yoksa ne 3 Mayıs’ın ne de 24 Temmuz’un önemi kalır…
Basın özgürlüğü adına, basın özgürlüğünü ayaklar altına alırız..
Basın özgürlüğü birilerinin canını yakabilir..
Ama bu kasıtlı ve art niyetli olursa durum son derece tehlikeli demektir..
Yine de Türkiye’de basın özgürlüğünün Uganda’nın bile gerisinde sözcüğünü pek kabul edemiyorum.
En azından kendi adıma…
Bunu tartışmalıyız…
Mehmet Aycan
Yayın Tarihi :
3 Mayıs 2006 Çarşamba 16:26:16