AKP iktidara geldiğinde bu partinin deneyimsiz dış politikacılardan oluştuğunu düşünenler Türkiye’nin sorunlarla karşılaşacağını ileri sürmüşlerdi. Dış politika başlı başına eğitim, beceri ve deneyim isteyen bir konudur. Üniversitelerimizde konuyla ilgili bölümler vardır. Kısacası hasbelkader oy çokluğu ile iktidara gelenler dış politikada çok bilgili davranmak ve deneyimli uzman ve büyükelçilerden yararlanmak zorundaydılar. Ne yazık ki olmadı, Türkiye Ortadoğu’nun lideri ve hatta dünya lideri olmaya soyunduysa da yanlış hesaplar Bağdat’tan döndü…
Ortadoğu veya Arap dünyası batağına bulaşmak akıl kârı değildi. Kimse şikâyetçi olmasın; bulaştı ve sonuçlarına katlanıyoruz. Emperyalizmin isteği doğrultusunda kardeşim denilen Beşar Esad ile olan ilişkiler kankalıktan (!) düşmanlığa dönüştü. Uçağımız düşürüldü, sınırlarımızdan içeri bombalar düşmeye başladı, binlerce Suriyeliye kucak açıldı, Suriye sınırında iki yüz araç, iki yüz elli atlılarla mazot kaçakçıları cirit atıyorlar, bir askerimiz yandı ve Hatay’ı neredeyse kendi elimizle yok etmeye başladık. Hataylı Hatay’dan kaçmak istiyor.
Irak’ta ABD işgaliyle başlayan iç savaş bir türlü sona ermiyor. Her gün insanlar ölüyor. Suriye’deki iç savaşı herkes olağan karşılamaya başladı. El Kaide ile Kürtler birbirlerini yiyorlar. Hizbullah oralarda boy gösteriyor. Tunus’ta siyasi suikastlar birbirini izliyor. Arap dünyası öyle bir hal aldı ki, kim kimin yanında belli değil. Kürt-Arap, Sünni-Şii mezhepleri karşı karşıya gelmiş. Rusya ile Suudi Arabistan ve diğerleri Mısır’daki askeri rejime destek veriyor. Türkiye ise karşı duruyor. Kısacası Ortadoğu’daki ezber bozulmuş…
AKP hükümetinin izlemeye çalıştığı dış politika gemisinin karaya oturması, önümüzdeki seçimlerde oy hesabına ne kadar etkili olacağını hep birlikte göreceğiz.
Aklıselim sahibi insanlar, monşerler (!) Ortadoğu batağına bulaşmayın dedilerse de tam tersi yapıldı, Arap dünyasında neresinde bir yalpalama varsa biz orada bitiveriyor, taraf oluyoruz. Kurusıkı nutuklarla hiç yoktan ortaya atılıp saygınlığımızı yitiriyoruz. Zaten onların da o nutuklara pek aldırdıkları yok.
Atatürk cumhuriyeti kurarken tarafsızlık ilkesini getirmiş, İsmet İnönü, Adnan Medrese, Bülent Ecevit hükümetleri de bunu uygulamışlardı. Saygınlığı ve ağırlığı olan bir devlettik. Türkiye’nin onlardan sonraki yıllarda tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek taraf olacağı ve başına türlü dertler açılacağına kim ihtimal verebilirdi?
Bugün Araplar ne zaman birbirlerine düşse faydası olmayan mezhep çatışmalarında bile taraf olmaya, karışmaya çalışıyoruz. Bunun ismi dış politika mı?
İşlerine karıştığımız Arap ülkelerinden doğrudan doğruya veya üstü kapalı tehditler bile almaya başladık. Mısır’da belki de Batının isteği ile devrilen Hüsnü Mübarek’ten sonra seçimle geldiği söylenen Müslüman Kardeşler iktidarı darbeyle devrilince orada bir kardeş kavgası yaşanmaya başladı. Türkiye Müslüman ülke ya, Müslüman’ın Müslüman’ı kırmasından rencide oldu. Başbakan Bursa’da Muhammed Mursi iktidarını deviren Mısır ordusuna ver yansın etti:
“Bursa’dan dünyaya sesleniyorum; saldırıları lanetliyorum. İbadethanelere, camilere, kiliselere yapılan saldırıları şiddetle kınıyorum. Tüm tarafları hassasiyete davet ediyorum. İslam dünyasına sesleniyorum; şu anda oradaki şehitleri terörist ilan edenler var. Mısır’da devlet terörü icra edilmektedir. Bu devlet terörünü alkışlayanlar, Türkiye içinde ve dünyada Mısır’la ilgilenmemizden rahatsız olanlar var Herkes sussa biz susmayacağız. Bugün Mısır, ama yarın başka ülke, belki Türkiye’yi karıştırmak isteyecekler. Çünkü bu bölgede güçlü Türkiye istemiyorlar. Herkes sussa da biz susmayacağız. Dilsiz şeytan olmayacağız. Çıkacak mazlumun ahı er ya da geç…”
Türkiye Mısır konusunda Arap’tan çok Arapçı politika izlerken Mısır’da şeriat yanlısı Müslüman Kardeşlerin iktidarından endişe eden ve darbecileri destekleyen Arap liderleri tam tersi tutum izlemeye başladılar. Suriye ve Irak’tan sonra Ürdün’de Kral Abdullah, Kuveyt’te Emir El Sabah, Suudi Arabistan’da Kral Abdullah, Birleşik Arap Emirliklerinde Emir El Nahyan ve Filistin’de Mahmud Abbas “Terörle mücadelede Mısır ordusunun yanında duruyoruz” dediler ve destek verdiklerini açıkladılar. Birleşmiş Milletler Mısır’daki olayla ilgilenmedi, kınayan da yok… Oysa uluslararası ülkeler seyirci değil hiç olmazsa frenleyici olmalıydı. Darbeyi açıkça kınamayan ABD için İsrail ve petrol yolu önemlidir, demokrasi falan göstermelik sözcüklerdir.
Mısır’da darbe yönetiminin 1928 yılında ilk nüvesi atılan Müslüman Kardeşler teşkilatını yasaklamayı amaçladığı açıkça görülüyor. Hüsnü Mübarek’in otuz yıl süren dikta yönetiminde seçimlere katılmasına izin vermediği Müslüman Kardeşlerin (İhvan) o devrildikten sonra iktidara gelecekleri açıktı. Nitekim yapılan seçimde oyların yüzde elli birini almışlardı. Mısır onlara demokrasi gelecek diye oy verdi. Şeriat gelecek diye değil. Muhammed Mursi için demokrasi bir araç idi. Müslüman Kardeşler ve Mursi bir yıl içinde gerçek yüzlerini göstermekte gecikmediler. Mısır’da gücü bilinen ordu bunu yutmadı laikliğe karşı, şeriata yönelik bir yönetimi istemedi ve 3 Temmuzda darbe gerçekleşti, Şimdi şeriatçılar veya Mursi yanlılarının Adeviyye ve Ramses meydanlarında karşı harekete geçmeler katliama yol açtı. Başta Kahire olmak üzere ülkenin büyük kentlerinde oluk gibi kan akıyor. Mısır devlet televizyonu durumu terörizm ile savaşıyoruz diyerek olayları İngilizce canlı olarak yayınladı.
Türkiye hem batıdan hem de Araplardan yine taraftar bulamadı. Mısır hükümeti iç işlerine karışanları fitne çıkarmakla suçladı ve bunu diğer Arap liderleri paylaştı.
O zaman Türkiye bu işe neden karıştı?
Türkiye’nin Mısır’dan korkusu mu var? Sanmıyoruz ama inşallah yoktur!..
Avrupa’ya demokrasi dersi vermeye neden kalktık?
Mısır demokratik ülke olabilir mi?
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler bu hengâmeden parsayı toplayabilir mi?
Hiç sanmıyorum. Bir ülkenin demokrasiyle yönetiliyoruz sözüne inanmak biraz zordur. Demokrasilerde öncelikle toplumun eğitim ve okuma oranlarının yüksekliği önemlidir. Din ve devlet işlerinin birbirlerine karıştırılmaması, özgürlük ön planda olmalıdır. Özellikle Arap dünyası ve çevresindeki diktatörlüklerle yönetilen ülkelerde demokrasinin yerleşmesi zorluk bir yana hayaldir. Bir toplumun kulluktan çıkması için bilgi, eğitim ve daha doğrusu aydınlanması gerekir. Bu özellikleri elde etmek de öyle kolay değildir.
Atatürk benzeri bir kurtarıcının Mısır’da ortaya çıkması da çok zordur.
Hayırdır inşallah, her neden ise, bu gece gözümü uyku tutmadı. (nadir olarak bu illeti yaşarım) Kent Haber Sitesi'nin haberlerine, köşe yazarlarının sunumlarına ve bunlara karşın yapılan yorumlara tekrar, tekrar göz atarak okumak fırsatını buldum; bu konu ile ilgili görüşlerini belirten bir yorumcuya da -özdeyiş şeklinde- şunu ifade etmek istedim: "Kendi ailesine hayrı olmayanın, komşusuna yapacağı iyilikten ne beklenir ki ? !.."
Tayip Erdoğan yaptığı hataların farkında ama dönemiyor. Çünlü Mursi Abd getirdi abd görürdü. Taip abd getirdi abd hiç güveni kalmadı kendisinin alınış sırasını bekliyor. Medyayı kullananrak neredeyse İlah etmedikleri kaldı. Hiç olumsuz haber yapan medya yok. Fetullah Hocanın onu terketmesiyle artık abd terkedecek . Vatan İhanetin bedelini ödemesine az kaldı.
Türkiye 50 yıldan fazladır amerikanın güdümünde sadece bir partiye bağlamak doğru değil küba kırizini unutmayın 1961 yılında jüpiter füzeleri yerleştirilmiş ruslarda 1962 ylında kübaya füze yerleştirmeye kalkmış ve nükleer savaşın eşiğine gelinmişti bu gün ise büyük ortadoğu projesini hayata geçirmek için sol hükümetleri ve sol eğlimli diktatörleri ortadan kaldırmak isteyen amerika müthiş bir gayret içinde kendisine yardım edecek her olgu ve örgütle iç içe çalışmaktadır türkiyede finansal yaptırmlarla halk eğer sol hükümet gelirse yok olursunuz cebinizdeki parayı çekeriz tehdidi ile amerikanın dediği kişilerin seçilmesi sağlanmıştır bu hala daha böyle yani akp mağduriyetle başlamadı amerika her türlü desteği ile başladı öyle destek ki hükümetin ve halkın gözleri meydana gelen olaylara kör oldu bu gün amerikanın işaret düşmanı bize düşman onun dostu bize dost ırak savaşında birbuçuk milyon insan öldü bunların içinde türkmen kardeşlerişmizde vardı kimsenin kılı kıpırdamadı bu savaşa yandaş aynı zamanda müslüman eğilimli gazetelerde ölen ıraklıları değil çakı gibi amerikan askerlerini ve onların getireceği özgürlükten bahsedildiğini okuduk eğer sol bir hükümet olsa bu olurmuydu hem solcular hemde müslümanlar eylem yapardı her cuma oalylar çıkardı ama olmadı almanyadan kalkan üzerimizden geçerek ırakı bombalayan B 52 uçaklarını unutmadık sonra libya sonra suriye ve mısır cehennem cevremizi kuşattı olacakları herkes biliyordu biz hariç 3 sene önce yunasitannın avrupa sınırı mülteci akınına karşı çevrildi demekki olaylar burdada kalmıyacak dahada ilerliyecek buna batak demek iyimserliktir
beyler siz artık darbeyi mazur gelecek ve bizimde kabullenmemizi isteyecek noktada olduğunuzun farkındamısınız? ama şunu iyi bilin ki Türkiye cumhuruyeti vatandaşları demokrasiyi ve demokratik yönetimi içselleştirmiş ve hiç bir zaman darbenin herhangi bir türüne razı olmayacak ve kabullenmeyecektir.bu yüzden eğer ak parti iktidarından kurtulmayı hedefliyor iseniz; öncelikle türkiye cumhuriyeti vatandaşlarını ikna etmeniz ve onların yapılacak ilk seçimde oylarını alabilmeniz gerekmektedir. ama biz 1994 yılının istanbul'unun o halini ve o gün iktidarda olanları unutmadık.
AKP, liler
Mağduriyetle başladılar!
Kaosla sürdürüyorlar!
AKP, iktidara gelirken yarattığı mağduriyet tezgahını, kaos- entrikalarla sürdürüyor!
İnanın, normal, akıl ve mantık iş değil Türkiye de olanlar!
Recep bey, kendisine “Diktatör” denilmesine çok üzülüyormuş!
Çaresi?
Zatıalilerinin en kısa sürede, tıbbı müdahaleye tabi tutulmasıdır!
Kendisini geçtik!
İktidar ve başının,7 gün 24 saat TV ekranlarında, “yalan-iftira-kin -nefret“ kusması insanları ruh hastası yapıyor…
Zira ülkede uyguladığı siyasi politikalar, sağlıklı kafanın işi olmaktan çok uzak ve insanların onur ve haysiyetlerine dokunan davranışlar olduğunu “dünya dillendiriyor!
Recep bey görmüyor anlamıyor ya da anlamak istemiyor olabilir!
Artık dünya bile biliyor ve dillendiriyor; Sorun, Recep beyin ta kendisindedir
Böylesi ruh hali olanların devlet yönetmesi ülkeyi,”bölme parçalanma, İstikrarsızlaştırma”, toplumu ”kaos” aşmasına getirir!
Bugün Türkiye, bu hali yaşamaktadır!
İspiyon, gammazlama,
Ortaokul çocuklarına kadar girdi!
Olur, şey değil!
Gezi parkı eylemlerine katılan, öğrenci ve öğretmenlerin liste ortaokula giden öğrencilerinden, zorla isteniyor!
AKP iktidarı Türkiyeyi,
SSCB’nin KGB’si ile Jozef Stalin dönemi,
Hitler Almanya’sının, Gestapo’larının uyguladığı” rejime” karşı olanlara uyguladığı,”Faşizan, baskı, yıldırma, tutuklama, bu günlerde, Ülkemizde olağan hale gelmiştir!
Düşünebiliyor musunuz?
Ankara da ortaokul öğrencileri, okul müdürleri tarafından, tatilleri yarıda kesilerek, okula çağırılıp, önlerine uzatılan kağıda, öğretmen ve öğrenci arkadaşlarını ”Gezi “ olaylarına katılanlarının isimlerini yazmalarını istemişler…
Tereddüt eden öğrencilere, “korkmamaları şeklinde telkinlerde bulunularak,” kağıtlara” kendi isminizi yazmayın kimse sizi tanımasın.
Şimdi, ortaokul düzeyinde ki, çocuk, okul yönetimi tarafından, muhbirliğe, ispiyonculuğa” âdete teşvik ediliyor!
Evet,
Şöyle bir düşünün, geçmişte, Anne, çocuklarını, eşini, Çocuklar, anne, baba ve kardeşlerini” ispiyon” ettikleri hangi faşist, komünist ya dikta rejimlerde, kimlerin döneminde oluyordu?
Dünya'nın en “iğrenç”, yine en “alçak” davranış biçimi olan, ispiyonculuk,- muhbirlik, küçük beyinlere marifetmiş gibi işleniyor!
İspiyonculuk Devlet Politikası oluyor
AKP’nin,
Dindar nesil dediği böyle bir nesil oluyor her halde!
Bakınız,
AKP’nin başı, ülkeyi 11 yılda ne hale getirdi!
“Yalan, Dolan, Talan” derken ülke şimdi kaos ile iktidarını sürdürmek istiyor!
Bakınız, iktidara muhalif insanımız üzerinde kurulmak istenen baskılara kısaca bir göz atalım…
Polis, mahallere ”ispiyon” kutuları konularak, halkın, birbirlerini “gammazlamalarını” teşvik ediyor…
Statlarda, İktidar aleyhine,”Slogan” atmak yasaklanıyor!
Gezi olaylarından sonra, Cezaevlerinde,”işkence, baskı” artıyor!
Ergenekon, Balyoz ve diğer davalarda, polis ve savcıların, iddianamelerinin “iftira ve komplolarla” donatıldığını artık, dağdaki çoban bile biliyor…
Yani polis artık, devletin polis değil!
Savcı da, Cumhuriyetin savcılığını terk etmiş durumda!
Hakimler,
Türk milleti adına değil, cemaat ya Recep bey adına karar veriyor!
Toplum artık ne polise, ne Savcıya, ne Hakime, ne de Askere güvenmiyor!
Yani devlete,”güven “kalmadı!
Devlet artık “baba” değil!
Gerçekten insanlar, şaşkın, bedbin, gelecekten umutsuz!
Recep bey,
Murisi gibi olmaktan korkuyor!
Gezi olayları, yani direnişi, isyanı, başkaldırı, ne derseniz diyen, Recep Bey ve şürekasının korkulu rüyaları oldu’
Ardından o çok güvendikleri “Arap baharı” tantanası da çöktü!
Hem de öylesine çöktü ki, Recep bey ve şürekasının tersini döndürdü!
Suriye olayında o çok güvendikleri Suudi Arabistan, bile, Mısırda ki "Askeri darbeye" destek ver para gönderdi…
ABD ve AB, Mısırdaki darbeyi olağan karşıladılar.
Darbeye karşı tek ülke, Recep bey ve şürekasının yönettiği Türkiye oldu.
Netice,
Recep bey ve şürekasının, sancısı gezi olayları ile zincirleri kıran, halkın,
AKP iktidarını artık deliğe süpürme zamanın geldiğini anımsatmaları olmuştur!
Gezide, halk üstündeki ölü toprağını üstünden atması, “iktidarın korkulu rüyası olmuş ve saldırganlığını misli ile artırmıştır!
Dünya ve Türk halkı biliyor ve görüyor ki, “Gezi” eylemlerinde, polisin,halka karşı tavrı, Mısır de olanlardan pek farklı olmamıştır.
İşte dünya deki, Recep Beye karşı olan tavırların ana nedeni budur!
Recep bey, Dünya ‘yı ve Türk halkını, kandırmıştır!
Ne yapmıştı Stalin?
“İkinci dünya savaşının bitimi olan,1945’teki büyük zaferden sonra Stalin, tarihte eşine çok az rastlanan tarz ve kapsamda bir “kişiye tapınma” konusu oldu. O artık “tüm halkların dahi babası” idi. Politikadan bilime, sanattan felsefeye bütün etkinlik alanlarında onun tarafından saptanan çizgiyi “komünistim” diyen bütün herkes aynen kabul etmek zorunda duyuyordu kendini. Bu ise otoritesini daha da güçlendirmiş, Stalin ülkeyi sadece kendine yakın gördüğü birkaç kişiyle yönetmeye başlamıştı”
Mesala; Jdanov, Malenkov, Beria, Bulganin, Kruşçev
Kıssadan hisse…
Merak eden etrafına bir baksın…
*
Hatta,
Muhafazakar nonoş, homo ,”Cemil İpekçi” aldatıldığını,”gezi” olayları sonrası anlamış, bu günlerde, Recep beye karşı köpürüyor muş
*
İsrail adam yerine koymadı!
ABD, yalan konuşuyorsun dedi!
Kime?
TC’nin başbakanına!
Recep bey önceki gün o meşhur incilerden birini de, Mısır daki darbe için döktürdü!
Neymiş efendim,
Mısırdaki darbenin arkasında ”İsrail-Yahudiler” varmış!
İsrail, anında cevap geldi, “Konuşmaya dahi değmez”…
ABD, yalan söylüyorsun diye kestirip attı!
Türkiye gibi büyük bir ülkenin yöneticisine yakışıyor mu?
“Dünya kamuoyunda “böylesi” refüze olmak”,”adam yerine konulmamak”?
Türk milleti böylesi aşağılanmayı hak ediyor mu diye sormak lazım “yetmez ama evet” diyen deyyuslara…
*
Ülkeyi idare edenlerin her söyledikleri,
“Yalan-iftira”!
Artık, AKP’lisi de biliyor ki, Recep bey ve şürekasının, yalanla ülkeyi yönettiklerini!
Ülke de inanılır tek kişi ve kurum kalmadı!
Bakınız,
Diyanet işleri başkanlığı konumu gereği, siyaset yalakalığı yapmadan, topluma sadece gerçekleri söylemek zorunda.
Ama gelin görün “Gezi “olaylarında, polisten kaçıp, “Bezmi âlem valide Sultan” camine sığınanlarla ilgili olarak, Recep Bey’in “camide içki “içtiler, “seks” yaptılar görüntüleri elimizde, Cuma günü açıklanacak demesine rağmen, kaç cuma geçmesine rağmen hala açıklanamadığı gibi,
Diyanet işleri yaptığı soruşturmada” içki görüntüleri var” deyip, recep bey’in“yalan” kervanına katılarak toplumu aldatmıştır!
Aradan aylar geçmesine rağmen, ne ülkeyi idare ettiğini söyleyen, Recep Bey’in ne de Diyanet işlerinin, cami deki içki “görüntüleri bir türlü ortaya çıkamamıştır…
AKP ülkeyi öylesi bir çıkmaza sürükledi ki, def olup gitseler bile,20 yıl bunların yaptıkları pislikler zor temizlenir!
Bunlar,
“Diktatörlük” değil mi?
Maçlarda, iktidar ya da Recep Bey aleyhine bağırmak,
Okullarda, Gezi olaylarını, desteklemek ya da destek verici konuşmak,
40 bin kişinin katili APO’ ya terörist başı demek,
PKK ya terörist örgüt demek,
Recep bey ve de şürekasının herhangi bir yolsuzluğunu dillendirmek,
Recep bey ve şürekası hakkında en ufak bir eleştiri yapmak,
Suç üstelik silahlı terör örgütü mensubu sayılmıyor mu?
Ayrıca,
Evlerinde, balkonlarında. iktidar aleyhine kepçe tencere ile protestonu yapanlara, polise “gammazlama” emrini veren, bizzat Recep bey’in kendileri değil mi?
Bu uygulama, demokrasi ile ülkelerde olur mu?
Okullarda,” geziye” ya da Recep bey ve şürekasını eleştirenleri tespit için, ortaokul öğrencileri, “ispiyonculuğa” teşvik edilip, öğrencilere,”gizli tanıklık” teklif edilmedi mi?
Yine, “gezi” ve benzeri eylemleri desteklemek, iktidar aleyhine konuşanların, “ihbar” edilmesi için polis tarafından mahallelere” ispiyon” kutuları” konulmadı mı?
Öğrenci yurtlarına, “Giriş kıstası” ve “Burs” almanın ilk ve ön koşulu, AKP iktidarına “biat” etmek olduğunu yetkili ağızlar salyalarını akıtarak söylemiyorlar mı?
Halka açık yerlerde, özellikle, İstanbul taksim de, İzmir, Gün doğdu meydanında, Ankara, Kuğulu park, Güven park ve Sakarya caddesinde “suç “ sayılmıyor mu?
Gelenler apar topar zindanlara atılmıyor mu?
Başlığı gören Türkiye Mısır'a savaş ilan etti sanır. Önüne ve arkasına hiç bir şey eklemeden Mısır daki katliamı eleştirmek neden bu kadar zor? Mısır da ordu darbe yapmadı mı? Yaptıysa darbeyi kınamak doğru olmuyor mu? Darbeye karşı çıkıp silahsız gösteri yapanların (bunların hepsi İhvan dan değildi) üzerine vahşi köpekler gibi saldırılıp kadın çocuk demeden kasıtlı ve sistematik şekilde katledilmedi mi? Katledildiyse bunu dillendirmek suç mu? İhvan'ın kurucusu ve fikir babaları idam edilip İhvan'ın sürekli baskı altında tutulması doğru muydu? Diyorlar ki Mısır polis şefinin onlara yaptığı işkenceyi israil Filistinlilere yapmadı. Madem ki askeri yönetim iyi idi Hüsnü'yü niye indirdiler? Hüsnü bile bu kadar zalim değildi. Monşerlerimiz Kore'ye asker göndermemizi (23 cent e maloldu diye aşağılık yorumlar bile yapılıyor oraya giden askerlerimiz için) neden gerekli gördüler? Kore'liler ile din veya kan bağımız da yok. Türkiye' de birileri orada katliamlara karşı sadece insan oldukları için veya kardeş gördükleri için seslerini yükseltmelerinin nesi yanlış? Batı'nın seslerini çıkarmamaları ve Mısır medyasının olayları utanmadan, pişkinlikle teröre (!) karşı savaş diye anlatması (Rusya' nın çeçenistanı işgali ve devamındaki katliamlarını Avrupa'yı haydutlardan temizliyoruz demesi gibi) oryantal Sisi ve katillerinin haklı olduğunu mu gösteriyor? Ergenekon davası olmasaydı benzer olaylar türkiye de de olacaktı. Hatırlayın kendi camimizi bombalayacaktık (Çetin Doğan bunu doğruladı). Gerçeği söylemek, adaleti ve haklı olanı savunmak yerine cellattan yana olmak her zaman en kolayıdır.
Yorumum çok kısa ve öz olacaktır; Psikolojide, kendi yaptığı hataları, başkasının üzerine yıkmak şeklinde bir savunma vardır ki, tıp biliminde buna "projeksiyon mekanizması" denir. Bu konuyu daha geniş şekilde aydınlatmak için şimdilik zamanım müsait değildir. Tekrar görüşmek umuduyla şimdilik bu kadar !..