Toplum ne kadar farkında bilemem ama iktidar ile cemaat arasında büyük bir kavga yaşanıyor. Görünen odur ki, bu kavga kolay kolay çözümleneceğe benzemediği gibi iktidarı yıpratacağı da açıktır. Kavga yalnızca rant paylaşımı değil bir bakıma yönetimde söz sahibi olmaya kadar uzanmaktadır.
Dershaneler üzerinden iktidar kavgası…
Bazılarına göre dershaneler üzerinden yapılan bir hesaplaşma. İktidara ortak olduğunu düşünen cemaati güçsüzleştirme mücadelesi. Gerisi bahane…
Dershane olgusunun nereden çıktığına bakıldığında işin özünde eğitim sisteminin yetersizliğinin yattığı görülmektedir. Bizim zamanımızda lise öğretmenlerimiz müfredat programlarını dikkate almaz, bizlerin yetişmesi, aydınlanması ve her şeyden önce düşünebilmemiz için ellerinden geleni yapar, konuların dışına çıkarlardı. Kimse de onlara neden konuların dışına çıktın diye sorgu sual etmezdi. Üniversiteye giriş sınavları da lisede öğretilenleri kapsardı. Bugün olduğu gibi test sistemi de yoktu. Sonradan üniversiteye hazırlık kursları açılmıştı. Zamanla siyasiler bu konuya el attılar, ardından cemaatler ileride kendi görüşleri doğrultusunda, çeşitli kademelere eleman yetiştirmek amacıyla dershaneleri kurdular. Böylece bir taşla iki kuş vurdular. Hem kendi düşünceleri doğrultusunda önemli yerlere gelecek öğrencileri yetiştirdiler, hem de büyük bir rant kapısını açtılar. Topluma da dershanelerden geçmeyenlerin üniversiteye girmeleri olanaksız düşüncesini enjekte ettiler.
En kısa tanımıyla meselenin özü budur.
Geçtiğimiz yıl Başbakan’ın dershaneleri kapatacağız demesiyle, dershanelerin büyük bir bölümüne hâkim olan malum cemaat ile iktidar arasında beklenmedik bir kavgayı başlattı. Oysa daha önceleri iktidar dershanelerden yana tavır koymuştu. Cemaatlerin oylarına ihtiyacı olduğunu düşünmüştü. Cemaat oylarının seçimde ne kadar payı vardır, bunu tam olarak bilebilmek biraz zordur. Ancak seçimlerde cemaat oylarının payı olduğu da bilinmektedir. Bu kavgada CHP ve MHP dershanelerin kapatılmasına karşı çıktılar. Belki de siyasetin çirkin yüzü…
İktidar neden birden dershanelere karşı çıktı?
Bugün için bunu kestirebilmek biraz güç denirse de bunun altında devlet yönetimine hâkim olmanın kavgasının yattığı açıktır. Cemaat okullarından yetişenler bürokraside söz sahibi olmuş, bu da iktidarın hoşuna gitmemeye başlamıştır. Belki de artık onlara ihtiyacımız yok denilmiş, pasif durumlara getirilmeye çalışılması cemaati bizim bunca emeğimiz heder oluyor düşüncesine sevketmiştir.
Aysbergin yalnızca görünen yüzü…
Batının demokrasi yönünden ileri düzeydeki ülkelerine baktığımızda hiç birinin uzun süreli iktidarda kalmadığını görürüz. Yıllar geçince iktidarda bulunanlar kendilerini vazgeçilmez sanır, rehavete kapılır, yorulur ve demokrasinin dışına kaymaya başlar, kendilerini iktidara taşıyanlara ihtiyacının kalmadığını sanırlar. Eşyanın tabiatı böyledir.
Dershaneleri kapatmak öyle kolay değildir. Birçok sorunları da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Başbakanın dediği gibi kapatılacak dershaneleri okula dönüştürmek de çözüm değildir. Buraya yatırım yapanlar bir anda Milli Eğitime bağlanmalarını istemezler. Dershaneler kapatılacak olursa orada ders veren öğretmenlerin durumu ne olacak? Kırk yaşın üzerinde olanlar da dâhil onları devlet okullarına alırız demekle ortaya bir başka haksız uygulama çıkar. Eğitim Fakültelerinde okumuş, yıllardır atama bekleyen binlerce öğretmenin hakkı yenmiş olmaz mı?
Onlar yıllardır bütçe yetersizliğinden, kadrosuzluk masallarıyla uyutulmuşlardı. Dershane öğretmenlerine devlet okullarının kapısı açılınca kadrolar gökten mi inecek?
Elbette bu düşünülmüştür demek de laf-ı güzaf…
Dershaneleri beğenmiyorsanız o zaman şu gerçeği açıklaya bilir misiniz? Dershaneler para tuzağıdır. Gerekli değildir. Milli Eğitim Bakanlığı okulları daha kalitelidir. Oraya gönderdiğiniz çocuklarınız test bağımlısı oluyor, genel kültürleri sıfırdır. Göndermeyin çocuklarınızı…
Böylesine bir uyarı dikkate alınır da öğrencisiz kalan dershaneler kapanırsa iktidar ile cemaat birbirine girmez mi?
Hele önümüzde bir de seçim yılı varsa!..
Yeri gelmişken şu gerçeği de kabul etmek zorundayız: devlet okullarında başta matematik olmak üzere ne fen, ne Türkçe, ne edebiyat, ne tarih ve ne de yabancı dil öğreniliyor. Felsefe, mantık, sosyolojinin adı bile geçmiyor. Din, ahlak derseniz ona söyleyecek sözümüz yok; bu konuda ders verenler, din eğitimi almış yöneticiler ibadullah maşallah…
Başbakan dershaneleri kapatmaya kararlı görünüyorsa da AKP içerisinde ılımlı yol arayanlar da az değildir. Hem Başbakanı hem de cemaati gücendirmeden…
Milli Eğitim Bakanı dershanede geçiş süresi uzatılabilir. Dershanelerin %20’si özel okul veya özel lise olabilecek nitelikte, geri kalan ise açık özel lise olabilir gibisinden bir çözüm öneriyor. Bu arada da dershanelerin %14’ünün cemaate ait olabileceğini söylemekten kaçınmıyor.
Bakanın bu sözleri insanı bir başka yönde düşündürüyor; Türkiye’de cemaatler yasal mı? Laiklik ilkesine ters düşmüyor mu? Şimdi birileri laiklik mi kaldı diye sorarsa doğrusu yanıt veremem, sus pus olurum!..
İnsanın aklına çeşitli sorular geliyor; hani dershaneler cemaat işi değildi?
Dershaneler olmazsa olmaz mı?
Bütün bunlar bir yana dershaneler üzerinden cemaate aba altından sopa mı gösteriliyor?
Yoksa onları bu yönde cezalandırıp hizaya sokmak mı isteniyor?
Bu kavga sürerken devlet okullarının yerlerde süründüğü de inkâr edilmez gerçeklerdendir…
Ne denir; haydi hayırlısı, gazanız mübarek ola…
erdemyucel2002@hotmail.com
Sayin NAZMI ÖNER Yorumunuz icin tesekkürler. Saygilarimla...
muhterem hoca efendi tokatta ve 81ilde iktidarı diktatörü hesabını görecek ilbaşkanı boşuna uraşmasın cemaat mhp yi destekliyor takım ptt1.lige olacak sıyat havalimanı turizim hayvancılık şahlanacak ey halkm sandığa sahip olun
Sayın Yücel’in de belirttiği gibi bu kavga elbette ki iktidar kavgasıdır; ülkeyle, devletle, milletle ve eğitimin kalitesinin yükseltilmesiyle ilgili bir kavga değildir. Zaten Türkiye’de eğitim, insanların beynini açmak ve yeteneklerini geliştirmek için değil, köreltmek için yapılmaktadır. Onun için aslında dershanelerin kalması veya gitmesi, istihdam ve rant elde etme dışında ülke adına hiçbir şeyi değiştirmez. Zaten geçmişte, iktidar dershane savunucusu, muhalefet karşıtıydı.
Aslında devlet: düşünen, araştıran ve sorgulayan insan yetiştirmeyi isteseydi, bunun yolunun üniversite sınav sisteminden geçtiği gün gibi aşikardır. Sınav sistemi böyle kaldıkça, öğretim esas olup, eğitime gerek yoktur. Öğretim de bilgilerin hap gibi yutturulması biçiminde olmak zorundadır. Okul verebildiği ölçüde biraz bilgi verir. Dershane bunları test tekniğine uygun hap haline getirip, çocuklara yutturur. Bu bilgilerin az veya çok olması sınav kazanmayı etkilese de, düşünmek, bağımsız ve objektif karar vermekle ve insan olmakla bir ilgisi yoktur. Bu çarkın içine giren bir beyin %80 körelir. Bence sağlam ve gelişmeye açık beyinler, bu eğitim sistemine bulaşmamış beyinlerdir. Örneğin şu anda Türkiye’de yaşanan gariplikleri, bunlardan habersiz dağdaki bir çobana anlatabilirsiniz, fakat bu çarktan geçmiş, beyni şartlandırılmış bir eğitimliye, hatta bir profesöre anlatamazsınız. Çünkü çoban olaya her yönüyle bakmaya açık iken, Prof. Olaya şartlandığı noktadan bakar.
Onun için olayın öyle veya böyle olmasının eğitimin kalitesi veya ülke çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmayıp, olay iktidar kavgasıdır; güç yarışıdır, rantın paylaşımıdır diye düşünüyorum. Kutlarım.