3
Mart
2026
Salı
ANASAYFA

DEVLETİN GÜCÜNÜN YETMEDİĞİ YER: SULTANAHMET

İstanbul 2010 yılında önemli bir olaya sahne olacak; bu dünyaca ünlü metropol, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi. Aslında bu, çeşitli kültürleri bir arada yaşatan İstanbul için son derece önemli bir olay… Bunun yanı sıra ekonomi ve turizm yönünden de bulunmayacak bir fırsat. Söz konusu proje çerçevesinde İstanbul dünya kültürünün merkezini oluşturacak, tüm zenginliklerini Avrupa ile paylaşacak, çağdaş müzecilik anlayışımızı yabancılara gösterecek, yeni kültür mekânları yapılacak, alt yapılar düzenlenecek... Ancak böylesine önemli bir olayın altından ne derece kalkabileceğiz. İşte bütün mesele de buradan kaynaklanıyor. Şu ana kadar gözle görünür bir gelişme de ortada yok…

Avrupa Kültür Başkenti düşüncesi ilk kez 1985 yılında Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri tarafından ortaya atılmış, aynı yıl içerisinde Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi tarafından projenin kapsamını belirleyerek uygulamaya konulmuştu.

İstanbul Avrupa kültür merkezi olacak ve bu süreçte  'Suriçi' dediğimiz, Sultanahmet ve çevresi ön plana çıkaracaktır. Bugün turist acenteleri, Türkiye’ye gelecek olanlara 'Sultanahmet ve çevresi programımızda yok' demiş olsa turist sayısında büyük bir düşüş yaşanacağı da açıktır. Bu bakımdan devletin elindeki her türlü imkânlarıyla bu bölgeye önem vermesi gerekmektedir. Ancak Sultanahmet ve çevresine devletin gücünün yetip yetmediği de tartışma konusudur.

Çünkü :

Öncelikle Sultanahmet Meydanında yapılan ramazan şenliklerini ele alacak olursak, yazılı ve görsel basının üzerine gitmesine rağmen burada belediye destekli çirkinlikler her yıl peş peşe düzenlenmektedir. Ne yazık ki, devlet bunlara biraz da siyasi çıkarları doğrultusunda sessiz kalmaktadır. Aslında üzüntü verici olaylar, çirkinlikler de peş peşe yaşanmaktadır. Tarihi anıtların çevrelediği meydanda çimenler üzerine kurulan masalar, iftar sofraları, derme çatma barakalar, çadırlar, satış stantları, sağlık koşularından uzak yiyecekler ve bir kovadan yıkanan bardak ve çanaklar…

Turistler bazılarımızın, özellikle İstanbul’u yönetenlerin görmek istemediği bu çirkinlikleri görüntüleyerek kendi basın organlarına da yansıtıyorlar... Nitekim memleketimize gelecek turistler için hazırladıkları rehber kitaplarında, bizleri aşağılayan ilginç uyarılarda bulunuyorlar. (Bu ramazan etklinliklerini örnek almak için görmeye gelen Anadolunun ücra kasabalarından birinin belediye başkanı olan dostumun ‘bu tür bir etkinliği ben bizim kasabada yapsam henşehrilerim benimle alay ederler’ demesini asla unutmuyacağım)

Çözüm :Ülkesini seven, İstanbul’u seven,Tarihini seven, güzellikleri seven, pespayelikten kirlilikten ve çirkinlikten nefret eden bir yetkilinin bu işe yeter artık demesi. ‘Kol kırılır yen içeride kalır’ hesabı bu tür etkinlikleri Topkapı sur dışındaki yeni açılan parklara götürün de hiç olmazsa dünyaya rezil olmayalım demesi.

Çünkü :

İstanbul’un, belkide dünyanın en üç kağıtçı, en madrabaz, en yüzsüz, on, bilemediniz yirmi tane taksicisi Sultanahmet Meydanı’nda öbeklenmiştir. (Topkapı Sarayı Ana Giriş Kapısı’nın önündeki Üçüncü Ahmet Çeşmesi etrafı - Ayasofya Müzesi önü – ve meydandaki umumi tuvaletlerin önü)

Bu taksiciler Türkçe konuşan turisti dahi arabalarına müşteri olarak almazlar. Sultanahmet’ten Eminönü İskelesi'ne gidecek turistleri en azından Aksaray Şehzadebaşı Unkapanı güzergahını, bazen de Aksaray Yedikule Fener Balat Unkapanı güzergahını dolaştırarak götürürler ama bununla da yetinmezler. Müşterinin parasını el çabukluğu ile değiştirip ‘50 euro yerine 5 euro’ verdin diye azarlarlar. İtiraz edenin vay haline. Sultanahmet Turizm Karakolu’na şikayet ifadesi ile başlayan süreç, ancak ve ancak Sirkeci Karakolu prosedürü ile devam eder…

Çözüm:

Sultanahmet esnafı binlerce defa, “Şu meydana ruhsatlı bir taksi durağı kurdurun ki turistler güvence altına alınabilinsin, veya meydana yakın ruhsatlı bir taksi durağına görev verilsin”

(Bu basit çözüm yolu bile çok başlılığın ve bürokrasinin aşılmaz zorluklarına çarpmakta hiçbir yetkilide şu çirkinliği ortadan kaldırayım diye çaba göstermemektedir. Konu hem belediyeyi hem vilayeti hem il encümeni trafik komisyonu hem emniyet müdürlüğünü ilgilendirmektedir)

Çünkü :

Yabancılar için İstanbul’un hatta Türkiye’nin aynası olan Sultanahmet Meydanı, (Özellikle Ayasofya ile Yerebatan Sarayı arası ) belkide dünyanın en karmaşık ve kargaşalı alanıdır. Tramvaylarla taksilerin, otobüslerle arabaların, acınacak derecedeki zayıf atları ile paytonların insanlarla bu kadar iç içe olduğu başka bir alanın dünyanın en geri kalmış bir ülkesinde dahi olabileceği düşünülemez.

Çözüm:
Acilen Tarihi yarım adaya yolcu dışında her türlü yük ve eşya taşıma işleri yapan vasıtaların gündüz saatlerinde sokulmaması (07-21 - Kamu hizmeti yapıyor diye müsaade edilen tüp gaz dağıtıcıları ve su dağıtıcıları dahil) Bu türlü bir yasak geceleyin insanların girmeye korktuğu tarihi yarım adadaki bir çok cadde ve sokağa canlılık da getirecektir, ve belkide tüm İstanbul trafiği için örnek teşkil edecektir.

Bu alandan en az iki tarafik polisi eksik edilmeyecek.

İstanbul’un en yetkili kişisininde hareket alanı olan (İl Özel İdare Binaları ile İl Meclis Binaları nedeni ile) Ayasofya-Yerebatan Sarayı-Yerebatan Caddesi Vilayet Binası’nın bulunduğu Cağaloğlu Yokuşu ve civar sokakları park alanı olmaktan kurtarabilecek kudretteki bir kamu yöneticisi bu sorunu büyük ölçüde çözen kişi olacaktır. Ve bu kişi kendi yolunu bile temizleyemeyen yetkili sıfatından kurtulacaktır.

Çünkü :

Dünyada sadece geri kalmış ülkelerde (Mısır, Cezayir, Fas, Tunus, Hindistan) bulunan Sultanahmet ve kapalı çarşıda da ‘hanutcu’ diye bilinen komisyoncularla bir türlü başa çıkılaması ülke için gerçek bir kara lekedir. Bu kişiler yarım yamalak bildikleri lisanları ve tüm yüzsüzlükleri ile sakız gibi yapıştıkları ınsanları çevre dükkanlara sokup bin dolarlık bir halıyı ikibin dolara sattırarak Hem kendilerini hemde ülkeyi alay konusu haline getirmektedirler. Son günlerde dış basında da çıktığı gibi zaman zaman kendilerini jigolo da sanan bu zavallı kimseler ancak ve ancak yaşlı, çirkin ve zavallı insanların saflığından istifade ederek onları soymaktadırlar. Sultanahmette bu olaylarla ilgili yüzlerce hikaye vardır.

Çözüm:

Bu kişilerin turist götürdükleri dükkanlar tespit edilerek bu dükkan sahiplerine hem mali hemde SGK cezaları uygulanmalıdır.

Çünkü:

Son yıllarda bunlara birde turistin ayağındaki naylon terliği boyayarak onların ellerinden zorla (hatta 3 dört kişi bir duvara sıkıştırıp etraflarını sararak) paralarını almaları sık sık yaşanan hadiselerdir. Özellikle Cağaloğlu Meydanı’ndaki esnaf, bu insanlardan son derece sıkıntılı olmasına rağmen camlarının ve çerçevelrinin kırılmaması ve dayak yeme korkusu ile seslerini çıkaramamaktadırlar. Aynı boyacıların Balat, Fener gibi semtlerde de terör estirdikleri bilinmektedir. Gerek ‘hanutçu’ diye bilinen komisyoncular, gerekse naylon terliklerini zorla boyadıkları turistleri soyan boyacılar kazara iyi niyetli bir memur tarafından yakalansa da karakol veya adliyeye götürülünce, görevli amiri veya savcı tarafından bunu buraya niye getiriyorsun hangi kanuna göre muamele yapacağız diye fırçalandıkları da herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Yasaların yetersiz olması, bu konuların yıllarca sürüp gitmesinin en önemli nedenidir.

Hava karardıktan sonra yalnız turistlerin yollarını kesip onların zorla paralarını alan gaspçılar da ayrı bir konudur..

Çözüm:

Güvenlik güçlerinin sürekli olarak devriye gezmeleri, kapkaççılar için yapılan uygulamaların bu tür kişilerede uygulanması. Özellikle Sultanahmet ve Sirkeci bölgesindeki iş yeri sahiplerinin katılımı ile sağlanacak yeterli sayıdaki özel güvenlik firması motorize ekipleri kötü niyetli bir çok olayı önliyeceği gibi bölgeyede rant da sağlıyacaktır.

Kısacası Sultanahmet çevresinde her gün yeni kargaşa yaşanmakta, Sultanahmet esnafının vilayete, belediyelere yaptığı şikâyetler, ortada yeterli yasalar ve caydırıcı tedbirler olmadığından sonuç vermemektedir. Bu konuda yöneticilerin de elleri kolları bağlı kalmakta, turistleri rahatsız eden tiplere de meydan bırakılmaktadır.

2010 Avrupa Başkenti olan İstanbul’un tarihi yarımadasındaki bu rezalet ve karmaşayı hangi sorumlu yetkili nasıl sona erdirecek?

Doğrusu bunu akıl ve bilimden yana pek çok kişi gibi ben de merak ediyorum!..

Erdem Yücel/Kenthaber
 

Erdem Yücel - Kenthaber
Yayın Tarihi : 17 Kasım 2009 Salı 11:33:50
Güncelleme :17 Kasım 2009 Salı 12:00:51


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yilmaz IP: 77.189.219.xxx Tarih : 19.11.2009 20:59:28

Yakinda sasirmayin burasini da araplara satarlar  


Gökhan IP: 78.175.22.xxx Tarih : 17.11.2009 13:41:46

 Sayın Yücel,İstanbul'da yaşamama rağmen,belirttiğiniz sorunlara ve çözüm önerilerine harfi harfine katılıyorum.Çünkü bu sorunlar hepimizin ortak sorunudur. Acilen çözülmesi gereken bu sorunları elbetteki yöneticiler bilmekteler ama bu sorunların varlığından büyük rant sağlayanlar yöneticilerle bağlantılı olsa gerek ki bilindiği halde bu sorunlar çözülmüyor.Hukuk sistemimizden ekonomi ve vergi sistemimize kadar birçok sorunumuz aynı şekildedir.Akılcı çözümler belli ama belirttiğim gibi sorunların varlığından büyük rant sağlayanlar da bu sorunların çözülmesine doğrudan ya da dolaylı yoldan engel oluyorlar.Buradan da anlaşılıyor ki bu sorunlar rica ile,minnet ile, demokrasi  ile çözülmeyecek. Devlet sert yüzünü bunlara göstermeli.Yoksa bu terslikler, terbiyesizlikler, üçkağıtçılıklar devam eder gider.Üç beş şehir eşkiyası  servet yapacak diye memleketimizi harcatmayalım.


Gökhan Demirel IP: 81.215.77.xxx Tarih : 20.11.2009 16:03:04

Evet Erdem Bey,

Yukarıdaki yazınızda fazla yok ama eksik çok. Keşke daha geçen hafta içinde meclisten Kültür Ve Turizm Bakanlığı 2010 yılı bütçesi geçtiği sırada hem iktidar hemde bütün muhalefet partilerinin yaptığı konuşmalarıda buraya taşıyabilmiş olsaydınız. O zaman yukarı ki yazıyı inanın yazmazdınız. Çünkü konu hakkında konuşan hiçbir milletvekili ne kültür başkenti olmamıza değindi, nede yukarıdaki sorunlara. e yetkililer değinmeyince ben mi çözecem sorunu? 

Birde size sıcak bir gelişmeyi aktarayım. Biliyorsunuz Eminönü ilçesi tarih oldu. Bölge artık Fatih Belediyesine bağlı. Fatih Belediyesi Dünyanın Tarih Başkenti, gözbebeği, incisi diye tabir edilen bu sultanahmet' te ne yaptı biliyor musunuz? Her köşe başına 2 şer adet çöp konteynırı koydu. Hemde olur olmaz heryere. Otellerin kapı önü mü pencere önümü neresi gelirse. Sonrada buralara gerek mahalleli gerekse çevredeki işyerleri çöplerini gelişigüzel saatlerde atmaya başladı. Bu çöplerden süzülen sular caddelere akıyor. ve hala bir çözüm bulmadılar. Turistler bol bol resim çekip internette yayınlıyor. İşte size 2010 Avrupa Kültür Başkenti. İşte size onun değerli Fatih Belediyesi. İnsan bir kere bir iş yaptımı dönüp bir bakar , acaba nasıl oldu. güzel oldu mu? bunlarda oda yok.

Taksiciler , hanutçular ve ayakkabı boyacıları hususunda yerden göğe kadar haklısınız. Biz turizmciyiz. dertliyiz. hemde çok dertliyiz. İnşallah bir yerde birisine denk gelipte patlamayız. ya dişçi ye ya mimara ! Saygılarımızla, Gökhan Demirel