Çok değil; yakın tarihlere kadar Cumhuriyet bayramları büyük bir coşku ile kutlanırdı. Resmi geçitler, resepsiyonlar, törenler, konuşmalar yapılırdı. Ulusun tümü var oluşunun sembolü olan bu büyük bayramını kutlarken, ileride sorunlarla karşılaşabileceklerini o zamanlar hiç düşünemez, akıllarından bile geçirmezlerdi.
Ne var ki, birkaç yıldır Cumhuriyet bayramı kutlamaları sorunlar yumağına (!) dönüştürülmeye başlandı. Türk ulusunun bu büyük bayramı önce ucundan kenarından kemirildi. Kısacası aydınlık ve karanlık arasında gel-gitler ortaya çıktı.
Aynen Araf gibi…
Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş oldukları Cumhuriyet bazılarına biraz fazla büyük gelmiş olacak ki, çarpık davranışlar ortaya konulmaya başlandı.
Gerçekten çok acı…
Yazılı ve görsel basına bakıyorum. Bazıları dün yazdıklarını, söylediklerini unutmuşçasına vaziyeti idare etmeye çalışıyor. Açıkça birilerine yaranmanın çirkin örneklerini sergiliyorlar. Atatürk devrimlerini ve cumhuriyeti benimsemiş çoğu insanın içi açıyor. Geçmişteki Cumhuriyet Bayramlarını yaşamış olan ve günümüzdeki olup bitenlere şahit olanlar büyük bir üzüntü içerisindeler. Köşe yazarlarımızdan Sayın Altemur Kılıç’ın “Sonun başlangıcı” başlıklı veda yazısını okumanızı tavsiye ederim. Yıllardır Kenthaber’de ve daha önceki bazı gazete ve dergilerde birlikte yazma onuruna eriştiğim bu büyük üstadın yazısı gerçekten beni duygulandırdı. Aynı zamanda da karamsarlığa düşürdü.
Kuşkusuz anlayana!..
Cumhuriyetimizin 89. Kuruluş yılı öncesinde bazı olayların çıkacağı hissediliyordu. Yok artık; bu kadar da olmaz diyenler vardı. Oysa böyle düşünenler yanıldılar.
Ne yazık ki olaylar birbirini izledi, cumhuriyete inanmış insanlar ile devlet gücü karşı karşıya getirildi. Öncelikle Atatürk anıtlarına çelenk koyma kargaşası yaşandı. Siyasi partiler dışındaki kuruluşların çelenklerinin konulmasına karşı çıkıldı. Tartışmalar, itişip kakışmalar birbirini izledi. Dünya basını da bu karmaşaya şahit oldu.
Cumhuriyete canı gönülden inanmış olanlar Ankara’da “Cumhuriyet Buluşması” yapılmasına ve Anıtkabir’i ziyaret etmeye karar vermişler ve bunun duyurusunu yapmışlardı. Yurdun çeşitli yerlerinden yola çıkanların çoğunun yolları devlet gücü ile kesildi. Cumhuriyet Bayramını Ankara’da kutlamak isteyen on binlerce kişi daha il sınırlarından çıkarken engellendiler. Otobüslerin içerisindeki insanların kimlik kontrolleri yapıldı, bu kontrollerde bir şey ortaya çıkmayınca bu defa da trafikçiler devreye girdi, otobüsler teknik incelemeye tabi tutuldu. Bu durumda da bazı eksiklikler ortaya çıktı ve seferden men edildiler. Oysa her gün binlerce otobüs ve diğer araçlar karayollarında ne eksikliklerle seyrediyor.
Merak ediyorum birçok ölümlü kazaya sebep olan başta dini bayram tatilleri olmak üzere diğer günlerde de bu araçlar aynı hassas trafik denetimine tabi tutuluyorlar mı?
Bütün bu zorluklara rağmen Ankara’ya ulaşabilenleri şehrin girişinde yine güvenlik güçleri karşıladı. Güvenlik güçlerine direnemeyenlerin çoğu da geldikleri yerlere dönmek zorunda kaldılar. Şehre girebilenler Ankaralılarla bütünleştiler. Ulus’taki ilk meclis binasının önünde toplanmak isteyenler yine polis barikatına takıldılar. Yaşlı, genç, çocuk biber gazı ve coplardan nasiplerini aldılar. Bu olaylar yaşanırken biraz ilerideki hipodromda da bir kısım halk bayramı kutluyordu (!).
Cumhuriyet Bayramını kutlamak, Atatürk’e olan bağlılık ve sevgilerini göstermek isteyen ve hepsinden öte devrimleri sahiplenenlere kimler engel olmak istedi?
Ankara Valisi mi? Yoksa daha başkaları mı?
Bereket, Cumhurbaşkanı duyarlı davranarak, devreye girmiş Ankara Valisine “gerilimi tırmandırmayın, çatışmaya izin vermeyin, gerekirse tolerans tanıyın, Anıtkabir’e gitmek istiyorlarsa izin verin” demiş. Bunun ardından tüm engeller ortadan kaldırılmış ve halk Cumhuriyet Bayramını kutlayabilmiştir.
Ne gariptir ki, Cumhuriyet Bayramında yine birtakım ilkler yaşandı. Bayramı kutlamak isteyenler, Atatürk anıtlarına çelenk koymak isteyenler saldırıya uğrarken bir yanda da sözüm ona Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapılıyordu. Atatürk’ün Çankaya’sında siyasiler, generaller, üst düzey bürokratlar ve de görkemli elbiseleri(!) içerisinde türbanlı hanımlar birbirlerinin Cumhuriyet Bayramını kutluyorlardı.
Bir zamanlar önüne geleni “gomonist(!)” diye suçlayanlar acaba ileride Kemalist suçlaması da yapacaklar mı?
Yoksa okumayan, okuduğunu anlamayan, doğruları dinlemeyen, saplantılar içerisinde biat eden bir toplum mu olacağız?
Değerli hocam, 29 Ekim 2012 günü Ankara Ulus meydanında bulunuyordum. Kutlamalar sırasında gördüğüm en önemli şey, oraya gelenlerin bayram kutlamaktan başka isteği olmadığıdır. Yetmiş yaşından beş yaşına kadar her yaştan vatandaşlar orada saatler öncesinden hazır bulunuyordu. Ben Ayvalık ADD şubesi ile birlikte Ayvalık tan katıldım yola çıkışımız 2 saat engellendi. Ama kararlılıkla gitmek istediğimizi, yapılan engellemenin anayasal seyahat özgürlüğümüzün engellenmesi olduğunu ısrarla belirtmemiz sonrasında yola çıktık. Kutlama yaptığımız Ulıs meydanında büyük bir coşku ile marşlar söylendi, yaşadığımız günlerin anlam ve önemine uygun sloganlar atıldı. Ankaralılar bile Ankara nın böyle bir coşku ve kalabalık görmediğini hayret ve sevinçle belirttiler. Gözlemlerimden belirteyim ki oraya kutlama için gelen vatandaşların hiç biri amacı aşan bir davranışta bulunmamıştı . -gaz ve su taarruzundan görebildiğim kadarı ile.- Tek üzücü olay Cumhuriyetine sahip çıkanların basınçlı su ve gazla saldırıya uğramasıydı. Ama tüm engellemeleri aşan milletin azim ve kararlılığı Anıtkabir e ulaşmayı başardı. Ata sına saygı ve sevgisini sunan halk herhangi bir üzücü olaya meydan vermeden dönüş yoluna geçti. Şahsen bu Cumhuriyet bayramı benim için hayatım da kutladığım en hareketli coşkulu bayramdı diyebilirim. Bir kere daha bu büyük milletin bir üyesi olmaktan gurur duydum. Ne Mutlu Türk üm Diyene...
ABD DOSTLUĞU MU?
AKP KORKUSU MU?
ATATÜRKÇÜLERİ SAYDIRMADI?
Dünden başlayalım;
29 Ekim Cumhuriyet Mitinginde Anıtkabir’i ziyaret edilenler sayılmamış!
Nedeni, aşırı ilgi!
Yesinler yalanınızı!
Türk ordusu yalan söyler mi?
İktidarı yalan söylerse, TSK’si neden söylemesin!
Evet, yazıklar olsun…
Öyle diyyo recep Bey,
Evet, yazıklar olsun ülkeyi bu hale getirenlere…
*
TSK açıklamalarına dikkat ettiniz mi?
Sanki AKP Politbürosu, politik, partneri!
Ya da yalanlama, tasdik makamı!
Yapılan açıklamalar, TSK’ya yakışır tarafı var mı?
Mesela yakında yapılan, genelkurmay açıklamasında; “
“Bazı basın yayın organlarında, Türkiye-Suriye sınırında yaşanan gelişmeler kapsamında, Türkiye’ye ABD tarafından asker yollandığı ifade edilmektedir. Dost ve Müttefikimiz ABD Silahlı Kuvvetlerinin; 11 Aralık 1980 tarihinde imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) kapsamında İncirlik/Adana'da, 14 Eylül 2011 tarihinde imzalanan protokole göre Kürecik/Malatya'da ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği nezdinde faaliyet gösteren Savunma İşbirliği Ofisi (ODC) Başkanlığında askerî personeli görev yapmaktadır”
*
Şimdi sormak gerekmez mi böylesi açıklamayı yapanlara ya da emir veren güruha;
ABD, sizin nasıl dostunuz oluyor?
ABD dostunuz, neden Süleymaniye de Türk askerinin başına “çuval” geçirdi?
ABD dostunuz ise, neden “Lozan da” imzası yok?
Dostunuz ise neden PKK’ ile ilgili” İstihbarat vermiyor?
Kuzey Irak’ girmek neden, ABD iznine bağlı?
Bunu biatçi bu günün genelkurmay başkanı, Necdet Özel paşa açıklamadı mı?
ABD dostunuz ise, neden 9 yıl önce parası peşin ödenmesine rağmen, ikinci el ABD’ ordusu tarafından hurdaya çıkarılmış,3 adet Süper skorsky helikopteri, bir önce teslim etti
Ve
CİA ve diğer ABD istihbarat elemenler tarafından hazırlanan, Balyoz ve Ergenekon, Tertibini Bush’un, Recep Bey’ dikte ettiği ve, TSK’YI yok etme emri, nasıl bir TSK dostluğun emareleri olduğunu açıklar mı, ABD’ye dost diyen hödükler!
bu gün .onlarca kahraman ,TSK mensubunu,sivil vatandaş,,”İFTİRALARLA,, Silivri,hasdal,Maltepe zindanlarda, ölümlere terk ettiren,,ABD ,sizin “Dostunuz” nasıl oluyor?
BDP İLE KADEH TOKUŞTURANLAR
TÜRK ASKERİ OLAMAZ!
Evet, ilk kez, Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanlar, Cumhurbaşkanını vermiş olduğu, Cumhuriyet resepsiyonuna, katılmaları, şehitlerin, kemiklerini sızlatmadı mı?
Hani şehit cenazesinde, ağlayan Genelkurmay başkanı, Necdet Özel ağlaması,“timsah gözyaşlarıdır” dediğimizde haksız mıydık?
Bir başka önemli bir soru daha var!
Daha önce, BDP’lilerle TBMM de ve Cum babanın, resepsiyonların da bir araya gelmeyen geçmiş dönenin, Genelkurmay başkanları, Kuvvet komutanları haksız mıydılar?
Şimdi, kadeh tokuşturanların,”Onursuzluk” yaptıklarını söylersek haksızlık yapmış oluruz?
Genelkurmay başkanları aynı ocaktan yetmiyor mu?
Yoksa PKK artık” düşman” güç değil mi?
Ya da Şehit olanlar başka ordunun ”askerler mi?
CUMHURU SAYMAKTAN KORKAN TSK!
İddia ediyorum, Anıtkabire,29 Ekim Cumhuriyet bayramında, turnikelerin çalıştırılmaması bir koku ve tertibin sonucu!
Yani utanç verici!
Yani suç işlenmiştir.
Halkın haber alma hakkı kısıtlanmış!
Görevli personel, görevini yapmamıştır ya yapması engellenmiştir!
O turnikeler oraya süs ,için mi konuluştur?
Neymiş efendim, Cumhuriyet bayramında” aşırı ilgiden dolayı Ziyaretçileri sayan turnike devre dışı bırakılmış!
Özrü kabahattin dan büyük ve inandırıcı hiç değil!
Meşheri kalabalığı saymak için ABD’ dostumuza danışmadık, Recep Bey’den korktuk, sayınca açıklamak gerekiyordu, İktidarla ters düşmek var işin içinde diyemiyorlar!
Öylesine tırsmışlar ki!
AKP diyince, altlarına ediyorlar!
Ogün, Anıtkabirde, Atasını ziyarete gelenleri 1 milyon’un üzerinde deseler, topa tutulacaklar! Çünkü iktidarın polisi 120 bin kişi demişti!
O kadar ki,7 kez dolup boşalan anıtkabir alanın dolusu,140 bin kişi olduğu bildikleri halde!
Hesap basit;140 çarpı 7 eşittir 980 bin kişi!
Şimdi,
*Neden Anıt kabir'i mahşer gününe dönüştüren, “Cumhurların" sayısı ortaya çıkması,
Milletin, Ata’sını ziyaret edip, kurduğu Cumhuriyetin, bekçileri olduğunu, Ata’sına saygı şükran duyması, TSK’yi neden rahatsız etsin ya da eder/ediyor?
En kıytırık günde bile, ziyaretçi turnikelerini açan, Anıt Kabir yetkilileri, neden Böylesine, coşku ile kutlanan,"Cumhuriyet" bayramında, neden sayım yapmadı ya yaptırılmadı?
Yukarı anlattık fazla değmeye gerek yok. Arif olan anlar diyip noktalayalım.
Bir başka
Yoksa