Son günlerde dindar gençlik! yetiştirmek isteyen Başbakan’ın yersiz bir çıkışı gündemi yine hareketlendirdi. Kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmasının şikayetlere neden olduğunu, anne babaların feryat ettiğini, kızlı erkekli öğrencilerin evleri ile ilgili düzenlemeler yapılacağını açıklaması önce Bülent Arınç’ın, bazı AKP’lilerin ve sonra da toplumun tepkilerine neden oldu. Her ikisi arasındaki fikir ayrılığı bir bakıma Arınç’ın hukuk eğitimi almış olmasının üstünlüğüdür. Aileler biz çocuklarımıza güveniyoruz, ön yargıdan kaynaklanana bu tür söylemlere önem vermiyoruz dediler. Bazı ailelerin de içerisine kurt düştü; acaba çocuklarımız nasıl yaşıyor diye…
İktidarın dümen suyunda yazılar yazan Mehmet Barlas bile dayanamamış: “Türban sorunu hallolmuşken ne diye kız-erkek beraberliği gündeme geliyor? Değmeyen bir şey bence… Bu kadar zırvaya ben bile bahane bulamama.” Demişti.
Kendisinden hiç beklenmeyen bir çıkış da Nazlı Ilıcak’tan geldi. Katıldığı bir televizyon programında; “Kendine demokrat diyeceksin, sonra da özel hayata müdahale edeceksin. Bu bir seçim yatırımı ise kötü. Ben Erdoğan’a oy verdim. Şimdi utanıyorum.”
Bu sözlerinden sonra bakalım Sabah Gazetesinden yolcu edilecekler mi?
Durup dururken, ileri demokrasiden söz eden Başbakan böyle bir açıklamaya neden lüzum duymuştu?
Amaç zora giren ekonomiyi ve dış politikanın açmazlarından dikkati başka yöne çekek mi istiyordu, yoksa adım adım yaklaşan şeriat düzenine yönelmek mi istiyordu?
Namus bekçisi olan (!) din polislerinin ilk adımları mı atılmak istiyordu? Belki isimleri değişir namus bekçisi polisler olur!
Bilemeyiz.
Din polisleri halkını Ortaçağ karanlığı içerisinde yaşama zorlayan, demokrasiden, insan özgürlüğünden nasibini alamamış ülkelerde görülmektedir. Onlar dini kuralların uygulanıp uygulanmayacağına karar verirler. Uymayanları cezalandırırlar, namaz vakitlerinde iş yerlerinin kapanıp kapanmadığına bakarlar. Bunların tipik örnekleri İran ve Suudi Arabistan’da görülür. O ülkelerde kadınların otomobil kullanmaları yasaktır, uluorta yerlerde, kafelerde oturamazlar, öpüşemezler, kadın erkek bir araya gelemezler, kızlar ve erkekler aynı sınıfta olamazlar… Daha bir yığın yasak vardır.
Oysa o ülkelerde yaşayan kadınlar batıya gittiklerinde anında çağdaşlaşırlar. Kısacası iki yüzlü bir yaşam sürdürürler.
Türkiye’nin adım adım bu yöne getirilmesi isteniyorsa gerçekten durum çok vahim demektir. Çok tehlikeli bir noktaya yaklaşılmaktadır.
Başbakan’ın sözlerinden sonra durumdan kendilerine anında görev çıkaranlar da ortaya çıktı. Örneğin Adana Valisi Başbakan’ın sözleri talimattır diyerek öğrenci evleriyle ilgili çalışmaları başlatmış!.. Bu arada kendisine tepki gösterenlere “getirin o gavatı” diye bağırmış, sonra da sözünün arkasında durmayarak gavat değil kavas dedim demiş! Sanırım ki bir vali gavat ile kavas arasındaki farkı biliyordur!..
Adana Valisi gün gelip devranın değişebileceğini hiç aklına getirmemiş. Belki de amirin verdiği kanunsuz emri uygulamanın kendisine suç getireceğini düşünmemiş… Ancak öğrencilerle uğraşacağı sırada başına olmadık bir sorun çıkmış; Konya torna tezgâhlarında üretilen ve Suriye’ye gönderilmek üzere yola çıkarılan tırda roket başlıkları ortaya çıkıvermiş, hazırlanmış…
Başbakanın sözlerini görev olarak kabul eden Isparta’daki Anadolu lisesinin Müdür Bey’i! kız ve erkek öğrencilerin birlikte yemek yememeleri için yemek saatlerini ayarlamış!.. Buna tepki gösteren öğrenciler bahçede sandviç yiyerek kantine gitmeyince, veliler de bu uygulamaya isyan edince Müdür Bey! Yasağı kaldırmak zorunda kalmış.
Polis elini kolunu sallayana sallaya hukuksuz olarak evleri denetleyecek; ancak aynı evde kalan kız ve erkek öğrenciler biz imam nikâhlıyız derlerse ne yapacak?
Rüşvetin belgesi olmadığı gibi yasalar önünde imam nikâhının da belgesi yok…
Siz bizimle uğraşacağınıza imamlı nikâhlı eşleri olan bizi yönetenlere, kodamanlara ne işlem yapıyorsunuz derlerse ne yanıt verecek? Hakan Şükür gibi biz bilmeyiz büyüklerimiz bilir mi diyecekler?
Maşallah çoğunun biri kapalı, diğeri boyama sarı saçlı açık saçık giyinen ikinci eşleri var. Öğrenciler zina yapıyorsa onlar muhafazakâr kimliklerinin altında zinanın dik alasını aleni yapıyorlar.
Anlaşılan iktidarın emniyeti, istihbaratçılar bütün sorunları çözmüşler ve en büyük soruna el atacaklar; üniversiteli öğrencilerin kaldıkları evlerde ahlak dışı işler yapıldığını tespit edip gereğini yapacaklar!..
Suç unsuru olmayan öğrenci evlerini polis hangi gerekçeye, hangi yetkiye dayanarak basacak?
Anayasayı, insan özgürlüğünü, hukuku bir kenara atarsa basar, sonra da amirlerim böyle emir verdi der. Bunun da vebali büyüktür, günü gelince hesabı sorulur.
İçişleri Bakanı da evleri terör örgütü yuvaları olduğunu söylemeden edememiş!.. Buna aklı başında insanlar değil; kargalar bile güler.
Öğrencilerin kaldığı özel evlerin denetimi her şeyden önce özel yaşama müdahaledir. Üniversite öğrencileri belirli bir olgunluğa erişmiş on sekiz yaşını geçmiş yetişmiş bireylerdir. Hukuki yönden onlara aile büyükleri bile karışamaz. Her şeyden önce bu durum anayasaya aykırıdır.
Yetişkin insana ne yapacağını söylemek, akıl vermeye çalışmak ne siyasetçilerin, ne de onların emirlerini uygulamaya çalışan yöneticilerin işidir. Yetişkin bir birey ne yapacağını bilir, ister ders çalışır, ister arkadaşıyla el ele dolaşır, isterse de sevişir. Kimseyi ilgilendirmez…
Nerede kaldı özgürlük ve ileri demokrasi söylemleri?
İktidar her il ve ilçede alt yapısı olmadan üniversite ve yüksek okul açarken onun altı yapısını, modern öğrenci yurtlarını hazırladı da mı, şimdi kalkmış onların kaldıkları evleri denetlemeye kalkıyor?
Bu söylemi ve onu destekleyenler acaba özel yaşamın ne olduğunu biliyorlar mı?
Özel yaşamın korunması ve konut dokunulmazlığı evrensel hukukun ve aynı zamanda anayasamızın temel hakkıdır. Kimsenin keyfine veya inancına göre bu hakka müdahale edilemez. Kaldı ki, Türkiye’nin imzaladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 12. Maddesi şöyle der:
“Hiç kimse özel hayatı, ailesi, konutu veya yazışmaları hususlarında keyfi karışmalara maruz kalamaz.”
Aynı beyannamesini 8. Maddesi:
“Herkes özel ve aile yaşamına, konuda ve yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
Üniversite öğrencilerinin evleriyle ilgili akıllarınca aynı evde kalıyorlar, bunlar zina da yapar düşüncesiyle yol çıkmak çok çirkindir. Çaresizlikten veya duygusal ilişkiden ötürü aynı evde yaşayan öğrenciler olabilir. Onları ahlaksızlıkla suçlamak çok çirkindir. Yoksa böyle bir çıkışla Gezi eylemlerinde iktidarın bir anda karşısında bulduğu gençliğe gözdağı mı vermek istiyor?
Üniversite öğrencileri ne yazık ki, dindar ve kindar bir nesil değildir. Bunu eylemleri düşünceleri ve tepkileri ile dile getirmişlerdir. İktidardakiler belki de seçim yaşını düşürmekle şimdi biz ne yaptık diye dövünüyorlardır.
Seçilme yaşını on sekize indirmeye çalışırken Başbakan, “On sekiz yaşındaki bir gencin milletvekili seçilmesinde, ulusun kaderiyle ilgili rol almasında, en mühim konularda karar mevkisinde olmasında hiçbir sakınca görmüyorum” dememiş miydi?
On sekiz yaşını dolduran gençlere hem seçme hem de seçilme hakkı vereceksin sonra da kız-erkek aynı yerde yaşıyorsun diye evlerini basacaksın. Bunda bir çelişki yok mu?
Basarlarsa polis devletinin tanımı acaba nasıl olur?
Uygulama veya söylemler gösteriyor ki, bu iktidar cinsellikten korkuyor. Cinsellik korkusunu bir türlü üzerlerinden atamadılar.
Öpüşmek yasak, cinsel ilişki yasak, parklardaki banklarda, yan yana el ele oturmak yasak… Aynı evi paylaşmak yasak, aynı apartmanlarda ayrı dairelerde kalmak yasak…
Anlaşılan cinsellikte yasak olmayan yalnızca mastürbasyon…
Kız ve erkekler beraber yaşarlarsa suçlu, tecavüzcüler serbest… Mantık bu mu?
Neredeyse kız öğrenciler okula kaydedilirken veya diplomalarını alırken bekaret muayenesi yapılacak!..
Gülmeyin ağlanacak halimize, gidişat onu gösteriyor…
hemen bir yasa çıkartıp kendi gençlik örgüterini din güvenliği görevlisine dönüştürsünler seksen öncesi bile bu kadar siyaset din ve ırkçılık iç içe ve laçka gibi olmamşıtır bu gün olanların yarısına ihtilal yapanlar demek ki boşuna yapmışlar