Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kız ve erkek üniversite öğrencilerinin birlikte kaldıkları evlere denetleme gelebileceğini açıklaması Türkiye'nin bir numaralı gündem maddesi oldu.
Hürriyet'ten Mehmet Yılmaz, Taha Akyol ve Ayşe Arman, Milliyet’ten Melih Aşık, Mehveş Evin ve Mehmet Tezkan, Vatan’dan Güngör Mengi, Dilek Önder, Ruhat Mengi, Mutlu Tönbekçi, Reha Muhtar ve Sanem Altan, Zaman’dan Mehmet Kamış, Radikal’den Cüneyt Özdemir, Ezgi Başaran, Eyüp Can ve Ali Topuz, Cumhuriyet’ten Bekir Coşkun, Akşam’dan Emin Pazarcı, Türkiye’den Ahmet Sağırlı ve Deniz Ülke Arıboğan ve Bugün’den Gülay Göktürk, üniversitede kızlarla erkeklerin aynı evde kalmasını yazdı:
Muhafazakâr toplum mühendisliği
Mehmet Yılmaz – Hürriyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam’daki toplantıda, milletvekilleri ile sohbet ederken şöyle demişti:
“Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakâr demokrat yapımıza bu ters! Vali Bey’e bunun talimatını verdik. Bunun bir şekilde denetimi yapılacak.”
Yardımcısı ve danışmanı bu son derece tuhaf sözleri düzeltmeye çalıştılar ama Başbakan dün görüşünde ısrar etti.
“Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyacına cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbari bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar” dedi.
Demek valiler ve güvenlik güçleri artık bu işlere de karışıyorlar.
Başkalarının ne yaptığı, ne ettiğiyle kafayı bozmuş, mahallenin dedikoducu işsiz güçsüz insanları gibi, gözlerini evlerin içine dikmişler!
Yetişkin insanların nasıl yaşadığından size ne?
Duaya devam
Taha Akyol – Hürriyet
Muhafazakâr duyarlılığımın gereği olarak böyle konulara “Şüyuu vukuundan beter” diye bakarım. Siyasette doğal olan taraftarlık ve muhalefet duygularını böyle konulara sirayet ettirmenin doğru olmadığına inanırım. Bülent Arınç’ın ve ardından Yalçın Akdoğan’ın açıklamalarını bu bakımdan memnunlukla karşılamıştım.
Fakat Sayın Başbakan, meseleyi bilinen üslubuyla öyle bir ele aldı ki, tartışma yeniden alevlendi. Toplumumuzda mutlaka istisnai, mutlaka marjinal olan bir konu genel, ateşli, siyasi bir tartışmaya dönüştü.
Sadece Denizli’den söz ediliyor; bazı ailelerin, şikâyetleri söz konusu. Bu şikâyetlerin haklı olduğunu sanıyorum. Fakat büyütmeden, mahallinde çözülebilecek sorunlar koca bir siyasi tartışmaya dönüştü.
Gençlere format atmaya çalışıyorlar
Ayşe Arman – Hürriyet
Yine aynı şey.
Hep aynı şey.
“Bu iktidar, en çok neden korkuyor?” derseniz.
Cinsellikten!
Bitmez tükenmez bir “cinsellik korkuları” var.
Aşamadılar.
Geçemediler.
Aman Allah’ım, ya o korkunç “şey” gerçekleşirse?
Maazallah, ya kızlarla erkekler sevişirlerse.
Kızların namusu...
Melih Aşık - Milliyet
Başbakan Erdoğan, “Kız - erkek öğrenci aynı evde kalamaz” sözlerini açıklığa kavuşturdu. Kız ve erkeklerin kaldığı evlerle ilgili ihbarlar geldiğini söylerken:
“Valiliklerimizle, emniyet teşkilatımızla bu tür ihbarları değerlendirip, üzerine gidiyoruz. Buralarda nelerin olduğu belli değil.” dedi.
Ana babaların çocuklarını devlete emanet ettiğini kaydetti. Bir hususu daha hatırlattı:
“Biz kızların, erkeklerin devletin yurtlarında karışık kalmasına müsaade etmiyoruz...”
Bir twitter mesajı ilişiyor gözümüze:
“Bizim iktidar sayesinde, üç günde bir en popüler konu cinsellik oluyor... Böyle muhafazakarlığı seveyim.”
Kadının başörtüsü... Kaç çocuk yapacağı... Çocuğu nasıl yapacağı... Nasıl yapmayacağı... Sezaryen ve kürtajı sorunu... Ekrana nasıl çıkacağı... Bunlar hep gündemdedir... Başbakan bu konuda çok hassastır. Şu sözler de onundur:
“Birisiyle kalkarsın aynı bankta yan yana oturursun, sohbetini yaparsın, şudur budur vesaire. Siz de bir yere kadar saygıyla karşılarsınız. Tayyip Erdoğan olarak ben karşılamam.”
“Kadıköy’den gelip vapurdan inenlerin durumunu görüyorum. Bunlar benim değerlerimle uyuşan şeyler değil...”
Türban sorunu çözümlendi. Şimdi türbansız gençliği zapturapta sokma zamanı. Kadın kısmının çekeceği var bu ahlak muhafızı iktidarın elinden...
Referans din olunca
Mehveş Evin – Milliyet
Başbakan formunda: Neredeyse her gün bir tartışma konusu yaratmayı yine başarıyor.
Bu arada söylemi, gittikçe “muhafazakar demokrat”lıktan “muhafazakar”lığa, hatta “koyu muhafazakarlığa” doğru evriliyor.
Bazıları alenen dalga geçtiğini düşünüyor. Bazılarıysa gayet ciddi olduğunu...
Tartışırken, her şeyin bir liderin iki dudağının arasında olduğunu kabul ediyoruz...
Muhalefetinden basınına, herkes günlük “şok”ları absorbe etmeye çalışıyor. AKP iktidarı bunu gayet güzel başarıyor. Yalnız Gezi protestolarında tersine döndü işler.
Uzak durmaya çalıştım ama “Kızlarla erkekler aynı evde kalamaz” tartışmasına girmeden edemeyeceğim...
Bize göre böyle!
Birincisi, Başbakan’ın bu görüşte olduğu kimse için sır değil. Türkiye’de kadın ve erkeklerin, İslami yaşam kurallarını esas almasını istiyor.
Son birkaç yıldır bu yöndeki görüşlerini daha sık açıklamakta artık beis görmüyor.
“Dindar gençlik yetiştireceğiz”den tutun kürtaj yasası önermesine, “örtünmek dinin emri” demekten kadınla erkeğin eşit olmadığına...
Giderek artan bir dozda, siyasetle din birbirine karışıyor.
Hepsinde referans, din.
Öğrencinin nerede, kiminle, nasıl kalacağı da aynı muhafazakar İslami görüşe göre belirleniyor. “Bize göre böyle, artık gerisi size kalmış” mesajını veriyor bize.
Reşit insanlardan bahsettiğimizi, kiminle nasıl kalacaklarının artık ailelerini bile ilgilendirmemesi gerektiğini düşünen yok.
Aynı yaş grubu, hevesle evlendirilmeye, çocuk yapmaya çalıştırılıyor ama... Nikah kıyıldığı sürece sorun yok!
Devlet evin içine girmiş
Mehmet Tezkan – Milliyet
Valilikler bu tür evlere gereğini yapıyormuş..
Ne yapıyor acaba?
18 yaşından büyük kişilere anne babası müdahale edemiyor, ederse şunla ol, bunla ol, şöyle yaşa, böyle yaşa diyemiyor.. Derse, zorlarsa devlet müdahale ediyor.. Yargı, emniyet o genci koruyor..
Aynı devlet nasıl müdahale edecek, hangi yasaya dayanarak diyecek?
Valiler ne yapacak?
Evlilik cüzdanı olmayanları polis gücüyle kapının önüne mi koyacak, evini mi boşalttıracak?
Ev sahiplerine kiraya vermeyin baskısı mı yapılacak?
Muhafazakar iktidar evlerin içine nasıl müdahil olacak?
Devletin özel hayatları dizayn etme hakkı var mı?
Bu uygulama özel hayata müdahale değilse, özel hayata müdahale nasıl olur?
*
Asıl soru şu..
Herkes bundan böyle, iktidarın muhafazakarlık anlayışına uymak zorunda mı?
Muhafazakarlık resmi ideoloji mi oldu?
Çok laf siyaseti
Güngör Mengi – Vatan
Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyormuş..
Başbakan “Muhafazakâr demokrat yapımıza bu ters” diye tepki gösterip denetime tabi tutulacağını söyledi.
AKP iktidarının özel yaşama müdahale ettiği iddiasının partiye zarar vereceği endişesi ile savunma güçleri derhal harekete geçirildi.
Başbakan Yardımcısı Arınç “yetişkin insanların hayatlarına müdahale gibi bir dertleri” bulunmadığını belirterek haberin “asparagas” olduğunu söyledi.
Başbakan’ın siyasi Başdanışmanı Akdoğan “Evleri nasıl kontrol edeceksiniz; yok böyle bir şey” diye tepki gösterdi.
AKP’nin İslâmi bir düzen kuracağı endişesinin telâşı, bir anda Başbakan’ı kabaca bir yalanlamanın hedefine oturttu.
Ve Başbakan Erdoğan’ın böyle bir zayıflığa katlanamayacağını düşünenler haklı çıktılar.
Önce aşkı yasaklamak lazım
Dilek Önder – Vatan
Hani anne-babalar, bütün “karmaşıklıkların” hep gece yapıldığını farzederler ya... Kendileri öyle yaptıklarından mı ne?
Bunun için kızlara gece dışarı çıkma izni çok geç gelir. Önce 22.00’ye kadar, sonra gece yarısına kadar... Hatta şöyle bir kıstas bile vardır:
Hava kararana kadar...
Hava kararmadan olmaz! O işler hava aydınlıkken yapılmaz. Hep ışığı kapattıklarından mı acaba?
Nasıl bir mantıksa! Kendi kafalarına göre nasıl kurguluyorlarsa?
“Akşam 19.00’da çıksalar... Cafe’ye gitme süreleri, orada yemek, biraz sohbet, saat oldu 21.30... Artık yarım saat için bu iş yapılmaz!”
Ya da:
“Gündüz bunları herkes görür, korkarlar; gece daha rahat olurlar” diye mi düşünüyorlar, nedir?
Belki de hiçbiri...
Sadece bir baskı yaratmak istiyorlar, bildikleri tek yöntem de bu. Ne baskısı?
“Karmaşıklık” yaşanmasın baskısı... Hem de, o yaştaki gençlere uyguladığın her baskının geri tepeceğini bile bile...
Konu ailelerden çıkıp toplumsal boyuta geldiğinde de bir şey değişmiyor.
Mesela bazıları, öğrenci evlerinde “karmaşıklıklar” yaşandığını düşünüyor.
Hatta öğrenci evleri olmasa, bütün karmaşıklıkların önünü kesebileceklerini...
Başka yerde olmaz çünkü!
Özel alanda yasak yoktu, şimdi var!
Ruhat Mengi – Vatan
Siyasi getirisi düşünülerek yapılan bu baskılar başladığı takdirde arkasının gelmeyeceğini tartışmıştık ve öyle oluyor. “Kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kaldığı, bunun muhafazakar görüşlerine ters olduğunu” söyleyen Başbakan’ı hemen başdanışmanı Yalçın Akdoğan “Ev, otel, yurt statüsünde olmayan yerler için söyledi” diyerek düzeltti. Ki “ev” statüsünde olmayan yer nasıl olur da kiralanır belli değil, arkadan Bülent Arınç “Bizim üniversite çağına gelmiş insanların yaşantısına müdahale hakkımız yok” dedi. Ama sonuç; söylenenin yanlış olduğu düzeltmelerden belli bu tartışma beyinlere kazınmış, evini kiraya verecek insanlara mesaj gitmiş oldu.
Hayırlı olsun!
Mutlu Tönbekçi – Vatan
Seçim öncesi ne güzel bir manevra! Çocuğu üniversite eğitimi için başka şehirde olan muhafazakar aileler şimdi pek mutludur tahminimce.
Kızlarının “namusu” Başbakanlık düzeyinde korunuyor düşünsenize!
Ve bu o kadar “tabu” bir konu ki biri kalkıp “size ne ya! Ben kızımın kızlı erkekli yaşamasını istiyorum. Delirdiniz mi siz?” dese..
“Hafif meşrep” analıktan başlarlar “godoş” babalığa kadar götürürler. Sen özgürlük savunucusu olmaya çalışırken, “kızını satan ana/baba” manşetiyle kendini bir sitede görüverirsin.
Zaten bu yazıyı yazarken tam da öyle bir diyalog oldu başbakan ile bir gazeteci arasında: “Kişinin müstakil özel evlerinde bir kız ile bir erkeğin aynı evde kalması ne denli uygun olabilir? Eğer siz kızınızla ilgili böyle bir şeyi uygun buluyorsanız, size hayırlı olsun.”
Ne demek “hayırlı olsun”? Şu demek: “Ben sizin hakkınızda iyi şeyler düşünmüyorum. Allah bildiği gibi yapsın”
“Hayırlı işler Selami” diye bir laf vardı benim gençliğimde. Biri biriyle flört ederken, oldu da kıza bir çay ısmarlamayı başarmışsa sevimsiz arkadaşları yanlarından geçerken böyle derdi.
Recep Tayip Erdoğan neymiş bu “evler” onu da açıklamıyor! Ne oluyormuş oralarda bilmiyoruz!
Kızlarımın namusu ve ben...
Reha Muhtar – Vatan
O benim çocuğum...
O benim kızım...
Onu sokakta bulmadım ben...
O benim sorumluluğum...
Hırsızlık, uğursuzluk yapmadıkça, namusu da şerefi de onuru da önce benim sonra da kendi sorumluluğunda...
Kendi kızımın namusunu “devletle paylaşamam...”
Hiç arzu etmem ama, onu “aynı evde erkek arkadaşlarıyla kaldı” diye komşu şikayetlerine maruz bırakıp, sorgulatamam...
18 yaşında kızlarımın namusunu “komşu şikayetlerine meze ettiremem...”
Emniyette sorgu meselesi yaptırmam...
Gencecik bir kızı böylesine bir aşağılamaya maruz bırakmam...
Başbakan bir baba olarak çok iyi bilir ki;
Hiçbir baba, kızının namusunu, şerefini, onurunu; uluorta “komşu şikayetleri ve dedikoduları üzerinden, ayaklar altına aldırmaz...
Meçhul şikayetlerle kızının namusunu emniyette test ettirmez...”
Baba olmak aynı zamanda böyle bir hassasiyet...
Tayyip Erdoğan, Uğur Yücel, Helen Keller...
Sanem Altan – Vatan
Öğrencilerden, gençlerden, mutluluktan, hazdan, aşktan korkanlar hep oldu bu ülkede.
Arada bir karanlıklarda o eski zaman papazları gibi çığlık ata ata dolaşmazlarsa öğrenciler hayatlarını istedikleri gibi yaşayacak, aşık olacak, sevişecek, protesto edecek, istediği gibi giyinecek diye ödleri kopuyor sanki…
Kendi hayatlarındaki eksiklikleri, gençlerin hayatlarına musallat olarak tatmin etmek istiyorlar.
Gençler yaşamasın, mutlu olmasın, eğlenmesin, gülmesin.
Bitmez tükenmez bir gençlik ve mutluluk düşmanlığı.
Bitmez tükenmez bir ahlak bekçiliği.
Nedense bu “ahlak bekçiliği” de hırsızlıklar, cinayetler karşısında harekete geçmiyor da hep cinsellik konularında kendini gösteriyor. Bu “takıntıdan” kendilerini kurtaramıyorlar ve ellerindeki gücü kullanarak gençleri ezdikçe eziyorlar.
Başbakan haklı
Mehmet Kamış – Zaman
Burada ince bir çizgi var; devletin hayat tarzına müdahale etmesi başka bir şey, muhafazakar bir partinin sosyal politikalarında muhafazakar bir çizgi benimsemesi başka bir şey. Kimse AK Parti’nin aileyi ilgilendiren, gençliği ilgilendiren konularda muhafazakar bir çizgide olmasını eleştiremez. Çünkü parti seçimlere girmeden önce bunu açıklamış, deklare etmiş, kendini böyle tanımlamıştır. Bu nedenle Başbakan’ın, “Biz kızların erkeklerin devletin yurtlarında karışık kalmasına müsaade etmedik, etmiyoruz. Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyaca cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbarî bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar. Bundan niye rahatsız olunuyor.’’ cümlesi partinin dünya görüşüyle bağdaşan, özel hayata müdahale olarak da asla yorumlanamayacak ifadelerdir. Başbakan’ın bu cümleleri kendi politik çizgisiyle, seçmene söyleyip de seçmenin benimsediği siyasi çizgiyle gayet uyumludur. Kimse bunu özel hayata müdahale olarak yorumlayamaz. Devlet erkini elinde bulunduran, seçimle gelmiş hükümetlerin buraları kendi siyasi politikalarına göre yönetmelerinden daha doğal ne olabilir?
Kızlı-erkekli ev olay yeri inceleme birimi!
Cüneyt Özdemir - Radikal
İşte İsviçreli liguistik uzmanlarının bile zorlandığı satırlardan bir buket dahaydı. Hangi adımlar atılacaktı, neye müdahil olunacaktı ve bu müdahale yaşam sınırı hattında nasıl son bulacaktı, eğer bunlar olmazsa hangi sorumluluğun altına girilecekti? Bu soruların cevabı hâlâ ortada gözükmüyordu ama olsundu... “Bu ülkede annelerin-babaların kahir ekseriyetinin bu işlere asla müsaade etmeyeceğini bilen insanım. Damdan düşen bir insanım. Nerede nasıl seslerin yükseldiğini bilen insanım. Bu işte biz kararlı adım atmaya mecburuz.”
İşte tam bu an artık çaresizlik içinde televizyonu kapattım.
Son zamanların en gizemli tehdidi ve bu tehdit ile mücadelesiyle karşı karşıyaydık ve aklım hâlâ anlamamakta direniyordu!
Yine de bu konuşmanın metin yazarını takdir ettim. Hiçbir şey söylemeden çok şey söyleme sanatı üzerine gerçek bir başyapıt ortaya konmuştu.
Türkiye’de siyaset işte tam da böyle yapılıyordu.
Gençler seks yapıyor, yetiş vali, yetiş polis
Ezgi Başaran - Radikal
Başbakan’ın üç meseleyi anlaması gerekiyor.
Birincisi: 18 yaşını doldurmuş insanlar istediği kişiyle ev tutabilir, kızlı da kalır, erkekli de. Kızlı-erkekli her ortamdan bir seks partisi çıkmaz. Çıkacağını sananlar yeterince kızlı-erkekli ortamda bulunmamış, cinselliğini yaşayamamış kişilerdir. Ayrıca... İnsanlar sevişir de... Evinde ister kızlı-erkekli sevişir, ister sade erkekli, ister sade kızlı, ister ortaya karışık. Kimse de buna karışamaz. Ne devlet ne komşu.
İkincisi: Seks bir felaket değildir. Düzenli seks mutluluk getirir. Üniversite çağındaki gençlerin birbirlerine aşkla, tutkuyla, merakla dokunması sağlık belirtisidir. Bunun aksi yaşandığında... Yani cinsel güdüler bastırıldığında öfkesi, çatışması bol, kadın hakları noksan, kadın bedeni ihlal edilebilen, her bakımdan sağlıksız hırt bir toplum ortaya çıkar. Gençler için en büyük tehlike seks yapma ihtimali değil, otoriter bir devletin nefesiyle boğulmaktır.
Üçüncüsü: Sevişmeye karar vermiş iki gencin önüne yeni nesil ihbarcı/ahlakçı komşu, vali ya da polis bir kenara, inşaat vinci dikseniz, fayda etmez. Sevişeceği varsa o vincin kepçesinde sevişir, şaşarsınız.
O bakımdan... Hakkınızın ve yetkinizin sınırlarını hatırlayarak gençlerin evine, seksine, düşüncesine devletin parmağını sokmayınız.
Zina tartışması geri mi geliyor?
Eyüp Can - Radikal
Başbakan Tayyip Erdoğan kararlı; sadece yurtlara değil ‘kızlı-erkekli evlere’ de müdahale edilecek!
Peki ama nasıl?
Hukuken nasıl?..
Sosyolojik olarak nasıl?..
Psikolojik olarak nasıl?..
Operasyonel olarak nasıl?..
Avrupa Birliği ile üyelik müzakeresi yürütülürken nasıl?..
* * *
Hukukçular net...
“Yasal olarak buna imkân yok” diyorlar...
Çünkü yetişkin bir insanın hangi evde kiminle beraber kalacağına ortada başkaca bir suç yoksa devlet karışamaz.
Başta anayasanın ‘aile ve özel hayatın gizliliğini koruma altına alan’ 20. maddesi, yasalar açık.
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Dikkat edin, sadece aile hayatı değil özel hayat da gizli...
Ve bu gizliliğe hiç kimse dokunamaz.
İşte bu yüzden Başbakan dün Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı basın toplantısında “Eğer yasal üzenleme gerekiyorsa yaparız” dedi.
Bekârlık sultanlıktı bundan sonra karakolluk
Ali Topuz - Radikal
Evliliğin teşvikine yönelik politikalar, bekârlık aleyhtarı söylemler, bekârlıktan rahatsızlığa dayanan geleneksel tutumları seferber ederek hedefe ulaşma arzuları siyaseten hoşlanılmasa da anlaşılabilir şeylerdir; fakat bekârlığın ve bekarların tercih ve kararlarının idari (ve bu gidişle cezai) koğuşturma konusu yapılması “muhafazakâr” kavramı altında Sünni İslami hassasiyetleri okşayabilirse de “demokrasi” ve “demokratlık” iddialarını havada bırakır.
Kürtaj yasasında olduğu gibi ölümü gösterip sıtmaya razı etmek mi söz konusu bilmek imkânsız ama Başbakan aslında çıkışının ilk sonuçlarını almış durumda: Erdoğan’ın sözleri, arzuladığı hedefe yönelik ilk amacını söylendikleri anda gerçekleştirmiştir. Bundan sonra öğrencilerin ev bulması zor, karışık cinsiyetli halde bulması imkânsıza yakın olur. Eve girip çıkanların üstünden gözünü çekmeyen yurttaş ise artık Başbakan talimatına uyan makbul yurttaşa dönüşmüştür, en geç dün itibariyle.
Öğrenci Evinde Otomatik Prezervatif Yakalandı...
Bekir Coşkun – Cumhuriyet
Adam otobüsü ayırıyor, sen kız oğlan aynı ev diyorsun...
Otobüs hadi durağa kadar...
Evin tekerleği de yok, dur durak bilmez...
*
Eee tabii “manevi değerlere bağlı bir muhafazakâr demokrat parti” oldukları için...
Oğlanlı kızlı evlere karşı olduğunu söyleyen Başbakan, valiye “O evlere bi bakın” dedi...
Yani cam tıkırdadığında, sen kuş sandığında...
Açıp bir kafa görürsen...
Validir...
“Bi bakıyor”dur...
*
Bir de “Bu evler terör yuvası olabilir” tezi var tabii...
Bakarsın öğrenci evlerini basarlar...
Yakaladılar diyelim:
“Çok miktarda patlamaya hazır prezervatif...”
“Üç adet uzaktan kumandalı sutyen...”
“Bir adet yarı otomatik don...”
Başbakan’a mektup
Emin Pazarcı – Akşam
Ben bir babayım. İlk ve orta öğretimde çocuklarım var. Onları iyi yetiştirmek istiyorum. Her anne baba gibi ben de çocuklarım için kaygılar besliyorum…
Yavaş yavaş büyüyorlar. Evin dışında yepyeni bir çevreyle tanışıyorlar. O çevrede düzgün insanlar olduğu gibi, çocuklarımın hayatını mahvedecek tehlikeler de var. Üstelik her geçen gün büyüyor.
Esrar, eroin, extacy ve bonzai gibi maddeler sokak aralarında satılıyor. Uyuşturucu kullanımı yayılıyor. Sentetik bir uyuşturucu olan bonzaiyi öven şarkılar internette dolaşıyor. Cebinde 5-10 lira olan çocuklar bu maddelere rahatlıkla ulaşabiliyor. Ahlaksızlık belli çevreler tarafından açıktan teşvik ediliyor. 18 yaşın çok altındaki çocuklar, sokaklarda uygunsuz görüntüler veriyor.
Korkuyorum!..
Çocuklarımı bu tehlikelerden korumak istiyorum.
Öğrenci evleri kimin derdi
Ahmet Sağırlı – Türkiye
Son satırı başa almak istiyorum: Oy toplamak bir sanattır. Bizim milletin her şeye rağmen sahtekâr bir tarafı var. Duygusal sahtekârlık. Eskiden bu sahtekârlığı en iyi anlatan örnek tek televizyon kanalının olduğu yıllarda yapılan anketlerdi: Hangi programı seyretmek istersiniz?
Cevap: Tarihî-millî filmler, belgeseller, çocuklarımız için eğitici öğretici yayınlar, derlerdi..
Ama hiç seyretmezlerdi.
Şimdi kimin neyi seyrettiği günbegün netleşiyor.
Hukukun gereği ne olursa olsun bu seçmen, biz öğrenci evlerinde kızlı erkekli karışık kalınmasından rahatsızız, o çocuklar bize emanet diyen bir başbakanı sever.
Dert etmez ama sever.
Hatta helal olsun, der.
Yaşam biçimine müdahale sayanların oranı yüzde 15'i bulmaz.
CHP tabanı bile mutlu olur.
Taşralı aileler mutlu olur.
Bu konuları gerçekten dert edenlerin ise sesi çıkmaz. Onlar bu tartışmaların uzağında.
Peki pratikte ne olur? Hiçbir şey değişmez. Artarak devam eder.. Bir müddet sonra bazı çevrelerde iyice kanıksanır.
Kamu yurdunu dilediğin gibi düzenlersin.
Kurallar koyarsın. Kurallar ihlal ediliyor mu, denetlersin.
Özel yurtları da denetlersin. Ama adamın veya kadının evine karışamazsın.
Neye göre? Yürürlükteki mevzuata göre. Mevzuatı değiştirsen de karışamazsın.
Sen 18 yaşına giren reşit olur demişsin. Hani bana oy ver, diyorsun ya.. Ev tutar, şununla kalır, bununla alır. Sana bana öbürüne göre ahlaksızlık yapar, şuna buna göre seviyeli birliktelikler olur..
Okur, okumaz.. Ana babasını kandırır.. Oradan bir yol bulur gider, telef olur.. olmaz..
Bize ne? Konu komşuyu rahatsız ediyorlarsa onun da hukuku var. Aman bir araya gelmeyin, diyerek zabıta dikemezsin.
Dert edeceğim konuları 1,2,3, 1324, 1325 diyerek sıraya dizsem bu konu dert olarak 1326 olmaz.
Ana baba dert etmiyorsa bana ne?
Karma Yurtlar Meselesi!
Deniz Ülke Arıboğan – Türkiye
Üniversite öğrencileri 18 yaşını geçkin, reşit ve seçme hakkı olan bireylerdir. Herkesin bildiği gibi reşit bir insanın velisi olmaz. Küçük bir hatırlatma: Kanunen üniversiteler, öğrencinin izni olmadan velilerinin hiçbir talebine cevap veremez. Hatta yeni sistem çerçevesinde lise son sınıfta okuyan (18 yaşındaki) bir gencin ailesi de öğrenci istemeden o gencin notlarını dahi öğrenemez. Kısaca ne tip bir yurtta kalacağının kararı öğrenciye aittir. Eğer 18 yaşındaki bir gencin karma yurtta kalması engellenecekse, otellerde karma konaklamanın da yasaklanması gerekir. Zira mantığı aynıdır. O gençler ne velilerine, ne de devlete emanet edilmişlerdir. Onlar bağımsız bireylerdir. Siyaset ekseninin devletten çıkıp toplumu dizayn etme noktasına her geldiğinde bu tartışmanın çıkması son derece normal. Keşke herkes istediği tip yurtta kalsa, devlet de her türlü yurt hizmetini niteliğini artırarak öğrencilere taşısa.
Bu da müdahale değilse...
Gülay Göktürk – Bugün
Erdoğan'ın bu konuda aldığı tutum 11 yıllık AK Parti iktidarı boyunca yaşam tarzına yapılan en açık müdahaledir; sonuçları ağır olacak büyük bir hatadır; devletin resmen ahlak bekçiliğine soyunmasıdır. Bunca yıldır verilmeye çalışılan "Her türlü yaşam tarzının güvencesi olacağız" garantisine vurulmuş ağır bir darbedir ve ne yazık ki bundan sonra geri adım atılsa bile etkileri kalıcı olacaktır.
Sayın Dr.S
Baki Karakol'un sütunundaki yorumları kaldırmamızın sizinle bir ilgisi bllunmamaktadır. Özel bir nedenle oradaki yorumlar kaldırılırken sizinkini de teknik nedenlerle kaldırma zorunluluğu doğmuştur.Yorumlarınızı biz ve okuyucularımız ilgi ile izliyoruz. Bundan böyle yorumarınızı ve görüşlerinizi bekliyoruz
bazi konular vardir ceviz kabugunu doldurmaz ama bazende ceviz kabugu degil islam kubbesi olsa Almaz iste islam kubbesi altinda sayin basbakanimiz bu konuyu bile bile acmis bu acista hadi buyrun cikin cikabilirseniz isin icinden der gibi oldu buna hurra herkez karisti herkez karismasinda muhalefetlerde karisti simdi bilhassa önemli olan muhalefetleri tufalara getirdi gibime geliyor bundada zaten hangi konu olursa olsun muhalefetlerinin hemen olmazzzz diyecegini bildigi icin böyle konulardada acsinlar agizlarini kendi kendilerinekarsi gelsinler izah etsinler millette bunlari duyacak kafalar karisacak bu karisiklikta karar erkek kizin bir arada olmasi zaten bizce uygun degildir hem dince hem gelenekce destekler ister istemez basbakana Dogru kayacaktir
diger taraftan ikili oyunu da en iyi oynuyan bu iktidardaki partidir basbakan der bir söz ortalik karisirsa iktidardan biri cikar o öyle degil böyledir der eger is iyi gidiyorsa oda aynisini der buda gayet güzel bir uyumlu calismadir ben der
örnek memlekette kiz erkek ayirimi yoktur kizlik gibi bi seyde yoktur problem degildir (bizdeki carsaf hikayesi gibi yoktur) yasi 18 olur istedigini bu konuda yapar yasi 18 den az olur istemesede istesede yaparmi yapar(bizim sapka misali sözümüz gibi )
kisadan hikaye 18 den Kücük kizlari hamile kalmis babasi danasi avukata gitmis kimden hamile oldugunu bulmak icin dava acmis babasi belli olacak ve bu baba nafaka vs.bu dogacak cocuga 18 Kadar ödeyecek okursa okul bitene Kadar ödeyecek
evlenmede iki ortak konu varmi var dini nikah ve resmi nikah örnek memlektte kiliselerde yapilanlara dini nikah resmi dairelerde yapilanlara resmi nikah bizdede bu var ama nasil var resmi dairelerde yapilanlara resmi nikah evde kenarda kösede dini nikah MUHTESEM YIL DIZISI AKLIMA GELDI ADAM BIR KADINA ÜC DEFA BOS OL DEDI BOSADI ERKEK OLARAK OH BE NE ALAA dedim demedim desem yalan olur ama ya böyle olsa acaba iki duaya evlen üc bos ol de bosa acaba örnek memleket gibimi olunur fazla uzatmiyayim ne olur ne olmaz kocaman bir NOKTA koyuyorum
Sayın Törün; Kısa ve öz olarak yaptığınız eklentinize aynen katıldığımı belirtmekle beraber, "şoven ulusalcı" deyimini hangi anlamda kullandığınızı idrâk edemedim; zira, şovenlik ile ulusalcılık kavramları arasında bir benzerliğin olmadığı kanaatindeyim. Eğer yanlış anladım ise, affınızı dilerim. Gelecek seçimlerin fâl-i hayr olması sadece bir 'ışıldaklı' (!) parti için geçerli olmayıp, bunların yandaşları olan "bahçeli (!) bir parti" daha vardır ki, onlardan hiçbir farkları yoktur; burada "al birine, vur ötekine" demek tam yerindedir. Konu ile ilgili önceki yazımda "- biraz yorum yapalım, biraz da anılarımızdan bahsedelim" gibi bir ifade kullanmıştım. Yeri gelmişken gene bir anımı sunayım: Üniversite tahsilim sırasında birgün anfide dersin başlangıcını bekler iken, okumakta olduğum "Cumhuriyet gazetesine" takılan arkamdaki bir öğrenci (ona nereden çağrışım yaptı ise şimdi hatırlayamayacağım, belki de gazetede okuduğum konu ile ilgisi olacak ki) bana şöyle sataşmış idi; "- dans etmek yataysal eylem ve düşüncelerin, dikeysel izdüşümüdür" gibilerden... Sesinden kim olduğunu tanıdığım bu kişiye, başımı çevirip bakmaya dahi tenezzül etmemiştim ve muhatap da olmamıştım. İşte bu kişi, o zamanların "doğru bakanların" ! partisinin yanısıra, "aslanların" (!) partisine mensup şoven bir kişi idi; ben ise, ulusalcı ve sosyalist düşüncelere sahip bir kişiydim ! Mütâlaamızı tekrardan gözden geçirecek olursak sonuç olarak şunu belirteceğim: "- gelecek seçimlerin bizler için fâl-i hayr olması için -bilindik- sadece bir partinin değil, bunlara yavşaklık yapan daha nice partilerin de 'hâk ile yek-sân' olması gerekmektedir. Saygılarımla..
Aman şoven ulusalcı dostlarım, "armutun sapı var; üzümün çöpü var!" diye seçici ilkesellikten vazgeçin! Hiç müttefiksiz kalma gibi bir lüksümüz yok! İşte açık favûllerde nasıl birleşiliyor. Seçimlere yönelik şu şabanlık fâl-i hayırdır.
Ben ise bu olayı sayın malumumuzun çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yaşadığı sıkıntılarının kendisinde yarattığı komplekslerine bağlıyorum. Orta öğrenimini gördüğü İmam-Hatip okulunda büyük sıkıntılar geçirdiği anlaşılmaktadır; zira bu günümüzde olduğu gibi burada tahsil yapanlara, karşı cins bir "tabu" olarak aşılanmaktadır. (sanki her iki cins bir insan değilmiş gibi)
Öğrenim gördüğüm 50 li yıllarda gerçi karma okullar yoktu, orta öğrenim "erkek lisesi" ve "kız lisesi" olarak ayırım içindeydi. Ama, tatil günlerimizi ve hafta sonlarını aynı mahallede kız, erkek arkadaşlığı olarak değerlendirirdik. Ebeveynimizin izinleriyle dönüşümlü olarak bir evde toplanıp rock n roll ve cha-cha-cha danslarıyla eğlenirdik. Birbirlerimizi aykırı cinsler olarak değil, bir insan olarak görürdük. 60 lı ve 70 li yıllarda da bu süregeldi; temiz arkadaşlık duyguları devam etti. Gelecekleri için aralarında antlaşmaya varanlar oldu, hiçbir kıskançlık duygusuna kapılmaksızın bu arkadaşlarımızın evliliklerine şahit olmanın bahtiyarlığına tümümüz erdi. Bu günleri değerlendirecek olursak, ne yazık ki şunu izlemekteyiz: "- İnançlarımız (!) gereği ayrı cinslerin birbirleriyle konuşmaları, bakışmaları, tokalaşmaları, birlikte yürümeleri vâcib değildir !" Sonuç olarak; işte, gençliğinden nasîb alamamış olan bir malumumuzun hezeyânları !..
(belirttiklerim biraz anı, biraz da yorum gibi oldu, değil mi ? !..)
Bu konu ile ilgili düşüncelerimi devam ettirmekten ferâgat eder, gene konu ile ilgili yorum yapacak olanlar ile hiçbir şekilde muhâtab olmayacığımı taahhüd ederim.