1 Eylül Dünya Barış Günü olarak ilan edilmişti… Nazi Almanya’sının 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak II. Dünya Savaşını başlatmıştı. Bu tarih Dünya Barış Günü olarak seçilmiş ve o tarihin seçilmesinin nedeni de geçmişi hatırlatmak ve ders alınmasını sağlamak (!) diye düşünülmüş olmalıdır.
Aradan 70 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen ondan ders aldıklarını hiç sanmıyorum. Irak’ta katliam yaşanırken, Suriye’de Araplar, Libya’da Libyalılar birbirlerini yerlerken insan haklarından yana olanlarda tıs yok!.. Göstermelik Birleşmiş Milletler toplanıyor, aldıkları kararlar kâğıt üzerinde kalmaktan öteye gidemiyor…
Türkiye’nin ise, bu karmaşada dış politikasına tam bir yön verdiğini söyleyebilmek biraz zor… Bir zamanlar dostum kardeşim dediği liderlerden; örneğin Kaddafi’ye, Beşşar Esad’a bugün karşı çıkıyor, iç işlerine karışmaya kalkarak akıl veriyor!
Bu olaylar bana öğrencilik yıllarımda okuduğum Romen yazar Panait Istrati’nin “Baragan’ın Dikenleri” eserini hatırlatıyor. Israti, Romanya bozkırlarında savrulan dikenlerden yola çıkarak bu eseri yazmıştı…
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da olup bitenler, Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin bir ürünü mü?
Türkiye hiç yoktan İsrail ile Mavi Marmara olayından sonra karşı karşıya geldi ve gerilim daha da tırmanıyor… Oysa Türkiye’nin asıl sorunu memleketi içten içe kemiren, BDP’lilerin bölücü davranışları, halkı kışkırtan sözleridir. Her geçen gün saldırılarını daha da arttıran PKK’dır. Gün geçmiyor ki, bu vatanın gencecik evlatları PKK mayınlarına ve kurşunlarına kurban olmasın. Televizyonlarda al bayrağa sarılmış tabutları, acılı ailelerin feryatlarını çoğu insanlar gibi ben de görmek istemiyorum…
Baragan’ın Dikenleri gibi Ortadoğu girdabında sürüklenmeyelim ve öncelikle bu sorunu ne şekilde olursa olsun çözelim.
İsrail’i karşımıza almak, ortamı savaş görünümüne sokmak hiç de akılcı değil… Nitekim başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri de bu durumdan memnun değiller. Yalnızca her zaman olduğu gibi Arapların sesi soluğu çıkmıyor. Efendileri ne derse ona göre bir şeyler söylerler…
İsrail’in kendisini aklayan Mavi Marmara raporunun basına sızdırılmasının ardından hükümet her iki ülke arasındaki köprüleri attı. Bedel ödeme zamanı geldi dendi. Bu raporda Gazze’deki silahlı örgütlerin İsrail’e tehdit oluşturduğu ileri sürülüyordu. Mavi Marmara’daki bir grubun şiddetli direniş göstermesi yüzünden olayların meydana geldiği belirtiliyordu. Bunun sonucu olarak da Türk-İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler ikinci kâtip düzeyine indirildi ve İsrail Büyükelçisi Gaby Levi ile yardımcısının Türkiye’yi terk etmesi istendi. Askeri anlaşmalar askıya alındı. Bunların arasında F–4 modernizasyon ihalesi ile 167 milyon dolarlık istihbarat anlaşması da bulunuyor. Ardından Doğu Akdeniz’de en uzun kıyısı olan Türkiye, seyrüsefer serbestîsi için öngördüğü her türlü önlemi alacak denildi. İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu tanımayacağını, bunun için Uluslararası Adalet Divanı’na gideceğini, BM’de de ambargonun kaldırılması için girişim başlatacağını ileri sürdü… İsrail’de ise, hükümetin davranışlarına karşı gruplar tepkilerini ortaya koyuyorlar, Türkiye ile olan bağlantının kopmasını istemiyorlar.
Bundan böyle ne olabilir?
Bütün olasılıkları düşünmekte yarar var. Türkiye Gazze ambargosunu tanımadığına göre savaş gemileri karşı karşıya gelebilir ve çatışma çıkar mı?
Böyle bir çatışma her iki taraf içinde çılgınlık sınırını aşar mı?
İsrail’in yüksek teknoloji ve vurucu gücüne sahip hücumbotları karşısında firkateynlerimizin şansı veya gücü nedir?
Denizcilerin morali ve yönetimi nasıldır?
Bütün bunlar enine boyuna hesap edilmeli ve her şey olup bittiye getirilmemelidir. Son ana kadar uzlaşma yoluna gidilmelidir.
Türkiye Mavi Marmara olayı için özür ve tazminat istiyor; İsrail ise buna yanaşmıyor…
Yakın tarihi iyi etüt etmekte yarar vardır. I. ve II. Dünya Savaşları’nın görünen yüzü ne Bosna’da bulunan Avusturya veliaht prensi Franz Ferdinand ile eşinin öldürülmesi, ne de Almanya’nın Polonya’yı işgalidir. Bunlar aysbergin uç noktalarıdır. Her iki savaşın da başlamasında siyasi, ekonomik, gasp edilen topraklar ve çıkar ilişkileri vardır. Her iki savaşta milyonlarca insan yaşamını yitirdi, sakat kaldı…
İnsan elinde olmadan düşünüyor; İncil’in Vahiy bölümlerinde geçen, kıyamet günü ortaya çıkacağına inanılan mahşerin dört atlısı (Four Horsman of the Apocalypse) savaş, kıtlık, açlık, yoksulluk, salgın hastalıklar ve ölümü simgeleyerek Ortadoğu’nun, Akdeniz’in semalarında mı dolaşıyor?
Diplomasi bir bakıma devletlerarası çok yönlü çıkar ilişkileridir. Bugün kardeş dediğimizin yarın düşmanımız olması olasıdır. Türkiye’nin çıkarı Filistin’den mi, yoksa İsrail’den yana mı olmalıdır?
Türkiye’nin askeri ve ekonomik çıkarları İsrail’den mi yoksa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayan Araplardan yana mı olmalıdır?
Sorunun asıl yanıtı da bu olmalıdır?
Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra ABD bir dünya imparatoru konumuna gelmiştir. ABD’ye başkan kim olursa olsun, güçlü bir Yahudi lobisinin etkinliği bilinmektedir. İsrail ile ilişkiler bozuluncaya kadar bu lobi, özellikle Ermeni meselesinde hep Türkiye’den yana tavır koymuştu... Ayrıca Türkiye’de Yahudi vatandaşlarımız vardır ve bunların akraba ve iş uzantıları İsrail’e kadar dayanmaktadır… Aynı şekilde İsrail’de de çifte pasaportlu da olsa Türk vatandaşları yaşıyor… Onlar bu durumdan hiç memnun değiller… Çoğu her iki tarafta bizim ülkemiz diyorlar…
Türkiye’nin asıl sorunu İsrail değil, PKK’dır. Dost görünüp, bitmez tükenmez gayesiz Barzani, Talabani ziyaretleri, uyutma politikası dışında şimdiye kadar bize ne kazandırdı?
Sınırlarımızdan binlerce km. uzaklıkta İsrail ile sürtüşeceğimize önce Türkiye içerisindeki PKK uzantıları ve yandaşları üzerine eğilmemiz daha yerinde olmaz mı?
Mecliste yemin etmeyi bile önemsemeyen, Türk askerine saldıranlara arka çıkan, yurt içindeki mitinglerde her zaman ön plandaki milletvekilleri ve onların kışkırtıcı sözleri üzerinde durmak daha yerinde olmaz mı?
Kısacası başkaldıran bu insanlara devlet, açılım masalıyla ortaya çıkacağına kadife eldiven içerisinde demir yumruğunu göstermek zorundadır. Onlara arka çıkan yabancı ülkelerle bağlantılarını bir kez daha gözden geçirmek zorundadır.
Türkiye’nin K.Irak’taki PKK yerleşimlerini, kamplarını havadan ve karadan bombalamasından sonra olası bir kara harekâtından kuşku duyuluyordu. Böyle bir olasılığı önlemek amacıyla Irak’taki ABD güçleri “PKK’nın Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlerini” önlemek amacıyla hükümet kontrolü dışında devriyeye başlamış… Bu durumda amaç, Türkiye’nin Kandil ve çevresine kara harekâtını önlemek mi, yoksa gerçekten teröristlerin Türkiye’ye sızmasını önlemek mi? O da kafaları kırıştıran soruların başında geliyor…
erdemyucel2002@hotmail.com
sayın yazar,ne demek israili bırak.Bizlerin öyle bir lüksü olamaz.Hem içerdeki düşmanlara hem dışardaki düşmanlara bakmak zorundayız.İsrailin PKK dan farkı nedir ki?Kaldıki bu PKK yı yıllardır besleyen zaten israil ve türevi ülkeler.Bilakis PKK ile bu ülkerinde başını ezmek lazım. Köşelerde yazıyorsunuz ma niye yazdığınız da bariz belli.Kendi düşüncenizi yazın.CHP avukatlığı yapmayın.
Demek pkk ya bakip israil sonraki is diyelim hemi? peki pkkyi yöneten kim sence. bu bir bina misali, temeli patlacaksinki üstü kendiliginden yere cakila.
orda boş boş konuşmayın pkk nın çıkış zamanı belli başa gelen adamlar belli apoyu yakalayıp yaşatanlar belli neden yılanın sürekli kuyruğu ile uğraştılar apo yakalandı başka apomu yok pkk nerden desdek alıyor kim besliyor amacı nedir kürtlermi alakası yok kürtleri kullanıyorlar dağdan geçen büyük kaçakçılık yılanın başını ez sonra yavaş yavaş kolları kes bak ozaman destek gelmiynce ne yapacak pkk nın madi geliri nedir kim besliyor avrupada pkk ya aktarılan paranın haddi hesabı yok geçmiş yorum yapıyorsunuz araştırın sonra 1866 yılından beri buralarda neler oluyor
sayin erdem yucel olen vatandaslarimizi ,turk seref ve haysiyetinin bu hallere dusmesini kabulleniyorsaniz haklisiniz degilse haksizsiniz. turk insani gururludur sereflidir.
NE O İSRAİLE DİŞ GEÇMEDİMİ YOKSA BENMİ YANLIŞ ANLADIM
sayın erdem bey ,hiç merak etmeyiniz akp nin bu hamlesi ;"A.K.P." ismindende anlaşıldığı gibi "a.. müslümanları kandırma" partisi veeee siyasetidir.biraz da haması iran ve suriyeden uzaklaştırabilme çabasıdır.hiçç endişeniz olmasın
Sayın Erdem Yücel; Bu konuda kısa ve öz olarak belirteceklerim şu olacaktır: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, İÇTEKİ HAİNLERİN VE BATI EMPERYALİSTLERİNİN KANDIRDIĞI DEVLETLERİN İŞİNİ BİTİRİP, BİZLERE ANADOLU'NUN BÜTÜNLÜĞÜNÜ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ EMANET ETTİKTEN SONRA, HİÇBİR ZAMAN DIŞ ÜLKELERİN SORUNLARIYLA İLGİLENMEMİŞ VE YURTTA BARIŞ, CİHANDA BARIŞ DEYİŞİYLE TÜRK MİLLETİNE İZLEYECEĞİ YOLU GÖSTERMİŞTİR.
ikisiyle de uğraşsın kardeşim. Dar düşünmeyin. Zaten PKK nın Abisi de iSRAİL.
Evet israil sınırlarımızın ötesinde gibi ama içerideki yerli ve yabancı ajanları ve işbirlikçileri sayesinde bu güne kadar Türkiyeye her istediğini yaptırdı. Rastgele ve subjektif laflara hiç gerek yok pkk nin asıl ağa babasını bilmeyerek konuşursak işte tam böyle konuşuruz. Yıllarca yapılan istihbari çalışmalarda israilli subayların teröristleri eğittiği ve onlara stratejik hedefler belirlediği devlet tarafından tespit edildiğini bilebiliyormusunuz, HÜKÜMET İŞTE bu veriler ışığında artık herşeyi göze almış ve yapılması gereken ne varsa elbetteki yapılmalıdır. İsrail yönetimi bir devlet yönetmiyor sanki bir illegal örgüt yönetiyor gibi ruhsal bozukluk içinde gidiyor.
Sayın Yılmaz'ın yorumu bana esin kaynağı oldu; "pekakanın abisi israil, israilin de ablası amerika olunca, pekakanın eniştesi kim olur ?"
ANLASILAN HALA DOSTUMUZ KIM DÜSMANIMIZ KIM ANLAYAMAMISIZ;ELI KANLITERÖRISLER KULLANDIKLARI SILAHLARI DAGDAMI ÜRETIYOR ZANNEDIYORSUNUZ;TABIKI ONLARI BESLEYEN BASTA AMERIKA VE ISRAIL SONRADA AVRUPA ÜLKELERI;BIRDE BIZE DEMOKRASI VE INSAN HAKLARI ADINA DE VERIP;O ELI KANLILARI MECLISIMIZE KADAR GETIRDILER;UYAN ARTIK TÜRKIYEM;UYAN ARTIK AKP MEMLEKET ELDEN GIDIYOR ;IRAK;DAKI OYUNUN KOPYASINI BIZDE OYNAMAK ISTIYORLAR ;BUNA KESINLIKLE MÜSADE ETMEMELIYIZ VE BIR AN ÖNCE TERÖR ICIN SERT KANUNLAR CIKARMALIYIZ;GÜVENLIK GÜCLERINE ACILEN SÜPER YETGI VERMELIYIZ VE DOGUDA KI OLAGAN ÜSTÜ HAL GERI GELMELI