Sizlere en son, artı 37 dereceden, Dubai’den veda etmiştik. Şimdiki rotamız ise şehir içi sıcaklığı eksi 5 dereceye varan dünyanın en ilginç şehirlerinden biri…
Evet iliklerimizi donduran şehir Moskova’dayız…
Dillere destan güzel kızları, renkli yaşantısı, tarihi binaları ve ‘Milyonerler Fuarı’ gibi organizasyonları ve ilginç yaşam tarzıyla devrimlere imza atmış bu şehir, İstanbul’dan 2.5 saatlik bir uçuşun ardından, soğuktan titreterek karşılıyor bizi…
Havalimanının çıkışında bizi bekleyen Rus şoförümüzün aracına binerek, kalacağımız otele doğru yola çıkıyoruz.
Öğrendiğimize göre, gideceğimiz yol yaklaşık 20 kilometre, ancak bu mesafeyi tam 3.5 saatte alabiliyoruz. Evet yanlış okumadınız. Gidenler veya burada yaşayanlar bilir, Moskova’da insanı çileden çıkaran bir trafik var.
Caddeler alabildiğine lüks araçlarla dolu ve inanın dakikalar, saatler geçmesine rağmen azalacağına sürekli artıyor trafikteki bu lüks araç sayısı.
Sanki tüm Moskova halkı işini gücünü bırakıp, araçlarına binip, yollara dökülmüş gibi.
Sabırla kendimizi teskin ettiğimiz bu 3.5 saatin sonunda nihayet kalacağımız otele varıyoruz.
Kaldığımız otel, İstanbul veya Anadolu’nun her hangi bir şehrindeki 5 yıldızlı oteller zincirinden biri.
Ancak burada durum biraz değişik. Çünkü bu otelde tek kişilik bir odanın geceliği, 600 dolar civarında. Sebebini merak ediyorsanız, birazdan öğreneceksiniz.
Neyse, biraz dinlenmenin ardından, bir an önce bu gizemli şehri dolaşmak için karışmak istiyoruz kalabalığa…
Otel görevlisine taksi istediğimizi söylediğimizde, bize bunu tavsiye etmiyor. Ne demek istediğini önce anlamıyoruz ve görevlinin bize çağırdığı otelin özel aracına binerek, kısa bir yolculuğun ardından, o ünlü Kızıl Meydan’a varıyoruz.
Bu ne ihtişam!
Hakikaten inanılır gibi değil. Burası büyülü bir çekim gücü var.. Sanki her yanı mıknatıs doluymuş gibi çekiyor kendine. Alanın hemen girişinde 1917 Devrimi’ni simgeleyen ve yaz –kış sönmeyen, başında askerlerin nöbet tuttuğu iki ateş yanıyor
15’inci yüzyılda yapılan bu meydanda şu sıralar hummalı bir faaliyet var. Çünkü bu tarihi alan, yılbaşı gecesine hazırlanıyor.
Katedral, kilise, Kremlin Sarayı ve o ihtişamlı yapılar.
Biraz daha ilerliyorum…Kilisenin kulesinde zangoç, akustik bir ritimle çanları çalıyor… Gökyüzü koyu bir siyaha bürünmüş durumda. Kar, akşamla birlikte hafif hafif dökülüyor Kızıl Meydan’a… Farkına varmadan soğuktan titresemde, içimde sıcacık bir haz…Tarif edilmez bir mutluluk kaplıyor her yanımı… Ayak bastığım yerlerde yaşananları düşünüyorum… Devrimleri, yokluk içinde kıvranan insanların çektiği acıları, isyanları ve bu meydana büyük umutlarla gelip, bedenlerini cansız bırakanları…
Neler yaşandı burada neler…
O ulu duvarların, zamanın sıfırlandığı, devirlerin açılıp kapandığı ne büyük olaylara tanıklık ettiği geliyor aklıma…
Ayrılası gelmiyor insanın…
Ama artık açlık ve soğuktan dayanacak gücüm kalmadı.
Sıcak bir yerlere girip, akşam yemeğine kadar bir şeyler atıştırmak lazım. Meydan boyunca sıralanmış cafe ve restoranlar var. Ama ilk göze çarpan, Amerikan devi Mc Donald’s.
Bir asra yakın en büyük düşmanı olarak gördüğü Rusya’nın simgesi Kızıl Meydan’ı silahla, güçle değil de, ‘hamburger’i ile fethetmiş gibi yanıyor Amerikan kapitalizminin bu güçlü logosu. 
İçeri girmek için deyim yerindeyse mücadele etmelisiniz. Böylesi bir kalabalık görülmüş şey değil.
İnsanın nefesini kesen soğuğun ardından terliyorsunuz bir hamburger alabilmek için.
Şimdi sırası gelmişken, bu şehre gitmek isteyenler için önemli bir tavsiyede bulanalım: Moskova’ya eğer bir turla filan değil de ferdi olarak gitmeyi düşünüyorsanız, bilesiniz ki, burası inanılmaz pahalı.
Geçtiğimiz yıl ‘dünyanın en pahalı şehri’ ünvanına sahip Moskova’da, fiyatlar el yakıyor. Bir hamburger 5 dolar civarında. Çünkü dünyanın en büyük zenginleri burada yaşıyor.
Fast food tarzı bir şeyleri sevmiyor da, herhangi bir restoranda bir akşam yemeği yiyeyim derseniz dikkatli olun, fiyatlar kişi başı ortalama 200 dolardan başlıyor. Biz de bu düştük bu hataya.
Hemen ileride o meşhur Bolşoy Balesi’nin sahnelendiği bina. Her yer ışıl ışıl…
Bu şehrin gecesi de bir başka güzel.
Biraz alışveriş yapalım diyerek, şehrin ünlü alışveriş ve eğlence bölgesi ‘Arbat’ı arıyoruz. Daha önceden öğrendiğimize göre, artık ‘eski’ ve ‘yeni’ diye ikiye ayrılmış bu bölge.
Alışveriş merkezleri, eğlence yerleri hep burada. Ama adres sormak bu şehirde öylesine zor ki… Sokakta çevirdiğimiz hemen hiç kimse İngilizce bilmiyor. E tabi biz de Rusça. En sonunda şans eseri bir İngiliz’e rastlıyoruz. Tarif ediyor ama, biraz karışık gibi.
Eğer Moskova’ya gitmeyi düşünüyorsanız, mutlaka yanınıza bir harita alın. Çünkü bu şehrin hemen hiçbir yerinde Latince harflerle yazılmış tabela bulamazsınız. Hatta lüks restoranlarda bile bizim anlayacağımız şekilde ‘restaurant’ yazmıyor. Bir de üzerine yukarıda yazdığımız gibi İngilizce bileni bulmak, çölde bir bardak su bulmak gibi.
Hatta ellerinde kitapları görüp de, öğrenci sandığımız bir gruba, İngilizce bildiklerini düşünerek adresi sormaya kalkınca, cevap verdikleri an sarhoş olduklarını anladığımız bu gençler, bizi İtalyan sanıp, ‘Pero İtalyano’ gibi garip bir şeyler söyleyerek, kahkahalar atıyor…
Bir taksi çevirmek için yol kenarına yaklaşıyoruz ama 15 dakikadan fazla beklememize rağmen, bir tek taksi ancak geliyor. O da 2 kilometrelik yol için 50 dolar istiyor. Akıl alır gibi değil ama, enerjinin bu kadar ucuz olduğu ülkede (Benzinin litresi 1 doların altında) taksi zor bulunuyor, bulunanlar da pahalı.
Sebebi de, bu şehirde trafikten ve her özel aracı olanın korsan taksicilik yapmasından dolayı, bu iş pek karlı değilmiş.
Bu arada hemen şunu belirtelim, Rusya’nın para birimi Ruble. 26 Ruble, yaklaşık 1 dolar.
Artık hava iyiden iyiye karardı. Taksi tutmaktan vazgeçip, güç bela bir tarif üzerine metroya yöneliyoruz.
Girdiğimiz eski bir kapıdan, birkaç merdiven indikten sonra, karşımıza belki 100 basamağa bedel bir yürüyen merdiven çıkıyor ve gözlerimize inanamıyoruz…
O da ne! Yerin altında, gündüzden daha aydınlık, akıl almaz bir şehir daha var.
İ
nanın, dünyadaki hiçbir metro böylesine büyük, temiz ve kalabalık değil. Ama sakın ola ki akşam saatlerinde metroya binmeye kalkmayın. Çünkü kalabalıktan ya nefessiz kalabilir, ya da ezilebilirsiniz. Mübalağa da etmiyoruz.
Oturup, şaşkınlıkla gelen gideni faltaşı gibi açılmış gözlerle başlıyoruz izlemeye…
On binlerce kişi, aynı anda inip çıkıyor bu merdivenlerden. Sebebini kestiremediğimiz bir telaş içinde insanlar. Kimi hızlı hızlı yürüyor,, kimi koşar adımlarla sevgilisinin kollarına sarılıyor, kimi hiç kimseyi umursamadan öpüşüyor, kimi de bir oraya bir buraya gidip geliyor..
Metronun içi sanki gizemli bir dünya. Düşünüyorum da, bu metroda hiç dışarı çıkmadan yaşabilir insan.
Metro vagonları ise çok eski. Büyük bir gürültü ile yaklaşık yarım dakika geçmeden biri geliyor ve adeta binlerce kişiyi saniyeler içinde yutarak gözden kayboluyor…
Şehrin üzerinde ise, ‘troleybüs’ler çalışıyor. Orta yaşta olanlar bilir, bir zamanlar İstanbul’da da çalışan bu otobüsler, tavanlarındaki bir çift boynuz sistemiyle, havadaki elektrik tellerine bağlı ve bu boynuzların ilettiği elektrik gücüyle çalışıyor. Şehrin her yanı örümcek ağı gibi bu tellerle örülmüş. Çoğunun şoförü de kadın bu artık hareket etmeye takati kalmamış izlenimi veren eski otobüslerin.
Rusya demiyorum ama Moskova, Perestroyka’dan sonra gerçekten sınıf atlamış görüntüsü veriyor. İnsanların kıyafetleri son derece şık.
Zaten Moskovalılar, her ‘Rus’um’ diyeni Rus olarak kabul etmiyorlar. Gerçek mi bilemem ama, ‘asil’ ve ‘asıl Ruslar Moskova’nın yerlileriymiş.
Ama tüm şehir halkı böyle lüks içinde yaşamıyor tabii ki. Çünkü şehirde inanılmaz bir gelir uçurumu var. Bir yanda petrol ve dolar milyarderleri, diğer yanda sefalete yakın bir yaşam.
Moskova’da kiralar da inanılmaz pahalı. Öğrendiğimize göre en küçük bir dairenin aylık kirası 1500 dolardan başlıyor. Şehirde 15 ila 17’inci yüzyıldan kalma tarihi binanın yanı sıra, Komünist rejimden kalan bitişik nizam ve içinde birçok daireyi barındıran evler de çoğunlukta.
Şimdi diyeceksiniz ki, “dar gelirli halk bu kiraları nasıl ödüyor?” Bunu biz de merak ettik ve öğrendiğimize göre, Komünist rejim yıkıldıktan sonra devlet, bu daireleri içinde oturanlara çok düşük fiyatlar ve uzun vadelerle satmış.Şimdi o insanların hemen hepsinin kendi evleri var bu sistem sayesinde. Ama bunlar Moskova’nın o lüks caddelerinde değil, genelde banliyölerde bulunuyor.
Ayrıca maaşlar da çok düşük ve insanların önemli bir bölümü işsiz. Sokaklarda yüzlerce dilenci var. Birkaç Ruble için peşinizden koşturup duruyorlar. Şehirde sanki ‘ortadirek’ kaybolmuş gibi…
İşte halkın bu bölümü de, elbette dünyaca ünlü lüks mağazaların bulunan mağazalardan değil de, şehrin dışında kurulan ve küçük, köhne dükkanlardan oluşan halk pazarlarından yapıyor alışverişini.
MATRUŞKA, ÖNEMLİ
GELİR KAYNAĞI OLMUŞ
Moskova’ya gitmişken alacağınız en öncelikle hatıra hediyesi elbette ‘Matruşka.’ Rusların bu dünyaca ünlü el yapımı, ahşap oyuncak bebeğinin ortasını açtığınızda, içinden bir bebek, onu açtığınızda başka bir bebek ve ondan da, yine başka bir bebek daha çıkıyor.
Ama daha düne kadar sokaklarda birkaç dolara satılan Matruşka da, önemli bir ticaret ürünü haline gelmiş. Fiyatı 50 dolardan başlıyor, 500 dolara kadar çıkıyor.
Rusya’da yemek yiyecekseniz, size özellikle ünlü ‘Borsc’ çorbasını tavsiye ediyoruz. Lahana, kereviz, havuç, patates ve pancar ve istenirse etle karıştırılıp, tereyağında kızartılarak hazırlanan bu çorbanın lezzeti harika. Ama öyle büyük bir kasede geliyor ki, iç iç bitmiyor.
Arkasından da balık. Bizim gibi Karadeniz’de olan bu ülkede balığın her çeşidini bulmak mümkün. Ve pek tabii, Rusya’nın olmazsa olmaz içkisi votka. Bizdeki likör kadehleri kadar küçük kadehlere doldurulup, bir seferde yutulan bu içkiyi içerken, ne kadar içtiğinizin farkına varamayabilirsiniz.
Tabi Ruslar alışık. Akşamları mesai bitiminde, içki satan küçük büfelerin önünde kuyruklar oluşuyor. Rus halkı özellikle hava karardıktan sonra, sabahlara kadar hiç durmadan içiyor.
Bu arada küçük bir tavsiye; siz siz olun, asla bir Rus erkeğiyle koyu bir sohbete dalarak, gecenin ilerleyen saatlerine kadar içeyim demeyin, önce kadeh kaldırmaktan kollarınız yorulur, ardından yıkılırsınız.
Biz de böyle bir restorandan vakitlice çıkıp, trafiğin çekildiği bir saatte yeniden düşüyoruz yollara. Gündüz kadar olmasa da, sokaklarda yine insanlar… Kadınlı erkekli barlara veya evlerine doğru yürüyorlar.
Moskova gecenin tam ortasında yine aydınlık. Birçok bar, diskotek, sabahlara kadar açık. Kahkahalar dışarı taşıyor eğlence mekanlarından. Suratıma yine kesif bir tarih kokusuyla karışık bir buz dalgası vuruyor sanki…
Ellerim taş gibi. Hissetmiyorum parmaklarımı sanki.... Bu şehrin hızına yetişmek öylesine yoruyor ki insanı.
Ama yine içim kıpır kıpır. Nazım Hikmet’i düşünüyorum yürürken, uğruna şiirler yazdığı aşkı Vera’yı…
Bu güzel şehrin güzel kızları geçiyor sağımdan solumdan…Kimbilir hangisi Vera, hangisi Natalie, hangisi Olga?
Üzerlerindeki şık kıyafetlere takılıyor gözüm ve anneannelerinin, annelerinin nasıl yokluk içinde kıvrandığını düşünmeye çalışıyorum.
Komünizmin yıkıldığı ve sözüm ona ‘demokrasi’nin hakim olduğu son devrimde de bu kuşağı.. Biraz daha iyi bir yaşam uğruna, pek çoğunun vücudunu pazarlamak için çıktıkları ve hiç bilmedikleri o yaban pazarlardaki soysuz tacirlerinin kendilerine yaşattığı ürpertici vahşetleri…
Bu düşünceler içinde gözümden kaybolup gidiyorum karlı ve soğuk bir Moskova gecesinde…
Sizlere de, ‘hoşçakalın’ diyorum soğuktan ayırmakta güçlük çektiğim dudaklarımın arasından belli belirsiz.. Ama nokta değil, bir virgül koyarak…
Çok yakında bambaşka bir ülkede, dünyanın kimbilir hangi şehrinde yeniden ‘merhaba’ demek için…
Hoşça kal Moskova, ‘şimdilik hoşçakalın’ sevgili Kenthaber okurları…
cok guzel bi yazi ama eksik yazmisin buranin polisleri nekadar rusvetci belki rant gelmediya neyse rusyadan sevgiler yasanacak bir sehir degil bunu bilin
Volkan Bey, Moskova'ya kadar gidip de Kızıl Meydan'da Lenin Mozolesini ve Kızlar Manastırı Mezarlığında yatan Nazım Hikmet'i ziyaret etmemenizi yadırgadım. Bir de İsmailof Ormanı'nda kar kış demeden hafta sonları kurulan resim sergilerini de görmenizi isterdim. Hoşça kalın.
Bende geçen yaz bir turla moscovaya gittim gezdiğimiz birçok yeri gezmişsiniz fakat çok büyük bir şehir cami, Nazım Hikmetin bulunduğu mezarlık,Lenin Tepesi,heryere dikilen kahramanlarına ait heykeller,tarihi müze gibi dikkat çeken çok yeri var.Görülmesi gereken bir şehir...
fevkalade süper 1yazı dizisi bana göre çünkü ben hep rusyaya gitmeyi hayal etmişimdirde ve halada hayalimde:))))