Taksim ve Gezi Parkından yükselen özgürlük sesleri ve hükümete yöneltilen tepkiler günlerdir toplumun dikkatini üzerine çekmişti. Orada şiddete yönelik olaylar yaşanırken, Güneydoğu’da akıl almaz işler çevriliyor ve küstahlık, şımarıklık sözcüğünün tam anlamıyla diz boyu…
Bazıları meydanı boş bulmuş, at koşturuyor, bölünmeyi gerçekleştirmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Ordu kışlasına çekilmiş, sesi soluğu çıkmıyor. İmralı’daki müebbete mahkûm ise arkasındaki terör ordusunun kumandanı (!) edasıyla emir üzerine emir yağdırıyor. İş bununla da kalmıyor, İmralı’da basın toplantısı yapmayı istiyor. İstemek ne kelime ilan ediyor!
Kuşkusuz, kendisine bazı tavizler verilmiş olmalı ki her sözü bir cevher sanılıyor, bir dediği iki edilmiyor!.. Muayene edilmesi için bağımsız doktorlardan oluşan heyet istiyor! Kendisine bakan doktorlara inanmıyor. Gözlerinde yaşarma, burun ve genizde akıntısı varmış!.. Afrası tafrası da işin cabası. Kısacası el bebek gül bebek… Aman bir sorun çıkmasın diye ne isterse yapılıyor…
Konforlu odasının yanındaki bir başka odayı da isteyerek her ikisinin süit haline getirilmesini adeta emrediyor!..
Afrika’da yakalanıp yurda getirilerken uçaktaki, ağlamaklı, yalvaran adamın hali gözlerimin önüne geliyor. O korkudan titreyen adam nasıl bu hale getirildi diye düşünüyorum.
Kendisine acındırmada da üstüne yok. Ziyaretine giden kardeşi; “Abim diyor ki, ya ben çat diye ölürsem ne olacak?” diye adeta hesap soruyor!.. Belki de çalışmaları için, örgütü yönetmesi için yardımcı ve sekreter bile istemiştir. İnsan elinde olmadan düşünüyor, diğer siyasi mahkûmlar acaba ne durumdalar diye…
Bu ne biçim mahkûm ki, örgütün diğer başlarıyla, Kandil’dekiler ile haberleşebiliyor? Ondan ve ordunun kışlasına çekilmiş olmasından cesaret alan örgütü Güneydoğu’da at koşturuyor. Devletin valisi son zamanlarda örgüte katılanların sayısında artış var diye itirafta bulunuyor.
Hani PKK örgütü sınır dışına çıkacaktı?.. Sahi çıktılar mı? Çıkanların basında birkaç resmi yayınlandı, çıkan ne kadar, kalan ne kadar devleti yönetenler bile bunu tam olarak bilmiyor. Bazıları yüzde sekseni çıkmadı diyor, bazıları da hasta, yaşlı, problemli olanlar ve çocuklar çıktı diyor. AKP Diyarbakır milletvekili çekilme çok yavaş, yüzde on beş yirmi kadar diyor. Sonra da örgüte yeni üyeler kabul edildiğinden söz ediyor! Bu arada bazıları önderimiz serbest bırakılmadıkça bu iş bitmez diye tehditler savuruyor. Belli ki el altından örgüte uçurulan yapacağız edeceğiz, biraz sabır sözlerine itibar etmiyor…
Güneydoğu’da asayiş birimleri kurup ilçe merkezinde diploma törenleri düzenlemişler. Apo posterlerinin önünde yemin ederek ellerinde kaleşnikoflarıyla diplomalarını almışlar. Sonra da kendilerine verdikleri KCK/Asayiş birimi ismiyle Diyarbakır Lice’de yol kontrollerine çıkmışlar, kimlik soruyorlar, yine inşaat şantiyelerini, karakol inşaatlarını basıp işçileri kaçırıyorlar. Lice’de öldürülen teröristler için törenle şehitlik bile açılmış. Bütün bunlar öz savunma gücünün dünyaya ilan edilmesinden başka bir şey değildir. Kuşkusuz, anlayana… Sonra da birileri ortaya çıkıp oraya yapılacak yatırımlar için iş adamlarına çağrıda buluyor. TUSİAD heyeti Cizre’ye yatırım yapmaya gelmiş yabancı heyetler Kürtçe merhaba sözü ile karşılanmışlar. Anlaşılan PKK terörü sürüyor, bir farkla; şimdilik kimse öldürülmüyor… Türk askeri de emir almadıklarından kışlalarından dışarı çıkmıyor, kendi iç işleriyle meşguller…
Ne gariptir ki, birkaç ay önce Kandil’de PKK yönetiminin yaptığı basın toplantısına Türk gazeteciler de katılmışlardı. Kısacası çoğu kişi bu işten memnun görünüyor!..
Çekilme sahte veya göstermelik mi?
PKK Güneydoğu’ya yerleşiyor mu?
Meydan onlara mı kaldı?
BDP Genel Başkanı, hükümetin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini söylemiş... Ardından da “PKK silahlı güçleri de sizin karakaşınız, kara gözünüz için sınırları herhalde terk etmiyor. Siyaset konuşulabilsin diye bunu yapıyor” diyor.
PKK’nın silahı bırakacağına inanmak biraz safdillik olur. Silah bırakma PKK’nın daha çok avantaj sağlamayabilmek için başvurduğu bir oyun olmalıdır. Son otuz yıla baktığımızda bu konuda PKK hep aldatan, devlet ise aldanan taraf olmuştur. Terör örgütlerinin ortaya çıkışından bu yana gelişen olaylara bakıp insanları öldüren, otobüsleri, iş makinelerini yakanlar nasıl oldu da barışçı oldu diye düşünülmelidir.
PKK ve onları destekleyenlere ne kadar ödün verilirse, onlar daha fazlasını ister ve devletin tepesine çıkar. PKK şehitliği kurmak, kalaşnikoflu diploma törenleri düzenlemek, generallerin bulunduğu helikoptere silah sıkmak tek kelime ile gözdağı vermek, devletle alay etmektir. Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesi karşısında olan Rasulayn’da sınıra yüz metre uzağında PKK’nın PYD bayrağı çekildi. Bu durumda Suriye ile olan sınırımız PKK’ya devredilmiş olmuyor mu?
Sınırlarda yeni karakollar istemeyen terör örgütüne “yenilerini yapmıyoruz, eskileri tamir ediyoruz” sözünü bir bakan söylüyorsa; buna tek kelime ile acizlik denilmez mi? “Dört aydır şehit gelmiyor” sözü ile avunuluyorsa; buna denecek bir şey kalmıyor.
Kısacası barış kolay değildir. Ancak herkes attığı adıma, söyleyeceği söze dikkat etmelidir. Barış hiçbir zaman ver kurtul olmamalıdır.
Sayın yorumcu 'enver'; yaptığım yorumumda -eğer yorumumu okuyup anlayabildiysen - 'ne demek istediğimi' kavramış olur ve cinâs-ı mefrûk * yapmamış olurdun. Yorumumda belirtmek istediklerimi açıklamak zorunda kaldım: " Ne Mısır'ın, ne İran'ın, ne Suriye'nin, ve de bugün Batı emperyalizminin karşısında iki büklüm olan diğer Ortadoğu ülkelerinin hiçbir zaman, bizlerin sahip olduğu gibi, Mustafa Kemal Atatürk adında bir liderleri olmamıştır. "enver" rumuzlu yorumcuya atfen belirteceklerim şunlar olacaktır; "sakın korkma, Türkiye Cumhuriyetimiz ne Mısır gibi, ne Afganistan gibi, ne de diğer geri kalmışlığın aciziyeti içinde olan diğer ülkeler gibi ABD'ye yalakalık yapmaya çalışan ülkeler içinde hiçbir zaman olamayacaktır; ülkemizin halkları ezeli olarak vatanımızın bütünlüğünü sağlamaya - Mustafa Kamal Atatürk'ün bizlere emanet ettiği meşale ile - devam edeceklerdir !
* anlamı aynı olan sözleri (veya fikirleri) çarpıtma
Çözüm sürecinin başarılı olacağına inanmak istiyorum ama kendimi bir türlü ikna edemiyorum. Neden mi? Çünkü; Hükümet, gerçekten terörün bitirilmesi konusunda çok önemli adımlar attı ve halen atmaya da devam ediyor. Çözüm süreci konusunda kararlı ve gizli saklı planları filan da yok. Ama pkk ya kesinlikle güvenmiyorum. Bu başka bir olay. Gelelim "Gezi Olayları" adı altında Ülkemizi Mısır'a çevirme planına.
Özgürlüğün, can ve mal güvenliğinin olmadığı bir ortamı hangi görüş veya partiden olursa olsun kim ister anlamış değilim? Mısır'da şu an yaşananların aynısı Ülkemizde de yaşanması için içerden destekli dış mihraklar ellerininden geleni yaptılar ama Allah'a şükür başaramadılar. Dış mihraklar umrumda değil, onlar zaten kan ile besleniyorlar. Ancak Ülkemiz içerisinden gezi olaylarına bilerek veya bilmeyerek destek veren yurttaşlarımıza şu soruyu sormak istiyorum? Eğer gezi olayları başarılı olsaydı ve Mısır'da şu an yaşananlar Ülkemizde yaşansaydı ruh haliniz ne olurdu? 8-10 ağaç için ortalığı karşıtıran yüreğiniz, ölen insanlara rağmen zafer çığlıkları mı atardınız ? Yoksa pişman olur, ömür boyu vicdan azabı mı çekerdiniz?
Sayin köse yazari güzel konulara deginmis tesekkürler Sayin yorumcu M.SALIHTE harkulade yorum yapmis tesekkürler ben ve benim gibi vatandaslar denize düsmüslük var bu denize düsmüslükte yilana sarilmak var olmuslugu sonucu cikiyor pekhala denize düsmüslük varsa hic bir kurtulma tutunma durumu yoksa ne yapilir iste bu yapilir iste bu memlekette bu durumlardan cikaracak baska bir alternatif varmi sorusu akla geliyor mamafih yokkkk buna ragmen simdiye Kadar gelmis gecmis kisilerde ve idare edenlerde 10 yildan beri basta kalmakla beraber görünen köy kilavuz istemez en iyisi de bunlardir demek gerek bunlarinda en iyis varsa iyinin iyisini aramak bulmak gerek millet olarak canli hizli bir milletiz ariyoruz ariyoruz ancak bunlari bulabiliyoruz esas aradiklarimiz ya yoktur ya yoktur bencede yoktur esas problemdezaten budur yok olan seyi beyhude bosuna aramaktir o Zaman bu sözümüzü hatirliyalim" seytan Aldi götürdü satamadan getirdi aksam oldu herkez evine kimin evi yoksa sican deligine" millet olalarak iyinin iyisini ariyoruz da bunlar nerde ki bu iyinin iyisi gelse bile yine onunda bir iyisi olmalidir bunu aramaya devametmelidir yanliz ararken insanca medeni ce aramak yolu varken ararken her seyi dagitarak kirarak arama sistemide sadece ve sadece biz de ve Islam alemindedir bunu anlamak mümkün degil
Sayin yorumcu DR. yorumunuz icin tesekkürler bazi yorumlarda zit lara düsebiliriz iste bu zitliklarda efendiliklerin devamini ben hep arzu eden bir kisi olma arzusundayim bazen istinalar kaideyi bozabilir buna ragmen anlasa anlasa yazisa yazisa güzellige gitmek ne güzel bir duygu ayrilikilara gitmek uyusamamakta herkezin kendi kafasi dogrultusunada gitmesi ne güzel bir duygu en güzelide ayri ayri düsünce lerde olan kisilerin en sonunda gel beraber bir kahve icelim diyebilmesi kahve bahane sohbet sahane sözümüze gelmesi münazara münazara sen hakli ben hakli senin ki benimki diyelim diyelimde neden bir birimize girelim genelde memleketimde bu yol secilmekte ne kavgamiz ne ölümlerimiz bitmiyor genede saygi larimi sunar hatalarim olabilir olursa özürümü hep iletmek isterim özürü kabahatinden büyük diye hocalarimdan da cok dayak yedimcok dayak yiyen arkadaslar oldu iste ben böyle egitildim egitildik aslinda özür güzele baglanti cekmek icin ne güzel bir kelime buna tesekkür lütfen buna pardon buna af edersiniz vs. girmekte toplum olarak bunlari kullanmada cok cok pasifiz
AĞAÇ İÇİN KÖŞKÜ;KÖŞK İÇİN ÜLKEYİ FEDA EDEN Mİ?
Kişiler yaptıkları ile övünür, ünlenir ya da rezil, rusvay olurlar!
Ülkeyi idare edenlerde, yapılmasına vesile oldukları, eserler, söyledikleri sözler ve eylemleri anılır, eleştirilir ya da lanetlenirler!
Şimdi, bazı zıpçıkta, yandaş yalaka zevat tarafından, Türkiye’ yi idare eden bir zatı, zaman zaman, Atatürk ile kıyaslama gafletine düşüp, hak etmediği şekilde, halkın zihinleri ile oynanıyorlar! Yazılması bile benim için zül olan,
Atatürk’le bir arada anmaya çalışılan, AKP’nin ve de Hükümetin başı, Recep Bey’i en iyi anlatan son günleri de ki malum ”süreç” katillerinden, Kandil Finolarından,”Duran Kalkan” söylüyor!
Bu PKK’nın elinde çok büyük koz olduğu ve bu kozu zaman zaman “şantaj” haline getirmesi,”Süreç’in” nelere gebe olduğunu göstermiyor mu?
Kim bilir kapalı kapılar aradın da ne tavizler veriliyor!
Zaman en iyi tanıktır onu da göreceğiz!
*
Mealen ne diyor Duran Kalkan katili;
Erdoğan İktidarı kayıp ederse hayatı biter demiş…
Haksız mı dersiniz?
Recep Beyin o kadar verecek hesabı var ki, İktidardan düştüğü anda ömrü zindanlarda geçeceğini bildiği içindir ki, bu gün İktidarın Allahın ipi gibi,
APO ve Kandildeki itlere sımsıkı sarılmış durumda!
Yoksa,
PKK katillerinin bitmez tükenmez isteklerine,” çıt “ çıkarmayan/çıkara-ma-yan”, Kasımpaşa kabadayısının bu tavrı nasıl izah edilir?
Şimdi, soralım o zaman;
Köşk’ çıkmak için ülkeyi parçalayan mı?
Yoksa,
Ağacı kesmemek için, Köşk’ü kaydıran mı,?
Makbul?
İşte size bir devlet adamlığı örneği ve tabi ağaç sevgisinin kadir olduğu eşi benzeri olmayan bir olay!
Anlatacaklarım,
Atatürk’ün ağaç sevgisi ile AKP iktidarında kesilen milyarlarca ağaçın hikâyesidir!
Gezi parkında, AVM ve topçu Kışlası yapılması, Üçüncü köprü’nün yanlış olan projesi öncesi kesilen milyonlarca ve en son Van-Erciş yapılan ağaç katliamlarını bu iktidarın,”Yaş kesenle baş keseni Allah iflah etmez” diyerek başlayalım söze!
Tabi asıl konumuz bu değil elbette!
Kıssasaldan hisse niyetine…
Evet,
Kısaca yürüyen köşk hikâyesi şöyle!
Yıl 1930, Atatürk Yalova ya geldiğinde dinlenmek için ‘köşke gider.
Köşkün önündeki kocaman çınar ağacının kesilme kesileceğini öğrenir…
Çınar ağacının kesilmemesini emir ederek,gerekirse, köşk’ü kaydırın diye emir verir..
Atatürk ve Yalova konusunda önemli araştırmalara imza atan Araştırmacı-Yazar Ahmet Akyol'a göre, Köşk’ün yürütülmesi işlemi iki safhada yapılır. 8 Ağustos 1930 tarihinde öncelikle yapının teras bölümü (toplantı salonu olarak kullanılan, üç yanı camlarla kaplı bölüm) kaydırılır. Geri kalan iki gün içerisinde de ana binanın raylar üzerinde yürütülmesi işlemi tamamlanır 10 Ağustosta oturulacak hale getirilip tamamlanır.”
*
Hani derler ya,
Devlet adamlığı olunmaz, doğulur!
Doğru demiş her kim demişse!
Şu son 3-5 yıldan beri ülkede ve dünya da şişirilen, yalan balonu ile sanki Bir asırda bile toplumlara nasip olan, yeni bir lider Türkiye’ye gelmiş gibi yapılan propagandalarla, insanların gözleri öylesine boyandı ki, Recep Bey ve partisi, 3 kez yüksek oyla rakipsiz iktidar oldu!
Ülkede, her gün darbe üstüne darbe yiyen anlı şanlı ordu mensupları bile, Erdoğan’dan başka kime oy verelim diye demeçleri bile çıktı!
Araplara bile Umut olmuştu!
Atalarımız lafla peynir gemisi yürümez derler ya…
Öyle bir şey işte…
Gerçi, para ile yaratılan Arap sevgisinin ömrü de kısa oldu!
Çünkü Recep bey’in gerçek yüzü çok çabuk ortaya çıktı, ancak bazıları tarafından geç fark edildi ama olsun…
Bazılarının uğruna ölürüm,götünün kılı olayım diyenlerin abarttığı gibi” Demokrat” diye çok sevdikleri kişi değil,
Referandum sonrası ve gezi olaylarındaki, tavrı, tutumu “Diktatörlüğünün tescili olmuştur!
Sadece Araplar değil tüm dünya, “Diktatör “ eylemlerini fark edip bazı yandaş yalaka, görmese ya görmezden gelseler de artık eski itibarı yok!
Daha dün, dünyanın tanınmış yabancıları, sert eleştiriler içeren muhtıra gibi bir mektup göndermeleri en son örnek olmuştur…
Ötesi,
!
PKK Süreci
Ve
Suriye çıkmazı,
Recep Bey sonunu hazırlayacak!
Hiç uzatmaya gerek yok!
Recep bey’in Siyasi ömrü tamamlandı ve zatıâlileri için gidiş zilleri çalmaya başladı!
Bu kez büyüleyici özelliği fena çizildi!
Öyle ki, PKK’nın eli kanlı liderleri ile görüşmeleri ya görevlendiği kişilerle görüşülmesi yanı sıra, kardeşim dediği Suriye lideri, Esad’ı devirme girişimlerinin fiyasko ile sonuçlanması!
Ve ardından Gezi parkı olayları ile gerçek yüzünü göstermesi, sonunu hazırlamıştır!
PKK süreci “hüsranla” sone erdi erecek!
Bunu bilmek için uzman olmaya gerek yok!
PKK kadrolarının, Türk milletini ve Devletini açıklamaları ile aşağılamaları artık sabır çatlatır boyutlara ulaşmıştır!
köşke çıkmak için sabır edip yutkunsa PKK’nın böylesi isteklerinin karşılanması için,
Türk milletinin sinirlerinin tümünün alınması lazımdır!
bu ülkenin gerçek sahipleri olup bitenleri bir yerlere not ediyordu ve bir gün mutlaka bunun hesabını soracaktır!
Türkiye kimsenin babasının çiftliği değildir, olmayacaktır!
Sandıklar kurulduğu zaman hesap soracağından kimsenin kuşkusu olmasın!
“Yetmez ama evet” yutturmacısı da sökmeyecek!
“Deniz bitti”…
Yalanların da sonu geldi!
Mağduriyet masalları artı zırnık etmiyor!
Talanlar artık aleni, açık açık yapılıyor milyonların kör olmayanları görüyor…
Sonuç;
Evet sonuç?
Milletin kendilerini verdiği yetki ile Türkiye’yi babasının çiftliği gibi kullananların da bir sonu olacak/ olmalıda!
Yukarı örneğini verdiğim, Atatürk’ün yürüyen köşk konusu bir ağaç sevgisinden öte, liderlik özelliğidir!
11 yıldır ülkenin üzerine çöreklenen, “Yalan-Dolan¬¬-Talan” düzenin son bulması gerektiğini, toplumun büyük katmanları her türlü baskı ve zülüm rağmen artık yeter demiştir!
PKK ile gizli açık görüşmeler, PKK’nın her isteğine boyun eğmeleri,”Anaların gözyaşları dinsin kandırmacısını” gören milletin nefreti,”AKP’ye karşı kine dönüşmüş/ dönüşecektir!
Genelkurmay başkanını, Terörist ilan edip,40 bin kişinin katilini, suçsuz gösterme gayretleriı insanlara” neler oluyor” dedirtme moduna sokmuştur!
Bakınız,
Suriye’ye!
Esad diktatörde olsa, şu esnada karşı olanların ne kadar fütursuz katiller olduğu artık zaman içinde ortaya çıkması ,,insanların cesetlerinden “yürekleri “söküp yemesi,Esat’ karşı olanları, Esad tarafına itmiştir!
Çünkü Suriye halkı, yabancı güçlerin, işgal ve sonrasını görmüş tercihini Esad’ın ki, varsa zulmüne rağmen Esad demiştir ya demektedir!
Mısır da Murisi olayı,
Halkın,”yalana- dolana- talana ve de zulme karşı hayır diyerek, iktidarın değişmesini sağlaması, halkın öngörüsü ve geleceğini düşünme içgüdüsünün tezahürüdür!
Mısır halkı, karanlığı bir yıl içinde karanlığı görmüştür!
Siz bakmayın bazılarının” demokrasi “ sandık-oy” zırvalarına!
Gözleri yeni açılan Türk milletinin, AKP’nin 11 yıllık demokrasi yutturmacılarının, sonuçlarını, yani” tahribatlarını” AKP iktidarı sona erdiğinde fark edip dövünecektir!
Ama ve lakin ve de ne yazık ki iş işten çoktan geçmiş olacak..
Çünkü iktidar, it öksürdükçe yalan söyleyip, gerçekleri saklamakta ya da çarpıtmak Çünkü artık Talanlar, aleni ve tek kişinin iki dudağının arasında!
Dikta’nın dik alası ülkenin yönetimine hâkim olmuştur!
Örnek mi?
Gezi parkı olaylarında,
Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan vekili, Bülent Arınç’ın düştükleri durum hangi demokrasi mantığı ile izah edilebilir?
Vali ve bakanları falanlar geçiyorum…
Çünkü onların esemesi bile okunmuyor artık!
Özetle, asıl derdi, analar gözyaşı asla ve kata değil!
Tek derdi ve yargıdan kurtuluş yeri olan Çankaya köşküdür!
Onun için, Ülke parçalanmış, Ülkede kardeş kavgası çıkmış umurunda bile değil!
Keşke haksız çıksam diyorum ama…
Görünen köy kılavuz istemiyor!
Ha bu yazı,
Atatürk’le Recep Bey’i kıyaslayanlara kapak olsun
Sayın Özbey ve Sayın Ertaş'ı , yaptıkları yorumlarında benim düşüncelerime tercüman olduklarından dolayı kutlarım. Ben ise, -belki uzun süren yaşamımın verdiği yorgunluktan veya bugüne kadar yaşamım sürecinde içinde yaşadığım olayların bende yarattığı "tükenmişlik sendromu" ndan olsa gerek - gıpta ettiğim bu saygıdeğer ve genç yorumcular gibi teferruatlı yazamıyorum; ifade edeceklerimi de kısa ve öz olarak açıklamaya çabalıyorum. Bir tek "Mustafa Kemal Atatürk'ün dönemine" şahit olamadım. Celâl Bayar, İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve şimdi de Recep Tayyip'in dönemlerini yaşadım ve bunların uyguladıkları siyasetlerine de şahit oldum. ( Bunların arasında/içinde bulunan Türkeş, Çiller, Yılmaz, Bahçeli gibilerini belirtmeye tenezzül etmiyorum) Sonuçu belirtecek olursam; yukarıda isimlerini zikrettiklerim daima bizlere " koyunun olmadığı yerde, keçiye abdurrahman çelebi derler" özdeyişini hatırlatmıştır. İktidarları ele geçirip, karşısındaki muhalefeti hiçe sayarak yapılan "böyle siyasetlerin" (!) ve bu siyasilerin sağlamaya çalıştıkları "böyle demokrasinin" (!) içine .....rüm ! Bu vatan, eğer içten de, dıştan da yıkılmayıp hâlâ ayakta durabiliyorsa, bu Mustafa Kemal Atatürk'ün sayesindedir. Başta Mısır, Irak, Suriye olmak üzere tüm Ortadoğu ülkelerinin bugün düşdükleri aciziyet, geçmişlerinde -bizde olduğu gibi- bir Mustafa Kemal Atatürk gibi liderlerinin olmayışının sonucudur. İsmini şimdi hatırlayamayacağım geçmişteki Afganistan liderine, bizden bir aydın sormuş: "- neden bu durumlara düştünüz ve abd emperyalizminin oyuncağı oldunuz !" Verdiği cevap şu olmuş: "- bizlerin, sizlerin sahip olduğunuz gibi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderimiz yok idi !"
Özgürlüğün, can ve mal güvenliğinin olmadığı bir ortamı hangi görüş veya partiden olursa olsun kim ister anlamış değilim? Mısır'da şu an yaşananların aynısı Ülkemizde de yaşanması için içerden destekli dış mihraklar ellerininden geleni yaptılar ama Allah'a şükür başaramadılar. Dış mihraklar umrumda değil, onlar zaten kan ile besleniyorlar. Ancak Ülkemiz içerisinden gezi olaylarına bilerek veya bilmeyerek destek veren yurttaşlarımıza şu soruyu sormak istiyorum? Eğer gezi olayları başarılı olsaydı ve Mısır'da şu an yaşananlar Ülkemizde yaşansaydı ruh haliniz ne olurdu? 8-10 ağaç için ortalığı karşıtıran yüreğiniz, ölen insanlara rağmen zafer çığlıkları mı atardınız ? Yoksa pişman olur, ömür boyu vicdan azabı mı çekerdiniz?
Kent haber ilgilileri haftalardir sayfanizi actigimizda bu adamin resmini görüyoruz nicin..??Lütfen kaldirirmisiniz bu resmi .Vatanimiz..Milletimiz icin ugrasan Memleketimiz icin neler yapan ugrasi veren Basbakanimizin resmini koyarsaniz seviniriz ..Yani Recep Tayyip Erdoganin demek istedim..