Kutuyu kimin icat ettiğini bilemem… Kutuyu bulan ve kullanıma sokan kişiye gün gelip de büyük bir soyguna alet olacağı, mahkemelere düşeceği, hakkında sayfalarca yazılar yazılacağı, hatta röportaj bile yapılacağını söyleselerdi kim bilir ne düşünürdü. Belki de benimle kafa bulmayın derdi.
Kutu da ne kutuymuş hani…
Necati Doğru “Kutu kutu, güzel kutu söyle bana” diyerek basın tarihinin ilk kutu röportajını gerçekleştirmişti.
Kutuya sormuş: “Alımlı, kendini beğenmiş kibirli Kutu… Gündemi değiştirdin Hakan Şükür’den, Ebru Gündeş’ten de ünlü oldun…4.5 milyon dediğin nedir?” diye sormuş…
Kutunun yanıtı “ABD Doları” olmuş!..
Aslında kutu; içine türlü şeylerin konulduğu, tahtadan, kartondan, plastikten veya metalden yapılmış kapaklı veya kapaksız bir şey… Kutu çeşitli şekillerde kullanılmış; bazılarına alet kutusu denmiş. Bazıları mücevher kutusu, kibrit kutusu, boya kutusu, konserve kutusu diye isimlendirilmiş. Kutu sözcüğü çeşitli yerlerde de geçmiş; örneğin elektrikçilerin kullandığı buata kutu denmiş. Elektrik ve telefon tellerinin toplandığı nesne de kutu adını almış… Makine donanımının veya korunduğu yer de kutu olarak tanımlanmış.
Kutu bununla kalmamış deyimlere bile girmiş… Akıl kutusu, fesat kutusu, kutu gibi ev, kutu kutu, açtırma kutuyu söyletme kötüyü… İstanbul argosuna da kadın cinsel organı olarak geçmiş!..
İstanbul polisinin ve yetkili savcılarının aylarca süren takip ve izleme sonrası yaptığı deprem gibi operasyonla kutu gündeme gelmiş. Ama bu kutu bilinenlerden farklı bir kutuymuş; içerisi Dolar ve Euro’larla doluymuş. Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinde ayakkabı kutuları içerisinde 4.5 milyon yabancı para çıkmış!.. Tutuklanan Genel Müdür’e göre kutuları dolduran paralar bağış imiş! Makedonya’da Balkan Üniversitesi yapılacak ve geri kalanı ile de İmam Hatip Lisesi yapılacakmış. Bunu göndermekte zorlandıkları için bana getirdiler diyerek kendisini savunmuş!
Anlaşılan suçlu olan kutunun kendisi… İçerisine konulan Euro ve Dolarları kabul etmeyecek; gidin başımdan diyecekti!..
Düşünebiliyor musunuz; devlet bankasının Genel Müdürü yabancı paraları bankasında değil de evinde ayakkabı kutularında saklıyor. Bankasına mı güvenmiyor, yoksa paraları lüpletecekler, ondan mı olacak?
Bunun hesabı nasıl verilecek?
O da tam bilinmiyor…
Konu yargıda; şimdi ne olacağını milletçe hep birlikte göreceğiz.
Kutu derken diğer kullanım eşyasının da hakkını yemeyelim. Sırt çantasında, valizde, torbada, elbisede de paralar çıkmış… Ama ille de kutu diye yaygara koparılıyor.
Bence bu olayda Tansu Çiller’in ahı tutmuş gibi geliyor. Kendisine bazı paraların hesabı sorulduğunda onlar yastık altında büyüklerimden kalmış yastık altı paraları demişti… Günlerce basında kendisiyle dalga geçilmişti.
Ne ayıp… Para dediğin yastık altında değil kutularda saklanır. Eve hırsız girdiğinde öncelikle yastıklara yorganlara, döşeklerin altına bakar. Ayakkabı kutularına bakmak aklına bile gelmez… Oysa artık onlar da uyanmıştır; ilk bakacakları yer bundan böyle ayakkabı kutuları olacaktır.
Ancak günümüzde orta halliler pazarlardan küçük dükkânlardan ayakkabı aldıklarından ayakkabılar kutu da değil poşette verilir…
Anlaşılan bu ayakkabı kutuları başkaymış…
Acaba ayakkabı kutuları kaç numaradır?
Bakın bu da çok önemli; kutunun büyüğü var küçüğü var. Basın ondan pek söz etmiyor; herhalde ayakkabı kutuları 40-41 numara olacak değil ya en azından 42 numara ve üstü olmalı. Belki de deve ayağı gibi ayakları olanlara daha büyük ısmarlama kutular yapılır…
Her şeyi düşünmekte yarar var…
Nedense hep ayakkabı kutusu üzerinde durduk. Bir de düğünlerde hediyeler veya altınları gözle görünür, korunaklı bir yere konulan kutunun içerisine atarlar. Siyasilerin veya üst düzeydekilerin düğünlerinde kutular az gelince yerini sandık alır!..
Günümüzde her şey değişti. Artık rüşvetin de bir raconu var. Rüşveti veren beğendiği elbiseyi veya bavulu hediye gönderdim diyor. Ancak elbisenin veya bavulun içerisi boş olacak değil ya…
Kutu diye söze başladım ama siz yine kutu deyip geçmeyin. Son depremi ne asker ne polis yaptı; bal gibi kutu yaptı…
Sanırım en güzel sözü de Bekir Coşkun söylemiş: “Piyango bileti gibi al koy bir yere. Ya çıkarsa yerine ya dolarsa diye bekle…”
Kutu fıkralara bile girmiş:
“Yeni evlenen bir çift aralarında bir anlaşma yapmışlar. Birer kutu edinmişler ve sonra da kim diğerini aldatırsa içerisine bir pirinç tanesi atacakmış. Gel zaman, git zaman ülkede kıtlık baş göstermiş. Bizim çift aç kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlar. Ne yapacağız diye düşünürlerken akıllarına kutuları gelmiş. Koca hemen kutusuna koşmuş; bir bakmış ki içerisinde bir iki tane pirinç tanesi var. Üzüntü içerisinde eşine benim kutuda bir şey yok demiş. Bu defa eşi gülmüş:
-Üzülme kocacığım benim kutu ağzına kadar dolu…”