3
Mart
2026
Salı
ANASAYFA

LAİKLİK YENİDEN Mİ YORUMLANIYOR

ABD’nin Müslüman nüfus barındıran ülkeler ile bozulan ilişkilerini düzeltmeyi kendisine misyon edinmiş gibi görünen Başkanı Obama sırasıyla Ankara ve Kahire’yi ziyaret etti.

Obama’nın Ankara’da yaptığı laiklik vurgusu, taraflarca hemen ideolojik bir tartışma konusu yapılsa da Obama’nın ABD adına geçmiş dönemden “günah çıkarması” aslında yadsınamaz çıplak bir gerçeğe işaret ediyordu:

ABD’nin en büyük güçlerinden biri, kendisini Hristiyan, Yahudi veya Müslüman bir ulus olarak nitelendirmemesidir. Biz kendimizi aynı idealler ve değerler etrafında birleşmiş bir vatandaşlar topluluğu olarak görüyoruz. Modern Türkiye’nin de benzer ilkeler çerçevesinde kurulduğunu düşünüyorum.

Hatırlanacak olursa; Bush döneminde ABD yönetiminde hâkim olan Hristiyan bakış açısı, Ortadoğu’yu tarumar ettiği gibi, ABD’nin diğer ülkelerin vatandaşlarının gözündeki güvenilirliğine ve sevilirliğine de büyük darbe vurmuştu.

Günümüzde en güçlü devlet olarak görülen Amerikan Devleti’nin düştüğü bu hatadan dönmek için Başkan Obama’nın gösterdiği gayret, umarız devlet yönetiminde dini esasları hâkim kılma heveslisi olan diğer devletlerin yöneticileri için de bir örnek olmuştur?

* * *

Devlet; her inançtan ve siyasi görüşten insanların birbiriyle olan ilişkilerini düzenleyen bir kurum olarak değerlendirildiğinde, bu kuruma milliyet dışında (ve hatta bazen AB örneğinde olduğu gibi, milliyet de dâhil olmak üzere) herhangi bir kimlik atfetmek, orada kurulu olan sistemin bozulmasına ve subjektifleşmesine yol açacaktır.

Devlet, yapısı ve görevi itibarıyla özellikle inançlar konusunda objektif olmak zorundadır.

Göçmen, azınlık ve yabancı hakları günümüz dünyasında eskisinden çok daha ön plana çıkmaktadır.

O halde, bir devletin ülkesi üzerinde yaşayan insanların ırk, din, dil vs. açısından homojen bir yapıya sahip olduğu düşüncesini belki de artık bertaraf etmek gerekecektir?

Bir devletin toprakları üzerinde ister misafir, isterse vatandaş olarak yaşıyor olsun, o devlete karşı anayasada belirtilen sorumlulukları yerine getiren her insanın ve hatta tüzel kişiliğin hakları evrensel olarak korunmak zorundadır.

Devletler, o topraklar üzerinde yaşamakta olan herkesin din ve vicdan hürriyetini inandığı şekilde yaşaması için gerekli olan her türlü tedbiri almakla da mükellef olduğunun bilincini hiçbir zaman göz ardı etmemelidir.

* * *

Ülkemizde yaşanan “Kemalizm” tartışmaları, bir tarafın laikliği yüceltmesine yol açarken, diğer bir tarafın da laiklikten nefret eder hale gelmesine yol açmaktadır.

Oysa ki; halkımız “laiklik” tabiriyle ilk kez Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmasına rağmen, laiklik, Kemalizm veya türban tartışmalarının içine sığdırılamayacak kadar geniş ve kapsamlı bir konudur.

* * *

Geçen gün İran’da yaşayan iki İranlı arkadaşımdan çok ilginç hikâyeler dinledim:

İran’daki Mollalar Rejimi insanları öylesine bunaltmıştı ki, yeni nesil dinle ilgili hiçbir şey duymak istemiyordu.

Dini rejim baskısı ters sonuç vermiş ve dinini akıl ve iradesi ile bulması ve yaşaması gereken insanlar; dine karşı tepkili hale gelmişlerdi!

Bugün artık İran’daki gizli ev partilerinde yaşanan ahlaksızlıkların, uyuşturucu ve şehvet çılgınlıklarının dünyanın hiçbir yerinde görülmediğinden bahsediliyor.

Devlete hâkim olan İslami rejim merakı mollalara müthiş bir güç kazandırırken, İran halkının bir kısmını, bu örnek doğrultusunda tabiri caizse, dininden ve insanlığından etmişti!

* * *

Dinin devlet veya yöneticiler eliyle korunması veya yayılması zaten İslam’ın temel felsefesine aykırıdır.

Tebliğ edilene uymak veya uymamak insanın hür iradesine bağlıdır. Bunun hesabını soracak olan da sadece ve sadece “din gününün sahibi olan” Yüce Allah’tır.

Bize bununla ilgili en güzel dersi yine Kur’an-ı Kerim vermektedir:

Peygamber Efendimizin insanları İslam’a davet etmesine rağmen bu bazı kişilerce bu davete uyulmaması ve bunun karşılığında Peygamberimizin üzülüp içinin daralması üzerine gelen ve kendisine Allah tarafından sadece “uyarıcı” olma görevi verildiğinin belirtildiği Hûd Sûresinin 12 . Ayeti mealen şöyledir:

(Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. 
 

Feramuz ERDİN/KENTHABER
Yayın Tarihi : 10 Haziran 2009 Çarşamba 11:34:13
Güncelleme :10 Haziran 2009 Çarşamba 13:55:06


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?