Kenthaber Yazarı Feramuz Erdin, 12 yıl önce Güneydoğu'da yaşadığı olayı yazısında anlattı. 
"Bölücü örgüte son darbeyi vurma zamanı artık gelmişti! Bundan tam 12 yıl önceydi..." diyen Erdin, o yıllarda bizzat görev yaptığı Güneydoğu'da nelere şahit lduğunu 'Hakkari'de şehitler & washington'a 'omerta' başlıklı yazısında bakın nasıl çarpıcı bir örnekle dile getirdi.
Askerliğini, 1994-95 yılları arasında Şırnak Uludere Sarıziyaret Sınır Birliği’nde yedek subay olarak yapmış bir eski Emniyet mensubu olarak terör ve terörle mücadele üzerine bir – iki kelime etme hakkına sahip olarak görüyorum kendimi.
Bölücü örgüte en büyük darbeleri vuracak olan operasyonlar planlanmaktaydı o dönemde. Başta polisler olmak üzere, spor akademisi mezunları, kaybından fazla zarar görülmeyecek olan mesleklerin mensupları aceleyle askere alınıyordu.
Polisler için sadece sıcak çatışma bölgelerini kapsayan “özel kura” torbaları hazırlanıyor, yoğun ve yorucu bir eğitimden geçen yedek subay adayları derhal görev yerlerine sevk ediliyordu. Er ve erbaşlar da eğitim birliklerinde bu büyük operasyon için hazırlanmaktaydılar. Bölücü örgüte “son darbeyi vurma zamanı” artık gelmişti! Bundan tam 12 yıl önceydi!
Şehit olacağımıza tam olan inancımızla, görev yerlerimize ulaştığımızda, o yıllarda buralarda sıkça anlatılan hikayelerle karşılaşmıştık: 36. Paralel kuzeyinde faaliyet gösteren Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin zaman zaman bölücü örgüt elemanlarına silah erzak ve mühimmat bıraktıklarıyla ilgili hikayelerdi bunlar.
Bu hikayelerin etkisiyle olacak ki; Delikavak’ta nöbet tuttuğum gecelerde kuzeyde, sınırlarımız içerisinde adeta uçsuz bucaksız bir duvar gibi yükselen ve bölücü örgüt militanlarının yuvalandığı bilinen Kel Mehmet Dağları üzerinde gece uçan helikopterleri gördükçe telsizden feryat eder, bu helikopterlerin kontrol edilmesini isterdim. Çünkü o yıllarda helikopterlerimizin gece uçuş kabiliyetinin olmadığı söylenirdi. Hatta, gece çatışmasından çıkan ağır durumdaki yaralılarımızı Şırnak veya Diyarbakır’a sevk etmek için günün ışımasını beklerdik, bu eksiklik yüzünden. Yani; topraklarımız üzerinde geceleri uçan bu helikopterler “dost”(!) olsa bile, bize ait helikopterler değildi.
Bir akşam, emrimdeki uçaksavarla o helikopterleri düşürme emri alana kadar da böyle devam etti bu durum. Anlamıştım ki; benimle dalga geçiliyordu: Uçaksavar menzilinin çok dışında hareket eden bu helikopterlere, ancak savaş uçakları müdahale edebilirdi, zira.
Helikopterler uçuşlarına her gece devam ettiler. Belli bir bölgeye kadar gidip, orada bir müddet kalıyor ve sonra geri dönüyorlardı. Vuku bulan tek gelişme, benim artık susmam gerektiğini anlamam olmuştu! İtalyan mafyasının meşhur “Omerta” (suskunluk) kuralı sonunda beni de bulmuştu!
Tıpkı; askerdeki evlatlarımızın canı dahil, her şeyimizi ve dahi geleceğimizi emanet ettiğimiz Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, geçen ay BM toplantıları nedeniyle gittiği ABD deki suskunluğu gibi.
Oysa ki, aynı toplantılar için New York’a giden, ABD’nin “şeytan” olarak adlandırdığı İran’ın Cumhurbaşkanı Ahmedinecad; Amerika’nın yarattığı hayali canavar efsanelerini ve daha önemlisi ülkesi üzerindeki hesaplarını bir bir yıkmış; ABD Hükümeti’ni Columbia Üniversitesi kürsüsündeki ve BM Genel Kurulu’ndaki, adeta gözlerinin içine baka baka yaptığı, konuşmalarında ezip geçmişti.
Hem de arkasında, ülkesine karşı ön yargılarını değiştirdiği Amerikalı’lardan oluşan büyük bir hayran kitlesi ve “Aslında İran’a saldırmak gibi bir niyetimiz yok.” demeye mecbur bıraktığı bir Başkan Bush bırakarak!
Ben Atatürkçüyüm diyenlerde, siz sanıyomusunuz ki Atatürk'ün bağımsızlık anlayışı var. -Aslında o tam bağımsızlık anlayışı Atatürk'e ait değil. Çünkü zaten bağımsızlık dediğin zaman anlaşılan tam bağımsızlıktır.- Ya tam bağımsız olarak yaşarsın, bunun mücadelesini ne olursa olsun verirsin ya da tarih sahnesinden silinirsin. Vatan için ölmek, şehit olmak, bi yakınını toprağa vermek acıdan çok insana onur verir. Fakat insan ortaya çıkan şu sonuca bakınca ister istemez -ama- diyor. Çatşmaların yoğun olduğu bölgelerde askerlik yapan yakınlarımızdan biz de benzer hikayeler duyduk.