Yeri geldikçe söze, dünyamızda garip olaylar yaşanıyor diye başlamayı neredeyse adet edindiğimi fark ettim. Dünya bir yana Türkiye’de garip işler birbirini izliyor. Dün hayal bile edemeyeceğimiz olaylar bir bakıyorsunuz; bugün gerçek olmuş… Bir süre önce tu kaka ilan ettiğimizi gün geliyor başımızda taşıyoruz. Siyasilerimize yaranma yarışındaki malum basın, yeri gelince onları baş tacı, kurtarıcı havari (!) yapıyor. Sözün kısası olanlara bir türlü akıl sır ermiyor!..
Türkiye son günlerde ne çok tarihi günler (!) yaşıyor, biri bitmeden bir yeni tarihi gün (!) ortaya çıkıyor. Bizim övündüğümüz tarihi günleri bir yana bırakılım gerçek tarihi günlerin ne olduğunu ileride gerçek tarihi yazacaklar söylesin. Kuşkusuz, tarih bazı olayları yazacaktır ama nasıl yazacak?
Övecek mi sövecek mi?
İşte bütün mesele de burada…
Şimdi gelelim konumuza; Başbakan, Barzani ve Şivan Perver, Diyarbakır’da birkaç gün öncesi coşkulu bir mitingde buluştular. Malum basın “Tarihi buluşma”, “Tarihi gün”, “Kritik görüşme”, “Çözüm Baharı” , “Diyarbakır’da coşkulu gün”, “Diyarbakır buluşması” gibisinden başlıklar attı. Bazıları da televizyonlara çıkarak, çanak sorularla övgü üzerine övgü yağdırdılar. Açık oturumlara katılanların aferin aldıkları da kuşku götürmez. Onların yazdıkları, söyledikleri bir yana basına yansıyan bir fotoğraf benim içimi acıttı. Başbakan bir yanına Mesud Barzani ile Şivan Perver’i, diğer yanına da İbrahim Tatlıses’i almış. Aralarında eksik bir kişi zorunlu olarak yok. Kim olduğunu da artık siz bulun…
Başbakan’ın önünde Tatlıses ile Şivan Perver sahnede birlikte Kürtçe düet yaptılar. Hadi diğerlerini anladım da şarkıcıların, belki de Türkiye’nin kaderini belirleyecek buluşmada ne işi var?
Yeni akil adamlar mı? Bilemeyiz.
Başbakan daha önce Ankara’ya hakaretler yağdıran Belediye Başkanı Osman Baydemir’i makamında ziyaret etmiş, ardından düzenlenen mitingde “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz. Hiç endişeniz olmasın” gibisinden sözler söylemiş…
Ortada bir gariplik veya kamuoyunun bilmediği bir şeyler mi var?
Bilmediklerimiz ne olabilir ki? Bu buluşma barışı pekiştirir mi?
Barzani olsun Baydemir olsun daha önce, ulu orta neler söylemişlerdi?
“Sana teslim olan, senin gibi faşist olsun.”
“Meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet.”
“Biz Kürtleri şahin ve güvercin diye ayıranlara h… diyorum.”
“Ankara Kerkük’e karışırsa biz de Diyarbakır’ karışırız.”
“Türkler saldırırsa silaha sarılırız.”
“Onlara kedimi bile vermem.”
Bunlara karşılık ne denmişti; “Barzani benim muhatabım değil. Haddini aşıyor.”
Ne denir hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür…
Belki de Süleyman Demirel’in meşhur sözünde olduğu gibi; “Dün dündür bugün bugündür”…
Tarihi günü, tarihi buluşmayı bir kenara koyalım; aslında Diyarbakır’da bir garip ilkler (!) yaşandı.
İlk defa dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak dendi!
Başbakan ilk defa Kürdistan sözünü ağzına aldı!..
Başbakan Baydemir yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini ilk defa ziyaret etti!..
Gerçekte aşiret reisi olan, topraklarında PKK’yı barındıran, besleyen Barzani kara yoluyla Diyarbakır’a gelirken gümrükten geçmemiş. Beraberinde deklare etmeden getirdiği altınları toplu nikâh töreniyle evlenen çiftlere dağıtması da yaşanan ilklerden biriydi. Başbakan da Barzani’den aşağı kalmamış o da yeni çiftlere altın takmıştı. Ancak bu altınların parasının nereden çıktığı ise biraz karışık... Ne denir; ona da Rufailer karışır!
Diyarbakır’da siyasi konular görüşülürken iki türkücünün de onlara katılması yine bir başka ilkti!..
Türkücülerden biri malum İbrahim Tatlıses; diğeri Şivan Perver…
Şivan Perver, 38 yıldır Türkiye’ye gelememiş, bölücü şarkılar söyleyen, kandan baruttan söz eden Kürt türkücüsü… Neden Türkiye’den kaçmış bunu düşünenler var mı acaba?
Bu arada Başbakan yıllar öncesi ölen, Kürtçe klip çekmek isteyen Ahmet Kaya’yı da gündeme taşıdı:
“Ödül töreninde Ahmet Kaya’ya saldırdılar. Kimler saldırdı. Gezi Parkı’nda bize saldıranlar kimse onlar saldırdı. Şimdi diyorlar ki ben o sırada dışarıdaydım, ulan (!) hepiniz oradaydınız. Kamera kayıtlarında hepinizi görüyoruz.”
Bu kez de ortaya Ahmet Kaya’yı istismar eden polemiği çıkardılar. Ahmet Kaya yaşasaydı, Gezi Parkı’nda olur muydu olmaz mıydı, o sırada kim tuvaletteydi kim değildi tartışması çıkmaz mı?..
Başbakan’ın Kürdistan sözünü kullanması insanın aklını karıştırıyor. Amaç yaklaşan seçimlerde Kürtlerin oyunu almak mı, BDP oyunu düşürmek mi? Daha da kötüsü bölünmenin veya özerkliğin ilk adımını mı attı?
Türk milleti buna izin verir mi?
Bölünme veya özerklik mitinglerde, masa başında oy uğruna öyle kolayca çözülecek işler değildir. Hadi dili kolayca böldük diyelim; sınırlar nasıl çizilecek?
Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan insanlar bunu nasıl karşılayacak?
Bir tarafta belki oy kazanırsın ama diğer taraftan da kaybedersin. Bazen evdeki hesap çarşıya uymayabilir. PKK’nın ateşkesine nasıl güvenilir diye düşündüğünüzde bir başka gariplik ortaya çıktı; toplantının yapıldığı saatlerde Mardin-Nusaybin-Eskihisar köyü yakınlarında Türk askeri birliğine yedi roketle saldırı düzenlendi. İki zırhlı araca yetmiş mermi isabet etti. Bu olay basında kısa bir haber olarak geçiştirildi. O saatlerde Diyarbakır’da çok daha önemli (!) olan miting vardı.(!)
İki şarkıcının düeti, miting alanını dolduran insanlar, Kürtçe pankartlar iyi güzel de bu toplantının veya gösterinin ardından ne kararlar alındı. İşte bütün mesele de burada odaklanıyor. Türkiye ile K.Irak arasında yeni sınır kapılarını mı açılacak, Kerkük-Yumurtalık petrol sevkiyatında mı anlaşıldı, Barzani PKK’nın dağdan inme sözünü mü verdi, yoksa Suriye’de Esad’a karşı PKK ili işbirliği mi yapılacak?
İşte kafaları karıştıran sorular bunlar…
Bilmem dikkatinizi çekti mi; 2013’ün başından bu yana İsveç Büyükelçisi, Almanya Büyükelçisi, Norveç Büyükelçisi, Avusturya Büyükelçisi, Japonya Büyükelçiliği başkâtibi, Fransa Büyükelçiliği Başkâtibi, Almanya parlamento heyeti ve diğer ülkelerden bazılarının temsilcileri Diyarbakır’a gitmişlerdi. Türkiye’nin başşehri Ankara… Neden Ankara değil de Diyarbakır?
Üzerinde durulmayan bir başka nokta da aklıselim sahibi Kürtler bu duruma nasıl bakıyor? Nedense onun üzerinde pek fazla durulmuyor. BDP’de Kandil doğrultusunda olanlar bundan pek hoşlanmış görünmüyor. Söylentiye göre Barzani’ye gelme diye haber bile göndermişler ama dinletememişler. Ancak ılımlı geçinen BDP’liler diğerlerini yatıştırmışlar.
Kimse kusura bakmasın ama ortada tam olarak açıklanmayan bir gariplik var…
Tanrı sonumuzu hayretsin…
Acaba Benjamin Franklin; “Politikacılar gelecek seçimi, devlet adamları gelecek kuşağı beklerler” sözündeki anlamı düşünen var mıdır?