30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

TÜRK BASINININ GÜLEN YÜZÜ SOLDU

Usta gazeteci Mehmet Ali Birand, dün akşam saat 18:29'da hayatını kaybetti.Ünlü gazetecinin kendi kaleminden 71 yıllık yaşam öyküsü..

Mehmet Ali Birand yaşamını bu şu şekilde anlatmıştı:

9 ARALIK 1941 GECESİ..

Sonradan annem anlattı. 9 Aralık 1941 gecesi, Alman Hastanesi’nde dünyaya gelmişim. Kendimi bildiğimde, Erenköy’de 4 dönümlük bir bahçenin içindeki, her tarafı dökülmekte olan üç katlı köşk- konak karışımı bir evde kendimi buldum. Etrafımda sadece annem Mürvet ve ağabeyim Ural vardı. Bir de tavan arasında koşuşturan fareler.

BABAM BEN 2 YAŞINDAYKEN ÖLMÜŞ

Babam, ben 2 yaşındayken kalp krizi sonucu ölmüş. Annem 42 yaşında iki çocukla dul ve beş parasız kalmış. İzzet Birand, Maliye Bakanlığı Kaçakçılık Şubesi’nin başındaymış. Benim tanıdığımda epeyce yaşlanmış olan köşk, babamın döneminde Erenköy’ün en eğlenceli yeriymiş. Zamanının en tanınmış şarkıcıları, Necmi Rıza Zobu veya Naşit ve Vasfi Rıza gibi tiyatrocuları her hafta toplanıp yemek yer, rakı içer, şarkılar söyler, oyunlar oynarlarmış. Benim hayatıma damgasını vurduğu yıllarda ise aynı köşkün ahı gitmiş vahı kalmıştı.

BAŞINA GELEN KORKUNÇ KAZA

Annem, babamın üç aylıklarıyla bizi ve kendini geçindirmenin çaresizliği içindeydi. Kışları, kömür sobası etrafında toplanıp ısınmaya çalışarak geçirir, haftada bir yanan alt kattaki hamamda yıkanır, günde sadece 7-8 defa sefer yapan özel bir otobüsle, kar yağdığında yollar kapanmazsa, 1 saatlik yolculukla Kadıköy’e, oradan da vapurla şehre gidip gelerek yaşardık. İşte öylesi karlı bir gece, annem 3 yaşındaki beni yıkamak için soba’nın üstünde su ısıtırken, üstünden atlamaya kalkmışım ve kovayı devirmişim. Kaynar su sol bacağımı yakmış. Böylece, hayatımın gidişini etkileyen, 5 ayrı ameliyat geçirip, toplam 1 yılımı hastanelerde geçirdiğim, ölümün ucundan bir şans eseri kurtulduğum talihsizlik dizisi başlamış. Hayat hep kötü rastlantılarla geçmez tabii.

İLK ŞANSI

İlk şans, ilkokulu Erenköy Zihnipaşa’da tamamladıktan sonra 1955’te Galatasaray Lisesine girmemle bana gülmüş. “ Gülmüş” diyorum, zira o dönemlerde hiç farkına varmamıştım. Sonradan, bu gelişmenin beni nasıl değiştirdiğini anladım.

ANNEMİN OKUTACAK İMKANI YOKTU

O şansı bana, dayım Mahmut Dikerdem verdi. Dışişleri Bakanlığında küçük bir diplomattı. Çok para kazanılan bir düzeyde olmamasına rağmen, ablasının küçük oğlunun eğitimini üstlendi. Annemin beni GS Lisesinde okutacak imkanı yoktu. Dayım okul taksitlerini yüklendi. 1962‘te Lise bittikten sonra, İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimimi sürdürmeyi denedim, ancak olmadı. Anamın artık takati tükenmişti. Ne yapıp edip çalışmam gerekiyordu.

İKİNCİ ŞANSIM..

İkinci şansım, Kenan İnal oldu. Koç Gurubu’nun önde gelen isimlerinden biriydi. Aile dostumuzdu. Vehbi Koç’un benimle ilgilenmesini sağladı. 1963’te önce İngiltere’ye ayağımdan 5 inci ve sonuncu ameliyatımı olmaya gittim. Dönüşümde de Koç Holding’e girecektim. Londra’ya giderken, GS lisesi yıllarımda tanıştığım Abdi İpekçi, Milliyet’in Londra muhabirliğini verdi. “İlginç şeyler bulursan mektupla bize bildirirsin” demişti. Ben de, ameliyat bir yanda, İngilizce öğrenme ve Milliyet’e mektupla haberler gönderme öte yanda, 1 yılımı tamamlayıp geri döndüğüm 1964 yılı Temmuzunda, Koç Holding yerine, kendimi Milliyet’te buldum.Üçüncü şansımı, yani gazetecilik hayatımı, Abdi İpekçi önüme açtı. Vehbi Koç ile konuşup “ Bırakın bir süre bizimle çalışsın. İki dili olan genç bir insan. Üstelik gazeteciliği seviyor ve yetenekli görünüyor. Bir deneyelim. Eğer yapamazsa size geri döner” deyip, Vehbi beyin onayını almıştı.

DÖRDÜNCÜ ŞANSIM..

Dördüncü şansım ise, Milliyet’te çalışırken karşılaştığım Cemre oldu. Onunla 1971’de evlendim ve hayat mücadelemizi birlikte götürdük. Evlilik ile birlikte cebimizde, Milliyet’in verdiği 500 dolar maaşla Brüksel maceram başladı. Milliyet’in Brüksel’deki muhabiri olmak bana çok şey kazandırdı. Hem dünya görüşümü etkiledi, hem de çok şey öğrenmemi sağladı. Eğer Brüksel’e gitmemiş, Cemre ile orada 20 yıl süreyle yaşamamış olsaydım, bugün geldiğim yerde olamazdım.

GAZETECİLİĞİMİN DÖNÜM NOKTASI..

Brüksel’deki gazeteciliğimin dönüm noktası da, 1974 Kıbrıs Harekatı’yla gerçekleşti. Eskiden içine kapanık ve dış ilişkileri sorunlu olan Türkiye, birden bire dünyanın gündemine girdi. Bütün gözler Ankara’ya çevrildi. Hemen her yerde ilgi odağı oldu. Amerika’nın silah ambargosu, Kıbrıs konusunu daha da ön plana çıkardı. Uluslararası ilişkiler, o döneme kadar görülmemiş derecede arttı. O zaman da, benim gibi dışarda çalışan gazetecilere ihtiyaç inanılmaz derecede yükseldi. Ancak ben de sadece Brüksel’de kalmadım, oradaki kurumlarla (NATO ve Avrupa Birliği) yetinmedim. Dışarıda yaşamanın avantajını kullandım görev sınırlarımı genişlettim. Yıldızım parlayıverdi.

KALICI BİR ŞEYLER BIRAKMAK İSTİYORDUM

1974’ten sonra sadece Brüksel değil, sürekli Washington, Atina, Strasbourg’a (Avrupa Konseyi için) gider oldum. Dünyam genişledi. Bilgim arttı. Brüksel, bana sadece habercilik açısından değil, kişisel gelişim açısından da çok yarar sağladı. Çalışma randımanım birkaç misli arttı. Zamanımı da iyi kullandığımdan dolayı, art arda kitaplar yazabildim. Zira kalıcı birşeyler bırakmak istiyordum. Brüksel’deki 20 yılım, kişisel olarak üretimimin en üst düzeye çıktığı dönemdi. Yazdığım ve her biri büyük ilgi toplayan kitaplarımın listesi bunun kanıtıdır:

- 30 SICAK GÜN (1976) ve DİYET (1979)

Kıbrıs harekatının perde arkasını, Türkiye’nin harekat sonrasındaki dış ilişkilerini ele alan iki kitap art arda çıktı.

- BİR PAZAR HİKAYESI

(Türkiye- Avrupa ilişkileri) kitabının ilk baskısı 1978’de yaptı ve 2005’e kadar 10 ayrı baskı yaptı ve her defasında son gelişmeler eklendi.

Sonunda TÜRKİYENİN AVRUPA MACERASI

(Doğan Kitap) adıyla, Türkiye’nin AB tarihçesini tümüyle içinde biriktiren bir kitap oldu.

- EMRET KOMUTANIM (1986)

(Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subaylarını nasıl eğittiği ve TSK’nın işleyişini anlatan, TSK ile ilgili sivil biri tarafından yazılmış tek kitaptır. Milliyet Yayınları)

- 12 EYLÜL 04.00 (1983)

- APO ve PKK. (1988)

32.GÜN’ün GETİRDİĞİ ŞÖHRET

1985’te, bir adım daha attım ve 32.GÜN adlı, aylık bir haber programını başlattım. Gazetecilik artık beni tek başına tatmin etmiyordu. Televizyon ile daha geniş kitlelere sesimi duyurmak istdedim. Uluslararası ilişkileri ele alan ve yabancı devlet adamlarını konuk eden bir program yaptım. TRT’nin durağan dilinden farklı olduğu için çok beğenildi. Aslında programı, Avrupa TV’lerinde gördüklerimi örnek alıp, izlediklerimden esinlenerek yapmıştım, ancak program beklemediğim oranda beğeni kazandı ve beni şöhrete taşıdı.

Bu programın böylesine başarılı olmasında en büyük katkı Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere, sayısız muhabir, kameraman ve teknisyenden gelmiştir.

Yıllar boyunca 32. Gün için konuştuğum ünlülerin listesi epey büyüdü (eski Fransa Devlet Başkanı François Mitterand, Avrupa Komisyonu eski başkanı Romano Prodi, eski Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac, Ürdün Kralı Hüseyin ve oğlu Kral Abdullah, Suriye Devlet Başkanı Bessar Essad, eski Irak lideri Saddam Hüseyin, Rusya Federasyonu eski başkanı Gorbachov, Yeltsin, Filistin lideri Yassir Arafat, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Schröder ve eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Karamanlis, Mitsotakis, Rabin, Simon Peres vs...

MOSKOVA'DA BÜRO AÇTIM

1986’da bir adım daha attım ve Sovyetler Birliği yetkililerini, hem de Milliyet’i ikna edip, Moskova’da da büro açtım. Her ay Moskova’ya gider ve gelişmeleri izlerdim. Tam o sıralarda Gorbaçov dönemiyle birlikte açılım başlıyordu. Moskova-Brüksel arasında gidiş gelişler bana çok katkı yaptı. Analizlerim renklendi, bilgi dağarcığım daha da derinleşti. Bir süre sonra, TV çalışmalarımda, sadece 32.Gün’ü yapmak da beni tatmin etmedi. Gazete haberciliği yaparken nasıl kitap yazıp kalıcı birşeyler bırakmak için çırpındımsa, şimdi de TV programı yanısıra belgesel üretmek için harekete geçtim.

1989’daki KIBRIS Belgeseli, ardından DEMİRKIRAT (27 mayıs darbesini anlatan çalışma) ve arka arkaya, 12 MART-12 EYLÜL ve ÖZALLI YILLAR geldi. Bütün bunları Can Dündar ve Bülent Çaplı gibi iki dev ismin sayesinde gerçekleştirebildim.

ÖCALAN'LA YAPTIĞIM RÖPORTAJ HAYATIMI ÇOK ETKİLEDİ

Gazeteciliğimi ve özel hayatımı, uzun sürede en fazla etkileyen olay ise 1988 yılında Lübnan’ın Beka vadisindeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiğim ilk röportaj oldu. Öcalan’la o ana kadar kimseye konuşmamıştı. İlk defa Milliyet’e konuşması olay oldu. Gazete toplatıldı. Röportajın yayını yasaklandı. Röportaj bir yandan da hayatımı boyunca asker ile ilişkilerimin bozulmasına neden oldu.

TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜŞ VE KARANLIK YILLAR...

Avrupa’da fırtına gibi geçen ve inanılmaz gazetecilik yaşamım 1991 yılına kadar sürdü. Cemre ile artık geri dönme zamanının geldiğine karar verdik. Oğlumuz Umur da ilkokulu bitirmişti. Hayatımızı ya tümüyle Brüksel’de geçirecek ya da geri dönecektik. Geri dönmeyi kararlaştırdık. Avrupa’daki yaşamımız ailece hepimize çok şey katmıştı ancak yetmişti. 1991’in haziranında, İstanbul’a yerleştik ve hayatımız tümünden değişti. Doğrusunu söylemem gerekir ki, hayatımız bir yandan karardı, öte yandan da çok renklendi. Sevdiklerimize yakın olmanın keyfine kavuştuk.

MUHALİF YAKLAŞIMIM PAHALIYA PATLADI

İstanbul’daki yaşam asıl, uzun yıllardır çalıştığım Milliyet’te ayrılıp SABAH’a geçmem ve 32. GÜN’ü de TRT’den Show TV’ye taşımamla birlikte çok değişti. Hem o dönemlerdeki PKK terörünün artması nedeniyle esen fırtınaların arasında kaldım hem de devlet politikalarına muhalif yaklaşımım bana pahalıya mal oldu. Yıllar sonra farkına vardım ki, TRT’de açılan davalarda dahi asker parmağı varmış. Yıllarca, ardı ardına gelen mahkemelerle mücadele ettim. Çok yorucu ve üzücü dönemlerden geçtim.

HİÇ BU KADAR ACI ÇEKMEMİŞTİM

1997’de ünlü 28 Şubat müdahelesine muhalefetim ve Kürt sorununda resmi ideoloji ve söyleme karşı çıkmam nedeniyle, asker tarafından andıçlandım. Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanmış bir komplo sonucu, SABAH’tan kovuldum ve Show TV’deki programım da durduruldu. Asker, Kürt sorunuyla ilgili tutumumdan dolayı beni cezalandırmıştı. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar acı çekmemiştim.

CNN TÜRK'TE GEÇEN YILLARIM ÇOK GÜZELDİ

Bu korkunç olay, bir yandan bana çok farklı bir dünyayı da açtı. 1997 Temmuzunda, askerden korkmayan tek patron sayılan Aydın Doğan, CNN TÜRK’ ün kuruluşunda bana görev verdi ve POSTA gazetesinde başyazı yazmaya başladım. Doğan Grubu’yla yeniden buluşmak hoştu. CNN TÜRK’te geçen yıllarım da çok güzeldi.

DEMEK Kİ HALA BAŞARILIYIM

MANŞET adlı günlük siyasi bir talk show yaptım. Program çok başarılı oldu. 2005’te de, Kanal D Ana Haber Bülteni’nin Genel Yayın Yönetmeni ve bültenin Anchor’u oldum. Hiç bilmediğim bir alandı, ancak işin içinden sanırım yüzümün akıyla çıktım. 2009’un Ocak ayında, CNN TÜRK yeniden hayatıma girdi. Türkiye’de ilk defa uygulanan bir proje için kolları sıvadım. Hem CNN TÜRK’ün, hem de Kanal D’nin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendim. Ortak bir haber merkezi oluşturduk. Bu satırları yazana kadar da işin başında olduğuma göre, demek ki hala başarılıyım, demektir.

Bütün bu yaşam sırasında yüzlerce konferansa katılıp konuşmalar yaptım, ödüller aldım. Ancak hiçbiri, Avrupa Konseyinin “Yılın Gazetecisi” (1987) , TÜYAP kitap fuarının “Yılın Yazarı” (1976), Lion klüplerinin Melvin Jones Fellow ödülü ve Fransızları Şövalye nişanı (1993) kadar beni tatmin etmedi.

..
Yayın Tarihi : 18 Ocak 2013 Cuma 12:32:33
Güncelleme :18 Ocak 2013 Cuma 12:51:17


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
M.SALİH ÖZBEY IP: 176.40.208.xxx Tarih : 18.01.2013 12:58:48

BİRAND,BAŞBAKANDAN HELALLİK ALMIŞ! CENNETE Mİ GİDECEK?

Ali kemaller tek tek yok oluyor.
İşte bu dünya böyledir kimseye baki kalmaz!
Kalan ise, gök kubbede etmiş ise hoş bir seda kalır…
Ali kemal pardon, Mehmet Ali Birand ta, bu ülkede, PKK ve APO hayranlığından olan performansını tutuklu olan gazeteci arkadaşları için harcasaydı, bu zindanlarda onlarca, “gazeteci” kalmazdı/olmazdı!
Haksızlığa, iftiralara sessiz kaldı!
Her zaman zalimden yana oldu!
Zalim ve güçlülerin güçlerinden çıkar aradı!
TRT’yi dolandırarak, örnek bir gazeteci olma vasfını ilk kaybedenlerden oldu!
!
Allah bilir ya, ben bile bu ülke için hayırsız isem, fite fesat yapıyorsam, benimde canımı alsın...
Yani bıktırdı artık...
Üç beş kuruşluk menfaatleri için ülkeye, dolayısı ile millete, olmadık kötülükleri yapıyorlar...
Bunlar için neden üzülsün aklı başında milletimiz.
Gitsinler ki belki de ülke böyle kurtulur .
 


Dr. S. A IP: 95.15.100.xxx Tarih : 18.01.2013 19:33:59

İnsanlara özgüdür; düşünmek, düşüncelerini ifade etmek ve yazmak.. İnsanlar, kendi aralarında hiç konuşmamış, kendi fikirlerini hiç beyan etmemiş, karşılıklı fikir tartışmalarına da hiç girmemiş olsalar idi, yeni fikirlerin üretilmesine olanak olabilir miydi ?! Bu durum Aristo zamanından beri bugünümüze yansıyan bir felsefe anlayışıdır. İnsanlara özgüdür; kendi düşüncelerini başkalarıyla tartışmak ve paylaşmak ! Elbette ki tartışmalar olacaktır; bunun amacı doğruya ve ideale varmaktır! Bir söz vardır: "yiğidi öldür, hakkını ver!" Tarihte, çokça benzerini bildiğimiz kişiler vardır; bunlar kendi idealleri için kalemlerini ustaca kullanmışlar ve felsefelerini ortaya koymuşlardır. Bu durum "basın edebiyatının" bir ustalığıdır ve ancak bu yeteneğe sahip kişilere özgüdür. Hasan Tahsin ler, Prens Sabahaddin ler, Ali Kemal ler olmasaydı, doğrulara ve gerçeklere varabilmek nasıl mümkün olabilecekti !.. Aristo'nun dönemlerinden başlayıp bugünümüzde süregelen ve de gelecekte de devam edecek süreç içinde saygın basın mensuplarının fikirlerini ve gelecekteki bizleri aydınlatlamalarını -biz okuyucular olarak- her daim bekleriz. Basın camiasına baş sağlığı diler, MEHMET ALİ BİRAND'ın Tanrı katına erişmesini temenni ederim.


M.SALİH ÖZBEY IP: 176.40.208.xxx Tarih : 20.01.2013 13:33:29

YA KAREN FOOG' DAN ALDIKLAR?

Haklı olarak insanlarımız, ölmüş insanların arkasından konuşulmasını pek sevmezler.
Haklı da olabilirler de, unuttukları bir şey var o da gelecek olan nesilleri düşünmedikleridir!
Bakınız Mehmet Ali Birand’ın ölümüne ah vah edenler ya sahte gözyaşları dökenlerin, Mehmet ALİ Birand’ın, bazılarıyla  işbirliği yaptığını neden anlatmazlar?
Gelecek nesiller neden, Mehmet Ali Birand’ın, Türk askerini küçük düşürmek, ülkeye nifak sokmakla görevli etki ajanı olan,, Karen Fogg’den ne kadar para alarak,TSK  ve Türklük aleyhine ,yazılar yazdığını dillendirmezler!
Mesela Birand’ın, karen fogg’a gönderdiği  şu  mesaja bakalım ne diyor,
Birand;”Sevgili Karen, evimde yüksek düzeyde ya da en  üst düzeyde özel toplantıyı yeniden öneriyorum, ne dersin”?

Peki,
Birand’ın yüksek düzeyde ki arkadaşları kimdi?
Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Mehmet Altan ve bu günlerde, Taraf genel yayın yönetmeni olan, Oral Çalışlar”…
Ve yazdıklar karşılığında, Karen Fogg’dan makbuz karşılığı para alıyorlardı…
Ha Karen Fogg kim diye merak edenler olabilir, AB’nin Türkiye komiseri!
Bakalım, öbür dünya da Millete, vatana ihanetin hesabını nasıl verecek, bazılarının ”ekranın güler yüzlü” MAB’si
 


yasar ertas IP: 94.135.148.xxx Tarih : 19.01.2013 19:24:40

güzel huyumuzmu desem degilmi desem cok cok asiri bazi konularin olaylarin üzerine gidiyoruz bir basliyoruz durmak yok ayni konu ayni dava vs. bir bakiyorsun iyi diyesin geliyor bir bakiyorsun yav allahinizi severseniz azcik durun lütfen diye diyesi geliyor genede iyi diyesim geliyorammanin ammasinida ekliyorum bu kisiyede allah rahmet eylesin diyorum geride kalanlarina allah sabir versin diyorum her ölüme üzülüyorum  usul zaman yerinde olsa bile ama bir seye bu konuda buruk bir sevincte bana gelmedi diyemiyorum bundada olmassa olmazlardan bu kisini gündemde olmasi cok cok iyidir diyorum gündemde doguda bir baska konu vardi onunla yine beynimiz durmadan calkalanacakti  onunla calkalanmaktansa bu kisinin öldügünde bile yararini ve onunbu konuyu kapattigini kimse inkar edemez hani yani olmasada bazi konular gündemde olmasada ne güzel oluyor  her ölenler ne yapildi gömüldü sessis sakin usuller varken birazda tabi haber varken asirinin asirisi kime ne fayda zarar kar getiriyor düsünmelerini tüm yayincilardan ricam var lütfen bir seyi kaf dagina cikarmayin bir seyi yerden yere vurmayin ortayi bulun geri kalanlar daga iyi olacak ve güzel bir toplum ortaya cikacaktir 


alara çiğdem IP: 88.225.164.xxx Tarih : 18.01.2013 16:36:21

allah rahmet eylesin...


YAŞAR KARABAKLA IP: 88.228.129.xxx Tarih : 23.01.2013 16:20:19

 BAŞTA İSRAİL LOBİSİNE ,SONRA ABD YE Kİ KENDİSİ HAYRANDI ABD YE(Gerilimsiz hayat beni hasta etti...09 Ocak 2013 YAZISINA BAKIN), SONRA ÜLKEMİZ B**B*K*NIN SEVGİ KELEBEĞİ BARIŞ ELÇİSİ KURTARICISI APOYA, BİLİMUM TÜRK DÜŞMANLARINA BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM.!!! HAA BU ARADA AİLEYE AİLE OLDUKLARI İÇİN GERÇEKTEN SABIR DİLERİM.ZATEN HERKESİN MALUMU OLANKAREN FOGG OLAYI DA BAŞKA MEVZU TABİ.