Gerek daha önce yayınlamış olduğum “sıfır noktası” adlı kitabımda, gerekse değişik zamanlarda yazdığım yazılarda Türkiye’deki en büyük tehlikenin yargının siyalaşması olduğunu belirtmiş ve yargılama tekniğinin değişmesi üzerinde durmuştum.
İddiam ise yargıç ve savcıların elinde geniş yetkiler olduğuydu.
Ancak hiçbir zaman yargının işleyişi ile ilgili fikir beyan etmedim, yargıya bu yasalar olduğu sürece saygılı olmak zorunda olduğumuzu belirttim.
Amacım kendi reklamımı yapmak değil…
Ancak konu vahim…
Vahim çünkü, Türkiye’de artık herkes yargının siyasallaştığı, hatta giderek başka etkiler altına girdiği konusunda hem fikir…
Bilindiği gibi, Başbakan Erdoğan’ın önceki gün yaptığı konuşma üzerine TÜSİAD Başkanı Mustafa Koç hakkında Ankara Savcılığı’nın başlattığı soruşturma ortalığı karıştırdı.
Erdoğan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e özenmiş olacak ki cebinden çıkardığı Anayasa kitapçığını sallayarak “Koç, Baykal ve Teziç Anayasa suçu işlemiştir. Haklarında dava açılması gerekir” dedi.
Ankara Cumhuriyet Savcısı’da hiç tereddütsüz soruşturma başlattı.
Daha çok erken tabi.. Başlatılan soruşturma “takipsizlik” ile sonuçlanabilir…
Bu kadar yaygaradan sonra öyle bir karar alınması olasılığı da çok yüksektir..
Tabi böyle bir karar alınırsa Başbakan Erdoğan’ın siyasi kariyeri hangi noktaya gelir o ayrı bir tartışma konusu..
Konuya döndüğümüzde ise, bu konuşmayı, “Başbakan Erdoğan suç duyurusunda” bulundu şeklinde yorumlayabilirsiniz..
Amma işte sorun burada başlıyor…
Bir çok hukukçuya sordum..
Olabilir belki ben yanlış biliyorum ve yorumluyorumdur.
Ortak fikir şu; Anayasa’da bir suç tanımı yok…
Çünkü Anayasa yasalar üstü bir yasadır ve hiçbir ceza öngörmez. Sanırım bir tek “Cumhurbaşkanı’nın vatana ihanet suçunu tarif ederdi” o da rafa kalktı.
Suç tanımı yoksa ceza da yok…
Ve yine çünkü Anayasa bir ceza kanunları manzumesi değil..
Suçun tarif edilmediği bir yasa ile biri suçlanıyor ve savcı bu konuda soruşturma açıyorsa, ortada hukuki bir garabet vardır..
Yani bu noktada yargının siyasallaşmasından bal gibi söz edebiliriz…
Soruşturmaya açan savcı her üç kişi içinde, “yargıya müdahale suçu” nedeniyle soruşturma açtıysa, Baykal ve Teziç, Rektör Aşkın tutuklandığından bu yana bu suçu işliyor…
Niye şimdiye kadar açılmadı…
Ayrıca soruşturmayı açması gereken merci Van Cumhuriyet Savcılığı…
Çünkü eleştirilen o…
Türkiye’de yargının işleyişi ilk defa eleştirilmiyor..
Bizzat Başbakan “Ermeni Konferansını düzenleyen sözde entellerin davası”nda yargıca mealen şöyle demişti; Siz kendinizde o kişilerin kariyerlerini eleştirme hakkını nasıl buluyorsunuz?
Sanırım bu yargı tarihinde bir başbakanın yargıya yönelttiği en ağır ithamdı..
Ve o Ermeni davasının yargıcı jet bir kararla Elazığ’a gönderiliverdi…
Zaten o konferansın yapılması sayın Adalet Bakanı’nın yargının nasıl delineceğini gösteren bir yöntemle gerçekleşti.
Aslında yapılması suçtu. Ama orda da Adalet Bakanı’nın yargıya müdahalesi söz konusuydu.
Bakan öyle derse hangi mahkeme ve hangi komluk kuvveti konferansa engel olabilirdi ki..
Son durumda ise sorun sadece Koç’un Aşkın ile ilgili sözleri mi?
Bu sözde de bir şey yok… Devleti eleştirmiyor sadece yargıya uyarıda bulunuyor…
Bunu yapmak ta her Türk vatandaşının görevi…
Hatta laf ola beri gele PKK’lıların haklarının savunucusu İnsan Hakları Derneği’nin en asli görevi…
Ama o ortalıkta olması gereken durumlarda hiç görünmüyor..
Hayır… Bu durum söylenenden, tartışılandan daha derin…
Sorun, son aylarda hükümeti sıkça eleştiren patronlara göz dağı vermek…
Yazık o patronlar, Erdoğan şiir okudu diye hapse girdiğinde onu savunan birkaç sivil toplum örgütünden biriydi…
Düşünün Türkiye’de işçi sınıfı ile sermaye fikir özgürlüğü ve adil yargılanma konusunda fikir birliği içinde… TÜSİAD’a ve Koç en ilginç destek DİSK’ten geldi…
Bu da Türkiye adına önemli bir kazanım..
Ne derler; her şerde bir hayır var…
Bir de burada Başbakan’ın tepkisi ile şu sonuca varmak mümkün…
Başbakan Erdoğan, Koç’un bu sözlerine böyle tepki göstererek “alınganlık” göstermiştir…
Ne alınganlığı diyeceksiniz..
Efendim, Başbakan Koç’un bu sözleriyle , kendisinin yargıya müdahale ettiğini söylediğini var saydı…
Bu sert tepkiyi de göstererek ne yazık ki bu varsayımı doğruladı…
Yani Erdoğan yargıyı yönlendirdiğini zimnen kabul etmiş oldu…
Artık Türkiye’de ciddi ciddi bir demokrasi sorunu başlamıştır...
Çünkü yargıya müdahale demokrasinin en temel sorunudur.
AB’yi falan boş verin…
AKP, AB konusunda hiçbir zaman samimi değildi hep bunu iddia ettim..
AB konusunda samimi olan bir hükümet bunları yapar, vatandaşa içki yasağı falan koyar mı?
Bir nokta daha; İHL’lerin üniversiteye girmelerindeki sakıncaların giderek hangi noktaya taşınacağının da en somut göstergesidir bugünkü durum…
Dini eğitim alandan siyasetçi olmuyor…
Son not….
TÜSİAD gibi sermaye grupları ile uğraşan iktidarlar, hem koltukların hem de siyasi ikballerini kaybetmişlerdir…