7
Şubat
2026
Cumartesi
ANASAYFA

BUGÜNÜN BASIN ÖZETLERİ

 

Kestirmeden çakılmış 
Havacılık uzmanlarına göre 57 kişinin hayatına mal olan Isparta’daki uçak kazası, büyük olasılıkla kaptan pilotun havaalanına "short cut" yani "kestirme"den inmek istemesi üzerine oldu. Eğer uçak başarıyla inmiş olsaydı, yolculara 5-10 dakika zaman kazandırılmış olacaktı.

ISPARTA’da Atlasjet uçağının düşmesiyle ilgili Hürriyet’e değerlendirmede bulunan havacılık uzmanları, uçağın düşme nedeninin kara kutunun yanı sıra Isparta’yı da kontrol eden Ankara, Antalya ve İzmir’deki ana radar merkezlerindeki kayıtların detaylı incelenmesi sonucunda aydınlanabileceğini söylediler. Uzmanlar aydınlatılması gereken can alıcı sorunun şu olduğunu söylediler: "Kaptan pilot Serhat Özdemir Isparta kuleye pisti karşına aldığı anlamına gelen "in-bound olduğunu" bildirmesine rağmen, uçağın düştüğü yer, neden olması gereken yerin tam karşı istikametindeydi?" Uzmanların değerlendirmeleri şöyle oldu:

SHORT CUT MI?

"Eğer gerçekten ’in-bound’ pozisyonundaysa, uçağın olması gereken yer güneybatı istikametiydi. Ancak uçağın düştüğü yer bunun tam aksindeki kuzeybatı istikameti. Isparta Valisi Şemsettin Uzun’un, ’O bölge uçağın geçiş noktası değil’ demesi doğru bir tespit.

Acaba bu durum pilotların rötar açığını kapatarak, izlemesi gereken alçalma planı yerine, ’short cut’ denen kestirme bir plan uygulamak istemesinden mi kaynaklandı? Atlasjet yetkilileri uçağın öğleden sonra Priştina’dan gelmesinden sonra ekip değiştirerek, düşen ekibin görev yapmaya başladığını ve saat 17.47’den itibaren İstanbul-Ankara, İstanbul-İzmir arası seferlerde bulunduğunu ve son olarak İstanbul’dan Isparta için kalktığını söylemişler. Pilotların kestirmeden iniş yapma girişiminde bulunup, bulunmadıkları aydınlatılmalı.

Neden söylemediniz doktor bey

Patoğlu çifti, ikinci çocukları dünyaya geleceği için çok mutluydu. Yapılan testlerden sonra doktor, "Hiçbir problem yok, doğurabilirsiniz" dedi. Ancak oğulları Süreyya down sendromlu doğdu. "Süreyya’nın durumunu doktorumuz anlasaydı gebeliğe son verirdik" diyen Patoğlu çifti, doktora ve hastaneye tazminat davası açtı.


TEKSTİL boyama işi yapan 38 yaşındaki İlhami Patoğlu ve ev hanımı Mücella Patoğlu’nun (33) ikinci çocukları olan Süreyya, down sendromlu doğdu. Hamileliğin 10. haftasında yapılan testlerin sonunda sağlıklı olduğu söylenen Süreyya’nın down sendromlu olduğunu ancak doğumdan sonra öğrendiklerini belirten anne Mücella Patoğlu, "Bir sağlık skandalı" dediği doktor hatasını şöyle anlatıyor:

Hem ona hem bize yazık

"Hamile olduğumu öğrenince rutin kontrollerim için evimizin yakınındaki hastaneye gittim. Ayda iki kere Kadın Doğum Uzmanı A.Ç.’ye muayene oluyordum. Bebeğim 2.5 aylık olduğunda, onun sağlıklı olup olmadığını anlamak için doktorum benden ikili test istedi. Kızılay kanalıyla özel bir laboratuvarda testi yaptırdım. Sonucu İngilizce verdiler ve raporu doktorumun bana yorumlayacağını söylediler. Raporu doktora götürdüm. ’Hiçbir sorun yok. Bebeğiniz gayet sağlıklı. İleride gerek duyarsak tekrar test yaptırırsınız’ dedi. İçimiz ferahladı. Bir daha benden test istemedi. Doğduktan ancak 8 gün sonra, başka bir doktor bizi uyarınca kan testi yaptırdık ve bebeğimin down sendromlu olduğunu öğrendik." 

Doktorun kafası karışık

Patoğlu çifti, "Süreyya’nın böyle olduğunu doktorumuz anlasaydı biz de gebeliğe son verirdik" diyor. Bunun hesabının verilmesi gerektiğini söyleyen ve hem doktora, hem de hastaneye tazminat davası...

Ah o müdanasız gözler 

GEÇEN haftadan itibaren benim için kış geldi.Çünkü kirpilerim ortadan çekildi.

Artık akşamları saat tam 9’da bahçeye açılan kapımızın önüne gelmiyorlar.

Onlar için koyduğumuz kuru mamalar, artık sadece kedilere kaldı.

Mayıs ayına kadar kirpilerimi göremeyeceğim.

Onları çok özleyeceğim.

Müdanasız bakışlarını, kedilere ve köpeklere meydan okuyuşlarını, sabırlarını, çırpı gibi ayaklarla zırhlı bir gövdeyi taşıma meşakkatlerini, hepsini çok özleyeceğim.

Bir de düzen duygularını...

* * *

Benim mevsim saatim ne cemrelerdir, ne takvimler.

Ne Hıdırellez’e bakarım, ne başka şeye.

Benim baharımın iki takvimi vardır.

Papatyaların açması...

Bir de kirpilerimin ortaya çıkması.

Her sene aynı günlerde gözüm, kirpilerimin dönüşünü bekler.

Sonra bir gece saat tam 9’da aynı kapının önünde, aynı yerde kirpilerimi görürüm.

Bir öncekiler büyümüştür.

Yanlarında yavruları vardır.

Hep aynı yolu izlerler.

Bahçenin bir ucundan çıkar, komşumuzun bahçesinin kenarındaki korulukların dibinden sıra halinde sessizce gelirler.

Ertuğrul Özkök yazdı...

Misafir olduğu düğünde gelin kendi kızı çıktı
Mersin’de yaşayan Süleyman Karpuz, kızı Hülya’yı (15) kaçıran aileyle, gençlerin önümüzdeki yıllarda evlenmesi şartıyla anlaştı.

Söz kesildikten sonra, genç kızı misafirliğe davet eden damat tarafı, ardından da Süleyman Karpuz ve ailesini "Akrabalarımızdan biri evleniyor. Siz de gelin" diyerek Nevşehir’e çağırdı. Karpuz ailesi, gittikleri düğünde kızlarının telli duvaklı gelin olduğunu görünce neye uğradıklarını şaşırdı.

MERSİN Fatih İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencisi Hülya Karpuz (15), chat’te tanıştığı 19 yaşındaki Gökhan Erişik’le 26 Aralık 2006’da kaçtı. Hülya’nın babası Süleyman Karpuz, polise haber verip, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Gökhan’ın ailesi, Hülya Karpuz’u ailesine teslim etti.

Bir hafta sonra Gökhan’ın ailesi Hülya’yı istedi ve söz kesildi. Gökhan Erişik’in, Nevşehir’de oturan ailesi, Hülya’yı akrabalarıyla tanıştırmak için bir haftalığına evlerine davet etti. Ardından Süleyman Karpuz’u arayan aile, "Akrabalarımızdan biri evleniyor. Siz de çocuklarınızla gelin, tanışmış olursunuz" dedi. Süleyman Karpuz boşandığı eşi Zehra Çiçek ve 6 çocuğuyla birlikte Nevşehir’e gitti. Doğrudan düğün salonuna giden aile, bir masaya oturtuldu. 15 dakika sonra davetlilerin alkışları arasında gelin ve damat salona girdi. Karpuz Ailesi duvağı açılan gelinin henüz 15 yaşındaki kızları Hülya olduğunu görünce neye uğradığını şaşırdılar.

Kuzey Irak’ta ilk operasyon
Genelkurmay Başkanlığı dün Çukurca’nın güneydoğusunda Irak sınırı içindeki 60 kişilik bir PKK grubuna ağır zayiat verdirildiğini açıkladı. ABD’nin anlık istihbaratı ile yeri saptanan gruba, yakın durumdaki ateş destek vasıtalarıyla, top ateşi ve helikopterlerle müdahale edildi.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) Irak’ın kuzeyine gerektiğinde sınır ötesi operasyon yetkisinin verildiğini açıklamasının ardından, ilk operasyon dün gerçekleşti.

Operasyonla ilgili Genelkurmay Başkanlığı dün iki açıklama yaptı. İlk açıklamada, Irak hudutları içinde PKK’ya karşı "yoğun bir uygulama" yapıldığı belirtildi. İkinci açıklamada ise yapılanın "ilk operasyon" olduğu vurgulanarak bunun devam edeceği işareti verildi.

ABD UYDUSUYLA TESPİT Edinilen bilgiye göre, ABD’den ’anlık istihbarat’ ile bölgede PKK’nın hareket halinde olduğuna dair bilginin gelmesi üzerine, Genelkurmay sınır bölgesindeki birliklerine operasyon emri verdi. DHA’nın haberine göre PKK’lı teröristlerin Türkiye sınırına yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta geçici bir kampta toplandıkları belirlendi. Bunun üzerine dün sabahtan itibaren Süper Kobra tipi helikopterler Çukurca’daki birliklerden havalanıp, kampı bombaladı. Reuters bu gelişmeyi dünyaya "100 bordo bereli sınırı geçti. Operasyon saldırı helikopterleri eşliğinde yapıldı" diyerek duyurdu. Sürdürülen operasyona topçu atışıyla destek verildi...

Düşen uçakta ben de vardım

İstanbul-Isparta seferini yaparken iniş sırasında düşen uçağın düşüş sebepleri, dört yıl önce, 8 Ocak 2003’te İstanbul-Diyarbakır seferini yaparken düşen uçakla çok benzerDüşen uçakta ben de vardımlik taşıyor.

"Konya" adlı THY uçağı, Diyarbakır Havaalanı’na inişe geçerken düşmüştü. 75 kişinin yaşamını kaybettiği bu kazada Aliye İl kurtulmayı başardı. İşte Aliye İl’in yaşadığı korku dolu o anlar...

TARİH 8 Ocak 2003. Yer İstanbul. "Sabah kötü uyandım. Yani, kendimi iyi hissetmiyordum. Oğlumla ben beraberdik. Murat Ağabeyim aradı, o da İstanbul’da oturuyor. Ama o saatte hiç aramazdı beni, uyurdu.

’Ne oldu’ dedim, ’Sen bu saatte hiç aramazdın?’

’İsmet Yenge vefat etmiş’ dedi.

Yıkıldım. Gerçekten çok sevdiğim bir insandı, hastaydı biliyordum ama ölümünü hiç beklemiyordum. Kötü oldum, ne diyeceğimi bilemedim.

Telefonu kapattım, çöktüm koltuğa, ağlamak istedim biraz rahatlayayım diye. Ağladım. 


 Soner Yalçın yazdı..

Fener 'OH' dedi

Turkcell Süper Lig'in 14. hafta maçında Fenerbahçe, Denizlispor'u deplasmanda 1-0 mağlup etti. Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren golü 35. dakikada Ali Bilgin kaydetti.

Maçtan dakikalar...

Ve karşılaşmaya Fenerbahçeli futbolcuların vuruşuyla başlandı...

Yusuf, sağ taraftan uzun bir taç atışı kullandı... Ceza sahası içerisine düşen top, Fenerbahçeli oyuncularda kaldı.

Sağ kanattan Denizlispor ceza sahası içerisine doğru bir orta... Uğur Boral yükseldi... Denizlispor defansı topu kornere gönderdi.

Köşe vuruşunu kullandı konuk ekip. Denizlispor defansı bir kez daha başarılı.

5. dakikayı geride bıraktık ve golsüz eşitlik var.

Fenerbahçe, Denizlispor kalesine etkili geldi. 6. dakikada sol kanattan yapılan ortaya ön direk Roberto Carlos vurdu... Kaleci Suleymanou'dan dönöyor top.

Denizlispor sağ kanattan etkili geldi. Hasan, ceza sahası içerisine doğru ortaladı. Herkesi geçiyor top... Arka direkte Selçuk'un bir müdehalesi var. Top yine Denizlisporlu oyuncularda kalıyor. Ceza sahasına doğru bir orta... Volkan'dan sekti... Edu, altıpas üzerinde son anda uzaklaştırıyor.

Karşılaşmanın ilk 10 dakikası geride kaldı ve maçtaki tempo şu dakikalarda iyice arttı.

Sol taraftan ceza sahası içerisine bir orta... Aurelio altıpasın önünden kafayı vurdu... Kaleciden dönüyor...

Sarko’ya AB çalımı

Fransa Cumhurbaşkanı’nın, Türkiye’yi AB dışına itmek ve AB sınırlarını belirlemek amacıyla önerdiği ’Akil Adamlar Komitesi’nin adı, "düşünce grubu" olacak ve AB’nin mevcut politikalarına alternatif üretmeyecek.

AVRUPA Birliği’nin Türkiye yanlısı ülkeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’i by-pass etti. Sarkozy’nin, Türkiye’nin üyeliğinin önünü kesmek ve AB’nin sınırlarını belirlemek amacıyla görevlendirilmesini istediği "Akil Adamlar Komitesi" konusuna el koyan AB Dönem Başkanı Portekiz, 13-14 Aralık’ta bir araya gelecek olan AB liderlerine sunacağı taslakta Akil Adamlar Komitesi’nin adını "Düşünce Grubu" olarak belirledi ve görevinin AB’nin mevcut politikalarına alternatif oluşturmamak olduğunu belirtti.

Portekiz’in hazırladığı öneri, Sarkozy’nin beklentisini karşılamıyor. Ancak başta İngiltere olmak üzere AB’nin çoğunluğunu oluşturan ülkeler ağırlığını koydu ve Türkiye’nin üyeliğine alternatif oluşturabilecek bir arayış içine girilmesinin önünü kesti.

Portekiz’in taslağına göre "Düşünce Grubu", kurumsal konuları tartışmayacak ve AB’nin mevcut politikalarının gözden geçirilmesi konusuna girmeyecek. Yeni oluşum, Avrupa sosyal modelinin yaratacağı ekonomik gelişmeleri inceleyecek, göç, enerji ve iklim değişikliği gibi konuların getireceği olası sorunların önüne nasıl geçilebileceğine bakacak ve bölgenin istikrarının nasıl sağlanabileceği gibi konularda fikir üretecek. "Düşünce Grubu", bu konuda hazırlayacağı raporu, mart 2010’da toplanacak olan AB liderlerine sunacak. Böylelikle Fransa’nın "akil adamlar" komitesini gerekçe göstererek itiraz ettiği Türkiye ile açılması beklenen iki başlığın önündeki engel de kalkacak.

Dört sihirli limit 

Havacılığın 4 limiti vardır:

1- Uçağın limitleri

2- Meteorolojik limitler

3- Havalimanının limitleri

4- Pilotun limitleri

Evet, pilotun limiti haddini bilmektedir. Had kurallardır.

Sivil havacılık, şartlar ne olursa olsun sadece kuralları uygulamayı emreder.

En ufak bir taviz, cesaret, aşırı güven kabul etmez.

Sivil havacılık mükemmel denetimler ister.

Uçaktan meydanlara, teknikten pilotun eğitimine kadar sürekli, bıktıran, usandıran, yoran denetimler ister.

Ah, ne hazin ki bu limitlerin arasına sıkışan yine feci bir kaza yaşadık. Tam da Türk Sivil Havacılığı’nın doruklara tırmandığı bir dönemde. Tam da uçak imalatçılarının 2026 yılına kadar sektörün zirve yapacağını açıkladıkları bir dönemde. Bir 11 Eylül olsa bile insanların uçak yolculuğuna ilgilerinin gelecek yıllarda giderek artacağının cesaretle tasarlandığı bir dönemde...

WORLD FOCUS ŞAİBESİ

World Focus Havayolları’nın uçağı gidip Isparta’da dağa oturdu. Pırıl pırıl bir gecede, mehtabın havalimanını tabak gibi gözler önüne serdiği bir gecede, faciayla irkildik. Neredeyse bütün şartlar uçmak için en güzel geceyi gösteriyordu. Ama korkunç facia sabahın aydınlığına taşındı. Dehşet veren bir resim, sonsuz acıların fotoğrafı oldu.

Uğur Cebeci yazdı..

 

Uçak faciası 57 can aldı 
İçinde 50 yolcu ile 7 kişilik mürettebat bulunan ve Isparta Havalimanı'na inişe geçtiği sırada kaybolan Atlasjet uçağının, Keçiborlu ilçesindeki Türbetepe'de enkazı bulundu. 57 kişiden kurtulan olmadı


AHMET İSTEK, SONER KAVAK, OSMAN NURİ BOYACI, TURAÇ TOP, CESUR SERT, HASAN ÖZBEK, RAMAZAN ACAR, MEHMET ÇINAR, RAMAZAN ÇETİN, SELAMET ŞAHİN Isparta DHA

İstanbul-Isparta seferini yapan Atlasjet Havayolları uçağı, Süleyman Demirel Havalimanı'na iniş için alçalırken düştü. Isparta'nın Keçiborlu ilçesindeki Türbetepe'ye çarpan uçağın 7 kişilik mürettebatı ile aralarında 1.5 aylık bir bebeğin de bulunduğu 50 yolcudan kurtulan olmadı.
World Focus Havayolları'ndan kiralanan, Atlasjet Havayolları adına uçuş yapan KK4203 sefer sayılı MD83 tipi uçak, İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Isparta'ya saat 23.20'de havalanması gerekirken, Priştina seferinden geç dönmesi nedeniyle saat 00.51'de kalkış yaptı. Uçak, saat 01.36'da Süleyman Demirel Havalimanı'na inişe geçtiği sırada radardan kayboldu.


Göl için hazırlık yapıldı
Hava Trafik Kontrol Merkezi'nin uçağın kaybolduğu bilgisini vermesiyle arama- kurtarma ekipleri ve jandarma başta olmak üzere tüm güvenlik birimleri seferber oldu. Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı arama kurtarma helikopterleri bölgeye sevk edildi.
Uçağın koordinatlarını uydu aracılığıyla bildiren 'ELT' cihazından sinyal alınamayınca, çevredeki göllerden birine düşmüş olabileceği olasılığı göz önüne alınarak, aramalar buralara da kaydırıldı. Uçağın kaybolduğu haberi üzerine yolcu yakınları, İstanbul Atatürk Havalimanı ve Isparta Süleyman Demirel Havalimanı'na akın etti.

Kazanın en küçük kurbanı Ceren bebek
Atlasjet’in Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen uçağında hayatını kaybedenler arasında bulunan 1.5 aylık Ceren bebeğin, anne ve anneannesiyle yolculuk yaptığı bildirildi.

Güvenlik kamerası kayıtlarında yeralan, Melike Ceylan'ın uçağa binerken küçük kızına verdiği öpücük, yüreklerdeki acıyı bir kat daha dağladı.


Isparta'nın Eğirdir İlçesi'nde görev yapan polis memuru Bülent Ceylan, kazada eşi 27 yaşındaki Melike Ceylan, 1.5 aylık kızı Ceren Ceylan ve kayınvalidesi 57 yaşındaki Ayşe Şentürk'ü kaybetti. Ceylan'ın eşi hamileliğinin son aylarında İstanbul'da oturan annesinin yanına gittiği, bebeğini Gaziosmanpaşa Hastanesi'nde dünyaya getirdiği belirtildi.

Melike Ceylan, lohusalık dönemini İstanbul'da geçirdikten sonra dün akşam, bebeğine bakmasına yardım etmek için bir süre yanında kalacak olan annesi ve kızını alarak düşen uçağa bindi. Acı haberi alan Bülent Ceylan, enkazın bulunduğu alana koştu.

Türkiye'nin kimlik röntgeni

SABANCI Üniversitesi'nden Prof. Ali Çarkoğlu ve Prof. Ersin Kalaycıoğlu'nun "Seçim 2007" araştırması, seçimlerden sonraki dönemde Türkiye'nin röntgenini yansıtıyor. Hemen 'kimlikler'e baktım. Çünkü Türkiye'nin en önemli sorunudur.
Bu sorunu daha büyük acılara yol açmadan demokrasi içinde aşabilmemiz lazım.
Araştırmaya göre, 42 milyon 800 bin seçmenden 5 milyon 350 bini "Kürtçe konuşanlar"dan oluşuyor, nüfusumuzun yüzde 12'si... DTP'li bağımsızların aldığı oy ise 1 milyon 700 bin kadar!
Demek ki, Kürt ayrılıkçı hareketi önemli bir kitle tabanına sahiptir ama Kürt vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu tarafından onaylanmıyor!

Küçük burjuva Kürtçülük
Araştırmadaki çok önemli bir bulgu da DTP'ye oy veren seçmen kitlesinin sosyolojisidir. DTP, "en düşük toplumsal mevki"ye sahip kesimlerden fazlaca oy alamıyor: AKP'ye verilen 100 oydan 7.8'i "en düşük mevki"deki kesimlerden geliyor. CHP oylarında bu oran 7.3'tür.
DTP'li bağımsızların aldığı 100 oydan sadece 5.9'u "en düşük mevki"deki vatandaşlardan geliyor. Çünkü bu kesimlerin bilincinde öncelik, "iş ve ekmek"tir, 'kimlik' değildir!
Kimlik sonra geliyor!
Nitekim, "toplumsal mevki" bakımından ikinci basamağa çıktığımızda DTP'nin oyları içinde bu kesimin yüzdesi 20.6'ya çıkıyor! Üçüncü basamağa çıktığımızda yüzde 35.3'e ulaşıyor!
Demek ki, kalkınma, etnik milliyetçiliği besliyor!
Teoriye de uygundur bu...
Ama, yine teoriye uygun olarak, statü biraz daha yükseldikçe DTP'nin oyları düşmeye başlıyor. Nitekim toplumsal mevki olarak 4. basamağa çıktığımızda, DTP'nin aldığı 100 oyda bu basamaktan gelenlerin oranı yüzde 26.5'e iniyor. Beşinci basamakta yüzde 8.8'e düşüyor!
Daha üst basamaklarda istatistiki olarak yok sayılacak durumda!
Demek ki, Kürtçü hareket, bir "yoksullar hareketi" değildir! Bir "alt orta sınıf" hareketidir, "küçük burjuva milliyetçiliği"dir

Taha Akyol yazdı...

Fiziğe adanan bir hayat dağa çakıldı
Uçak kazasında yaşamını yitiren Prof. Arık, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne (CERN) Türkiye'nin üye olması için uğraşırken, bir yandan da göğüs kanseriyle savaşıyordu

Uçak kazasında yaşamını yitiren Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık (59), yaşamını bilimsel çalışmalara adamış bir bilim insanıydı...
Arık, 1969'da İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden mezun olduktan sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde mastır ve doktora yaptı. 1979'da Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti. 1997-2000 yılları arasında Viyana Üniversitesi'nde görev yaptı. 1985'ten beri de Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu. "Deneysel Yüksek Enerji Fiziği" alanında yaptığı çalışmalarıyla, uluslararası alanda da tanınıyordu.
Arık, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne (CERN) Türkiye'nin üye olup buradaki temel bilimlerden ve bu yıl deneyi yapılmakta olan 'evrenin yaratılış teorisi' Big Bang'den (Büyük Patlama) Türk fizikçilerinin yararlanması için büyük mücadele vermişti.
TÜBİTAK'ın bilim dünyasının büyük önem verdiği bu deneye maddi destek vermemesi, hatta, 'ilgilenmiyoruz' diyerek geri çevirmesi Arık'ı çok üzmüştü. Türkiye'nin CERN'e üye olup Türk biliminin gelişmesi için yıllarca uğraş veren Arık, göğüs kanseri olmasında bu konulara üzülmesinin de payı olabileceğini belirtmişti.
Ve Arık'ın bu uğraşı, geçen yılın sonunda semeresini vermişti. Arık, bu deneye katılacak Türk fizikçilerine TAEK'in (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) maddi destek vermesini sağlamıştı. CERN'deki Türk grubunun başkanı olan Arık, bundan sonraki hedefin Türkiye'nin CERN'e gözlemci üye değil, tam üye olmasının sağlanması olduğunu vurgulamıştı. Türkiye'nin toryum açısından zengin olduğunu belirtiyor ve toryumla çalışan nükleer reaktörlerin kurulması konusunda da araştırmalar yürütüyordu.
Yetki TSK'da
Başbakan Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 28 Kasım'da sınır ötesi operasyon yapma yetkisi verdiklerini, ancak bunun operasyonun başladığı anlamına gelmediğini belirtti



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de onayıyla 28 Kasım'da sınır ötesi operasyon yapma yetkisi verdiklerini söyledi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ı başkanlığa seçilmesi nedeniyle makamında ziyaret eden Erdoğan, çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, "Almanya'dan teröristler iade edildi. Süreç böyle mi devam edecek, yoksa tezkere kullanılacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Biliyorsunuz 17 Ekim'de tezkereyi TBMM'den aldık. Bu karar üzerine ayın 24'ünde Genelkurmayımıza, daha önce Genelkurmay Başkanımızın da açıkladığı gibi talepleri ile alakalı yazımı yazdım. Buna karşın Genelkurmay Başkanlığımızın da 1 Kasım'da talepleri ile ilgili yazı bana geldi. Ve ardından 28 Kasım günü bizler de Bakanlar Kurulu kararımızı aldık ve Cumhurbaşkanımızın onayıyla şu anda sınır ötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yetkilendirilmiştir."


'Operasyon başlamadı'
"Harekât emri verildiğini mi anlamalıyız?" sorusuna karşılık, bunun operasyonun başladığı anlamına gelmediğini vurgulayan Erdoğan, "Arkadaşlar ifademe lütfen dikkat edin, saptırılmasın. Şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz 28 Kasım itibariyle yetkilendirilmiştir. Çerçevesi o yetkinin içerisindedir" dedi. Erdoğan, "ABD elçisinin 'anlık istihbarat paylaşımının başladığı, sonuçlarının Türk yetkilileri tarafından açıklanması gerektiğine' yönelik açıklaması oldu. Somut bir sonuç var mı?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Amerika seyahatimizde Başkan Bush'un da ifadesi. Daha önce bu anlık istihbarat paylaşımı ne yazık ki olmuyordu. Bunu biz orada kendilerine de ilettik ve kendileri de açıkça ifade etti.

Dadsız...

Perşembe gecesi Galatasaray'ın, pek de umut etmediğim bir skorla 3-0'lık galibiyeti; eski okul yıllarından, kırılıp dökülmüş kâğıt helvalarına benzeyen anılarla da bendenizi oyalarken, ertesi sabah yazacağım yazının başlığını düşünüyordum.
Gazete sayfasında cumartesi günü canlanacak bir yazının başlığı, çok da asık suratlı olmamalıydı.
* * *
Saat 24'e doğru yatağa girdikten sonra da, kapattığım göz kapaklarımın içinde binbir yazı şimşeği dolaşırken uyumuşum.
* * *
Sabah saat 6.30'da kalktığımda ve televizyonu açtığımda...
"SON DAKİKA" haberleriyle, kalakaldım ayakta elimdeki büyük boy kahve fincanıyla.
Gece saat 1'e doğru İstanbul'dan havalanan Atlasjet uçağı, Isparta'ya inerken düşmüştü; 49 yolcusu ve 9 mürettebatından kurtulan kimse olmamıştı.
* * *
Gündüzleri arkalarında beyaz bir iz bırakarak, geceleri de minik ışıklarıyla göklerin uzak derinliklerinden geçip giden uçaklara bakarken, her seferinde Solmaz'a:
- Kimbilir, derdim; içlerinde kimler var?
* * *
Ve gecenin karanlık gökleri içinde pilotları, mürettebatı, yolcularıyla uçmakta olan 56 insan, canlı inememişti yere.
* * *
Nasıl gevşek bir rehavetle girmiştik yatağa ve kalkar kalkmaz da nasıl bir haberle karşılaşmıştık?
Cahit Sıtkı'nın son yazdıklarından ve sanırım ilk kez de Ankara'da Şükran Lokantası'nda bendenize okuduğu bir şiiri başladım mırıldanmaya:

Mektup alırsın, her taraf gül gülistan;
Derken cenaze geçer, her taraf zindan...
Mümkün olsa da insan, her zaman gülebilse;
Olmasa her neşenin sonunda hüzün.
Acısı da tatlısı da ömrümüzün,
Çok pahalıya oturur üstümüze.

Çetin Altan yazdı...

 Yüksek ücretliye büyük haksızlık
Asgari geçim indiriminde, yüksek ücret alan, dolayısıyla yüksek vergi ödeyen cezalandırılıyor. Sistem yüksek ücretlilerde binlerce YTL'lik kayba yol açıyor. 10 bin YTL maaş alan da asgari ücretli kadar indirim alacak


Eski vergi iadesi sistemi toplanan belgelerde yazılı tutarların belli bir oranının vergi matrahından indirilmesi suretiyle uygulanıyordu. Yani hesaplanan indirim tutarı düşülerek ücretlinin vergisi yeniden hesaplanıyor, ödenen verginin bu yeni hesaplanan vergiden fazla olan kısmı ücretliye iade ediliyordu. Böyle olduğu için de yüksek ücret alan, dolayısıyla yüksek vergi ödeyen daha yüksek vergi iadesi alıyordu.
Oysa bunun yerine getirilen asgari geçim indiriminde 'matrahtan indirim' değil 'vergiden indirim' yapılacak. İşin püf noktası bu. Yani çalışanın ücret düzeyinin hesaplamada hiçbir etkisi yok. İade tamamen eş ve çocuk durumuna göre hesaplanıyor. Dünkü Milliyet'te bazı alternatiflere göre aylık iade tutarlarını hesapladık.
Asgari geçim indirimi yurtdışında esas itibariyle matrahtan indirim şeklinde yapılan bir uygulama. Biz pek çok ülkede uygulanan bu sistemi alırken, dünya uygulamalarının aksine vergiden indirimi icat etmişiz.

2 bin YTL iade alan, 837 YTL alacak
Bir örnek verecek olursak, aylık vergi matrahı 4 bin YTL olan, eşi çalışmayan iki çocuklu bir ücretlinin 2007 yılı vergisi 11 bin 655 YTL. Bu ücretli eski sisteme göre tam belge verse yıllık 2 bin 151 YTL iade alacaktı. Oysa şimdi yıllık (69,75 x 12=) 837 YTL iade alacak. Ücret yükseldikçe makas açılıyor.
Orta ve yüksek ücretliler aleyhine olan yeni sistem birçok nedenle eleştirilebilir.

Yüksek vergi ödeyen cezalandırılıyor

Yüksek ücret almak suç değil. Kimse sebepsiz yere yüksek ücret ödemez. Yüksek ücretin eğitim, bilgi birikimi, deneyim gibi pek çok gerekçesi var. Yüksek ücret alan kişi yüksek vergi öder. Vergi tarifemiz artan oranlı bir yapıya sahiptir. Düşük ücretliler yüzde 15 vergi öderken yüksek ücretliler yüzde 35'e varan oranlarda vergi öderler.
Cumhurbaşkanı Gül, YAŞ'ın ihraç kararlarını imzaladı
Cumhurbaşkanı Gül, başbakan olduğu dönemde muhalefet şerhi koyduğu Yüksek Askeri Şûra kararlarını onayladı. Erdoğan ile Vecdi Gönül ise oyçokluğuyla alınan 7'si irticai faaliyetten olmak üzere toplam 38 personelin ihraç kararlarına yine şerh düştü


Yüksek Askeri Şûra (YAŞ), uyuşturucu alışkanlığı veya ahlakdışı ilişkileri bulunan 31, irticai tutum ve davranışları tespit edilen 7 olmak üzere, toplam 38 personelin ordudan ihraç edilmesine karar verdi.
Genelkurmay Başkanlığı şûrayla ilgili kamuoyuna açıklama yaparken bir ilke imza atarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün ihraç kararlarına şerh koyduğunu gösteren bir ifadeye yer verdi.
Açıklamada, ihraç kararlarının "oy- çokluğu" ile alındığı belirtilerek, şûra çalışmalarına katılan hükümet üyelerinin kararlar alınırken oylamada aleyhte oy kullandığı gösterildi.
YAŞ, iki günlük kış dönemi olağan çalışmalarını tamamladı. Erdoğan'ın başkanlık ettiği toplantıda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Gönül, kuvvet komutanları, orgeneral ve oramiraller hazır bulundu.


Sınır ötesi görüşüldü
YAŞ'ta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) personel, eğitim, disiplin konuları, modernizasyon ihtiyaçları, başta Irak olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı ve iç ve dış tehditler ile TSK'nın harbe hazırlık durum değerlendirmesi de yapıldı.

CHP, Wilson'a tepkili

CHP, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'un Kürt kökenli milletvekillerine verdiği kahvaltıya tepkili.
CHP Genel Başkan Yardımcısı, deneyimli diplomat Onur Öymen, Wilson'un bu davetinin uygun bir davranış olmadığını söyledi.
Wilson'un ABD'li Kongre üyesi Christopher Shays'la birlikte konutunda düzenlediği kahvaltıyı savunmasının da tatmin edici olmadığını belirten Öymen, büyükelçilerin "Türk milletinin hassasiyetlerine" karşı özenli davranması gerektiğine dikkat çekti.

Etnik grup daveti
Öymen, Wilson'un, "Diplomatların görev yaptıkları ülke hakkında doğru bilgi için mümkün olduğu kadar çok insanla görüşmesi görevidir, ayrıca biz etnik kökene dayalı etkinlikler yapmıyoruz" dediğini anımsatmam üzerine, şu yorumu yaptı:
"Elbette diplomatlar bulundukları ülkelerde politikacıları da davet edebilirler. Çeşitli temaslar yaparlar. Ama burada uygun olmayan belli bir etnik gruba mensup siyasetçi ve milletvekillerinin çağrılmış olmasıdır. Büyükelçiler, bulundukları ülkede milletvekillerini etnik kökenine göre kategorize edemezler. ABD Büyükelçisi'nin davet ettiği milletvekillerinin ortak paydası etnik kökenleri. Bu açık. Bizim garipsediğimiz, yadırgadığımız bu."

CHP'li davetli
Öymen'e, davete katılanlar arasında CHP MYK üyesi Mesut Değer'in de bulunduğunu anımsatarak, bu katılımın parti yönetiminin bilgisi dahilinde olup olmadığını sorduğumda ise şu değerlendirmeyi yaptı:
"Elbette, parti yönetiminin bilgisi dahilindedir. Ama biz diğer davetlileri bilmiyorduk, arkadaşımız da bilmiyordu. Davete katılınca diğer davetlilerin kim olduğunu öğrenmiş oldu. Ayrıca bizim arkadaşımız o görüşmede TBMM'nin aldığı kararı savunan yönde görüş bildirmiş. Oysa diğer katılımcılar sınır ötesi harekâta karşı olduklarını bildirmişler. Meclis'in aldığı karara, ABD Büyükelçisi'nin davetinde 'temyiz' eder gibi karşı çıkmak da çok uygun bir tutum değil."
Fikret Bila yazdı...

 

1.5 metre ölümü getirdi  
İşte kaza-kırım heyetinin ilk bilgileri: Pilot, 4.5 dakika kazanmak için güzergâhı değiştirdi. Uçak, 1.5 metre daha yüksekte olsa kaza olmayacaktı. Yolcuların büyük bölümü, gövdenin parçalanmasıyla ortaya çıkan ani hava değişiminden öldü. Açık cep telefonu yoktu, kazaya neden olmadı..

Isparta'da 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan feci uçak kazasına, ilk belirlemelere göre pilotun, yalnızca 4.5 dakika kazanmak için belirlenen uçuş güzergahı yerine 'kestirme' bir yolu denemesinin etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. SABAH, kazayla ilgili 6 kişiden oluşan Kaza-Kırım Heyeti'nin belirlediği ilk tespitlere ulaştı.

İŞTE SORULAR İŞTE YANITLARI

* PİLOT KESTİRMEYİ DENEDİ: İstanbul'dan 1.5 saat rötarlı kalkan pilot, 4.5 dakika kazanmak için belirlenen uçuş güzergahını değiştirdi. Daha kestirme bir güzergahı deneyen pilot, uçağı Türbetepe'ye çarptı. Nitekim Isparta Valisi Şemsettin Uzun, bölgenin uçağın geçiş noktası olmadığını belirterek, "Uçak oraya nasıl indi anlamak mümkün değil" demişti.

* VOR CİHAZINI DİKKATE ALMADI: Pilotun, yaydığı sinyallerle havaalanına güvenli yaklaşmayı sağlayan cihazlardan VOR'u belli bir aşamadan sonra dikkate almadığı, inisiyatif kullanarak inmeye çalıştığı belirlendi. Bu da kazayı tetikledi.

* TEPEYİ AŞABİLSEYDİ KAZA OLMAZDI: Uçak, 1.5 metre daha yüksekten uçsaydı feci kaza yaşanmayacaktı. Uçak, tepeyi aşarak belki de normal inişini yapacaktı. Cihazları devre dışı bıraktığı belirtilen pilot, bu dakikadan sonra çetin coğrafi koşullarla karşı karşıya kaldı ve bu mücadeleden yenik düştü.

Erdoğan'dan Meclis'e gece yarısı denetimi  
CHP'nin sert bir şekilde muhalefet ettiği, hâkimler ve savcılar yasasındaki değişiklik görüşülürken gece yarısı Meclis'e gelen Erdoğan, AKP'lilerin çalışmalara ilgisini ölçtü..

5 yıl avukatlık yapanların yazılı sınav ve mülakatı kazanmaları halinde hakim ya da savcı olmasını sağlayan Hâkimler ve Savcılar Yasası'nda değişiklik yapan teklif Meclis'te 12 saat süren maratonun sonunda kabul edildi. Muhalefetin, "yargı siyasallaşacak" diye karşı çıktığı "mülakat" yasada kaldı ancak sınavdaki etkisi yüzde 30'a indirildi. Hâkimlerde aranacak "çağdaş yaşamı benimseme" kuralı da kaldırıldı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin "Şu anda tahliye edilme hakkı doğduğu halde, dosyası Yargıtay'da olduğu için 327 vatandaşımız cezaevinde yatmaya devam ediyor" derken, 4 bin 500 civarında hakim ve savcı açığı olduğunu ifade etti. Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Bakan Şahin'in bir akrabasının sınavsız olarak bir kamu kuruluşuna aldığını iddia edince, Şahin kendisinden tazminat kazandığı için kuyruk acısı olduğunu söylediği Genç'e "Git çiçek sula" diye laf attı. Genç, "Ben o işi zamanında yaptım. Şimdi sizin ihtiyacınız varsa yine yaparım" yanıtı verince, kürsüye çıkan DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, "Meclis'te 50 kadın milletvekili var ama burayı bir erkek Meclis'ine çevirmeyin" dedi.

ERDOĞAN BASKINI
Bu arada gece eşi Emine Erdoğan'la birlikte, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan'a misafirliğe giden Başbakan Erdoğan, gece yarısı Meclis'e geldi. AKP'li milletvekillerinin Genel Kurul çalışmalarına ilgi gösterip göstermediğini kontrol eden Erdoğan'ın gelişiyle kulisteki vekiller içeriye girince Kamer Genç "Yağcılık olsun diye buraya geliyorsunuz. Az önce yoktunuz" diye takıldı. Erdoğan, AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ'ı yanına çağırıp, arka sıraları kafasıyla işaret ederek...

Mülkün temeli

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın (TESEV) demokratik rejimimizin temellerini oluşturan üç erkten birine, "Yargı kurumu"na ışık tutan son araştırması, hızla değişen gündemde kaynayıp gitti.
Oysa Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Trabzon'da 51 yargıç ve savcıyla yüz yüze yapılan görüşmeye dayanan araştırma, adalet dağıtanların "Algılamaları" ve "Zihniyetleri"ne ilişkin ciddi ipuçları verdiği için didik didik edilecek kadar önem taşıyor.
Önce hükümetin 2008 yılı programında yargıyla ilgili hedeflerini hatırlatalım: "Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti gerekleri çerçevesinde, yargılama sürecinin adil, hızlı, güvenli ve isabetli şekilde işlemesini sağlayacak hukuksal ve kurumsal düzenlemeler yapılacak. Yargı mensuplarının mesleki ahlak ve davranış kuralları, uluslararası ölçütlere göre belirlenecek ."
Bir de BM Genel Kurulu'nun 1985'te kabul ettiği "Yargı bağımsızlığına ilişkin temel ilkeler"den birini aktaralım: "Yargı organı, önündeki sorun hakkında herhangi bir tarafın herhangi bir nedenle doğrudan veya dolaylı kısıtlama, etki, teşvik, baskı, tehdit ve müdahalesine maruz kalmaksızın, maddi olaylara ve hukuka dayanarak tarafsız bir biçimde karar verir."
Şimdi TESEV araştırmasına geçebiliriz.

Önce birey mi, devlet mi?
Çalışmayı yürüten Ankara Hukuk Fakültesi'nden Mithat Sancar ile Eylem Ümit, yargıç ve savcılara sordular: "Devletin çıkarları mı önemli, yoksa adaletin gerekleri mi?" Yani, "Birey mi önce gelmeli, devlet mi?"
İşte yanıtlardan seçmeler: "Önce devlet gelir", "Ben devletçi hukukçuyum", "Devlet olmazsa hukuk olmaz, biz de olmayız"

Erdal Şafak yazdı...

Her yeni bina rüzgâra yön değiştirtiyor  Gökdelen, lüks konutlar, alışveriş merkezi ve müze projeleriyle İstanbul'da öne çıkan mimar Murat-Melkan Tabanlıoğlu'na göre, yapılan her yeni bina İstanbul'daki rüzgârın yönünü değiştiriyor. Murat Tabanlıoğlu, "Rüzgârın kuzeyden geldiğini bilsek bile İstanbul'da değişiyor" diyor..

"İstanbul'a gelen turistler eskiden doğrudan Topkapı Sarayı'na giderdi. Şimdi İstanbul Modern Sanat Müzesi'ne, Kanyon Alışveriş Merkezi gibi modern yerlere de gidiyorlar. Bu dönemin ilk projesi Kanyon. Kanyon'u gezen iki Kuveytli işadamı, ülkelerinde proje yapmamız için bizi davet etti."
* * *
"Bazı gerçekler vardır ki, kişisel beğenilerin üstündedir. AKM literatüre girmiş bir bina. Biz yıkımı reddediyoruz. Bu binaya ailecek nostaljik olarak bağlıyız. Bir de Türklerin belleğinde olan bir bina. Hepimiz belki de ilk sevgilimizle burada buluştuk. AKM, 365 gün girilebilen bir yer olsun istiyoruz. AKM'yi yıkan İstanbul nasıl kültür başkenti olur?"

Bu bulvar (Büyükdere Cad.) eskiden otoyoldu (highway), şimdi sağda solda ciddi yürünebilen, birbirine geçilebilen mekânlar doğdu. Bu bulvarın kaderi çok değişecek

4. Levent'e kadar uzanan bölgeye eskiden kurtlar inerdi, sonra sanayi geldi, ardından da ofisler. Şimdiyse yeni kurtlar geldi, insanlar oturmaya başladı.

Diyebilirim ki Beşiktaş'tan Maslak'a kadar uzanan Büyükdere Caddesi'nin kaderini değiştirecekler arasında, yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz bu ikili ilk sırayı alacak. Murat Tabanlıoğlu. Ses getirecek binalar yapma yeteneği genlerinden.

Sutyen bombacısı Bakan'ı hedef aldı
Tamil Kaplanları örgütüne mensup bir kadın bombacı, halka açık soru gününde kan döktü.

Sosyal Hizmetler Bakanı Douglas Devenanada'nın sorunları dinlediği bir toplantı salonuna gelen kadın eylemci, Bakan'ın karşısına oturdu.

Yanlarına da not almak için Bakan Devenanada'nın yardımcısı müsteşar oturdu.

O anda sutyeninin içindeki bombayı patlatan eylemci, müstereşarın ölümüne, 2 kişinin de yararlanmasına neden oldu.

24 yaşındaki Sujatha Vagawanam adlı intihar bombacısı salonda bulunan görevlinin sorularını cevaplarken ayağa kalkıp sakin bir şekilde bombayı patlattı.

Olay anı güvenlik kameralarına yansırken, bombacının soğukkanlı tavrı dikkat çekti.

Uçmak ve kurallar 
Geçen hafta pazar akşamı THY pilotu, sis görüş mesafesini azalttığı için Ankara'ya inmedi ve kent üzerinde yarım saat turladıktan sonra geri döndü.
O uçağın içinde ben de vardım.
Bir saat sonra Cumhurbaşkanı Gül ile Paris'e uçacaktım ve pilot inmeyi hiç denemeyince açıkça kimseye itiraf etmesem de bozuldum, biraz da kızdım.
Sonra pilotun anonsu bana gerçeği hatırlattı, "Hiçbir şey canınızdan önemli değildir, üzülmeyin" dedi pilotumuz.
Birkaç gün sonra İzmir'den Trabzon'a giden özel bir havayolunun pilotu da arka rüzgarlarının sert esmesi nedeniyle iniş yapmadı, geri döndü.
O uçağın yolcuları daha öfkeliydi.
Şimdi Isparta'da parçalanmış uçağın enkazına ve torbalardaki insan cesetlerine bakınca pilotlarına hak veriyorlardır eminim.
Üç-dört yıl önce Diyarbakır'da da pilotaj hatasına dayandığı ileri sürülen bir kaza yaşamıştık.
Ulaştırma Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre, Isparta'da da benzer bir olayın bedeli 57 canla ödenmiş.
Kazaya, gece geç noktalanacak bir uçuşu 5 dakika daha erken bitirme hevesinin neden olduğu iddia ediliyor.
Uçağın rotasından çıkmış olmasının nedeni de bu herhalde.
Oysa havacılık kesin kurallara bağlı bir sistem.
Uçağın kalkışında bütün cihazlar tek tek kontrol ediliyor.
Pilotların kesin talimatları var.
Hiçbir şey şansa bıraktırılmıyor.
Yine de işin içine insan unsuru girince böyle felaketler yaşanabiliyor demek ki. 

Ergun Babahan yazdı...

Balık çiftliklerinin 3'te 1'i Yunanlılara gitti  
Toplam 301 balık çiftliğinin yaklaşık yüzde 35'ini satın alan Yunanların Ege Denizi'nde yatırımlarını sürdürecekleri belirtiliyor Pazarlamaya ilgi gösteren Yunan yatırımcılar, Türkiye'de yetiştirdikleri balıkları Avrupa'da 'Yunan balığı' olarak satıyor ..

Türkiye'nin Ege, Akdeniz ve Karadeniz'de bulunan irili ufaklı balık çiftliklerine ilgisi artan Yunan yatırımcılar, çoğunluğu Ege'de olan çiftliklerin yüzde 35'ini satın aldı. Yunan pazarının lideri Nireus, İlknak Su Ürünleri'nin sahibi olurken, Yunanistan'daki en büyük ikinci kültür balığı şirketi Selonda, Türkiye'de faaliyet gösteren Norveçli Fjord Marin'in yüzde 46'sını, yine Selonda'nın yüzde 75 hissesinin sahip olan Koronis de Elektrosan Deniz Ürünleri'ni satın aldı. Çiftliklere Yunan ilgisinin iki yıldır arttığını belirten Türkiye'nin en büyük kültür balığı üreticisi Kılıç Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Kılıç, "Yeni Çevre Yasası ile sığ sulardaki balık çiftlikleri kapanmak durumunda kalacak. Bu da balık çiftliklerinde Yunanların oranını yüzde 50'ye çıkaracak" dedi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TUGEM) verilerine göre, Türkiye'de çoğunluğu Milas, Didim, Bodrum ve İzmir'de, 12'si Karadeniz'de ve 13'ü de Akdeniz'de olmak üzere toplam 301 balık çiftliği bulunuyor. Yılda 260 milyon yavru balık üretiminin de yapıldığı Türkiye'nin balık çiftliği pazarının yıllık büyüklüğü 1 milyar doları buluyor. Büyüyen pazara Yunanistan'dan yatırımcıların ilgisi artarken, bu yatırımcıların daha çok var olan balık çiftliklerini aldıkları belirtiliyor. Bu kapsamda bazı Türk şirketleri satın alan Yunanlar, kimi şirketlerin de büyük ortağı olmayı tercih ediyor.

'PAZARLAMAYLA İLGİLENİYORLAR'

Balık çiftliklerine Yunan ilgisinin olduğunu doğrulayan Elize Su Ürünleri'nin sahibi Teoman Yayın, Türkiye'deki denizin temizliği ve balıkların kaliteli oluşunun, yatırımcıyı buraya çektiğini söyledi. Muğla Kültür Balıkçılığı ve Su Ürünleri Derneği Genel Sekreteri Levent Kayı ise Yunan yatırımcının özellikle pazarlamayla...

Bir hesabı daha kesti                         Bu sezon 6.5 yıl sonra Beşiktaş'ıKadıköy'de yenen F.Bahçe;2005-06'da son maçta kendinişampiyonluktan eden Denizli'yide 3.5 yıl sonra evinde yıktıGeçmişin hesabını kapatmayısürdüren Kanarya, bu sezonAnadolu'da ilk kez 3 puan aldı..

Travmatik özelliğini yitirmeyen Denizlispor'u deplasmanda 1-0'la geçen F.Bahçe bu sezon ilk kez İstanbul dışında 3 puanla tanıştı. Aklı daha çok Şampiyonlar Ligi'nde olmasına karşın bu maça iyi motive oldukları her türlü gözleniyordu. Sebep belli: Yıllar önce aynı sahada bırakılan şampiyonluk. Denizli ise F.Bahçe'nin bu tedirginliğini koz olarak görüp kullanmaya çalışınca ortaya bol pozisyonlu bir oyun çıktı. Alex'sizliği Deivid-Ali ikilisiyle unutturmak isteyen F.Bahçe, solda formaya hasretle oynayan Uğur'la bol pozisyon yakaladı. İlk yarım saatlik dilimde gol girişim sayısı fazlaydı.

GOLÜN İŞARETLERİ

En ciddileri 14. dakikada Uğur'un ortasında Aurelio'nun dışarı giden kafa vuruşu, 15'te Souleymanou'nun çeldiği Deivid'in şutu, 18'de Yusuf'un ortasında Fatih'in dışarı yolladığı top ve 23'te de Ali Bilgin'in Souleymanou'dan dönen vuruşunu Semih'in dışarı atması oldu. Bu işaretler sonrası gol de 35'te geldi. Uğur'un ortasını Ya sin indirdi, Ali Bilgin de F.Bahçe'yi öne geçirdi. Diri Denizlispor'da Yusuf'un Selçuk'la marke edilmesi ev sahibinin çoğu kez kilitlenmesine neden oldu. Güvenç Kurtar da çözümü üç değişikliği erken kullanarak arasa da, dikkatli savunma F.Bahçe'nin skoru korumasını sağladı. Denizlispor'un yapamadığını 63'te Yasin ters bir kafa vuruşuyla kendi kalesine yapıyordu ki, Volkan kornere çelerek bu tehlikeyi önledi.

YÜKSEK TANSİYON

Son dönemdeki Vederson'dan sonra Uğur'un orta sahaya yardımı, Selçuk, Ali, Deivid ve Aurelio'nun top çevirmedeki başarısı sarı-lacivertlilerin artısı oldu. Ancak hedefe gidecek asistlerin oranı az olunca Semih giderek yalnız kaldı ve F.Bahçe'yi rahatlatacak ikinci gol gelmedi. Bu da oyunda tansiyonun artmasına neden oldu. Yüksek tansiyon 84'te Denizli'nin sayılmayan golüyle gerginliğe döndü.

Bir sevgi şifresi.. Arkasından bakar mısınız?  
Şıpsevdi filminde beni çok etkileyen bir sahne vardı.. Daha izlerken "Bu sahneyi filmden ayırıp ayrı yazmalıyım" dediğim..
Ben Stiller, Meksika'da bir tatil köyünde tanıştığı sevgilisini aramak için Amerika'ya bin güçlükle gider.. Evini bulur.. Kapısını çalar.. Sevgilisi, eski nişanlısıyla evlenmiştir. Stiller'e "Ben seni değil, kocamı seviyorum" der.. Stiller, evden çıkar, sokakta babasına fısıldar..
"Dön bak bakalım.. Arkamdan bakıyorsa, hâlâ ümit var demektir.."
Bilir misiniz, benim hayatımdaki sevgi sınavlarından biridir, arkasından bakmak..
Kendimi de öyle sınadım, flörtlerimi de bunca yıl..
Evime gelen arkadaşımı uğurlarken, pencereden, balkondan, gözden uzaklaşıncaya kadar arkasından bakma hissine kapılmıyorsam, anlarım ki, günlük, anlık bir hoşlanmadan ötesi yok.. Uzatmanın anlamı da yok..
Ama kapıyı arkasından kapadıktan sonra, sokağı görecek, onu görecek bir yere koşuyorsam, bilirim ki, aba yanmıştır..
Tek taraflı değil tabii.. Arkasından sadece gidişini görmek için bakmam.. O da gözden kaybolana kadar dönüp bakacak mı, pencereme, balkonuma, bana..
Ordaki, ayrılık anındaki bakışların anlık buluşması vardır ya, pek çok sözden, eylemden çok daha fazlasını ifade eder..
Bu yüzden ben ayrılırken de, gözüm onun evinde kalır.. Arkamdan kapalı perde açılacak mı?.. Perdenin aralığında onun beni bir daha uğurladığını görecek miyim?..
Görürsem eğer, penceredeyse, arkamdan bakıyorsa, öylesi bir güzellik yaşarım ki, ayrılığın hüznü, birden coşkuya dönüşür.. 

Bir defasında evinden çıktım kızın, gecenin bir vakti.. Arabama bindim, giderken döndüm arkama, penceresine baktım, arkamdan bakıyor mu diye..
Gümbürt diye bir ses.. Sadece o değil, tüm mahalle pencereye fırladı.. Arkaya bakarak arabayı öne sürerseniz ne olacaksa o olmuş..

Hıncal Uluc yazdı...

 

Yolcuları kurtarmak istedi ama...
Uçağın düşeceğini anlayan pilot tepeye 'inmeye' çalıştı. Ancak kayalık zemin gövdeyi alttan parçalayınca kimse kurtulamadı.

Isparta'da düşen Atlajet uçağının düşüş nedenini araştıran uzmanlar, önemli bulgulara ulaştı. Uçağın düştüğü yerin rotasından 12 kilometre uzak olmasının nedenlerini araştıran uzmanlar, en büyük olasılığın kaptan pilot Serhat Özdemir'in Isparta Süleyman Demirel Havaalanı'na ilk defa iniş yapacak olmasına karşın, tecrübesine fazla güvenmesi olduğunu bildirdiler.

İNİŞ TAKIMLARI AÇIKTI

Uçağın gövdesinin bir bütün olmasına dikkat çeken uzmanlar, "Uçak düşmüş demeye dilimiz varmıyor. Uçak sanki indirilmek istenmiş. Uçağın iniş takımları açık. Düşüş olsaydı uçağın burnunun önce zemine temas etmesi gerekirdi. Normal şartlarda bu uçaktaki yolcuların yarısının sağ kalması gerekirdi. Ancak kuyruk bölümü kırılan uçakta anin basınç değişikliği olmuş. Bu nedenle yolcuların tamamı hayatını kaybetmiş. Hayatını kaybedenlerin bazılarının vucudunda en ufak bir sıyrık bile yoktur. Zeminin kayalık olması nedeniyle uçağın alt bölümü sürtünmeyle jilet gibi kesilmiş. Yolcuların bazıları ezilmiş, bazıları da sıkışmış" şeklinde konuştular. 

 

24 saat sonra ilk nokta operasyon
Operasyon emrinin verilmesinden 24 saat sonra gelen istihbarat bilgilerini değerlendiren TSK, Irak sınırları içinde eylem hazırlığında olan 60 kişilik terörist grubuna karşı harekete geçti. Terörist gruba havadan ve karadan açılan ateşle büyük bir zayiat verildiği belirtildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Irak sınırları içerisinde tespit ettiği 50-60 kişilik terör örgütü PKK üyelerine yönelik operasyon düzenledi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan dün yapılan açıklamaya göre “istihbarat çalışmaları” ile tespit edilen PKK'lı terörist grubuna bölgeye yakın olan ateş destek vasıtaları ile yoğun bir uygulama yapıldığı ve terörist grubuna “teknik vasıtalarla” önemli ölçüde zayiat verdirildi.

Başbakan Erdoğan, önceki gün yaptığı açıklamada, “28 Kasım tarihi itibariyle TSK'ye operasyon yetkisi verildi” açıklamasında bulunmuştu. Erdoğan, Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı Gül'ün onayı ile Meclis'ten çıkartılan tezkereye dayanarak TSK'ya bu yetkinin verildiğini kaydetmişti. 

Genelkurmay daha sonra yaptığı ikinci açıklama ile operasyonlara devam edileceğini bildirdi. Açıklama şöyle: "Türk Silahlı Kuvvetleri 28 Kasım 2007 tarihinden itibaren sınır ötesiharekat konusunda yetkilendirilmiştir.

Sahici siyaset zor değil 
Bazen böyle de olur: Sizin küçük gerçeklerden hareket ederek vardığınız sonuç, bir başkası için kendi sonucuna götüren küçük gerçeklerden biridir.

Radikal yazarı Erol Katırcıoğlu'nun dün çıkan “O kadar zor mu?” başlıklı yazısı benim de katıldığım “Türkiye değişiyor” önermesine götürüyor okuyanı; benim o önermeden hareketle vardığım “Medya da değişecek” sonucu ise Radikal yazarının hareket noktası. O okur ve izleyicinin okuduğu/izlediği medya organına verdiği tepkinin 'rasyonel' hale geldiğini müşahede ediyor ve buradan siyasetin de değişeceği sonucunu çıkarıyor.

İster medya-okur/izleyici ilişkisi farklılaştığı için, ister siyasette taşlar yerinden oynadığı için olsun sonuç önemli: Türkiye değişiyor ve herkes bu değişime ayak uydurmak zorunda...

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Erol Katırcıoğlu 'sol' kesimin önemli fikir ve eylem adamlarından. Yıllardır görüşlerini Radikal'de okurlarıyla paylaşıyor. SHP'nin iktidar olduğu dönemde Erdal İnönü'nün danışmanı olarak olaylara yakın yaşamıştı; şimdilerde de '10 Aralık Hareketi' içerisinde yer alıyor. CHP parantezine sıkışmış görünen 'sol siyaset' zemininde çıkış yolu arayanlardan biri o.

Fehmi Koru yazdı...

Zamanlamayı birlikte yaptık

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TSK'ya verilen yetkinin sadece sınır ötesi harekatını kapsamadığını belirterek, “Bu sürece sadece sınır ötesi operasyonla sınırlı kaldığını sanıyorlar. Oysa bu çok yönlü bir olaydır. Muhalefetin bunu kavrayamaması bile onların ne kadar acemi oldruğunu gösteriyor” dedi.

Bugüne kadar gelinen noktaya bütün kurumların ortak çalışmasıyla ulaşıldığını belirten Erdoğan, “Bütün kurumlar gereğini yapıyor. Her alanda bir işbirliği var. TSK işini bilir” diye konuştu.

Tezkere kapsamında gelinen noktayı sadece sınırötesi operasyonla sınırlı görmenin yanlışlığına değinen Erdoğan, “Bu bile muhalefetin ne kadar acemi olduğunun göstergesi. Halbuki bu çok yönlü bir olaydır. Askeri ve güvenlik boyutu olduğu kadar diplomatik ve siyasi yönü de vardır. Ne yazık ki bunun farkında değiller” diye konuştu.

Türk Gözü adım adım izleyecek

Daha önce ertelenen Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı 5 Aralık'ta yapılacak. Toplantıda, PKK ile mücadelede büyük önem verilen Türk Gözlem Uydusu'nun startı verilecek.

Terörle mücadelede elektronik sistemleri devreye sokmaya çalışan Türkiye, PKK'lı teröristlerin attığı her adımı sesli ve görüntülü olarak tespit edecek Türk Gözlem Uydusu için düğmeye basıyor. Teröristler, 1 metreye kadar tespit edilmesinin yanısıra görüntü ve ses kayıtları sayesinde Mehmetçiğin nokta atış yapma kabiliyeti artacak. 2010 yılında tamamlanması planlanan Türk Gözlem Uydusu'nun 250 milyon dolara mal olması bekleniyor. Uydu aracılığıyla Türkiye PKK'nın hareketlerini 4 dakikada bir yenilenen fotoğraflarla yakından takip edecek. Daha önce ertelenen Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı 5 Aralık Çarşamba günü yapılacak.

GÖRÜNTÜLÜ UYDU PROJESİ

Silah sanayiinde gelişmiş birkaç ülkenin kullandığı ses ve görüntü sağlayan gözlem uydusu projesi için düğmeye basılıyor. Terörle mücadelede ses tespiti yapan uydu sistemine sahip olan Türkiye, teröristlerin faaliyetlerini görüntülü olarak izlemeye imkan sağlayan ve ilk aşaması 250 milyon dolarlık proje için harekete geçiyor. Uydu sisteminin devreye girmesi durumunda oluşturulacak bir “Uydu Haberleşme” ve “Uydu Yer İstasyonu” aracılığıyla terörist faaliyetleri takip etme imkanına kavuşacağız.

'Tarih'in böylesini özlemişiz
Başlığı okuyup “Özlenen-özlenmeyen tarih olur mu, tarih tarihtir!” demeyin.

“Tarih yazmak” da sonuç olarak “tarihsel” liğin dışına çıkmadığına göre böyle bir seçim yapma hakkımız olmalıdır mutlaka...

En kısa yoldan söylemek gerekirse, kimi zaman öyle “tarih”lerle karşılaşıyoruz ki, “Ama bu tarih bize hiçbir şeyi açıklayamadığı gibi, bizden sağduyumuzla kavrayabildiklerimizden bile vazgeçmemizi istiyor” dememek mümkün değil.

Ama arada öyleleri de çıkıyor ki, bunlar gerçekten tam da “ezber bozan” cinsinden.

İsterseniz gecikmeden, bir tatil günü “tarih” üzerine bu feylosofça lafların ne münasebetle edildiğini açıklayayım.

Bu lafları Prof. Şükrü Hanioğlu'nun Zaman gazetesinde (22 ve 23 Kasım) yayımlanan “Osmanlı çöküşü ve günümüz Kürt sorunu” başlıklı iki yazısını okuduktan sonra ediyorum. Özlediğimiz (ya da “özlememiz gereken”) türden iki tarih yazısı bu.

Hiçbir zaman eksilmeyen ama son dönemde “Kürt sorunu” çerçevesinde daha bir öne çıkan ve kullanma tarihi bir türlü geçmeyen klişelerle örülmüş “sözde tarihler”i (!) olması gereken yere yerleştiren iki değerli yazı. 

Kürşat Bumin yazdı...

İngiltere'ye Çin istilası
İngiltere, Çin'i, bankalar ve finans kurumlarının bilgisayar sistemleri de dahil olmak üzere, ekonominin kalbini oluşturan kuruluşlara yönelik devlet destekli istihbarat faaliyetleri yürütmekle suçladı

İngiltere iç istihbarat servisi MI5'in Başkanı Jonathan Evans, 300 büyük şirketi, Çin hükümetinin yürüttüğü ekonomik casusluk faaliyetlerine karşı uyardı. Bugüne kadar Çin'e karşı en açık suçlamaların yer aldığı uyarıda, Çin askeri istihbaratının desteğiyle yürütülen casusluk faaliyetlerinin doğrudan İngiliz şirketlerinin sırlarını hedef aldığı, bu bağlamda özellikle ekonominin kalbini oluşturan büyük bankalar ve finans kuruluşlarının bilgisayar sistemlerinin de saldırıya maruz kalabildikleri öne sürüldü. Erişimin, iletişim frmaları, bankalar, su ve elektrik şirketlerini de içeren hayati önemdeki kuruluşlarla sınırlandırıldığı resmi bir internet sitesinde kopyası yayınlanan uyarı mektubunda, özellikle Çin ile iş yapan firmaların da Çin ordusunun hedefinde olduğu kaydedildi.

İLİŞKİLERE DARBE VURACAK

MI5 başkanının uyarı amacıyla 300 şirketin genel müdürlerine gönderdiği “gizli” damgalı mektupta, bankalar, holdingler, hukuk firmaları ve mali danışmanlık şirketlerinin yöneticilerine Çin'den kaynaklanan ve “devlet eliyle yürütülen” casusluk faaliyetlerine karşı ek önlemler geliştirmeleri tavsiye edildi. The Times gazetesinde yer alan haberde, böylesine bir uyarının iki ülke ilişkilerine büyük darbe indirebileceği ve Başbakan Gordon Brown'ın yeni yılın ilk günlerinde Çin'e yapmayı planladığı ziyarete gölge düşürebileceğini yazdı.

Dolarla alıp euroyla sattık rekor kırdık
Devlet Bakanı Tüzmen, dış ticaretin GSMH'deki payının yüzde 55'e ulaştığını belirterek, "Dolarla ithalat yapıp euro pazarlarına ihracat stratijisini oturtmasaydık bu rakamlar olmazdı. Her şey tıkır tıkır işliyor” dedi

Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Kasım ayı itibariyle 105 milyar doları aşan ihracatın Türkiye'nin morali olduğunu belirterek, "Her şey tıkır tıkır işliyorsa, sebebi ihracattır" dedi. Türkiye ihracatçılar Meclisi'nin (TİM) Çorum'da Kasım ayı ihracat sonuçlarını açıkladığı toplantıda konuşan Tüzmen, İhracatın Türkiye'nin morali olduğu kadar motoru da olduğunu dile getirdi. Tüzmen, şunları söyledi:
"Bugün dış ticaret, GSMH'nın yüzde 55'i olmuş durumdadır. Şu anda her şey tıkır tıkır işliyorsa bu ihracat sebebiyledir. Dolar bazında ithalat yapıp euro pazarlarına ihracat stratijisini oturtmasaydık bu rakamlar gerçekleşmezdi. Dünyada kur, bir dış ticaret politikası olarak uygulanıyor. Bunu Güney Kore uyguladı, İtalya, Çin uyguladı, uyguluyor. ABD göstere göstere bunu yapıyor."

ÖLÇEK EKONOMİSİ ÇÖZÜMÜ

Ne ihraç edildiğinin, nereye ihracat yapıldığının ve nasıl gerçekleştirildiğinin önemine dikkat çeken Kürşat Tüzmen, "Şu anda ölçek ekonomisine geçmiş durumdayız. Adet arttığı için maliyetler düşüyor. Böylelikle girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve fiyat istikrarı sağlanmış oluyor" dedi.

Tüzmen, 2000 yılından beri artış trendini sürdüren ihracatın 2007 yılı başından itibaren gerek aylık gerekse de bir önceki yılın aynı dönemine göre ortalama yüzde 25'in üzerinde büyüdüğünü vurguladı.

Din ve takım tutma  
İlkokul'u bitirinceye kadar ve galiba başlamamdan beri Fenerli idim. Birader de; muhalefetin tadı çıksın diye Galatasaraylı olmayı seçmişti. Ne var ki babamız ve amcamızda; hiç futbol zevki yok, bizi maça götürecek tek bir “vatandaş”da yoktu. Biz de arkadaşlardan geri kalmamak için bir takım seçmiştik. Ortaokula başlarken, futbol terimlerinin inceliklerinden habersiz ve hiç maç seyretmemiş olan bir kimsenin takım tutmasını garabetinin bilincine vardık ve bu taraftarlığı da bıraktık. Belki de birader -çok daha sonra- içindeki Galatasaraylı çocuğu tekrar uyandırmıştır.

İnsanların birçoğu takım tutar gibi din tutarlar. Bazıları tribünlerde veya çıkışta adam öldürecek kadar aşırı olabilirler. Bazıları babalarının takımını tutar, sonra da babalarına karşı bir kompleks etkisinde iseler inadına başka takıma bağlanırlar. Devlet gücünü ellerine geçirirlerse kendi takımlarını kayırırlar. Diğer takımlara karşı zabıta tedbirleri ittihaz ederler. Zaman zaman “takım tutma”nın ardında çıkar saikleri gizlenir. 

Ey Azizan, dine bağlı olmakla takım tutmak, gerçekte aynı şeyler değildir. Futbol bir boş zaman etkinliğidir. Din ise; “insan yalnızca ekmekle yaşamaz, ilâhi Kelam'a muhtaçtır” sorunudur. Birtakım, diğerine karşı “yok aslında biribirinden farkımız / ama biz arslan filãnlarız” diyebilir. Din böyle değildir. Merhum Ali Şerîati'nin belirttiği gibi, din, bir Hakk ve bâtıl sorunudur. Bu anlamda “Allah katında din İslâm'dır” buyurulmuştur.

Hüseyin Hatemi yazdı...


Pilot, 4,5 dakika kazanmak için kestirmeden gidince dağa çarptı
Türkiye'yi yasa boğan Isparta'daki uçak kazasının sebepleri netleşmeye başladı. Kaza kırım heyetinin ilk tespitlerine göre, 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan facianın sebebi pilot hatası.

4,5 dakika kazanmak için kestirme yol deneyen pilot, uçuş güzergahından çıkınca dağa çarptı. Uçağın düştüğü Türbetepe'de incelemeler yapan 6 kişilik ekip, güvenli iniş sağlayan VOR cihazının kullanılmadığını da tespit etti. Pilot, kule ile irtibata geçtikten sonra VOR cihazını dikkate almamış. Yardımsız, görerek inmeye çalışması kazayı tetiklemiş.

Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru ile 6 uzmandan oluşan kaza-kırım heyeti, Isparta'daki araştırmalarını sürdürüyor. Değerlendirme raporu yarın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a sunulacak. İlk bulgular, olayı aydınlatacak nitelikte. Heyetin yaptığı değerlendirme, "Uçakta neden kimse canlı kurtulmadı?" sorusuna da cevap veriyor. Buna göre ölümlere çarpma değil, ani basınç değişikliği sebep oldu. Kaza sırasında önce uçağın kuyruğu dağa çarptı. Bunun etkisiyle gövde bölündü. Ortaya çıkan ani hava değişimi ve basınç, yolcuların vefatına yol açtı. Cesetleri inceleyen bir yetkili, "Yolcuların bazılarında sıyrık bile yoktu." bilgisini verdi.


Türkiye'nin en önemli nükleer fizikçilerinin de uçakta yer alması nedeniyle gündeme gelen sabotaj iddiası ise gerçek dışı bulundu. Heyete göre, uçağa yönelik sabotaj ihtimali sıfır. Uzmanlar, cep telefonlarının kazaya neden olduğu yönündeki iddiayı da araştırdı...
PKK'ya sınır ötesi nokta operasyonu
Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gün 'TSK'ya sınır ötesi operasyon yetkisinin verildiğini' bildirirken, dün Genelkurmay'dan peş peşe iki önemli açıklama geldi.

Kuzey Irak hudutları içinde 50-60 kişilik bir terörist gruba müdahale edildiğini belirten Genelkurmay Başkanlığı, ihtiyaç duyulduğunda bölgeye diğer unsurlarla da harekat yapılacağını kaydetti. Açıklamada özetle şöyle denildi: "1 Aralık günü istihbari çalışmalar kapsamında, Hakkari ili Çukurca ilçesinin güneydoğusunda Irak hudutları içinde, 50-60 kişilik bir terörist grup tespit edilmiştir. Bölgeye yakın durumda bulunan ateş destek vasıtaları ile yoğun bir uygulama yapılmış, terörist grubun önemli ölçüde zayiat verdiği belirlenmiştir." Haber ajansları konuyu "Türkiye Kuzey Irak'a girdi" başlığıyla duyururken, akşam saatlerinde askerden bir açıklama daha geldi. TSK'nın verilen yetki çerçevesinde, gereken tedbirleri alacağı vurgulandı. Bu kapsamda ilk operasyonun icra edildiği hatırlatılırken, istihbarata bağlı olarak operasyonların süreceği bildirildi. Açıklamada ayrıca, harekatın terör örgütünü hedeflediğinin de altı çizildi: "Operasyonlar, K.Irak'taki halka ve yerel gruplara karşı değildir."

Erdoğan da dün askerin yetkilendirilmesi konusuna açıklık getirdi. Muhalefetin 'geç kalındı' eleştirilerine, "Hâlâ süreci gölgeleme anlayışındalar." karşılığını veren Başbakan, kış şartlarının operasyona etkisini ise şöyle değerlendirdi: "Askerimiz ne yapacağını, hangi zeminde nasıl davranılacağını gayet iyi bilir.''

Roman yazarken

John Fowles çok sevdiğim bir romancı. Özellikle Fransız Teğmenin Kadını onun çok sevdiğim bir romanı. Herhalde on yıl geçti, belki daha fazla; okumuştum, Fowles, roman yazarken gizemli bir eyleme karıştığını söylüyordu.
Düşünsel yazıların ille bir plan çerçevesinde yazıldığını, ama kurmaca metinlerin birçok belirsizlikle, pusla, bulanıklıkla çıkageldiğini söylüyordu. Yazar, ilk taslak çıkıncaya kadar, rotasız bir yolculukta. Anlatmaya koyulduğunuzda, önünüzde bir sürü yol, imkân, olasılık...

Bayılmıştım. Çünkü ben de üç aşağı beş yukarı böyle çalışırım. İlk taslak çıkıncaya kadar aynı sayfalar üzerinde gider gelirim. Bir yabancıdır yazdığım roman. Birbirimize git git alışırız. Dostluk sonra kurulur.

Fakat her romancıda öyle mi? Tanıdığım kimi romancılarımızın çalışma yöntemlerini hatırlamaya çalışıyorum. Gizli gizli izlemiş olmalıyım.

Tanıdığım ilk romancı Halide Edip Adıvar'dı. Son eseri Hayat Parçaları çoktan yayınlanmıştı o zaman. Enikonu yaşlıydı Halide Edip. Yeni bir roman yazacağını, adının Azap Kapısı olacağını tekrar tekrar söylemişti. Halide Edip, belki de, 'ad' bulduktan sonra masa başına geçen romancılardandı.

Zaten bazı romanlarında adlar akrabadır: Sinekli Bakkal ismini bir sokaktan alır. Ardından Âkıle Hanım Sokağı gelir...

Selim İleri yazdı...

'Nehirler denize aksın diye insanlığın emrine verilmedi' 
Başbakan Tayyip Erdoğan, nükleer enerji çalışmalarına karşı çıkanlara sert tepki gösterdi. Erdoğan, "Bakıyorsunuz, buna da diklenenler var. Türkiye'de defans oyuncuları çok; ama biz ofans (atak) yapıyoruz." dedi.

Zaman zaman bazı grupların çalışmaları engellediğini kaydeden Erdoğan, "Nehirler, denizlere akması için insanlığın emrine verilmedi. İnsanlığın bunlardan istifade etmesi için verildi." ifadesini kullandı.

Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası'nın (İNTES) Swiss Otel'deki Genel Kurulu'na katılan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin enerji yatırımlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bir hidroelektrik santralın yapımının iyi şartlarda beş altı yıl sürdüğünü belirten Başbakan, yeraltındaki kömürü değerlendireceklerini söyledi. Erdoğan, geçen ay Meclis'te kabul edilerek Köşk'ten onay alan nükleer enerji yasasını da gündeme getirdi. Yasanın geçmesinden sonra nükleer enerji çalışmalarına yöneltilen eleştirilerin arttığını hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "Türkiye'de defans oyuncuları çok; ama biz ofansif yaklaşım arıyoruz. Buna çok ihtiyacımız var; fakat bunlar hep defans yapıyor, duvar örüyorlar, 'geçemezsiniz' diyorlar. Biz geçmeye mecburuz. Millet diyor ki; 'geç yürü, Türk milleti arkandan yürüsün', bunu istiyor. Ama birileri de diyor ki, 'hayır büyümeyeceğiz'. Küçülmemizi istiyor. Biz büyümek zorundayız. Biz kökü mazide olan bir ati isek, mazide ne ise onu geleceğe taşımak zorundayız. Bu inanç, heyecan ve yürek istiyor. Sizler yüreklerinizi ortaya koydunuz. Dünyanın dört bir yanında şu anda koşturuyorsunuz. Gittiğimiz yerlerde sizin inşaatlarınızı görüyoruz. O ülkelerin liderleriyle sizleri konuşuyoruz. Mektupsa mektup, telefonsa telefon, görüşmeyse görüşme, bunları yapabiliyoruz. Geçmişte birilerinin dediği gibi işadamlarıyla gidip de 'cumhurbaşkanları, başbakanlarla konuşmam' diyenlerden değiliz...

Ceren bebek Türkiye'yi gözyaşına boğdu 
Türkiye'nin yüreğini dağlayan uçak kazasında hayatını kaybedenler dün toprağa verildi. Isparta'daki manzara herkesi canevinden vurdu.

Annesi ve anneannesiyle birlikte can veren Ceren bebeğin musalla taşındaki bedeni, törene katılanları gözyaşına boğdu. Polis memuru olan babası Bülent Ceylan, 1,5 aylık yavrusunu kendi elleriyle mezara uzattı. Halasının, hiç görmediği Ceren'i okşarken yaktığı ağıtlar şehri matem yerine çevirdi. Eşini, kızını ve torununu kaybeden Hüseyin Şentürk ise ayakta durmakta zorlandı. Taziyeleri kabul ederken dudağından dökülen cümleler sitem yüklüydü: "36 yıllık evliliğim, ailem bitti. Bu uçağı niye uçurdular?"

Ceren bebek, annesi ve ninesiyle yan yana yatacak

Isparta'nın Sütçüler ilçesinde gözyaşları sel oldu. Sütçüler'de yüzlerce vatandaş Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen uçakta hayatını kaybeden 1,5 aylık Ceren Ceylan, annesi Melike ve anneannesi Ayşe Şentürk'ün cenazesinde saf tuttu. Ceren bebek, anne ve anneannenin cenazeleri Sütçüler ilçesindeki Seferağa Camii'ne getirildi. Kazada eşini, kızını ve torununu kaybeden Hüseyin Şentürk ne yapacağını şaşırdığını söyledi. Hüseyin Şentürk, "36 yıllık evliliğim, ailem bitti. Çok üzgünüm. Ne yapacağımı bilemiyorum." diye konuştu. Uçağın arızalı olduğu yönündeki söylentilere de değinen Şentürk, "Uçağın 3 kez rötar yaptığı, arızalı olduğu söyleniyor. Bu uçağı niye uçurdular?" diye feryat etti. Şentürk, damadı polis memuru Bülent Ceylan'ın, Ceren'in doğumunda 10 gün izin alarak, İstanbul'a gidip, bebeğini ve doğum yapan eşini görebildiğini, Eğirdir'deki görev yerine döndükten sonra bebeğini bir daha görme fırsatı bulamadığını anlattı.

Eğirdir'de görev yapan Bülent Ceylan'ın Burdur'da yaşayan babası...

Operasyon yetkisi askerde 

Kamuoyu Isparta yakınlarına düşen üzücü uçak haberiyle uğraşırken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çok önemli gelişmeyi duyurdu; hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni sınır ötesi operasyon konusunda yetkilendirdi.
Karar, hafta başında toplanan Bakanlar Kurulu'nda alındı ve çarşamba günü yazılı olarak Genelkurmay'a bildirildi. Erdoğan dün de 'TSK nasıl davranacağını ne yapacağını gayet iyi bilir' dedi. Yetki haberi yoğun gündemin arasına sıkıştı kaldı ancak bu gelişme terörle mücadelede çok kritik aşamaya geldiğimizi gösteriyor.

Son dönemde içeride yürütülen büyük operasyonlarla terör örgütüne ağır darbe vuruldu. Şimdi sıra sınırın öte tarafında. Kuzey Irak'ın içlerinde konuşlanan bölücü teröre karşı harekât için bütün yetki ve söz askerde artık. Nisan ayından bu yana belirli aralıklarla gündeme gelen sınır ötesi operasyon beklentisi özellikle 12 Mehmetçiğin şehit edildiği Dağlıca baskınıyla zirveye çıkmıştı. Hükümet, bir yıllık süreyle harekât yetkisi içeren tezkereyi Meclis'e getirmiş, oylamada milletvekillerinin rekor oyuyla kabul edilmişti. Askere verilen yetki işte bu tezkerenin bir sonucu...

Başbakan Erdoğan'ın 5 Kasım'da ABD Başkanı Bush'la Beyaz Saray'da yaptığı görüşme bu sürecin en kritik adımlarından biri oldu. Harekâta giden yolun kilometre taşlarından biri bu zirve. ABD, PKK'yı ortak düşman diye niteledi ve Türkiye ile 'anlık istihbarat' paylaşımına gitti. Bu tarihten sonra ABD'den örgütle ilgili istihbarat gelmeye başladı. Anlık istihbaratın tek amacı olabilir; gereğini yapmak... Askerî operasyon bunun tabii sonucu. Bizzat Genelkurmay Başkanı Büyükanıt söyledi; 'Turşu kurmayız'. İstihbarat bilgisiyle ne yapılacağı açık...


Mutafa Ünal yazdı...

Stalin, Ermenileri kullanarak Kars ve Ardahan'ı almak istemiş ABD ve İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Moskova yönetimiyle yaptığı müzakerelerin tutanakları, Josef Stalin liderliğindeki Sovyetlerin o dönemde Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı talep ettiğini ve Boğazlarda üs istediğini ortaya çıkardı.

Bizzat, Stalin'in ağzından ifadeler içeren belgeler ayrıca, komünist liderin dünyanın çeşitli ülkelerinden Ermenileri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) getirterek, işgal etmek istediği Doğu Anadolu'ya yerleştirmeyi amaçladığını ve bunu işgale haklı zemin oluşturmak için yaptığını gösteriyor. Söz konusu dokümanlar, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın "Foreign relations of the United States: Diplomatic papers" adlı yayınları içerisinde kamuoyuna açıldı.

Sovyetlerin Türkiye'den toprak ve üs istediği iddialarının varlığı bugüne kadar biliniyordu; ancak tartışmaya açık bir konuydu. ABD, İngiltere ve SSCB arasında 16-26 Aralık 1945'te Moskova'da düzenlenen dışişleri bakanları konferansının tutanaklarında bu iddialar Stalin'in ağzından doğrulanıyor. Tutanaklara göre, Moskova konferansı sırasında İngiliz ve Sovyet heyeti arasında 19 Aralık 1945 tarihinde, Kremlin Sarayı'nda bir görüşme yapıldı. Stalin, İngiltere Dışişleri Bakanı Ernest Bevin ve beraberindekileri kabul etti. İngiltere heyeti, bu görüşmenin tutanaklarını, ertesi gün Amerikan heyetine de verdi ve tutanaklar Amerikan arşivlerine girdi.

Türkiye, milyarlarca dolarlık toryum rezervine sahip
Isparta'da meydana gelen uçak kazasında Türkiye önemli bilim adamlarını kaybetti. Kazada hayatını kaybeden Prof. Dr. Engin Arık, toryum üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyordu.

Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Kanun'un TBMM'de görüşülerek kısa süre önce kabul edilmesiyle, Türkiye'nin sahip olduğu uranyum ve toryum maden rezervleri de en iyi şekilde değerlendirilecekti. Böyle bir dönemde meydana gelen uçak kazasında toryumla ilgili çalışma yapan 6 bilim adamının hayatını kaybetmesi, başta bilim adamları olmak üzere tüm Türkiye'yi yasa boğdu.

Dünyada toryum ve uranyum rezervlerine sahip ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer alıyor. Nükleer enerjiye sahip olan ülkeler, santrallarda kullanılan uranyum ve toryumu Türkiye'den temin ediyor. Yapılan araştırmalar, ülkemizin toryum rezervinin uranyumdan daha fazla olduğunu gösteriyor. Uranyum ve toryumla ilgili ciddi bir rezerv araştırması yapılmamış olsa da Türkiye, şu an bilinen oranlara göre dünya ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Doğada siyah yani allenit olarak bulunan toryumun, bilinmeyerek başka alanlarda farklı malzemeler olarak kullanıldığı da oluyor.

Yanlış sözcülükler...

Daima "bilim-akıl-içtenlik-sevgi" üzerinde duruyorlar. Güzel bir şey. Tabii ki bunlar üzerinde kimsenin müseccel bir rüchan hakkı ve tarif imtiyazı yok.
Bunları herkes, her kesim, her ekol söyleyebilir; her din, her mezhep, her meşrep söyleyebilir. Ama hiçbiri, "bunlar bende var, başkalarında yok; bu farklılık benim tanımımdır" diyebilme hakkına sahip değildir... Ama olsun, "verdiği önemden ve kendi duyarlılık sıcağını daha yakınında hissettiğinden böyle diyor" genişliğine açık dururuz.

Lakin bu sözlerin bağlayıcılığı da olur. Olmalıdır.

Geçen akşam yakınım olan bazı gençlerle oturuyorduk. Onlara, farklılıkların hoşgörüyle karşılanması gerektiğini, dinî, felsefî ve ilmî yönleriyle bir demet yaparak anlatmaya çalışmıştım.

Tam o sırada, Kanal 7'nin bir tartışma programı açık duruyordu ve bir Alevi sözcüsünün şu sözleri odamıza yayılıverdi: "Bizim yoğun olduğumuz yerlerde bile ezan okunuyor ve biz bundan rahatsız oluyoruz. Oysa herkes biliyor ki, bizim ezanla, namazla, camiyle ilgimiz yok." (Kamer Genç de o programdaydı)

Gençler dönüp sorgulayan nazarlarla bana baktılar.

Ne diyecektim ben şimdi?


Ahmet Selim yazdı...


 

 

Kenthaber
Yayın Tarihi : 2 Aralık 2007 Pazar 05:05:07
Güncelleme :2 Aralık 2007 Pazar 06:05:11


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?