7
Şubat
2026
Cumartesi
ANASAYFA

BUGÜNÜN BASIN ÖZETLERİ

 

Uçaktaki esrarengiz soru
Prof. Engin Arık, “Ankara'da kurulacak, parçacıkları hızlandırarak yüksek enerjili ışın oluşturulacak ve sanayiden askeriyeye kadar 232 küsur alanda kullanılabilecek bir proje üzerinde çalışıyordu.

Düşen uçakta yaşamını yitiren değerli bilim adamı Prof. Dr. Engin Arık, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesiydi. Prof. Dr. Engin Arık, Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ ile Doç. Dr. İskender Hikmet, ‘Da Vinci Şifresi' adlı kitabın yazarı Dan Brown'un yazdığı ‘Melekler ve Şeytanlar' adlı kitapta adı geçen dünyaca ünlü Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi DAN BROW'UN KİTABI "MELEKLER VE ŞEYTANLAR"DA NE ANLATILIYORDU?
Çok eski gizli bir kardeşlik örgütü. Dünyayı yok edecek ölümcül yeni bir silah, akıl almaz bir hedef.

Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon efsanevi gizli örgüt Illuminati'nin -Galileo zamanından beri Katolik Kilisesi'nin bağnaz inançlarını lanetleyerek bilimin yararlarını yücelten- hala faaliyette olup cinayetler işlediğini öğrenince şok geçirir. Parlak bir fizikçi olan Leonarda Vetra cinayete kurban gitmiştir. Tek gözü oyulmuş ve göğsü örgütün sembolüyle dağlanmıştır. Bilim adamının son buluşu güçlü ve çok tehlikeli enerji kaynağı karşımadde çalınmış ve yeni Papa seçiminin gerçekleşeceği gün Vatikan Şehri'nin altına saklanmıştır. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve aynı zamanda kızı olan Vittoria ile medeniyeti yok olmaktan kurtarmak amacıyla Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa koşuşturarak 400 yıllık izi sürerek Illuminati'nin izini bulmaya çalışırlar.
’Pisti gördüm’ dedi Türbetepe’ye çarptı

AtlasJet Havayolları adına İstanbul-Isparta seferi yapan MD-83 tipi uçak, önceki sabaha karşı saat 01.36’da, inişe geçen kaptan pilot "Pisti gördüm" dedikten birkaç dakika sonra radardan kayboldu. Uçağın enkazı, 4 saat kadar sonra, Türbetepe yamaçlarında bulundu. Uçakta bulunan 50 yolcu ve 7 mürettebattan kurtulan olmadı. 
Isparta seferini yapan World Focus Havayolları’na ait, AtlasJet Havayolları’nın kiraladığı MD-83 tipi yolcu uçağı, Süleyman Demirel Havalimanı’na iniş için alçalırken, 1830 metre yükseklikteki Türbetepe’ye çarparak düştü. Uçakta, aralarında 1,5 aylık bir bebeğin de bulunduğu 50 yolcu ve 7 mürettebattan kurtulan olmadı. İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan saat 23.20’de havalanması gerekirken, Priştine seferinden geç dönmesi nedeniyle saat 00.51’de kalkış yapan ’KK4203’ sefer sayılı uçak, saat 01.36’da Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na inişe geçtiği sırada radardan kayboldu. Hava Trafik Kontrol Merkezi’nin uçağın kaybolduğu bilgisini vermesiyle, arama-kurtarma ekipleri, jandarma başta omak üzere tüm güvenlik birimleri seferber oldu. Uçağın koordinatlarını uydu aracılığı ile bildiren ’ELT’ cihazından sinyal alınamayınca, çevredeki göllerden birine düşme olasılığı göz önüne alınarak, aramalar buralara da kaydırıldı. Isparta ve Antalya valiliklerinde kriz masaları oluşturuldu.




TERMAL KAMERA BULDU Yaklaşık 4 saat aranan uçağın enkazını, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait, Ankara’dan kalkan ’AS532’ Mk1 Cougar tipi özel termal kameraya sahip arama-kurtarma helikopteri, saat 06.00 sıralarında Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’nın kuzey batısında yer alan Çukurören ve Kılıç Köyleri arasındaki Türbepete’nin Zirvesi’nde buldu.

O polis linci hak etti mi


POLİSİMİZ hakikaten önüne geleni vuran bir "katil topluluğu" mu? İstanbul ve İzmir’deki olaylardan sonra polis hakkında atılan manşetlere, yapılan yorumlara bakarsanız öyle.

Bir olayda, devletin resmi bir yetkilisine tek taraflı çok ağır suçlamalar yapıldığı zaman, bir duygu beni gönüllü avukatlığa sürüklüyor.

Çünkü öğrendiklerim, yaşadıklarım bana bir şey öğretti.

Her olayın mutlaka iki tarafı vardır.

Eğer ülkenin medyası, çok büyük ağırlığıyla, iddia makamına dönüşmüşse, birilerinin de o polislerin avukatlığını yüklenmesi gerekir.

Ben onun veya bunun tarafında değilim.

Tamamen, yukarıda izah etmeye çalıştığım psikoloji nedeniyle, bugün köşemi, bu işin başka bir tarafını göstermeye çalışan bir insana bırakıyorum.

Yazıyı yazan Hakan Hanlı, Brüksel Barosu’nda avukatlık yapmış bir hukukçu..

Bakın ne diyor:

"İnanılmaz bir linç kampanyası başlatıldı.

İstanbul’daki olayda polisin darbının öldürücü nitelikte mi olduğu, yoksa maktulün kendi patolojik durumu yüzünden mi hayatını kaybettiği, ancak adli tıp raporu ile belli olacağından, bu konuyu bir kenarda tutsak da İzmir’deki olaya yaklaşım beni hayretler içinde bıraktı.

Bir tarafta suç işleyip işlemediği daha belli olmayan polis memuru hırpalanırken, diğer tarafta maktulün arka arkaya işlediği suç ve kabahatler es geçiliyor.

Hatırlatayım:

Ertuğrul Özkök yazdı...

Seks çetesinin gizli kayıtları
Tekirdağ’da bir fuhuş şebekesinin elemanlarına ait evlerde yapılan aramalarda, hayat kadınlarının erkeklerle ilişki sırasında çekilmiş kamera görüntülerinin yer aldığı kasetler ele geçirildi.

TEKİRDAĞ’ın Çerkezköy İlçesi’ne bağlı Kapaklı Beldesi’nde fuhuş yaptırdıkları ileri sürülen bir şebekeyi takibe alan İl Jandarma Komutanlığı ekipleri önceki gece, 3 ayrı eve eşzamanlı operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında örgütün lideri oldukları belirlenen Y.B. ve A.B. ile Azerbaycan’dan fuhuş yapmak için getirdikleri S.G. ve R.T. adlı 2 kadın ve fuhuş çetesiyle birlikte çalıştıkları belirlenen 4 kişi gözaltına alındı.

Şantaj yapacaklardı

Zanlıların evlerinde yapılan aramalarda 14 porno CD, 24 Viagra hap, müşterilere ait cep telefonu numaralarının bulunduğu 3 cep telefonu ele geçirildi. Zanlıların evlerinde bulunan ve her iki hayat kadınının erkeklerle ilişki sırasında çekilmiş kamera görüntülerini içeren kasetler, şebekenin kadınlarla ilişkiye giren erkeklere şantaj yapmaya hazırlandığını ortaya koydu. Jandarma ekipleri, kasetlerde hayat kadınlarıyla görüntüleri bulunan kişilerin kimliğini belirlemeye çalışıyor.
Bebek karıştırma skandalı çıkmazda
Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi Prematüre Servisi’nde bebeklerin karışma hikayesi çıkmaza girdi.

Mardinli Alas Ailesi’nin bebeğini aldığı iddia edilen Batmanlı Hülya-Erkan Özkanat çiftinin kan örnekleri alındı. Bebeğin kendilerine ait olduğunu savunan Özkanat çifti, "Tedavi gördüğü süre içinde bebeğimizin yanından hiç ayrılmadık. Her türlü teste hazırız" dedi.

MARDİN’in Derik İlçesi’nde oturan Gülten- Hamdullah Alas çiftinin, 27 Eylül’de dünyaya gelen ikiz erkek bebeklerine Osman ve Ömer adı verildi. Bebeklerden Ömer, nefes darlığı yüzünden Diyarbakır’a sevkedildi. 20 gün sonra hastane yetkilileri Alas’ı arayarak çocuğunun öldüğünü bildirdi.

Hamdullah Alas, erkek bebeğinin cesedini almaya geldiğinde hastanede kendisine kız bebek cesedi verilmek istendi. Alas, kendi çocuğunun erkek olduğunu belirtince hastane yönetimi idari soruşturma başlattı ve durumu Cumhuriyet Savcılığı’na da bildirdi. Olay üzerine ’Öldü’ denilen Ömer Alas isimli bebeğin, aynı gün hastaneye kız bebeklerini getiren Batmanlı Hülya-Erkan Özkanat çiftine verildiği, ölen kız çocuğunun da söz konusu ailenin olduğu ileri sürüldü.

.
’Baskı’ çeşitleri...

"BASKI" var da adını koyamadılar:

Sokakta; mahalle baskısı...

Meclis’te; sandalye baskısı...

Patronlara; ihale baskısı...

Yoksullara; iaşe baskısı...

Ramazan çadırı ile; iftariye baskısı...

Esnafa; irsaliye baskısı...

Emekçiye; yevmiye baskısı...

YÖK’e; ilmiye baskısı...

Mayolu afişlere; entariye baskısı...

Akşamcılara; nevale baskısı...

Başbakan, sinirlenip de (asabiye baskısı), başka memlekete gitmemi istediğinden bu yana (nakliye baskısı), malum dinci gazeteler hakaret sütunlarını bize ayırıyorlar.

O gazetelerin hedef gösterdiklerinin başına iki şey gelir:

- Ya kovulurlar...

(Tahliye baskısı)

- Ya vurulurlar...
(Kabriye baskısı)
Son olarak sinirlerini bozan yazım; tarikatların denetimindeki kimi mahallelerde cuma günü işyerlerinin kapatılmaya zorlanması (yale baskısı) meselesi...
Yok mu böyle bir şey? 
 Bekir Çoşkun yazdı..
Ölümü beklerken hayata geri döndü

Adana’nın Ceyhan İlçesi’nde eşi Gürkan ve evliliğinden 5 yıl sonra tüp bebek yöntemiyle sahip oldukları 16 aylık oğlu Sertaç ile mutlu bir hayat süren Zöhre Çırık, 20 Kasım’da aniden rahatsızlandı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde genç anneye, Hepatit B’ye bağlı ani gelişen karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. 22 Kasım’da şuuru kapanan Çırık’ın yaşama şansının giderek zayıfladığını ailesine açıklayan doktorları, bir mucize gerçekleşmemesi halinde genç kadının kurtulamayacağını bildirdi.

Umutların tükenmeye başladığı bir anda Muğla Devlet Hastanesi’nden mucize haber geldi. Beyin kanaması nedeniyle hastanede tedavi görürken beyin ölümü gerçekleşen G.T.’nin bağışlanan karaciğerinin Çırık’a uyumlu olduğu anlaşıldı. Ancak organ nakli yapılamadan Çırık’ın ölmesi an meselesiydi.

Önceki gün organ hastaneye ulaştığında hazır bekleyen Prof. Dr. Haluk Demiryürek ve Doç. Dr. Murat Gündüz başkanlığındaki ekip, Zöhre Çırık’ın hastalıklı karaciğerinin yerine Muğla’dan getirilen organı nakletti. Şuuru kapalı olduğu için yaşananlardan habersiz olan Çırık, ölümüne dakikalar kala yeniden hayata bağlandı.

Ameliyattan bir gün sonra kendisine gelen Zöhre Çırık, "Öleceğimi hissederken, yeniden yaşamak çok güzel bir duygu. Organ bağışının ne kadar önemli olduğunu anladım. Organlar toprak olacağına, bir can kurtulsun. Bebekler, anneler, babalar üzülmesin" dedi.
Fotoğraftaki asker onun babası değil "Çanakkale kahramanları" fotoğrafını Almanya’dan Türkiye’ye getiren havacılık tarihi uzmanı Bülent Yılmazer, fotoğraftaki kişinin babası İbrahim Bayseç olduğunu iddia eden Seyran Bayseç’i yalanladı. Yılmazer, iki fotoğraf arasında hiçbir benzerliğin bulunmadığını belirterek, "Askerin gözleri koyu, babasınınki ise açık renkli" dedi.

Fotoğrafı sekiz yıl önce Birinci Dünya Savaşı pilotlarından Alman Emil Meinecke’nin oğlu Hans Meinecke’den satın alan ODTÜ Öğretim Üyesi Yılmazer, çekimin 1930’da ve İzmir’de yapıldığı iddialarının da asılsız olduğunu vurgulayarak Hürriyet’e şöyle konuştu:

BENZEMİYOR Orada yayınlanan fotoğrafla, Çanakkale’deki Mehmetçiklerin fotoğraflarında kişisel olarak bir benzeşme yok. Babasının fotoğrafında gözler açık renk. Çanakkale’deki Mehmetçiklerin gözleri ise koyu renk. Burnu, kulakları, kaşları ağzı hiç benzemiyor. Ayrıca fotoğrafın Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale’de çekildiğini biliyoruz. Hatta geri planında bir uçak görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı yıllarına ait bir uçak. O da bize fotoğrafın 1930’larda çekilmesinin söz konusu olamayacağını gösteriyor. Savaştan sonra Versay Antlaşması’nın ardından da bir daha üretilmedi. Uçak fotoğrafın tarihi hakkında ipuçları veriyor. Fotoğrafın arkasında Çanakkale’de, savaş yıllarında çekildiği ve Türk askerleri olduğu yazılı. Bütün bunlar bize bir ön bilgi veriyor. Fotoğraf bulunduktan sonra o kadar çok torunları ve oğulları ortaya çıktı ki! Bu kötü niyetli insanlar, bunun için ödül, madalya isteyip devlete başvurdular. Olaylar yargıya taşınarak, sahtekarlıkları ortaya çıktı
Uçak
Isparta’da ILS var mı?
Yok.
Uçak düşer.


Diyarbakır’da ILS var mı?
Yok.
Uçak düştü.

Van’da ILS var mı?

Yok.
Uçak düştü.


Gerisi fasa fisodur...

Efendim, dağ varmış da, pilot görmemiş olabilirmiş, kuyruğu tepeye vurmuş, filan...
Peki, İsviçre’de niye kuyruğu tepeye vurmuyorlar, o kadar dağın arasında?
ILS var çünkü.

ILS, Insrument Landing System, yani, aletli iniş sistemi.

Pisti "mıknatıs", uçağı da devasa gökkubbede "toplu iğne" olarak düşünün... ILS varsa, 40 kilometre uzaktan toplu iğneyi yakalar, yavaş yavaş kendine çeker, yatay ve dikey olarak yön verir, önünde engel varsa yukarı kaldırır veya aradan geçirir, pilotun müdahalesine gerek bırakmadan, tereyağından kıl çeker gibi, indirir.

Bulutmuş, sismiş, yağmurmuş, karmış, görüş mesafesi azmış, tepeymiş, geceymiş... Dinlemez.

Hani, İstanbul Atatürk Havalimanı’na inerken, pist kenarında gördüğünüz sivri sivri dikenler gibi anten denizi var ya... İşte o ILS.

*

Benim bildiğim, İstanbul, Ankara, İzmir, Bodrum, Antalya, Adana, Dalaman, Trabzon, Çorlu, Kars, Bursa, Samsun, Erzurum ve Nevşehir’de var.
Yılmaz Özdil yazdı..

 

Uçak faciası 57 can aldı 
İçinde 50 yolcu ile 7 kişilik mürettebat bulunan ve Isparta Havalimanı'na inişe geçtiği sırada kaybolan Atlasjet uçağının, Keçiborlu ilçesindeki Türbetepe'de enkazı bulundu. 57 kişiden kurtulan olmadı


AHMET İSTEK, SONER KAVAK, OSMAN NURİ BOYACI, TURAÇ TOP, CESUR SERT, HASAN ÖZBEK, RAMAZAN ACAR, MEHMET ÇINAR, RAMAZAN ÇETİN, SELAMET ŞAHİN Isparta DHA

İstanbul-Isparta seferini yapan Atlasjet Havayolları uçağı, Süleyman Demirel Havalimanı'na iniş için alçalırken düştü. Isparta'nın Keçiborlu ilçesindeki Türbetepe'ye çarpan uçağın 7 kişilik mürettebatı ile aralarında 1.5 aylık bir bebeğin de bulunduğu 50 yolcudan kurtulan olmadı.
World Focus Havayolları'ndan kiralanan, Atlasjet Havayolları adına uçuş yapan KK4203 sefer sayılı MD83 tipi uçak, İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Isparta'ya saat 23.20'de havalanması gerekirken, Priştina seferinden geç dönmesi nedeniyle saat 00.51'de kalkış yaptı. Uçak, saat 01.36'da Süleyman Demirel Havalimanı'na inişe geçtiği sırada radardan kayboldu.


Göl için hazırlık yapıldı
Hava Trafik Kontrol Merkezi'nin uçağın kaybolduğu bilgisini vermesiyle arama- kurtarma ekipleri ve jandarma başta olmak üzere tüm güvenlik birimleri seferber oldu. Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı arama kurtarma helikopterleri bölgeye sevk edildi.
Uçağın koordinatlarını uydu aracılığıyla bildiren 'ELT' cihazından sinyal alınamayınca, çevredeki göllerden birine düşmüş olabileceği olasılığı göz önüne alınarak, aramalar buralara da kaydırıldı. Uçağın kaybolduğu haberi üzerine yolcu yakınları, İstanbul Atatürk Havalimanı ve Isparta Süleyman Demirel Havalimanı'na akın etti.

Kazanın en küçük kurbanı Ceren bebek
Atlasjet’in Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen uçağında hayatını kaybedenler arasında bulunan 1.5 aylık Ceren bebeğin, anne ve anneannesiyle yolculuk yaptığı bildirildi.

Güvenlik kamerası kayıtlarında yeralan, Melike Ceylan'ın uçağa binerken küçük kızına verdiği öpücük, yüreklerdeki acıyı bir kat daha dağladı.


Isparta'nın Eğirdir İlçesi'nde görev yapan polis memuru Bülent Ceylan, kazada eşi 27 yaşındaki Melike Ceylan, 1.5 aylık kızı Ceren Ceylan ve kayınvalidesi 57 yaşındaki Ayşe Şentürk'ü kaybetti. Ceylan'ın eşi hamileliğinin son aylarında İstanbul'da oturan annesinin yanına gittiği, bebeğini Gaziosmanpaşa Hastanesi'nde dünyaya getirdiği belirtildi.

Melike Ceylan, lohusalık dönemini İstanbul'da geçirdikten sonra dün akşam, bebeğine bakmasına yardım etmek için bir süre yanında kalacak olan annesi ve kızını alarak düşen uçağa bindi. Acı haberi alan Bülent Ceylan, enkazın bulunduğu alana koştu.

Türkiye'nin kimlik röntgeni

SABANCI Üniversitesi'nden Prof. Ali Çarkoğlu ve Prof. Ersin Kalaycıoğlu'nun "Seçim 2007" araştırması, seçimlerden sonraki dönemde Türkiye'nin röntgenini yansıtıyor. Hemen 'kimlikler'e baktım. Çünkü Türkiye'nin en önemli sorunudur.
Bu sorunu daha büyük acılara yol açmadan demokrasi içinde aşabilmemiz lazım.
Araştırmaya göre, 42 milyon 800 bin seçmenden 5 milyon 350 bini "Kürtçe konuşanlar"dan oluşuyor, nüfusumuzun yüzde 12'si... DTP'li bağımsızların aldığı oy ise 1 milyon 700 bin kadar!
Demek ki, Kürt ayrılıkçı hareketi önemli bir kitle tabanına sahiptir ama Kürt vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu tarafından onaylanmıyor!

Küçük burjuva Kürtçülük
Araştırmadaki çok önemli bir bulgu da DTP'ye oy veren seçmen kitlesinin sosyolojisidir. DTP, "en düşük toplumsal mevki"ye sahip kesimlerden fazlaca oy alamıyor: AKP'ye verilen 100 oydan 7.8'i "en düşük mevki"deki kesimlerden geliyor. CHP oylarında bu oran 7.3'tür.
DTP'li bağımsızların aldığı 100 oydan sadece 5.9'u "en düşük mevki"deki vatandaşlardan geliyor. Çünkü bu kesimlerin bilincinde öncelik, "iş ve ekmek"tir, 'kimlik' değildir!
Kimlik sonra geliyor!
Nitekim, "toplumsal mevki" bakımından ikinci basamağa çıktığımızda DTP'nin oyları içinde bu kesimin yüzdesi 20.6'ya çıkıyor! Üçüncü basamağa çıktığımızda yüzde 35.3'e ulaşıyor!
Demek ki, kalkınma, etnik milliyetçiliği besliyor!
Teoriye de uygundur bu...
Ama, yine teoriye uygun olarak, statü biraz daha yükseldikçe DTP'nin oyları düşmeye başlıyor. Nitekim toplumsal mevki olarak 4. basamağa çıktığımızda, DTP'nin aldığı 100 oyda bu basamaktan gelenlerin oranı yüzde 26.5'e iniyor. Beşinci basamakta yüzde 8.8'e düşüyor!
Daha üst basamaklarda istatistiki olarak yok sayılacak durumda!
Demek ki, Kürtçü hareket, bir "yoksullar hareketi" değildir! Bir "alt orta sınıf" hareketidir, "küçük burjuva milliyetçiliği"dir

Taha Akyol yazdı...

Fiziğe adanan bir hayat dağa çakıldı
Uçak kazasında yaşamını yitiren Prof. Arık, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne (CERN) Türkiye'nin üye olması için uğraşırken, bir yandan da göğüs kanseriyle savaşıyordu

Uçak kazasında yaşamını yitiren Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık (59), yaşamını bilimsel çalışmalara adamış bir bilim insanıydı...
Arık, 1969'da İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden mezun olduktan sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde mastır ve doktora yaptı. 1979'da Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti. 1997-2000 yılları arasında Viyana Üniversitesi'nde görev yaptı. 1985'ten beri de Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu. "Deneysel Yüksek Enerji Fiziği" alanında yaptığı çalışmalarıyla, uluslararası alanda da tanınıyordu.
Arık, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne (CERN) Türkiye'nin üye olup buradaki temel bilimlerden ve bu yıl deneyi yapılmakta olan 'evrenin yaratılış teorisi' Big Bang'den (Büyük Patlama) Türk fizikçilerinin yararlanması için büyük mücadele vermişti.
TÜBİTAK'ın bilim dünyasının büyük önem verdiği bu deneye maddi destek vermemesi, hatta, 'ilgilenmiyoruz' diyerek geri çevirmesi Arık'ı çok üzmüştü. Türkiye'nin CERN'e üye olup Türk biliminin gelişmesi için yıllarca uğraş veren Arık, göğüs kanseri olmasında bu konulara üzülmesinin de payı olabileceğini belirtmişti.
Ve Arık'ın bu uğraşı, geçen yılın sonunda semeresini vermişti. Arık, bu deneye katılacak Türk fizikçilerine TAEK'in (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) maddi destek vermesini sağlamıştı. CERN'deki Türk grubunun başkanı olan Arık, bundan sonraki hedefin Türkiye'nin CERN'e gözlemci üye değil, tam üye olmasının sağlanması olduğunu vurgulamıştı. Türkiye'nin toryum açısından zengin olduğunu belirtiyor ve toryumla çalışan nükleer reaktörlerin kurulması konusunda da araştırmalar yürütüyordu.
Yetki TSK'da
Başbakan Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 28 Kasım'da sınır ötesi operasyon yapma yetkisi verdiklerini, ancak bunun operasyonun başladığı anlamına gelmediğini belirtti



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de onayıyla 28 Kasım'da sınır ötesi operasyon yapma yetkisi verdiklerini söyledi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ı başkanlığa seçilmesi nedeniyle makamında ziyaret eden Erdoğan, çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, "Almanya'dan teröristler iade edildi. Süreç böyle mi devam edecek, yoksa tezkere kullanılacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Biliyorsunuz 17 Ekim'de tezkereyi TBMM'den aldık. Bu karar üzerine ayın 24'ünde Genelkurmayımıza, daha önce Genelkurmay Başkanımızın da açıkladığı gibi talepleri ile alakalı yazımı yazdım. Buna karşın Genelkurmay Başkanlığımızın da 1 Kasım'da talepleri ile ilgili yazı bana geldi. Ve ardından 28 Kasım günü bizler de Bakanlar Kurulu kararımızı aldık ve Cumhurbaşkanımızın onayıyla şu anda sınır ötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yetkilendirilmiştir."


'Operasyon başlamadı'
"Harekât emri verildiğini mi anlamalıyız?" sorusuna karşılık, bunun operasyonun başladığı anlamına gelmediğini vurgulayan Erdoğan, "Arkadaşlar ifademe lütfen dikkat edin, saptırılmasın. Şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz 28 Kasım itibariyle yetkilendirilmiştir. Çerçevesi o yetkinin içerisindedir" dedi. Erdoğan, "ABD elçisinin 'anlık istihbarat paylaşımının başladığı, sonuçlarının Türk yetkilileri tarafından açıklanması gerektiğine' yönelik açıklaması oldu. Somut bir sonuç var mı?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Amerika seyahatimizde Başkan Bush'un da ifadesi. Daha önce bu anlık istihbarat paylaşımı ne yazık ki olmuyordu. Bunu biz orada kendilerine de ilettik ve kendileri de açıkça ifade etti.

Dadsız...

Perşembe gecesi Galatasaray'ın, pek de umut etmediğim bir skorla 3-0'lık galibiyeti; eski okul yıllarından, kırılıp dökülmüş kâğıt helvalarına benzeyen anılarla da bendenizi oyalarken, ertesi sabah yazacağım yazının başlığını düşünüyordum.
Gazete sayfasında cumartesi günü canlanacak bir yazının başlığı, çok da asık suratlı olmamalıydı.
* * *
Saat 24'e doğru yatağa girdikten sonra da, kapattığım göz kapaklarımın içinde binbir yazı şimşeği dolaşırken uyumuşum.
* * *
Sabah saat 6.30'da kalktığımda ve televizyonu açtığımda...
"SON DAKİKA" haberleriyle, kalakaldım ayakta elimdeki büyük boy kahve fincanıyla.
Gece saat 1'e doğru İstanbul'dan havalanan Atlasjet uçağı, Isparta'ya inerken düşmüştü; 49 yolcusu ve 9 mürettebatından kurtulan kimse olmamıştı.
* * *
Gündüzleri arkalarında beyaz bir iz bırakarak, geceleri de minik ışıklarıyla göklerin uzak derinliklerinden geçip giden uçaklara bakarken, her seferinde Solmaz'a:
- Kimbilir, derdim; içlerinde kimler var?
* * *
Ve gecenin karanlık gökleri içinde pilotları, mürettebatı, yolcularıyla uçmakta olan 56 insan, canlı inememişti yere.
* * *
Nasıl gevşek bir rehavetle girmiştik yatağa ve kalkar kalkmaz da nasıl bir haberle karşılaşmıştık?
Cahit Sıtkı'nın son yazdıklarından ve sanırım ilk kez de Ankara'da Şükran Lokantası'nda bendenize okuduğu bir şiiri başladım mırıldanmaya:

Mektup alırsın, her taraf gül gülistan;
Derken cenaze geçer, her taraf zindan...
Mümkün olsa da insan, her zaman gülebilse;
Olmasa her neşenin sonunda hüzün.
Acısı da tatlısı da ömrümüzün,
Çok pahalıya oturur üstümüze.

Çetin Altan yazdı...

 Yüksek ücretliye büyük haksızlık
Asgari geçim indiriminde, yüksek ücret alan, dolayısıyla yüksek vergi ödeyen cezalandırılıyor. Sistem yüksek ücretlilerde binlerce YTL'lik kayba yol açıyor. 10 bin YTL maaş alan da asgari ücretli kadar indirim alacak


Eski vergi iadesi sistemi toplanan belgelerde yazılı tutarların belli bir oranının vergi matrahından indirilmesi suretiyle uygulanıyordu. Yani hesaplanan indirim tutarı düşülerek ücretlinin vergisi yeniden hesaplanıyor, ödenen verginin bu yeni hesaplanan vergiden fazla olan kısmı ücretliye iade ediliyordu. Böyle olduğu için de yüksek ücret alan, dolayısıyla yüksek vergi ödeyen daha yüksek vergi iadesi alıyordu.
Oysa bunun yerine getirilen asgari geçim indiriminde 'matrahtan indirim' değil 'vergiden indirim' yapılacak. İşin püf noktası bu. Yani çalışanın ücret düzeyinin hesaplamada hiçbir etkisi yok. İade tamamen eş ve çocuk durumuna göre hesaplanıyor. Dünkü Milliyet'te bazı alternatiflere göre aylık iade tutarlarını hesapladık.
Asgari geçim indirimi yurtdışında esas itibariyle matrahtan indirim şeklinde yapılan bir uygulama. Biz pek çok ülkede uygulanan bu sistemi alırken, dünya uygulamalarının aksine vergiden indirimi icat etmişiz.

2 bin YTL iade alan, 837 YTL alacak
Bir örnek verecek olursak, aylık vergi matrahı 4 bin YTL olan, eşi çalışmayan iki çocuklu bir ücretlinin 2007 yılı vergisi 11 bin 655 YTL. Bu ücretli eski sisteme göre tam belge verse yıllık 2 bin 151 YTL iade alacaktı. Oysa şimdi yıllık (69,75 x 12=) 837 YTL iade alacak. Ücret yükseldikçe makas açılıyor.
Orta ve yüksek ücretliler aleyhine olan yeni sistem birçok nedenle eleştirilebilir.

Yüksek vergi ödeyen cezalandırılıyor

Yüksek ücret almak suç değil. Kimse sebepsiz yere yüksek ücret ödemez. Yüksek ücretin eğitim, bilgi birikimi, deneyim gibi pek çok gerekçesi var. Yüksek ücret alan kişi yüksek vergi öder. Vergi tarifemiz artan oranlı bir yapıya sahiptir. Düşük ücretliler yüzde 15 vergi öderken yüksek ücretliler yüzde 35'e varan oranlarda vergi öderler.
Cumhurbaşkanı Gül, YAŞ'ın ihraç kararlarını imzaladı
Cumhurbaşkanı Gül, başbakan olduğu dönemde muhalefet şerhi koyduğu Yüksek Askeri Şûra kararlarını onayladı. Erdoğan ile Vecdi Gönül ise oyçokluğuyla alınan 7'si irticai faaliyetten olmak üzere toplam 38 personelin ihraç kararlarına yine şerh düştü


Yüksek Askeri Şûra (YAŞ), uyuşturucu alışkanlığı veya ahlakdışı ilişkileri bulunan 31, irticai tutum ve davranışları tespit edilen 7 olmak üzere, toplam 38 personelin ordudan ihraç edilmesine karar verdi.
Genelkurmay Başkanlığı şûrayla ilgili kamuoyuna açıklama yaparken bir ilke imza atarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün ihraç kararlarına şerh koyduğunu gösteren bir ifadeye yer verdi.
Açıklamada, ihraç kararlarının "oy- çokluğu" ile alındığı belirtilerek, şûra çalışmalarına katılan hükümet üyelerinin kararlar alınırken oylamada aleyhte oy kullandığı gösterildi.
YAŞ, iki günlük kış dönemi olağan çalışmalarını tamamladı. Erdoğan'ın başkanlık ettiği toplantıda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Gönül, kuvvet komutanları, orgeneral ve oramiraller hazır bulundu.


Sınır ötesi görüşüldü
YAŞ'ta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) personel, eğitim, disiplin konuları, modernizasyon ihtiyaçları, başta Irak olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı ve iç ve dış tehditler ile TSK'nın harbe hazırlık durum değerlendirmesi de yapıldı.

CHP, Wilson'a tepkili

CHP, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'un Kürt kökenli milletvekillerine verdiği kahvaltıya tepkili.
CHP Genel Başkan Yardımcısı, deneyimli diplomat Onur Öymen, Wilson'un bu davetinin uygun bir davranış olmadığını söyledi.
Wilson'un ABD'li Kongre üyesi Christopher Shays'la birlikte konutunda düzenlediği kahvaltıyı savunmasının da tatmin edici olmadığını belirten Öymen, büyükelçilerin "Türk milletinin hassasiyetlerine" karşı özenli davranması gerektiğine dikkat çekti.

Etnik grup daveti
Öymen, Wilson'un, "Diplomatların görev yaptıkları ülke hakkında doğru bilgi için mümkün olduğu kadar çok insanla görüşmesi görevidir, ayrıca biz etnik kökene dayalı etkinlikler yapmıyoruz" dediğini anımsatmam üzerine, şu yorumu yaptı:
"Elbette diplomatlar bulundukları ülkelerde politikacıları da davet edebilirler. Çeşitli temaslar yaparlar. Ama burada uygun olmayan belli bir etnik gruba mensup siyasetçi ve milletvekillerinin çağrılmış olmasıdır. Büyükelçiler, bulundukları ülkede milletvekillerini etnik kökenine göre kategorize edemezler. ABD Büyükelçisi'nin davet ettiği milletvekillerinin ortak paydası etnik kökenleri. Bu açık. Bizim garipsediğimiz, yadırgadığımız bu."

CHP'li davetli
Öymen'e, davete katılanlar arasında CHP MYK üyesi Mesut Değer'in de bulunduğunu anımsatarak, bu katılımın parti yönetiminin bilgisi dahilinde olup olmadığını sorduğumda ise şu değerlendirmeyi yaptı:
"Elbette, parti yönetiminin bilgisi dahilindedir. Ama biz diğer davetlileri bilmiyorduk, arkadaşımız da bilmiyordu. Davete katılınca diğer davetlilerin kim olduğunu öğrenmiş oldu. Ayrıca bizim arkadaşımız o görüşmede TBMM'nin aldığı kararı savunan yönde görüş bildirmiş. Oysa diğer katılımcılar sınır ötesi harekâta karşı olduklarını bildirmişler. Meclis'in aldığı karara, ABD Büyükelçisi'nin davetinde 'temyiz' eder gibi karşı çıkmak da çok uygun bir tutum değil."
Fikret Bila yazdı...

 

Kurtulan olmadı
İstanbul'dan kalkan uçak 01.36'da Isparta'da inişe geçerken düştü. Uçağın enkazı sabaha karşı dağlık bölgede üç parça halinde bulundu. Uçaktaki 7'si mürettebat 57 kişinin hepsi ..

Atlasjet'in World Focus Havayolları'ndan kiraladığı KK4203 sefer sayılı MD-83 tipi yolcu uçağı, önceki gece saat 23.20'de İstanbul-Isparta seferini yapacaktı. Ancak sis nedeniyle Priştina'dan geç gelen uçak, 1.5 saat rötarla saat 00.50'de havalanabildi. 7 mürettebat ve 49 yolcusu bulunan uçak, saat 01.18'de Isparta semalarına ulaştı ve Süleyman Demirel Havalimanı'na inmek üzere alçaldı. Pistin iniş yönüne doğru manevra yapan uçağın kaptan pilotu, 01.35'te kuleyle irtibat kurdu. Ardından da pisti gördüğünü ve inişe geçeceğini söyledi. Ancak 01.36'da uçakla bağlantı kesildi. Uçakla yeniden bağlantı kuramayan kule, durumu yetkililere bildirince hemen arama çalışmalarına başlandı.

TEPEYE ÇARPTI
Uydu aracılıyla uçağın koordinatlarını bildiren ELT cihazından sinyal alınamayınca, çevredeki göllere düşmüş olabileceği ihtimali göz önüne alındı. Hava Kuvvetleri de Ankara'dan termal kameralı helikopterleri gönderdi. Helikopterler, 06.00 sıralarında enkazı, Keçiborlu ilçesine bağlı Türbetepe mevkisinde tepeye çarpmış olarak buldu. Havalimanına 12 kilometre, mesafedeki dağlık bölgede bulunan bin 830 metre yükseklikteki tepeye inen ekipler, canlı olup olmadığını kontrol etti. Ancak kurtulan olmadığı belirlendi. Gün ağardığında ise uçağın arka kanat ve motor bölümünün tepenin üst kısımlarında, gövde kısmının da tepenin hemen aşağısında yaklaşık 150 metre mesafede, enkazın da geniş bir alana yayılmış halde olduğu görüldü. Kazada, 2 pilot, 4 hostes ve bir teknisyenle 49 yolcu ve listede adı bulunmayan 1.5 aylık bir bebek olmak üzere 57 kişi öldü.
Dünya çapında 6 fizikçiyi yitirdik
Isparta'daki uçak kazasında yaşamını yitiren altı bilim adamı arasında, Türkiye'nin sayılı fizikçilerinden Prof.Dr. Engin Arık ve Prof. Dr. Şenel Boydağ da yer alıyordu..

Isparta'da dün düşen Atlasjet uçağında ikisi profesör 6 fizikçi de yaşamını yitirdi. Türkiye'nin deneysel yüksek enerji fiziği alanında en önemli isimlerinden ve uluslararası projelerde çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Engin Arık ile Doğuş Üniversitesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, yanlarında ikişer kişi ile görevli olarak Isparta'ya gidiyordu. İki profesör ile yüksek lisans ve doktora çalışmalarını yapan üç öğrenci ve bir doçent kazada yaşamlarını yitirdi. Altı bilim adamı 2 yıl önce başlatılan ve DPT tarafından desteklenen "Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı Ve Test Laboratuvarları'' projesinde görevliydi. Daha önce Ankara ve Bolu'da 3 çalıştay yapan bilim adamları, Süleyman Demirel Üniversitesi'nde gerçekleştirilecek 4. çalıştaya katılmak üzere yola çıkmıştı.

NOBELLİK ÇALIŞMA...
Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi 59 yaşındaki Engin Arık'ın, uzmanlık alanı deneysel yüksek enerji fiziği yani parçacık fiziği idi. Arık, nükleer enerji santrallerinde uranyum yerine toryumla ilgili çalışmalar yapan ve 33 ülkenin katıldığı İsviçre'deki Avrupa Uluslararası Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) yürütülen Atlas Projesi'nde çalışan iki Türk grubundan birinin de lideriydi. Çalışmaları için "Nobel alacak kadar önemli " yorumu yapılan Prof. Arık'ın, geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kurulu'nun toplantısında TÜBA ödülü için aday gösterilmesine karar verilmişti. Araştırma görevlisi Berkol Doğan ile yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da çakılan uçakta bulunuyordu.

Prof. Arık'a veda

Isparta'daki uçak kazasının 57 kurbanı arasında 6 bilim insanı da bulunuyor. Çok zor yetişen 6 parça fizikçisi.
Elbette hepsi de birbirinden önemli ve değerliydi. Ama özellikle birinin boşluğu kolay kolay doldurulamayacak: Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Arık.
Türk halkı Prof. Arık'ı iki yönüyle tanıdı. İlki, İsviçreFransa sınırındaki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nin (CERN) ünlü "Atlas" projesi ekibinde yer alan bilim insanlarımızdan biri olması. "Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuvarı" olarak da bilinen CERN'in 36 ülkeden 2 bini aşkın fizikçinin katıldığı bu projesi, evrenin oluşumunun sıfır noktası olan "Büyük Patlama"yı yeniden "Üretmeyi" amaçlıyor. Böylece "Büyük Patlama" sonrasının enerji yoğunluğu tekrar yaratılarak parçacıkların tekrar ortaya çıkması sağlanacak.

Özellikle de "Antimadde" diye bilinen ve adını İngiliz fizikçi Peter Higgs'ten alan asla görülemeyen, ulaşılamayan "Higgs parçacığı"nın bu deneyde tespit edilebileceği umuluyor.
Prof. Arık'ın diğer yönü ise, derslerinden ve CERN'deki çalışmalardan arta kalan zamanını Türkiye'nin gizli hazinesi olan "Toryum" elementinin veya madeninin önemi konusunda kamuoyu oluşturmak için yılmadan yorulmadan çaba harcamaya ayırmasıydı.
Değişik tarihlerde meslektaşlarımıza yaptığı açıklamalarda, dünyadaki bilinen 1.3 milyon ton "Toryum" rezervinin 800 bin tonunun Türkiye'de bulunduğunu anlatıyor, "Türkiye'nin sonsuza kadar enerji ihtiyacını karşılayacak bir hazinenin üstünde oturuyoruz" diyordu.

Erdal Şafak yazdı...

Yolcu korkuyor diye Muhammet'i sildirdi
Kaptan pilot Serhat Özdemir'in ABD'de görev yaparken Muhammet olan adını sildirdiği ortaya çıktı. Muhammet, 11 Eylül saldırganıydı..

Isparta'da düşen uçakta kaptan pilot Serhat Özdemir, ikinci pilot Tahir Aksoy, Kabin Amiri Çağatay Şahin, Teknisyen Alaattin Gültürk (World Focus Havayolları), Kabin Memurları Mana Topçu, Sinem Hatice Vurgun ve Mümine Bulut (Atlasjet) da yaşamını yitirdi. Kazadan sonra ekibin başındaki Özdemir ile ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Özdemir'in 2003'te ABD'de görev yaparken, anonslarda yolcuların ön adı olan Muhammet'i duyduğunda endişe ettiğini söyleyerek bu ismi sildirdiği öğrenildi.

3 çocuk babası olan 48 yaşındaki Özdemir isim tashihi davasını, İzmir 5'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde avukatı aracılığı ile açtı. Özdemir dava dilekçesinde, "Terör saldırısından sonra mesleğimi yapmakta sorunlar yaşadım. İşimi kaybetme riskim oldu. ABD'deki saldırıdan sonra Müslümanlara karşı önyargılı davranışlar başladı. Anonslarda Serhat değil de ön adım Muhammet anons edilince yolcular tedirgin oluyor. Toplumdaki bir takım önyargılar sorun yaratıyor. Muhammet olan ön ismimin nüfustan silinmesini istiyorum'' demişti. Özdemir, 2004'te Türkiye'ye geldi önce Fly Air'de görev yaptı, ardından World Focus Havayolları'na geçti. Kazada hayatını kaybeden ikinci Pilot M. Tahir Aksoy ise Türk Hava Kuvvetleri'nden Hava Pilot Tuğgeneral olarak emekliye ayrıldı.

Kayıp kardeş de taş dolu çantayla Boğaz'dan çıktı
Taş dolu bir sırt çantasıyla Boğaz'da cesedi bulunan Aykan Aka'nın kayıp ağabeyi Aykut Aka'nın cesedi de, 15 metre uzakta ve yine sırt çantası taşlarla dolu bir halde bulundu..

İstanbul Samandıra'da oturan ve bir süre önce ortadan kaybolduktan sonra Emirgan sahilinde cesedi denizden çıkarılan Aykan Aka'nın kayıp ağabeyi Aykut Aka'nın (16) cesedi de, kardeşinden 15 metre uzakta ve kardeşi gibi sırtında taş dolu bir çantayla bulundu. Sahil Güvenlik ekipleri tarafından denize uzatılan bir kamera ile Aykan Aka'nın bulunduğu noktanın çevresi tarandı. Yapılan arama taramalarda Aykut Aka'nın cesedi küçük kardeşinin bulunduğu noktadan 15 metre uzaklıkta tespit edildi. Sahil Güvenlik ve jandarma ekipleri cesedi denizden çıkarttıklarında Aykut'un da Aykan Aka gibi okul sırt çantasında taş parçalarının olduğu görüldü.

MOBESE DE SONUÇ VERMEDİ
Ekipler önce denizden Aykut'un sırtında bulunan içi taş dolu okul çantasını çıkardı. Daha sonra ekipler, Aykut Aka'nın cesedini çıkartarak bota koydu. Bu sırada baba Hakim Aka ve diğer yakınları gözyaşlarını tutamadı. İki oğlunu kaybeden Hakim Aka olayların kamuoyuna farklı yansıtıldığını bu olayın bir cinayet olduğunu belirterek, iki çocuğun sırt çantasında taşlarla denize atlamasına bir anlam veremediğini söyledi. Çevredeki MOBESE kameralarında yapılan tarama ise sonuç vermedi.

Üniversite cebe girdi
Geçen günkü ilginç haberi bazı gazeteler küçük yer verdi, bazısı hiç 'görmedi'. Halbuki o haber bize geleceğimizden ipuçları veriyordu. Okuyalım:
"Tüm dersleri internet üzerinden veren tek Japon üniversitesi olan ' Sanal Üniversite', internetten bilgisayara indirilen metinler ve video görüntüleriyle öğrencilere ders veriyor. Üniversite şimdi de sanal eğitim programına cep telefonlarını da dahil etti. Cep telefonuna uyarlanan dersleri de benzer yöntemlerle öğrencilere aktaran üniversitenin ilk ders konusu ise ' Piramitlerin Gizemi' oldu.
Tokyo'daki bir otelde yapılan yeni programın tanıtımında, cep telefonu ekranında açılan pencerede piramit görüntüsü ve hoparlöründen duyulan hocanın sesiyle dersin metni gösterildi.
Japonya'da nisan ayında açılan, diploması geçerli olan Sanal Üniversitenin 1850 öğrencisi bulunuyor."

Bu tip haberleri gördükçe, Abant Platformu'nun iki yıl önce Erzurum'da düzenlediği " Eğitimde Yeni Arayışlar " başlıklı sempozyumunu hatırlıyor...
Ve bir kere daha öfkeleniyorum!
Sebebini anlatmaya çalışayım...
Benim de ' katılımcı-gözlemci' olarak yer aldığım 40-50 kişilik komisyonda özellikle Anadolu üniversitelerinden gelen profesörler, eğitimde " milli ve dini değerlerin " öneminin altını çiziyordu.
Bir gün böyle geçti. Çaykahve ve yemek aralarında ülkenin dört bir yanından gelmiş genç akademisyenlerle sohbet ediyorduk.
Emre Aköz yazdı...

Kapalıçarşı'da çökme tehdidi
Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, tarihi Kapalıçarşı'nın taşıyıcı sistemlerinin, yıllarca yer kazanmak için kesilmiş olduğunu söyledi..

Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul'un kültür mirasları arasında önemli bir yer tutan Kapalıçarşı'nın fiziksel olarak kurtarılması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Çökme tehdidi altında bulunan tarihi çarşının çatısındaki kurşunların bile çalındığını belirten Topbaş "Yer kazanmak, belki de bir dolap yapmak adına taşıyıcı sistemler kesilmiş. Önce çatılardan başlamak üzere bu duruma mutlaka bir son vereceğiz.

Konu halen Bakanlar Kurulu'nda. En kısa sürede karar haline geleceğine inanıyoruz. Bunun ardından da gerekli restorasyonlara hemen başlanacak" diye konuştu.

PROJE MARTTA BAŞLIYOR
Topbaş ayrıca Süleymaniye'yi eski canlılığına kavuşturmak için hazırlanan projenin son aşamaya geldiğini belirterek "Tarihin çeyiz sandığı olarak gördüğümüz Süleymaniye'nin tekrar yaşanır hale getirilmesi için hazırlanan proje, son aşamasına geldi. Projeyi önümüzdeki marttan önce somut olarak başlatacağız. Gideceğin yeri bilmiyorsan, vardığın yer önemli değil. İstanbul uzun yılların ihmalinden kurtulmuş ve artık gideceği yeri bilen bir kent durumundadır. Projenin uygulanması sırasında bölgede yaşayan veya mülkü olan hiç kimse mağdur edilmeyecek" dedi.

MD 80'lerde 22 kazada 966 kişi yaşamını yitirdi
MD 80 serisi uçaklar dünya genelinde bugüne kadar 22 farklı kazaya karıştı ve bu kazalarda 966 kişi öldü. Uçağın bakım ve güvenliği tartışma konusuydu..

Isparta'da düşen McDonnell Douglas (MD) 80 serisi uçaklar, bu sonuncusu dışında toplam 966 kişinin öldüğü 22 farklı kazaya karıştı. MD - 80 serisi, orta mesafeli seyahatler için 130 ila 170 yolcu kapasiteli uçaklar olarak tasarlandı ve 1980 yılından itibaren ticari seferlere başladı. Üretimine 1999 yılında son verilen MD-80 serisi uçakları, halen American Airlines, Delta ve Alitalia gibi büyük havayolu şirketleri kullanmaya devam ederken, World Focus'un borçlarından dolayı Türk Havayolları'na kiraladıkları uçaklar nedeniyle büyük tartışmalar yaşanmıştı.

UZMANLAR UYARDI
Havayolunun filosundaki TC-AKM ve TCAKN çağrı işaretli MD-83 tipi uçaklar 6 aylığına THY'ye ucuş ekipleriyle birlikte kiralandı. İki uçak da THY renklerine boyandı. Bu uçaklardan TC-AKN'nin kanat üzerinde yer alan 'ground spoiler' sisteminde yırtık tespit edildi. Yedek parça gelinceye kadar TC-AKN uçağının yerine kabin basıncında ciddi sorunlar yaşayan TCAKL uçağı World Focus Havayolları renklerinde THY adına uçmaya başladı. Uzmanlar, THY'nin bakım yetkisine sahip olmadığına dikkat çekerek, bu uçakların büyük faciaya neden olabileceğini belirtti. Bu tip uçaklarla yaşanan belli başlı aksaklıklar şöyle:

La Traviata.. Ya da güzel Ankaram!..
Brindisi'yi ne zaman duysam, Atilla Gökçe gelir aklıma.. 1982 Dünya Kupası sırasında Madrid Üniversitesi bahçesinde 100 bin kişi vardı, Placido Domingo'yu izlemek için gelen.. Biz de iki Türk gazetecisi, en önde bağdaş kurup oturanlar arasındaydık.. Yıldızı yeni yeni parlamaya başlayan Domingo muhteşem bir konser verdi.. Alkışlar bitmez tükenmez olunca bise geldi, elinde bir kadehle ve yanında bir sopranoyla.. Teresa Stratas mıydı acaba?.. Ve o insana ayağa fırlayıp dans etme coşkusu veren "Şerefe/ Brindisi" şarkısına başladı.. Nasıl mest dinliyorum, Atilla dürttü, "Arkana bak" diye.. Baktım.. 100 bin çakmak gecenin loşluğunda yükselmiş sallanıyor..
Hayatımın en unutulmaz anlarından biridir..
Murat Karahan Brindisi'ye girince, daldım, gittim 25 yıl öncelere..
Kapısından girerken Büyük Tiyatro'nun 50 yıl öncelere gitmiştim oysa..
Ankara benim unutulmaz kentimdir.. Öncelikle ve özellikle de, bu Opera binasıyla..
Tiyatro, Opera dönemim burada başlar.. Cumhuriyetin en gurur verici kurumudur benim için Devlet Tiyatrosu, Operası, Balesi ve Konservatuarı..
"Devlet tiyatrodan, operadan elini çeksin" diyordu geçen gün Sinan Çetin, Yaşamdan Dakikalar'da.. Çekse eğer, bu Traviata'yı seyretme şansı olabilir miydi Türk insanının.. Dekorsuz, kostümsüz, en küçük kadrolu oyunlarla yaşamaya çalışan özel tiyatroların bir yıllık gideridir, o birinci perdedeki avizenin fiyatı sadece..
Bu müzisyenler, bu solistler, koristler, bırakın para kazanmayı, sanatlarını nerde gerçekleştirir, ruhlarını nasıl tatmin ederlerdi?..

Hıncal Uluc yazdı...

 

Eşini el feneriyle buldu
Polis memuru baba Bülent Ceylan, 1.5 aylık kızı Cereni kucaklamak için havaalanına gitti. Uçağın kaybolduğunu duyunca kurtarma ekipleriyle dağa koştu. Enkazda el feneriyle dolaşırken önce eşini buldu. Birkaç dakika sonra da bebeğinin acı haberiyle yıkıldı 
Eşi Melike ile 1.5 aylık kızı Ceren'i karşılamak üzere havaalanında bekleyen polis memuru Bülent Ceylan, 'iniyor' denilen uçağın 'kaybolduğunu' duyunca hemen arama-kurtarma ekibine katıldı. Kaza yerine ilk gidenler arasında yer alan giden Ceylan, zifiri karanlıkta el feneriyle cesetler arasında dolaşırken eşi Melike'nin cansız yüzüyle karşılaşınca şoke oldu. Acılı baba, "Minik kızımı aradım, bulamadım. Sonra bulmuşlar" derken gözyaşlarına boğuldu.
GECE YARISI ALANDAYDI

Atlasjet uçağıyla Isparta'ya gelen eşi Melike Ceylan ile gece saat 22.30'da, uçak henüz havalanmadan son görüşmesini yapan polis memuru Bülent Ceylan, 1.5 aylık yavrusuna ve eşine kavuşmak için gece yarısı Isparta Havaalanına koştu. Sabaha karşı saat 05'te havaalanına ulaşan Bülent Ceylan, uçak beklenen saatte gelmeyince havaalanı yetkililerine başvurdu. 
Uzun süre bilgi alınamayan uçağın düşmüş olabileceğini ihtimali üzerine yıkılan polis memuru Ceylan, hiç olmazsa uçağın enkazına ulaşıp, eğer yaşıyorlarsa eşi ve çocuğunu kurtarmak için harekete geçti. Görevlilerden rica etti, bir ekibe katıldı. Gün ağarmadan uçağın enkazına ulaştı.
YAŞ'ta 38 ihraca Erdoğan'dan şerh
Yüksek Askeri Şura toplantısında 7'si irticadan olmak üzere 38 personelin TSK ile ilişiğinin kesilmesine karar verildi. Başbakan Erdoğan ile Milli Savunma Bakanı Gönül'ün şerh koyduğu kararlar Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylandı.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında yapılan Yüksek Askeri Şura toplantısında 7'si irticadan olmak üzere 38 personelin TSK ile ilişiğinin kesilmesine karar verildi.
Karar oy çokluğu ile alınırken Başbakan Erdoğan ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül kararlara muhalefet şerhi koydu.

38 personelin ihracına karar verildiği açıklandı. Karar Cumhurbaşkanı Gül tarafından da onaylandı.

SINIR ÖTESİ ELE ALINDI

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yayınlanan açıklama şöyle, “Mevcut tehditler çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Harbe Hazırlık Durumunun gözden geçirildiği toplantıda; Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğine yönelik dış, iç ve irticai tehdit ortaya konulmuştur.” İhraçlarla ilgili açıklamada ise “ TSK'nın temel yapısını ve disiplinini bozacak şekilde, uyuşturucu alışkanlığı veya ahlak dışı ilişkileri bulunan 31, irticai tutum ve davranışları tespit edilen 7 olmak üzere; toplam 38 personelin ilişiğinin kesilmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir” değerlendirmesine yer verildi.

Hoş geldin Hüsamettin Bey
Merkez sağın 'bahtı kara mâderini' kurtaracak yiğit bulundu gibi: Hüsamettin Cindoruk... Demokrat Parti iktidarının (1950-60) güçlü ismi Adnan Menderes'in Yassıada'daki avukatı Hüsamettin Bey, şu yenilerde adını Demokrat Parti'ye dönüştürüp ANAP ile birleşme yolları arayan siyasi çizginin başına getirilecekmiş...

Parti eski ismiyle yola devam ediyor olsaydı daha da anlamlı bir geri dönüş sayılabilirdi bu: 1980 sonrasında siyasi yasaklı olan Süleyman Demirel'in yerine DYP'ye 'emanetçi genel başkan' olmuştu Hüsamettin Cindoruk...

Bazıları kendisinin siyaset için ileri sayılabilecek (78) yaşına bakarak bu gelişmeyi beğenmeme eğiliminde. Oysa dünya siyaset tarihi çok daha ileri yaşlarda çok daha sorumlu mevkilere talip olmuş siyasilerle doludur. Bizde de Celal Bayar ve İsmet İnönü siyasette çok uzun yıllar yer almadılar mı?

Sorun Cindoruk'un yeniden 'emanetçi' rolüne soyunmuş olması ihtimaliyle de ilişkili değil. Kendisi ve yakın çevresinin sağlık sorunlarıyla boğuşan Süleyman Demirel'in DP'nin başına getirilmesi elbette daha doğrudan ve şık bir çıkış olurdu. Özellikle son altı ay içerisinde şapkasından çok sayıda 'tavşan' çıkartarak önce cumhurbaşkanlığı seçimini, sonra da genel seçim sürecini etkilemiş olan Cindoruk, en az Demirel kadar mâhir bir politik figür...
Fehmi Koru yazdı...

YouTube'da kirli kapışma
ABD'de Demokrat başkan adaylarının ardından bu kez Cumhuriyetçi başkan adayları YouTube üzerinden yapılan bir tartışma programına katıldılar. Adaylar karşılıklı olarak sert suçlamalarda bulundu

Amerika'da Demokrat Partili başkan aday adaylarından sonra Cumhuriyetçi adaylar da, YouTube açık oturumunda hararetli bir tartışma yaparak bir ilki gerçekleştirdi. YouTube video paylaşım sitesi ile CNN'in ortaklaşa düzenlediği açıkoturuma, Cumhuriyetçi adayların birbirlerine doğrudan yönelttikleri kişisel suçlamalar damgasını vurdu. Göçmenlik, işkence, Irak işgali, kürtaj ve silah yasağı gibi konularda hararetli tartışmalar içine giren adaylar, İncil'in lafzi olarak mı, anlam olarak mı anlaşılması gerektiğini dahi tartıştılar.
VATANDAŞLAR DA SORDU

Cumhuriyetçi başkan adayları, açıkoturum süresince, sıradan vatandaşlarca YouTube sitesine yüklenmiş 33 videodaki soruları cevapladı. California'dan emekli bir eşcinsel general, şiddet olaylarından yakınan Atlantalı siyahî baba ve oğlu, adayların Konfederasyon bayrağı konusundaki görüşlerini öğrenmek isteyen Texaslı beyaz bir genç gibi farklı çevrelerden gelen kişilerin soruları, gecenin ilgi çekici videolarından oldu.

GÖÇMEN SORUNU İLK SIRADA

Adaylar arasındaki tartışmanın tonu, göçmenlik konusunun 2008 başkanlık seçiminin en belirleyici iç politika tartışma konusu olacağını gösterdi. Mitt Romney'in Giuliani döneminde New York'un kaçak göçmenler için sığınak şehir haline geldiği suçlaması üzerine Rudolph Giuliani de, Romney'in evinde kaçak göçmen çalıştırmasını gündeme getirdi. Belediye başkanlığı döneminde sık sık gerçekleştirdiği kişisel seyahatlerinin ve korumalarının masrafını belediye parasıyla ödediği suçlamasının hatırlatılması üzerine Giuliani, tehdit altında bulunduğunu ve her yere korumalarıyla gitmesi gerektiğini anlattı.

Kaçırılan rahip serbest bırakıldı
Mardin'in Midyat ilçesinde fidye için kaçırıldığı iddia edilen Süryani rahip Edip Savcı, Batman kent merkezinde serbest bırakıldı. Büyük sevincin yaşandığı manastırdan köylülere şeker dağıtıldı.

Batman Vali Vekili Aziz Mercan, Barıştepe köyündeki Mor Yakup Manastırı rahibi Savcı'nın serbest bırakıldıktan sonra Şirinevler mahallesindeki bir işyerine sığındığını ve işyerinden yakınlarını aradığını söyledi. Daha sonra rahip Savcı'nın Jandarma Bölge Komutanlığı ekiplerince söz konusu işyerinden alındığını kaydeden Mercan, rahibin Jandarma Bölge Komutanlığı'na götürüldüğünü, ardından Mardin'e gönderileceğini bildirdi. İsmi öğrenilemeyen işyeri sahibi de ifadesine başvurulmak üzere jandarma ekiplerince götürüldü. Valilik açıklamasından önce, Süryani Turabdin Mor Gabriel Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Kuryakos Ergün, rahip Savcı'nın telefonla kendilerini arayarak Batman'da serbest bırakıldığını bildirdiğini söylemişti. Büyük sevincin yaşandığı manastırdan köylülere şeker dağıtıldı.
SAVCILIĞA İFADE VERDİ

İçişleri Bakanlığı da konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada "28.11.2007 tarihinde Mardin ili Midyat ilçesinde kaçırılan, Midyat ilçesi Barıştepe köyü Mor Yakup Manastırı Rahibi Edip Savcı'nın kurtarılması için güvenlik güçlerimiz her türlü teknik imkanı da kullanarak, olayın akabinde çok yoğun bir çalışma içerisine girmişlerdir. Rahip Edip Savcı, Batman ilimizde serbest bırakılmış ve Batman İl Jandarma Komutanlığı tarafından teslim alınmıştır" dedi. 


Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen rahip ifadesinin ardından Midyat'a gitti. Bu arada 3 gün önce Rahip Savcı'yı kaçıran kişilerin 300 bin euro fidye istedikleri ileri sürülmüştü

Çevik Bir görüştü mü?
Fatura yine bana çıktı. Efendim, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le Paris yolunda sohbet imkânı bulmuştuk ya, o sohbet sırasında Ertuğrul Özkök, "Abdullah Öcalan İmralı'da, hiçbir devlet görevlisi, adada bulunan askerlerden biri kendisiyle konuşmaz mı?" diye sordu. Bir başkası araya girip, "Tavla oynamaz mı meselâ?" dedi. Ben de, "Yanlış hatırlamıyorsam" dedim, "Çevik Bir adaya gidip görüşmüştü..."


Ertuğrul Özkök sohbeti yazısına aktarırken o bölümü şöyle sundu: "Cumhurbaşkanı'nı bulduk, en kritik devlet sorularını sormaya devam ediyoruz. / 'Teröristbaşı kaç yıldır İmralı'da tek başına yatıyor. Hiçbir devlet yetkilisi onunla konuşup, etkilemeye çalışmadı mı? Bunu yapmak gerekmez miydi?' / Gül bu soruya da cevap vermiyor. Yine belirgin bir duraksama ve 'es'..."
Ardından da, benim "Galiba Çevik Bir konuşmuş" dediğimi naklediyor Hürriyet yazarı...

Dün, bir baktım, Hürriyet'te biri bu tek satırdan tahliller çıkarmış... "İslâmcı kesimin 28 Şubat'ın mimarı sayılabilecek bir kişiden hoşlanmaması normal. Anormal olan böyle bir görüşme olduysa bile onu yargılıyor olmak" dedikten sonra ekliyor: "O tarihte Çevik Bir, Genelkurmay 2. Başkanı idi. Bulunduğu görevin gereği olarak gidip Öcalan ile görüşmesinde de bir tuhaflık yok, ona bazı tavsiyelerde bulunduysa bunda da bir anormallik görmüyorum. / Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kanlı terör olayıyla mücadele ederken, ele geçirilmiş terör örgütü lideriyle konuşulmayacaktı da kiminle konuşulacaktı diye sormak da mümkün. / Sonuç olarak diyeceğim şu ki, böyle bir dedikodu yayarak Çevik Bir'i köşeye sıkıştırmak mümkün olabilecek bir şey değil."
Taha Kıvanç yazdı...

Trabzon 'Yüksel'emedi
17. dakikada Trabzonsporlu futbolcular hakeme sarı kart itirazı yapıyordu. G.Birliği köşe atışını savunma eksikken kullandı, Burhan golü attı. 48'de Tolga'nın elle temasında hakem Yüksel penaltıyı çaldı. Mehmet'in şutunu Ahmet kurtardı. 50'de Isaac skoru 2-0'a taşıdı. Trabzon 68'de Mustafa Keçeli ile farkı bire indirdi.

Trabzonspor, Başkent deplasmanında G.Birliği'ne 2-1 yenilirken, hakem Vedat Yüksel verdiği kararlarla maça damgasını vurdu. 17. dakikada gelişen G.Birliği atağı kornere dönüştü. İlk pozisyonda faulü vermeyen hakem Vedat Yüksel, Hüseyin'e sarı kart gösterdi. Trabzonsporlu futbolcular itirazlarını devam ettirirken, Mehmet Çakır'la atışı kullandı. Savunmayı eksik yakalayan G.Birliği Burhan'la golü buldu.

KEÇELİ'NİN GOLÜ YETMEDİ

48'de Mehmet Çakır'ın kornerinde Tolga'nın ceza sahası içinde elle temasında hakem penaltı kararı verdi. Mehmet Çakır'ın atışında, Ahmet Şahin gole izin vermedi. 52'de Mehmet Çakır'ın pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Kahe'nin vuruşunda Ahmet Şahin'den seken topa son olarak dokunan Isaac, farkı ikiye çıkardı. 2-0. 68'de Mustafa Keçeli'nin golü maçın skorunu belirledi: 2-1


Yattara'ya milli takip

Gençlerbirliği ile Trabzonspor arasındaki karşılaşmayı Gine Milli Takımı'nın Teknik Direktörü Patrice Neveu da izledi. Yattara karşılaşma sonrası, antrenörünün kendisini Trabzon'da nerede ve hangi sistemde oynadığını görmek için Ankara'daki maça geldiğini belirterek, “Kendisi Gine Milli Takımı'nda da beni aynı sistemde oynatmayı planlıyor” diye konuştu.
Operasyon için düğmeye basıldı
Başbakan Erdoğan, sınırötesi operasyona ilişkin olarak TSK'nın 28 Kasım itibariyle yetkilendirildiğini açıkladı. Erdoğan, “28 Kasım günü Bakanlar Kurulu kararımızı aldık ve Cumhurbaşkanımızın onayıyla şu anda sınır ötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yetkilendirilmiştir” dedi.

Kuzey Irak'a yönelik olarak sınır ötesi operasyona ilişkin dün sürpriz bir gelişme yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sınır ötesi operasyona ilişkin olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) 28 Kasım itibariyle yetkilendirildiğini açıkladı. Başbakan Erdoğan, görevine yeni seçilen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ı dün saat 14.00'te makamında ziyaret etti. Yaklaşık 70 dakika süren görüşmenin ardından Erdoğan, Yüksek Mahkeme'den ayrılmadan önce gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.
Erdoğan, bir gazetecinin “Almanya'dan teröristler iade edildi. Süreç böyle mi devam edecek yoksa tezkere kullanılacak mı?' sorusuna, “Cumhurbaşkanımızın onayıyla şu anda sınırötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yetkilendirilmiştir” cevabını verdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda tezkerenin kullanılması olayı biliyorsunuz 17 Ekim'de Meclis'te tezkere kararı aldık. Bu karar üzerine ayın 24'ünde Genelkurmayımıza, daha önce Genelkurmay Başkanımızın da açıkladığı gibi talepleri ile alakalı yazımı yazdım. Buna karşın Genelkurmay Başkanlığımızın da 1 Kasım'da talepleri ile ilgili yazı bana geldi. Ve ardından 28 Kasım günü bizler de Bakanlar Kurulu kararımızı aldık ve Cumhurbaşkanımızın onayıyla şu anda sınırötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yetkilendirilmiştir.”
Panik ve üç gol
Panionios maçı Galatasaray'ı karıştırdı. İlk yarı 0-0 bitince sanıyorum ki Kalli de panik yaptı ve oyuna Hakan Şükür'ü aldı. Maç 3-0 bitince de Kalli, Hakan ve taraftar rahatladı. Galatasaray işi bu kadar zora sokmamalıydı. Helsingborg'u yense güle oynaya gruptan çıkacakken yenildi stres yaptı. Şimdi bu güzel galibiyetten sonra Hakan Şükür polemiği başlayacak ve camia yine huzursuz günler yaşayacak. Endişe budur!

Durumu özetleyelim;

Kalli Galatasaray'ın başına 'ihtilal' yapmak için getirildi. Neydi bu devrim?

Yıllardır yapılamayan gençleştirme harekatının komutanı Kalli olacaktı. Alman kendine has metotlarla yavaş yavaş takımı değiştirdi. Bu kolay bir süreç değildi. Son Trabzon maçında Galatasaray yaş ortalaması çok genç bir takımla sahaya çıktı ve Trabzon'dan galip döndü.

Kalli'nin felsefesi şuydu;

İsim ayrımı yapmam ama otoriteden de vazgeçmem. Oynayan oynar, benim standartlarıma uymayan takıma giremez!

Bu tavır tabii ki bir takım dengeleri bozdu. Galatasaray, Süper Lig'de 13. hafta sonunda namağlup lider olunca Kalli haklı çıkmasına rağmen antiGalatasaray medyasının Hakan kurcalamasıyla işler bir anda karıştı.

Kalli, Hakan ve yöneticiler aleyhine rüzgar esti. Oysa Galatasaray'da iç huzur sağlanmış ve Avrupa yarışı dışında sorun kalmamıştı.

Polat - Hakan- Kalli üçgeni


Osman Tamburacı yazdı...


Faciadan geriye sorular kaldı
Türkiye dün sabah büyük bir facia haberiyle uyandı. İstanbul-Isparta seferini yapan Atlasjet Hava Yolları'na ait yolcu uçağı, inişe geçtiği sırada dağlık araziye düştü.

Saat 02.00 sularında meydana gelen kazada, 7 mürettebat ve 50 yolcudan kurtulan olmadı. Pilotun, "Pisti gördüm, inişe geçiyorum." demesine rağmen kazanın gerçekleşmesi birçok soruyu da beraberinde getirdi. En kuvvetli ihtimal; pilotaj hatası. Isparta Süleyman Demirel Havalimanı'ndaki kule görevlisine göre, pilot inişe yardımcı olan VOR cihazını kullanmak yerine görerek inmeyi tercih etti. 'U' dönüşü değil, neredeyse 'O' çizerek sol kanadını ve kuyruğunu yere vurdu. Havacılık uzmanları da, rotadan çıkmayı 'kazanın en büyük sebebi' olarak değerlendiriyor. 2003 yılında Diyarbakır'da da benzer bir durum yaşanmıştı. 75 kişinin hayatını kaybettiği kaza, pilotun görerek inmeyi denemesinden kaynaklanmıştı. Zaman'ın sorularını cevaplayan Türkiye Havayolu Pilotları Derneği Başkan Yardımcısı Altay Yıldırım da, olayı 'bilinmezlerle dolu bir kaza' olarak değerlendirdi: "Her şey normal, hava durumu güzel. 'Pist görüldü, yaklaşıyoruz' denildikten sonra bu uçağın bir yere vurması anlaşılır gibi değil."

UÇAK ÜÇE BÖLÜNDÜ
Atlasjet adına İstanbul-Isparta seferini yapan WorldFocus Havayolları'na ait uçak, dün sabaha karşı Keçiborlu ilçesinde düştü. Gövdesi sağlam kalan uçağın kanat ve kuyruğu koptu. 7 mürettebat ve 50 yolcudan kurtulan olmadı. Isparta'da düşen MD 83 serisi uçakların, bugüne kadar toplam 966 kişinin öldüğü 22 farklı kazaya karıştığı bildirildi
Stratejik nükleer proje alanında çalışıyorlardı
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık, 'Atlas Deneyi'nde görevliydi
Isparta'da düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında Süleyman Demirel Üniversitesi'nin davetlisi olarak konferans vermek üzere gelen 6 bilim adamı da bulunuyordu.

Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Engin Arık, araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, yüksek lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından desteklenen 'Türk Hızlandırıcı Merkezi Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarları' projesinde görevliydi. Doğuş Üniversitesi öğretim görevlilerinin, DPT ile birlikte teknoloji projesini gerçekleştirmek üzere 10 ayrı üniversiteden öğretim görevlileriyle birlikte Isparta'ya gittiği öğrenildi. Kazada ölen Prof. Dr. Engin Arık, yakın zamanda uranyumun yerini alması beklenen 'stratejik maden' toryumun sayılı uzmanlarından biriydi. Engin Arık, toryumun Türkiye'nin geleceğini kurtaracağına inanıyordu. Bütün dünyada rezervi 1 milyon 70 bin ton olan toryum elementinin 800 bin tonunun Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören yörelerinde bulunduğunu çok iyi bilen Engin Arık, toryumun 21. yüzyılın en stratejik maddesi olacağını söylüyordu. Türkiye'nin toryum rezervinin, enerji üretimi açısından 120 trilyon dolarlık petrol ve ABD'nin 2001 yılı milli gelirinin 12 katına eşdeğer olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Arık, "Toryum, Türkiye'ye servet kazandırabilir. Küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanında dünya devleri arasına girebiliriz. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde de Türkiye'nin talihi tersine dönebilir. Önü açılabilir." diyordu.

Terörde insaf aramak

Terörün insanîsi mi olurmuş! Bütün teröristler olabildiğince çok insanı öldürmeyi mi amaç edinirler? Teröristin hiçbir etik kuralı, insanî kaygısı olmaz mı? Karşı taraf kırmızı, kendi tarafı mavi midir? 


Bu kavgadan, bizzat savaşanın kendisi ne kazanır? Büyükleri ve onların büyükleri büyük şeyler kazanır da bizzat sahada olanlar ne kazanır, merak ederim. En azından entelektüel, insanî kaygılar taşırlar mı, yoksa tetikçilerin bu tür işlerde bezi yok mudur?

Güneydoğu'da bu kadar çok kan dökülmesinin en büyük sebebi, örgütlere hakim olabilecek entelektüellerin olmamasıdır diye düşünüyorum. En temel sorun, Güneydoğu'dan çıkmış entelektüel kaygıları olan insanların seslerinin neredeyse hiç çıkmıyor olmasıdır. Terör örgütünün içindeki bazı insanların strateji biliyor olmaları onların entelektüel kaygılarının olduğunu göstermez. Entelektüellik, insanı daha insanî kaygılara iter. Örneğin, ölümüne sebep oldukları herkesin birer can taşıdığını, ölümüne sebep olmakla bir insanın olabilecek en değerli varlığını, canını elinden aldığını fark ederler. 18 yıl önce Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık köyüne yapılan baskında içlerinde bebeklerin de olduğu 30 kişi öldürüldü. Bilmem o fotoğrafları hatırlayanlar var mı? Kundakta katledilen çocuklar yaşasaydı bugün 18 yaşında olacak, belki de üniversiteye gidecekti. Bu şekilde ölen on binlerce masumun vicdanî sorumluluğunu kim taşıyacak? Bunlara canı acıyan, vicdanen büyük rahatsızlıklar yaşayan birileri yok mudur PKK içerisinde? Çıkıp cesaretle kimse konuşmaz mı?

Mehmet Kamış yazdı...

Babası, Ceren bebeği bir kez bile göremedi
Ceren bebek uçağa binerken güvenlik kamerasıyla görüntülendi.
Isparta'da uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden 1,5 aylık Ceren bebeğe babasını görmek nasip olmadı.

Isparta'nın Eğirdir ilçesinde görev yapan polis memuru Bülent Ceylan ilk çocuğuna hamile olan eşi Melike Ceylan'ı doğum için İstanbul'daki kayınpederinin yanına gönderdi. 1,5 ay önce doğum yapan Melike Ceylan, Ceren adında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Melike Ceylan, kızı Ceren ve annesi Ayşe Şentürk'le birlikte Isparta'ya gelmek için uçağa bindi. Gelini Melike Ceylan ile uçağa binmeden telefonla görüştüklerini söyleyen Ali Ceylan, oğlunun olayı duyar duymaz fenalık geçirdiğini ve hastaneye kaldırdıklarını kaydetti. Ceylan, "Torunumuzu görmek kısmet olmadı." dedi. Bebeğin annesiyle yolculuk yaptığı için yolcu listesinde bulunmadığı öğrenildi.

Muğla FEM Dershaneleri Müdürü Faruk Baysal'ın abisi Saadettin Baysal da (40) kazada hayatını kaybetti. Sadettin Baysal'ın babası Ali Baysal, oğlu ile akşam telefonla görüştüğünü, uçağa binip yanlarına geleceğini söylediğini, ancak acı haberi televizyondan öğrendiklerini açıkladı. Kaza sonrası Isparta'ya gelen Fem Dershaneleri Müdürü Faruk Baysal, acılarının büyük olduğunu belirterek, "Ağabeyimin ölümü üzerine annem fenalaştı. Hastaneye kaldırdık, durumu ciddiyetini koruyor." dedi.

Cenazeye katılacaktı

Kazada hayatını kaybeden Şakir Özsoy'un, vefat eden babaannesinin cenazesine yetişmek için uçağa bindiği belirtildi. Fettah Özsoy, annesi Hatice Özsoy'un vefat ettiğini, üniversiteden yeni mezun olan ve İstanbul'daki bir şirkette staj yapan oğlu Şakir Özsoy'un (22), cenaze törenine katılmak amacıyla Isparta'ya gelmek üzere yola çıktığını söyledi.
AK Parti'nin Alevî açılımını destekliyoruz
Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan
Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, AK Parti'nin başlattığı Alevilikle ilgili projeye temelde olumlu baktıklarını ve desteklediklerini söyledi.

Bu açılımın Alevi çevreleriyle istişare edilmesi gerektiğini belirten Doğan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu. Vakıf başkanı, Alevi nüfusun belirlenebilmesi için nüfus sayımında buna ilişkin soru yönlendirilmesini istedi.

Prof. Dr. İzzettin Doğan, AK Parti tarafından başlatılan girişimi 'oy avcılığı' olarak görmediklerini belirtirken, şunları dile getirdi: "Bu girişimi olumlu buluyorum. Hükümet çözüm getirmek istiyor ve olumlu karşılanması gerekiyor. Ancak bu proje Alevilerle istişare edilmelidir. İstişaresiz yapılırsa birçok hatalarla malul olur. Bizim projeye genel bir desteğimiz söz konusu değil; çünkü projenin içeriğini bilmiyoruz. Bizim bu açılıma ve açılımın biçimine desteğimiz var. Projeye desteğimiz olup olmayacağına karar vermemiz için önce projenin içeriğinin resmen açıklanması, sonra da oturup konuşmamız lazım."

Türkiye aleyhine AİHM'de Aleviler tarafından açılmış yaklaşık 4 bin dava bulunduğunu hatırlatan Doğan, davaların 'vergisini verip din hizmeti alamama' içerikli olduğunu ifade etti. Doğan, hükümetin bu konuda yeni bir düzenleme yaparak sorunu çözmesini istedi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden yapılanması gerektiğini savunan Doğan, yapılandırmayla ilgili taleplerini şu sözlerle anlattı: "Diyanet, bu ülkede yaşayan bütün dinlere mensup tüm yurttaşlarını kucaklamalı. Ve bunun için de tepeden tırnağa yeniden yapılandırılıp Din Hizmetleri Teşkilatı adını almalı. Din Hizmetleri Teşkilatı yani Diyanet bir şapka rolünü, devleti temsil eden bir denetim organı rolünü oynayacak, onun içinde diğer dinlere ve gruplara mensup tüm insanlar temsil edilecek. Dede ve zakirler de buraya bağlı olmalı. Alevilik, özerk bir şekilde bu kuruma bağlanmalı."

Din, dindarlık ve parti tercihleri

Siyaset bilimiyle ilgilenenlerin önemli başvuru kaynaklarından biri, Oxford Üniversitesi tarafından yayımlanan el kitapları (Oxford Handbooks of Political Science). 


Dizinin bu yıl çıkan son kitabı "Siyasal Davranış/Political Behavior" üzerine. Kitapta yer alan incelemelerden biri Yılmaz Esmer ile İsveçli meslektaşı Thorlief Petterson'un birlikte kaleme aldıkları, "Dinin ve Dindarlığın Seçmen Davranışları Üzerindeki Etkileri" başlıklı makale. Türk seçmenlerinin değerleri ve eğilimleri üzerine araştırmalarıyla tanıdığımız Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer, bildiğim kadarıyla, Oxford el kitapları dizisine katkıda bulunan ilk Türk siyaset bilimci.

Makalenin belki en önemli yanı şu soruyu ele alması: Tarım toplumundan sanayi toplumuna, kırsal toplumdan kentsel topluma, gelenek temelli otoriteden hukuki otoriteye, din temelli eğitimden bilim temelli eğitime geçiş, ilerleyen uzmanlaşma, genişleyen siyasal katılım, vs. anlamında modernleşme ile dinin etkisinden uzaklaşma olarak tanımlanabilecek laikleşme (sekülerleşme) arasındaki ilişki hakkında ne biliyoruz? 1970'lere gelinceye kadar sosyal bilimciler arasında yaygın olan anlayış, laikleşmeyi modernleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. Bugün yaygın anlayış ise iki süreç arasında karmaşık bir ilişki olduğu. Modernleşme bazı durumlarda ve yerlerde laikleşmeye, bazı durumlarda dinin etkisinin artmasına yol açıyor. Esmer ve Petterson, son yıllarda teoride yaşanan gelişmeleri çok yetkin bir şekilde açıklıyor. Bu bağlamda, dinî kurumların devlet ve toplum üzerindeki, dinsel inançların kişiler üzerindeki etkisinin azalması anlamında laikleşmenin üç ayrı boyutuna dikkat çekiyor.

Şahin Alpay yazdı...

Savcı, DTP'li Tuğluk için 5 yıl hapis istedi
Terör örgütü PKK'nın propagandasını yaptıkları iddiasıyla haklarında dava açılan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ve DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu'nun yargılanmalarına devam edildi.


Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz yargılanan sanık Aysel Tuğluk ile Hilmi Aydoğdu katılmadı. Savcı, Anayasa'nın 83/2 ve 14. maddelerine göre, yasama dokunulmazlığının sınırlandırıldığını, bu sebeple söz konusu suçla ilgili yargılamanın devamını istedi. Savcı, esas hakkındaki mütalaasında sanık Aysel Tuğluk'un DTP tarafından 3 Eylül 2006 tarihinde Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada 'terör örgütünü haklı göstermek' suretiyle propaganda yaptığını ifade etti. Savcı, mütalaasında Tuğluk ve Aydoğdu'nun 'terör örgütünün propagandasını yapmak' suçundan cezalandırılmalarını istedi. Mahkeme heyeti, sanık avukatlarının savunmalarını hazırlamaları için duruşmayı erteledi. İddianamede, Aysel Tuğluk ve Hilmi Aydoğdu'nun 5'er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.
Trabzon'un sıkıntısı başkentte de bitmedi
Ligde sıkıntılı günler geçiren iki ekibin mücadelesinden gülerek ayrılan taraf, Trabzonspor'u 2-1 mağlup eden G.Birliği oldu.

Karadeniz ekibi, Süper Lig'de üst üste 3. mağlubiyetini yaşarken, başkent temsilcisi 6 haftalık galibiyet özlemini sonlandırdı. İki takım dün akşam Ankara ayazında karşı karşıya geldi. Kırmızı-Siyahlı ekip, maça daha istekli ve arzulu başlarken, Trabzonspor beraberliğe razı bir görüntü çizdi. Trabzonspor, Umut Bulut ve Yattara ikilisi ile gol ararken, Gençlerbirliği hızlı hücumlarla etkili olmaya çalıştı. Karşılaşmanın başında rakip kalede pozisyonlar bulan başkent temsilcisi, arzuladığı gole erken kavuştu. 16. dakikada gelişen Gençlerbirliği atağında ceza alanı dışından Mehmet Çakır'ın vuruşunda top yan direkten döndü. Bu pozisyonun hemen sonrasında kullanılan korner atışında arka direkte topla buluşan Burhan, plase bir vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 1-0. 29'da Trabzonspor ilk tehlikeli atağını gerçekleştirdi. Jabi'nin ceza alanının dışından attığı şut, kaleci Gökhan'ın göğsüne çarptı. Dönen topu defans uzaklaştırdı ve ilk yarı 1-0 Gençlerbirliği'nin üstünlüğü ile tamamlandı. İkinci yarıya da hızlı başlayan Kırmızı-Siyahlılar durgun, isteksiz rakibi karşısında bol bol pozisyon buldu.

Şimdi de iyi haberleri veriyoruz

Şehir kitaplarına bir yenisi eklendi; Mehmet Kurtoğlu'nun "Hafızasını Arayan Şehir" isimli eseri Şanlıurfa'yı anlatıyor (Tila Yayınları, 2007, 304 s). 
Şehir edebiyatına dair kitapları önemli buluyorum çünkü bir yönüyle Türklerin sözlü gelenekten çıkarak yazı geleneğine geçmesini işaretlerken diğer taraftan şehirde yaşayanların, o mânâ ve mekân içindeki yerini arayışının tezâhürü olarak dikkat çekiyor. Meselâ geçenlerde karşılaştığım "Tarihi ve Kültürel Değerleriyle Yarhisar" isimli köy monografisini (Yazarı Hasan Ali Çavuşoğlu) şifahi gelenekten yazılı birikime geçişte mânidar bir örnek olarak gördüm. Bu kitap akademik bir mahiyet ve iddia taşımamasına rağmen, Yarhisar Köyü'nün bin yıllık geçmişine şahitlik eden ilk yazılı ve derli toplu bir çalışmadır ve son yarım asırda yoğun bir iç göç yaşayan toplumumuzun mekânla yeniden sağlıklı ilişki kurmaya başladığını anlatır.

Üç aşağı beş yukarı bin yıllık yurdumuz Anadolu'da önemli bir değişim yaşanıyor. Bu değişimin adı şudur: Bir üretim biçimi, bir hayat tarzı ve bir zihniyet kalıbı olarak Türkiye'de köylülük hızla tasfiyeye uğruyor; köylerden şehirlere doğru akan nüfus kitleleri, yerleştikleri yerde geçici misafirlik durumundan çıkarak orada tutunmaya karar verdiklerini hissettiriyorlar.
A Turan Alkan yazdı...


 

 

Kenthaber
Yayın Tarihi : 1 Aralık 2007 Cumartesi 04:42:58
Güncelleme :1 Aralık 2007 Cumartesi 07:24:26


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?