7
Şubat
2026
Cumartesi
ANASAYFA

BUGÜNÜN BASIN ÖZETLERİ

 

 Soykırımdan yargılansınlar

Biri Alman üç Hırıstiyan’ın korkunç şekilde öldürülmesiyle tüm dünyayı şoke eden ’Misyoner katliamı’ davasına, dün Malatya’da başlandı. Duruşmaya, kurbanlardan birinin eşinin, "Çocuklarım, ’Anne Hıristiyanız diye bizi ne zaman öldürecekler’ diye soruyorlar" feryadı ile avukatların, "Sanıklar soykırımdan yargılansınlar" talebi damga vurdu.

MALATYA’da işlenen ve Türkiye ile birlikte tüm dünyayı şoke eden beşi tutuklu yedi sanıklı ’Misyoner katliamı’ davasının ilk duruşması, dün Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya, Almanya, ABD ve AB’den yetkililer ile Diyarbakır Kilisesi ruhani önderi Ahmet Güvener izledi. Tutuklu sanıklar Emre Günaydın, Salih Gürler, Cuma Özdemir, Abuzer Yıldırım, Hamit Çeker’in getirildiği duruşmada 20’ye yakın müdahil ile beş sanık avukatı bulundu. Müdahil avukatları sanık yakınlarının ilerde tanık olabileceğini öne sürerek salondan çıkarılmalarını istediler. Mahkeme heyeti bu itirazı kabul edince, sanık Emre Günaydın’ın babası dışarı çıkarıldı.

İDDİANAME DERS OLUR

Duruşmada söz alan müdahil avukat Ali Koç, Rahip Santoro ve Hırant Dink’in de çocuk yaşta kişilerce öldürüldüğüne dikkat çekti. Koç, "Türkiye’de hıristiyan cemaatini tek hedef haline getirebilecek, davayla hiçbir ilgisi olmayan 16 klasörlük misyonerlik ve hıristiyanlık belgeleri niye dosyaya konuldu?" diye sordu....

’Lezbiyen misin’ diyen avukata dava açıldı

Cezaevine girişte yapılan üst araması sırasında kadın gardiyanlarla tartışarak "Siz lezbiyen misiniz" diyen iki kadın avukat hakkında, görevli memura hakaret ettikleri gerekçesiyle 3 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

ANKARA Sincan L Tipi Cezaevi’nde meydana gelen olayda, Ankara Barosu avukatlarından Şaziye Yurtsever ve Suna Coşkun, 2 Mart 2007’de tutuklu müvekkilleriyle görüşmek için cezaevine gitti. Ancak girişte, iki kadın avukat ile gardiyanlar arasında üst araması yüzünden tartışma çıktı.

Savcı Nuri Yiğit’in hazırladığı iddianameye göre tartışma sırasında avukat Şaziye Yurtesever, "Siz kim oluyorsunuz da beni arıyorsunuz? Yönetmeliğe aykırı davranıyorsunuz. Bu seferlik arama yaptırmayı kabul ediyorum. Ancak bir dahaki sefere kesinlikle kendimi aratmam" dedi.

Avukat Suna Coşkun ise üst araması yapan kadın gardiyanlar Nazik Özteke ve Fatma Gürler ile ikinci müdür Soner Bayrak’a "Siz arama yapamazsınız. Kadın memurlarınız sapık mı oramızı buramızı arıyorsunuz. Terbiyesizce davranıyorsunuz. Siz lezbiyen misiniz" diye bağırdı.

Görevli gardiyanların şikáyeti üzerine açılan soruşturmayı tamamlayan Savcı Yiğit, iki avukat hakkında "kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret" suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dün dava açtı.

 Kırmızı halılı valiler...


BİLİR misiniz; valiler karşılamayı ve uğurlamayı çok severler.

Ben bir vali tanımıştım; terziye palto diktirir gibi, karşılamalarda yere sermek için "özel kırmızı halı" diktirmişti.

Hatta dikimde provalara gitmiş, yanındakilere sormuştu:

"İyi durdu mu?.."

Halısını hep yanında taşırdı.

Cumhurbaşkanı olsun, başbakan olsun, bakanlar olsun geldiklerinde mutlanır "Halımı getirin..." diye zıplardı.

Halının üzerinde kimse yokken de ona saygı gösterir, dayalı durduğu köşenin önünden geçerken her zaman ceketini ilikler, kalçasını dışa, yüzünü kırmızı halıya doğru eğerek "Saygılarrrr..." derdi.

Devlet büyüklerini karşılamaya ve uğurlamaya bayılır valiler.

Kimse gelip gitmediğinde canları sıkılır, keyifleri kaçar, surat asarlar ve sorarlar:

"Gelen giden var mı?..."

Diyelim ki sel geldi, kar geldi, hastalık geldi, kapkaç geldi, irtica geldi...

İlgilerini çekmez...

Bekir Çoşkun yazdı...

Türkiye-ABD ortak istihbarat merkezi

Türkiye Genlkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun ile ABD’li generallerin Ankara’daki toplantısında Türkiye ile ABD’nin PKK’ya karşı ortak istihbarat merkezi kurması kararlaştırıldı. Keşif uçaklarından gelecek bilgiler merkezde değerlendirilip anında operasyon yapılacak.


TÜRKİYE ve ABD, "Eyleme dönük istihbarat paylaşımı"na süreklilik kazandırmak ve kapsamlı şekilde devreye sokmak için "Ortak istihbarat merkezi" kurulmasında mutabık kaldı. ABD’nin Irak’taki güçleri komutanı Orgeneral David Petraeus ile Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral James Cartwright’ın geçen salı Ankara’da Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’la yaptıkları ilk üçlü görüşmenin ayrıntıları belli olmaya başladı. Görüşmede, daha önce de ifade edildiği gibi "ortak düşman" PKK’ya karşı Irak’ın kuzeyinde, başta istihbarat alanı olmak üzere birçok önlem seçeneği değerlendirildi. En somut gelişme, örgütün bölgedeki hareketliliği ve eylem hazırlığını belirlemede önemli rol oynayan istihbarat alanında oldu.

BİLGİLER UÇAKTAN Buna göre ABD’ye ait keşif uçaklarının fotoğraf ve film çekimiyle elde ettiği bilgiler, Türkiye ve ABD’nin kuracağı ortak istihbarat merkezinde toplanacak..

’Halka ağır gelir’ deyip örttüler

Ressam Ayşegül Yarar, Gaziantep’teki Sanko Sanat Galerisi’nde açtığı 45 eserden oluşan kişisel sergisinde, nü tablolarını tülbentle sansürledi.


İlk gün sergilediği 10 nü tablodan 7’sini ikinci günden itibaren kaldıran Yarar, bunu galeri yöneticilerinin "Gaziantep halkına ağır gelir" uyarısı üzerine yaptığını söyledi. Yarar’ın sergisinin açılışı, geçen çarşamba Gaziantep Vali Yardımcısı Gökhan Veli Kişioğlu tarafından yapıldı. Açılış sonrası soruları yanıtlayan Yarar, şunları söyledi: "Galeri yöneticileri, nü resimlerin bölge halkı için ağır kaçacağını belirterek sergiden çıkarılmalarını ya da kısmen kapatılmalarını talep etti. Ben de tablolarımın sanatseverlere ulaşması için bu talebi üzülerek de olsa kabul etmek zorunda kaldım. Tülbentleri keserek, kapatılması mümkün olan tabloların çıplak bölümlerini estetik bir şekilde kapattım. Aslında kapatma maksadı da vardı ama biraz da gizemli olsun diye böyle bir şey yaptım. Görenler bunu sansür olarak nitelendirdi. Aslında bu sıkıntı yalnız Gaziantep’e özgü değil. Diğer illerde de özellikle devlet eliyle yönetilen galerilerde aynı sıkıntılar yaşanabiliyor. Mesela, Ankara’da da böyle bir sıkıntı yaşandı. Çünkü, devlet eliyle yönetilen galerilerde nü tablolar fazla hoş karşılanmıyor."

Siz bu haberi verir miydiniz


GEÇEN salı günü Hürriyet yazı işlerinde iki saate yakın süren bir tartışma yaşadık.

Bu tartışma sonunda, hayatımın en zor kararlarından birini aldım ve bir haberi sayfanın üzerinden çıkardım.

Ancak dün Malatya’da bir yayınevinde öldürülen üç kişinin duruşmasıyla ilgili haberleri okurken, yaşadığımız bu tartışmayı ve aldığım kararı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Salı günü öğle gündemimize çok ilginç bir haber geldi.

Olay şu:

İstanbul’un en turistik ilçelerinden Eminönü’nde bir cami var.

Söz konusu cami, Gülhane’de 1769’da Sultan III. Ahmed’in kızı Zeynep Sultan tarafından mimar Mehmed Tahir Ağa’ya yaptırılan tarihi Zeynep Sultan Camii.

İşte bu caminin kapısındaki tahtaya önceki hafta el yazısıyla bir ayet yazıldı.

Buraya kadar normal.

Diyanet İşleri Başkanlığı, cami kapılarına güzel ayetlerin asılmasını teşvik ediyor.

Ertuğrul Özkök yazdı...

Kaybedecek bir şeyi yoktu marka oldu

18 yaşında işletme okumak için Londra’ya gittiğinde, aylık 20 sterline tuttuğu bir odada kalıyordu. Okula gitmek yerine tekstil fabrikalarında ütücülük yaptı. Cafer Mahiroğlu (43) bugün 250 milyon dolar ciroluk Armondi Tekstil’in sahibi. Dorothy Perkins, Top Shop, Evans, Marks & Spencer, BHS, Next, New Look, Matalan gibi dünyaca ünlü markalar için hem tasarım hem üretim yapıyor. Türkiye, Romanya, Vietnam, Gürcistan gibi ülkelerde toplam 10 fabrikası, 5 bin çalışanı var. Armondi, İngiltere’nin önde gelen tekstil firmaları sıralamasında ilk beşte. Tüm bunlardan neden yeni haberimiz oluyor? Çünkü Cafer Mahiroğlu, Türkiye’nin Mango’sunu yaratmak için kolları sıvadı. O buralarda fazla gözükmeye başlamadan biz Londra’ya gidip üniversitelere ders olacak başarı hikayesini dinledik.

Altı çocuklu bir ailenin son üyesi olarak Sivas’ta dünyaya gelir. Daha fazla kardeşi olmamasının tek nedeni, babasının o doğduktan altı ay sonra vefat etmesidir. Dayılarının ve amcalarının desteği ile geçinirler. Cafer daha küçükken İstanbul’a göç ederler.

Suçluların iadesinde sorun çıkartıyorsunuz

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, İngiltere Adalet Bakanı Jack Straw ile görüşmesinde "İngiltere ile suçluların iadesi konusunun ağır çalışmasından" yakındı.

Şahin ve Straw, görüşmenin ardından basının sorularını yanıtladı. "PKK terörüne ilişkin olarak ABD ve İngiltere’nin yeterince yardım yaptığını düşünüyor musunuz?" sorusuna Şahin, şu yanıtı verdi:

BÜROKRASİ ÇOK

"Türkiye’nin İngiltere’de bulunan suçlularla ilgili iade talebi var. Uzun süredir bunların iadesi konusunda bir ilerleme kaydedilemedi maalesef. Bürokrasiye boğulup kalıyoruz. Suçluların iadesi konusunda bizden değil, İngiltere’den kaynaklanan bazı sorunlar yaşıyoruz, bunu kendilerine de ifade ettik."

ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

Straw da, üst düzey yetkililerin suçluların iadesiyle bağlantılı konularda çalışmalarını yürütmekte olduklarını bildirdi. Straw, özellikle Türkiye tarafından aranan Türkiye’den kaçan suçluların Birleşik Krallık tarafından iadesi konusunda çalışmaların devam ettiğini belirtti. Straw, Adalet bakanı olarak Türkiye ile işbirliği yapabilecekleri daha pek çok alanın mevcut olduğunu söyledi.

Eşcinsel


AVRUPA Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit, "AB’ye girmek istiyorsanız, eşcinsel belediye başkanına hazır olun" demiş.

Elimizi verince, kolumuzu kaptıracağımızı tahmin ediyorduk... Fazla iyimsermişiz!

*

Şaka bir yana...

AB’den gelen "reform" önerilerine, ne istenirse istensin, hep aynı tepkileri veren büyüklerimizin laflarını alt alta sıralayınca, şöyle bir tablo çıkıyor ortaya...

*

Erdoğan: "Müzakere etmekte sakınca yok... Neyi verip, neyi veremeyeceğimize, Meclis karar verir."

Gül: "Reformları onlar istediği için yapmıyoruz, halkımızın ihtiyacı olduğu için yapıyoruz."

Ali Babacan: "Dünya bizi gıptayla izliyor, çünkü bu açılımlarla Ortadoğu’ya köprü olacağız."

Baykal: "AB açıkça ’gelin bir ilişki kuralım ama ben bu ilişkinin nikáhla biteceğini garanti edemem’ diyor... Tamam, her ilişki nikáhla sonuçlanmaz. Ama bir ilişkiyi kurarken, en başından ’bu ilişki nikáhla bitmez’ diyorsanız, asıl niyetinizin ne olduğu bellidir."

Yılmaz Özdil yazdı...

 

Gül'ün oğlu ticarete merak sardı

Kurduğu internet sitesiyle ticarete atılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün küçük oğlu Mehmet Emre Gül'ün (16), Ankara'da iki alışveriş merkezinde bardakta mısır satmak için arkadaşlarıyla stant kurduğu ortaya çıktı. Gün boyu sessiz kalan Gül, akşam yaptığı açıklamada ise, "Şirketle organik bağım yok, sadece amcama yardım ediyorum" dedi.
Taze Mısır Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Daniş, Emre Gül'ün kendilerinden bayilik talep ettiğini ve ekimden bu yana Armada ve Cepa alışveriş merkezlerinde stant işlettiğini açıkladı. Daniş, bayilik ücreti olarak nokta başına 10 bin dolar ödeme yapıldığını, ayrıca stant ücreti alındığını söyledi.
Malezya kökenli Daily Fresh markasını Türkiye'ye Nisan 2006'da getirerek alışveriş merkezlerinde satış noktaları kuran Daniş, kısa sürede büyük bir bayi ağına ulaştı. Şu anda 100 noktada bardakta taze mısır satan Daniş, sayının daha da artacağını belirtti.
Frenchising (isim hakkı) sistemiyle bayilikler veren Daniş'e başvuran isimlerden biri de Cumhurbaşkanı Gül'ün küçük oğlu Emre Gül oldu. Daniş, Emre Gül'ün Ankara'da bayi olmak için talepte bulunduğunu, tüm görüşmeleri kendisiyle yaptıklarını söyledi.

 

Gül'ün 18 yaşından küçük olması nedeniyle kurulan şirketin ortağı olarak görünmediğini, sözleşmeyi Mevk Gıda adına yaptıklarını vurgulayan Daniş, ekimden itibaren Gül'le birlikte çalışmaya başladıklarını ifade etti.

Çalıkuşları ilk kez İstanbul'u gördü

Türkiye'nin bir ucunda, karda yolların kapandığı, terörün vurduğu, yoksulluğun küstürdüğü yerlerde çocukları geleceğe hazırlıyorlar. Bugüne kadar İstanbul'a hiç gelemeyen öğretmenler Doğu ve Güneydoğu'da öğretmen olmayı anlattı...
Kimi henüz bir yıllık çiçeği burnunda bir öğretmen, kimi 25 yıllık bir eğitim çınarı. Ortak noktaları ise cehalete karşı verdikleri mücadeleden başlarını kaldırıp da İstanbul'a gelememiş olmaları.


Ailelere de eğitim
Uluslararası Lions Kulüpleri 118-Y Yönetim Çevresi, Doğu ve Güneydoğu'da görev yapan 100 eğitimciyi Öğretmenler Günü nedeniyle İstanbul'a getirdi. Biz de onların İstanbul izlenimlerine tanıklık edip uzaktaki çocuklara öğretmenlik yapmanın zorluklarını dinledik.
Ferhune Öykü Şengel 31 yaşında ve 6 yıllık öğretmen. Tunceli Mazgirt'te 4-6 yaş arası çocuklara okul öncesi eğitim veriyor. 5 öğretmen aynı evi paylaşsa da oturdukları ev kaloriferli olduğu için kendini şanslı sayıyor. Tunceli'de öğretmen olmayı ise şu cümlelerle özetliyor:


'Yeni adım Öykü olacak'
"Çocukları okula kazandırmak en büyük mücadele. Geçtiğimiz gün adı Dilan olan bir kız öğrencim, 'Büyüyünce adımı değiştireceğim. Yeni adım Öykü olacak' dedi. Onların kalplerini kazanmaktan büyük mutluluk olamaz."
Özlem Adıgüzel 26 yaşında. Tunceli Ovacık'ta 3 yıllık İngilizce öğretmeni. Halk Eğitim Merkezi'nde ilköğretim 8. sınıf öğrencileriyle birlikte, yetişkinlere de ders veriyor. Yolların kar ve terör nedeniyle kapandığı Ovacık'ta olmayı Özlem öğretmen şöyle anlatıyor:

 İşkence!

Bu yakınlarda ilginç bir Roman Polanski filmi seyrettim. Polonyalı yönetmenin 1990'lı yıllarda yaptığı film işkenceyle ilgiliydi.
İsimsiz bir ülkede geçiyordu.
Kadın, evine konuk olarak gelen erkeğin hapisteyken kendi işkencecisi olduğunu sesinden ve kokusundan anlar. Faşist rejim döneminde gözleri kapalı, eli ayağı bağlıyken kendisine defalarca tecavüz etmiştir.
Kadın deliye döner.
Adamı, kafasına bir tabancayla vurup bayılttıktan sonra el ve ayaklarından bir sandalyeye bağlar. Sonra da gerçeği itiraf etmesi için adama baskı yapmaya başlar.
İşkenceyi itiraf ederse kendisini serbest bırakacağını, yoksa öldüreceğini söyler.
Adam önce susar.
Kadın baskıyı artırır.
Adam inkârı sürdürür.
Ama kadın tarafından bir uçurumun kenarına getirilince çözülür.
Kadın, itirafı tüm ayrıntılarıyla dinler, işkenceyi bir kez daha tüm acılarıyla yaşar ve işkencecisini uçurumun kıyısında kendi insanlık suçuyla baş başa bırakıp çeker gider.
Çok etkileyici bir filmdi.
Psikolojik boyutu yoğundu.
Seyrederken 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün işkence olayları aklıma takıldı.
Felat Cemiloğlu'nu anımsadım.
Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde kendisine dışkı yedirilen rahmetli Felat Bey, "Genç olsaydım dağa çıkardım" diye anlatmıştı başından geçenleri bana...
Dünkü Radikal'in birincisi sayfasıyla bütün bunlar bir kez daha bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gitti.
Gazetenin sürmanşeti şöyleydi:
"İşkencenin kararttığı hayatlar!"
Bir yazı dizisinin duyurusuydu.

Hasan Cemal yazdı...

Bu makale tartışılır!

AKP'ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarlarından ilahiyat profesörü Hayrettin Karaman, "imam nikâhını geçerli ve yeterli saymanın zorunlu olduğunu" , ayrıca karısını boşama yetkisinin kocadan tümüyle alınamayacağını savundu.
İslami çevrelerde dini konularda önemli bir otorite olarak kabul edilen Prof. Karaman, kadının evlilik birliğinden memnun olmaması, haksızlık, eziyet ve mahrumiyet içinde olması halinde hakemlere veya hâkime başvurarak boşanmayı talep edebileceğini, ancak "karısını boşamakta ısrar eden bir kocayı zorla evliliğe mahkûm etmenin bir anlamı ve faydası olmadığı" görüşünü ortaya koydu.


'İmam nikâhı yeterli'
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 16-18 Kasım tarihleri arasında Kızılcahamam'da düzenlediği "Güncel Dini Meseleler" konulu toplantıya davet edilen 110 "uzman bilim adamından" biri olarak katılan Karaman, dünkü köşe yazısında bu konuda şu görüşleri ifade etti:
"Evliliğin birçok sonucundan biri kadınla erkek arasındaki haramlığın ortadan kalkmasıdır. Bu bakımdan sıhhat şartlarına riayet edilmiş imam nikâhını geçerli ve yeterli saymak zorunludur, aksine bir delil bulunamaz."

PKK: ABD'yi hedef alırız

Kuzey Irak'ta baskı altına alınan ve etrafındaki çember daralan terör örgütü PKK, örgüt üzerindeki baskıyı kaldırması için ABD'yi tehdit etti. Örgüt, "ABD'nin bu olumsuz politikası devam ederse, bölgedeki projelerini bozacak gücümüz var" açıklamasını yaptı.
Örgüt denetimindeki internet sitelerine yansıyan PKK açıklamasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı George W. Bush'un 5 Kasım'da yaptığı görüşme sonrası örgütün terörist örgütler listesine alınıp "ortak düşman" ilan edildiği belirtildi.
Açıklamada, Kuzey Irak'a askeri harekât yapılmasıyla ilgili işaretlerin arttığı, Kürt yönetiminin tavrında ise şaşırtıcı bir değişim yaşandığına dikkat çekildi. Kürt yönetiminin PKK konusunda istediği dörtlü mekanizmanın resmiyette olmasa da fiili olarak oluşmaya başladığı belirtilen açıklamada, örgüte yönelik tedbirler konusunda en sıkı önlemlerin KDP ve KYB'den geldiği vurgulandı.
Açıklamada, "Operasyon öncesi diplomatik olarak tüm kapılar kapatılmaya çalışılarak son hamlenin amaçlandığı belirtiliyor" denildi.

ABD'nin baskıları sonucu KYB ve KDP'nin aynı cephede yer aldığı belirtilen açıklamada, "Bölgede dengeleri değiştirecek gücümüz var, ABD'nin planlarını boşa çıkarabiliriz.
ABD'nin yaklaşımları bu şekilde devam eder ve Türkiye ile ortak operasyona kadar giderse, Amerika'nın çıkarlarını da hedef alabiliriz. Şu ana kadar ABD'ye karşı herhangi bir eylemi olmayan PKK, yeni bir politika belirlemeye çalışabilir" ifadelerine yer verildi.

Aleviler ve Sünniler

ANTALYA'nın Elmalı yöresi Alevi kültürü bakımından önemlidir. Reha Çamuroğlu'nun Şah İsmail'i anlattığı "İsmail" adlı kitabında da görürsünüz bunu. Şimdi Elmalı'da, Cumhurbaşkanı Gül'ün himayesinde bir "Abdal Musa Enstitüsü" kurulması düşünülüyor.
Son derece olumlu bulduğum yaklaşımlardan biridir bu.
'Alevi İslam'ın sadece akademik araştırmalara konu olması yetmez, tarihteki geleneksel değerleriyle irtibatlanması da gerekir; bu noktada mekânlar önemlidir.
Abdal Musa Enstitüsü bu açısından da isabetlidir.
Tarihteki "Karacaahmet Sultan Tekkesi"nin ruhani devamı olan, "Karacaahmet Sultan Cemevi" bünyesinde de böyle bir enstitü kurulması düşünülmelidir.
Enstitü bünyesinde İslamın Alevi ve Bektaşi koluna ait mektubat ve menakıbnameleri, minyatürleri, ferman, ney, kudüm, saz gibi gibi müzik aletlerini, kıyafetleri toplayan bir müze de kurulmalıdır.
Büyük tarihçi Ömer Lütfi Barkan'ın anlattığı "Kolonizatör Türk Dervişleri"nin günlük hayatını bir müzede görmek istemez misiniz?!

Yurtdışında...
Diyanet'in açılımları da olumludur. Başta Hacı Bektaş Veli'nin "Makalat"ı olmak üzere, Alevi klasiklerinden "Erkânname", "Şerh-i Besmele" ve "Kitab-ı Dâr" gibi eserler yayımlanıyor; hiçbir yorum katmadan, orijinal halleriyle...
Diyanet'in Cem Vakfı'yla birlikte geliştirmekte olduğu çok olumlu bir proje de muharrem ayında yurtdışındaki Alevi vatandaşlarımız için Alevi İslam öğretisini iyi bilen dedelerin yurtdışına gönderilmesidir. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Mehmet Görmez anlatıyor:
Taha Akyol yazdı...

 

Aslan payı Erdoğan'ın ilçesine

Rize'de 2007 yılında aktarılan ödeneğin büyük kısmını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilçesi Güneysu aldı. 127 bin nüfuslu merkez ilçeye 8.7 milyon YTL, 58 bin nüfusuyla Rize'nin en kalabalık ilçesi olan Ardeşen'e 2.7 milyon YTL ödenek verilirken, 16 bin kişinin yaşadığı Güneysu, 7.5 milyon YTL ile yatırım ödeneklerinden aslan payını kaptı.


79 proje görüşüldü
Rize 4. Dönem İl Koordinasyon Kurulu toplantısı Vali Kasım Esen başkanlığında yapıldı. Toplantıda toplam bedeli 2.5 milyar YTL'yi bulan 79 projenin yapımı için 2007 yılında ayırılan 602.3 milyon YTL'lik yatırım bütçesi görüşüldü. Vali Esen, dönem içinde en fazla harcama yapılan sektörün 499.1 milyon YTL ile ulaştırma sektörü olduğunu belirterek şöyle konuştu:
"Bunun dışında diğer kamu hizmetleri sektörüne 14.5 milyon YTL, eğitim sektörüne 6.4 milyon YTL, tarım sektörüne 5.4 milyon YTL, konut sektörüne 4.4 milyon YTL, enerjiye 2.7 milyon YTL, imalat sektörüne 1.9 milyon YTL, sağlığa 1.3 milyon YTL, madencilik sektörüne ise 443 bin YTL harcandı."
Yatırım bütçesinin ilçelere göre dağılımı yapıldığında büyük payı Başbakan Erdoğan'ın ilçesi Güneysu'nun aldığı ortaya çıktı. Nüfusu 127.320 olan merkez ilçeye 8.7 milyon YTL'lik yatırım ödeneği gönderilirken, nüfusu 16 bin 522 olan Güneysu'ya 7.5 milyon YTL ödenek verildi.

6.6 kat fark demek
Rize merkezde kişi başına yaklaşık 68 YTL yatırım ödeneği düşerken Güneysu'da bu miktar 453 YTL oldu. Bu da merkezle Güneysu arasında 6.6 kat fark anlamına geliyor.
Güneysu ilçesine ayrılan 7.5 milyon YTL yatırım ödeneği arasında Devlet Su İşleri'nin (DSİ) yaptığı dere ıslah çalışmalarına büyük pay ayrıldığı belirtildi.

 

15 yaşındaki kızı 20 erkekli koğuşa attılar

 

Brezilya'da, hırsızlık yaptığı şüphesiyle geçen ekim ayında gözaltına alınan ve kısa bir süre önce serbest bırakılan 15 yaşındaki bir kızın gözaltı süresi boyunca, içinde 20 erkeğin bulunduğu bir koğuşta tutulduğu ve burada defalarca tecavüze uğradığı ortaya çıktı.
Adı açıklanmayan ve neyle suçlandığı bile tam olarak bilinmeyen kızın, Para eyaletindeki hapishanede ilk günden itibaren defalarca tecavüze uğradığı ve yiyecek karşılığında seks yapmaya zorlandığı belirtildi.
Kızın, kendisini hapse atan polisleri ve tecavüzcülerini tespit edebilecek durumda olduğunu söylediği aktarıldı. Brezilya'da geçen aylarda aynı eyalette, 23 yaşında bir kadının da 1 ay boyunca 70 erkeğin olduğu bir koğuşta tutulduğu ortaya çıkmıştı.

DTP işindeki terslikler

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın DTP'nin kapatılması istemiyle açtığı davayı kabul etti.
Bundan sonra yargı süreci işleyecek. Kararı Yüce Mahkeme verecek.
DTP'nin kapatılması davasıyla ilgili olarak siyasi alanda yürüyen tartışmalarda ise önemli terslikler gözleniyor.
AKP sözcüleri, DTP'nin kapatılmasının sorunu çözmeyeceğini savunuyorlar. Daha önce aynı çizgideki partilerin kapatıldığını ama yerine hemen yenisinin kurulduğunu anımsatıyorlar. Şimdiden de DTP'nin kapatılması olasılığına karşı "yedek parti" olarak Özgür Toplum Partisi'nin (ÖTP) hazır olduğunu belirtiyorlar.
Son zamanlarda önemli iki konuda "Bir yararı olmuyor" yaklaşımı öne çıkmaya başladı.
Sorunlara bu açıyla yaklaşılmasındaki mantık hatası ise gözden kaçıyor.
İki konuda söylenen şu:
1- DTP kapatılmasın, daha önce kapatıldı da sonuç değişti mi?
2- Sınır ötesi harekât yapılmasın, daha önce 24 tane yapıldı da sonuç değişti mi?
Bu yaklaşım, Türkiye açısından hem teslimiyet hem de suçluluk duygusu taşıyor. Oysa suçluluk duyması gereken, Türkiye'nin güvenlik güçleri, mahkemeleri veya savcılıkları değil. Aksine, terör eylemleri karşısında sessiz kalıp desteğini sürdürenler ve DTP..

DTP'nin konumu
DTP'nin hukuk karşısında diğer partilerden bir farkı olmadığını daha önce de vurgulamıştık. Kapatılırsa yerine yenisi kurulur denilerek, "DTP'ye bir serbestlik" tanınması geçerli olamaz.


Fikret Bila yazdı...

 

'Yetimlerime kim bakacak'

Avcılar'da bir parkta polisle yaşanan arbedede hayatını kaybeden Feyzullah Ete'nin eşi, "Bu yetimlere kim bakacak" diye gözyaşı döküyor. Olay sonrası ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan polis memuru Ali M. ise dün tutuklandı..

Evinin 50 metre yakınındaki parkta arkadaşıyla bir bankta oturan Feyzullah Ete'nin göğsüne tekme atarak ölümüne yol açtığı iddia edilen Avcılar Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro'da görevli polis memuru Ali M. dün tutuklanarak cezaevine konuldu. Ali M. olayın ardından çıkartıldığı Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Ancak polis memuru, soruşturmayı yürüten savcının talimatı doğrultusunda dün meslektaşları tarafından yeniden adliyeye götürüldü. Burada savcılık tarafından sorgulanan polis memuru, tutuklama istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Mahkeme de Ali M.'yi tutuklayarak cezaevine gönderdi. Olayda hayatını kaybeden genç elektrikçinin evinde ise hüzün ve isyan var... 26 yaşındaki Feyzullah Ete'nin 5 yıllık eşi Necla Ete, biri 4 yaşında diğeri 6 aylık iki küçük kızına sarılarak "Benim yetimlerine kim bakacak? Bu çocukların ne günahı vardı" diyerek feryat etti. 4 yaşındaki Kübra'yı da evlat acısı yaşayan babaanne, "Baban cennete gitti" diyerek teselli etmeye çalışıyor. 

'Beşi bir yerde' kart

Yılbaşından itibaren otobüslerde "Beşi bir yerde" denilen depozitosuz kart sistemi uygulanacak. 5 bilet fiyatına ve 5 kullanımlık olacak kart, halk otobüslerinde de kullanılacak..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nde İETT bütçesiyle ilgili sunum yapan İETT Genel Müdür Vekili Mehmet Öztürk, otobüslerde kullanılan kâğıt bilet uygulamasına yılbaşında son verileceğini belirtti.

KÂĞIT BİLET KALMAYACAK
Kartlı sistemin, bir türlü önüne geçilemeyen sahte bilet kullanımını önlemek amacıyla uygulamaya konulacağını belirten Öztürk "İstanbul'da bütün otobüslerde "Beşi bir yerde" denilen depozitosuz kart uygulamasına başlıyoruz. Sistem, 2007'nin sonuna kadar halk otobüslerine de uygulanacak ve 1 Ocak 2008'den itibaren kâğıt bilet İstanbul'da geçerliliğini yitirecek. Sistem, daha sonra diğer toplu taşıma araçlarında da uygulanacak" dedi. Manyetik okuma şeritli kartlar sayesinde sahteciliğin sona ereceği de ifade edildi.

Beş bilet fiyatında olacağı belirtilen "Beşi bir yerde" adlı kartlarla toplam 5 kez seyahat edilebilecek. Kartlar beş kullanım sonunda geçersiz olacak. Depozitosuz olarak alınabilecek olan kartlar, kâğıt biletlerin aksine özel halk otobüslerinde de kullanılabilecek.

Hiçbir şey bilen Türkçeciler!..
Ne eline batan diken ne de söylenenler umurunda olmayacak!." diyordu Atatürk, İş Bankası'nın efsane reklamında.. Başta benim sevgili, canım ağabeyim, Hakkı Devrim, Dil Jandarmaları kıyamet kopardılar gene.. "Atatürk'ü yanlış konuşturdular.. Türkçe'de iki olumsuz arka arkaya gelmez.. "Ne.. Ne de.." geçen cümleler olumsuz yüklemle bitmez" dediler. Öyle de bastırdılar ki, dört bir yandan, İş Bankası reklamı geri çekti, düzeltti.. Yeniden verdi. Bu defa Atatürk onların istediği gibi "Ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olacak" diye konuştu..
Kasılanlar, övünenler de çıktı aralarından, "Ben dedim de Atatürk'ü düzelttiler" diye hatta.. Oysa reklamın orijinal şeklindeki Atatürk konuşması doğruydu..

Türkçe'de, iki olumsuz arka arkaya bal gibi olur.. Türkçe bu bakımdan, durmadan örnek verdikleri Batı dillerine, İngilizce'ye benzemez ..
Türkçe'de her iki türlü deyiş de vardır. Her ikisi de kullanılır..
Özellikle cümle uzunsa, bağlı cümlecikler şeklinde sürüyor ve yüklem (Fiil değil) "Ne.. Ne de.." deyişinden uzaklaşıyorsa, anlamın kaybolmaması için olumsuz kullanış gerek konuşma, gerek yazı dilinde yaygındır. Ama cümle kısaysa, o zaman iki olumsuzun arka arkaya gelmesi kulağı rahatsız edebilir.

Hıncal Uluç yazdı...

Güneydoğu kıpır kıpır

Haskeyf.
Hava ağır ağır kararmaya başlarken Midyat'a giriyoruz. Sıla İlköğretim Okulu'nun açılışı için geldiğimiz Mardin'de önce hızlı bir Hasankeyf ziyareti yapıp ardından dizinin çekildiği Midyat'a geçiyoruz.
Koca bir dolunayın aydınlattığı sokaklarda, tarihi evlerin arasından geçip Sıla'nın çekiminin yapıldığı Konukevi'ne giriyoruz.
Tarihi Süryani kilisesinin çan kulesindeki ışık dışında tarihi kent karanlık bir tülle gizlenmiş gibi.
Binlerce yıllık taş ustalığının ürünü muhteşem binaların sağında solunda çirkin betonarme yapılar bitivermiş.
Zarafetle kabalığın zıtlığını net bir biçimde Midyat'ta da görüyorsunuz.
Mardin'den Hasankeyf'e geçerken bölgede müthiş bir yatırım hamlesi olduğu çıplak gözle bile fark edebiliyorsunuz.
TOKİ'nin büyük bir konut projesi hızla ilerliyor.
Yolun iki tarafından özel firmaların yaptığı çok katlı binalar yükseliyor.
1960'ların ortasından hafızamda kalan Güneydoğu hatıralarından tamamen farklı.
Gaziantep'ten Urfa'ya otobüsle giderken çektiğimiz sıkıntılar dün gibi zihnimde.
Elbette bölge hâlâ yoksul. 
Hasankeyf'te çevremizi saran çocukların tamamına yakını insanın içini ürperten soğuğa rağmen çorapsız ayaklarına geçirdikleri terliklerle dolaşıyordu.
Okuldan çıkıp neşe içinde evlerine dönen abi ve ablalarının üst başları ise daha düzgündü sanki.
Ama bu yaz gittiğim Siirt'te de, geçen yıl gördüğüm Urfa'da da önemli bir değişim olduğu yadsınamaz.
Çifte yollar, okul binaları, hastaneler inşa ediliyor.
Terörün Türkiye coğrafyasından tamamen silinip atılması, bölgedeki gelişimin hızına mutlaka olumlu katkıda bulunacak.

Ergun Babahan

Kocam beni güzelleştirdi
Kocam beni güzelleştirdi
Demet Akbağ
* Zafer benden daha zeki.
* Salata sosu yapmayı Zafer'den öğrendim.
* Acıkmaya başladığı an bir yemek hayal eder, gündüz pişirdiğiniz yemeğin hiç önemi yoktur.
* Zafer'i 'Çika' diye çağırırım.
* Beni tavlamak için diğer erkekler gibi espri yapma telaşına düşmedi.
* Bir oyun sahneye koyarken Yılmaz (Erdoğan) mutlaka Zafer'in fikrini sorar. Ona çok güvenir.

Zafer Çika
* O kadar âşıktım ki memleketi bile değiştirdim.
* Demet'in yaptığı zeytinyağlılar, daha ziyade zeytinyağlı tatlılar gibidir.
* Demet çabuk parlar, çabuk söner. Bu sırada uzun, anlaşılması zor cümleler kurar. Çok eğlenirim.

Kadın: Zafer'i fazla rahat ve geniş buluyorum. Bazen onun başının etini yerim.
Erkek: Benim yerime düşünülmesinden hoşlanmam. Bunun tepkisini baştan gösteririm.
Kadın: Allah'tan ki Başak erkeğiyle, Oğlak kadını en iyi anlaşan iki burçmuş!
Erkek: Burç işine hiç inanmam. Neredeyse her burçtan kız arkadaşım olmuştur. Hepsiyle iyi geçindim.
Kadın: Her burçtan kız arkadaşın mı oldu?
Erkek: Demet'ciğim, birbirimizle tanıştığımızda 35 yaşındaydık. Rahip gibi yaşamadık yani..
Kadın: Sen de benim ilk Başağımsın hayatım. Daha önce hiç Başağım olmamıştı!

 

Peki, biz ne verdik?

Peki, biz ne verdik?
Ekim ayındaki PKK saldırılarından sonra, " Hemen Kandil 'e operasyon düzenleyelim " yaygarası ayyuka çıkmıştı.
Ölçüp biçmeden, olayın farklı yönlerini hesaba katmadan ortaya atılan bu talep, Hükümet'in ve Genelkurmay'ın " sabırlı ama kararlı" tutumuyla savuşturuldu.
5 Kasım'daki Başbakan Erdoğan-Başkan Bush görüşmesinden sonra da dudak bükenler çok oldu. Onlara göre " dağ fare doğurmuştu ".
Artık daha net bir biçimde anlaşılıyor ki, ErdoğanBush görüşmesi somut sonuçlara yol açacak.
Emekliliğinden öce MİT'in İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olan
Cevat Öneş, o görüşmede PKK'nın " tasfiye " edilmesine karar verildiğini söylüyor. ( Taraf, 19 Kasım )
"Tasfiye" derken tam olarak neyi kastediyoruz? Bunun somut karşılığı nelerdir: Silah bırakma?.. Bazı üst düzey yöneticilerin Türkiye'ye teslimi?.. Mali kaynakların kesilmesi?.. Örgütün Kuzey Irak'tan aldığı lojistik desteğe son verilmesi?..
Belli ki bu ve benzeri tedbirlerle PKK, Türkiye'yi rahatsız edemez hale getirilecek. 

Son bir gayretle, " altın vuruş " yapan eroinmanlar gibi, büyük bir saldırı düzenler mi? Yapmaya kalkışır ama başarılı olamaz. Çünkü ABD, " geldiklerini " Türkiye'ye bildirecektir.

 

Emre Aköz yazdı... 

 

Rum Matsakis'i aşk uslandırdı

KKTC sınırında iki yıl önce Türk bayrağını indiren, Türk askerine hakaret eden, geçen yıl geldiği Meclis çatısı altında da karışılık yaratan Rum parlamenter Marios Matsakis'in bir Türk kızına âşık olduğu ortaya çıktı. İddiaya göre bu aşk sayesinde de Matsakis, hafta içinde yapılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantılarında, Türkiye'yi eleştirmek yerine AB'yi eleştirdi. SABAH bu iddiaları 53 yaşındaki Matsakis'e sordu. Matsakis, önce kaçamak yanıt verip, "Ben Türk kadınlarına âşığım ama sorun şu ki onlar bana âşık değil. Türk kadınları çok hoş, çok güzel. Sadece dış görünüş olarak değil aynı zamanda iç dünyası da güzel" dedi. Ardından "özel biri var mı" sorusuna ise, "Belki... Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. İlişki hakkında konuşmak için daha çok erken. Bu benim özel hayatım..." karşılığını verdi. Matsakis, "Yani âşıksınız" sorusunu, başıyla gülümseyerek onaylarken, "Belki size daha sonra söylerim" dedi. Kıbrıs Türklerinden de 1974'te yaşanan olaylar için özür dileyen Matsakis'e işte bu sırada, "Yoksa aşkınız Kıbrıs Türkü mü?" sorusunu yönelttik ama bu soruyu da "Özel hayatımı konuşmak istemiyorum" diyerek yanıtladı.

TELEFON KARTI ALDI


Geçen yıl katıldığı KPK toplantıları sırasında, "Burası ne biçim bir ülke, cep telefonum bile çekmiyor" sözleriyle olay çıkaran Matsakis, bu kez kontörlü kart aldı. "Ne yapalım, uyum sağlamak zorundayız. Hayat da böyle" diye konuşan Matsakis'in mesajları ise şöyle:

Doğu'da kar batıda bahar

Kara akış yüzünü iyice gösteriyor. Bugün Doğu bölgelerinde etkili kar ve yağmur bekleniyor. Batı ve Güney'de ise yer yer 20 dereceye yaklaşan hava hâkim olacak. Hava sıcaklığı bugün Doğu'da 2 ila 4 derece düşecek. Van, Hakkâri, Şırnak, Bitlis ve Ağrı çevrelerinde yoğun kar yağışı, Siirt ve Iğdır çevrelerinde ise yağmur bekleniyor. Marmara ile yurdun iç kesimlerinde sis beklenirken Batı kesimlerde ise sıcaklık 1 ila 3 derece artacak. Karadeniz'de ise kuvvetli rüzgâr olacak.

İÇ ANADOLU'DA SİS
Salı günü Doğu'da hava açık ve güneşli olacak. Ancak iç ve Batı bölgelerinde yağmur var. Çarşamba günü ise Marmara'nın batısı dışında tüm yurtta yağış var. Yağışlar Doğu'da kar, Batı bölgelerinde ise sağanak yağmur halinde olacak. Salı gününden itibaren hava sıcaklıkları Akdeniz Bölgesi hariç tüm yurtta 4 -6 derece azalacak.

* Marmara Bölgesi'nde bugün ve yarın sis etkili olurken sıcaklıklar 16-17 derecelere kadar çıkıyor. Pazartesi gününden itibaren sıcaklık birkaç derece daha artacak. Çarşamba günü Marmara'nın doğusu yağışlı havanın etkisi altına girecek. Hava sıcaklıkları 4 ila 6 derece düşecek.

* Akdeniz Bölgesi'nde de hava sıcaklığı bugün 15 derecenin üzerinde seyrecek. Hafta sonunu güneşli geçirecek olan Güney'de yarın sıcaklık 20 dereceye kadar çıkacak. Hafta başı ise 20 dereceyi aşacak. Salı günü Akdeniz'in batısını, çarşamba günü ise tamamını yağmurlu bir gün bekliyor.

 

Statüko ve değişim

İktidara gelen siyasi partiler "devlet" politikalarıyla " değişim " projeleri arasında gidip geliyor. Ezber bozmak kolay değil.
Alevilere yönelik bir açılımdan söz ediliyor. Şikâyet edilen konuların başında, cem evlerinin ibadethane sayılmaması ve imamlara devlet kesesinden maaş ödenirken Alevi dedelere sahip çıkılmaması gelirdi. Hatta AK Partililerden pek çoğu, Aleviliği " Hz. Ali ve Ehl-i beyt sevgisine " indirerek, " Biz de bu anlamda Aleviyiz" demişlerdir. " Tekke" gibi gördükleri Cem evlerinin de caminin yerini alamayacağını söylemişlerdir. Kendileri " dayatmadan " şikayet edenlerin daha hoşgörülü davranması beklenir. Nihayet, " farklılıklara saygı ", söylemden eyleme geçiyor. Umarız dağ fare doğurmaz ve iyimser beklentiler karşılık bulur.

Kürt meselesinde de cesur adımlar bekliyoruz. Diyelim ki, DTP'nin kapatılmasını arzu etmiyorsunuz, o zaman Anayasa'nın ilgili maddesini bir zahmet değiştireceksiniz. DTP'ye mutlaka biraz süre kazandırılmalı ve diyalog kapısı açık tutulmalı.DTP'liler PKK'ya " terör örgütü" dememekle birlikte, "şiddet eylemlerini tasvip etmediklerini" açıklıyorlar. Hepimiz, DTP'nin PKK'nın siyasi kolu olduğunu ve bu partinin İmralı'dan yönetildiğini baştan beri biliyoruz.

Nazlı Ilıcak yazdı...

 

Sır ölüm
5 gün önce evlerinden "Okula gidiyoruz" diyerek çıkan liseli iki kardeşten biri, Emirgan kıyılarında ölü bulundu. Denizden cesedi çıkarılan öğrencinin sırt çantasından 5 kiloluk bordür taşı çıktı. Kayıp olan diğer kardeşten de haber alınamıyor


Pazartesi günü "Okula gidiyoruz" diye evden ayrılan iki kardeşten birisi ölü bulundu. Kartal Samandıra Lisesi 9. sınıf öğrencisi olan Aykan Aka'nın (15) sırt çantasından çıkan büyük bordür taşı ise kafaları karıştırdı. Aykan Aka'nın aynı sınıfta okuyan ve birlikte evden ayrıldığı kardeşi Aykut da (16) kayıp. Emirgan Sakıp Sabancı Caddesi'nden midye avlamak için dün sabah saat 10.30 sıralarında denize giren Tuncay Güngör (40), Kral 3 isimli teknenin altında bir ceset olduğunu fark etti ve polise haber verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı dalgıçlar tarafından sudan çıkarılan cesedin sırtında duran çantanın içinde, 5 kiloluk bir bordür taşı olduğu görüldü.
HESAPLAŞMA ŞÜPHESİ

İntihar seçeneğini de değerlendiren polis, ailenin iş ilişkilerinden kaynaklanan bir hesaplaşmaya çocukların kurban gitmiş olabileceği ihtimali üzerinde de duruyor.

Balıkçı Tuncay Güngör, "Midye çıkarmak için denize daldım. 4-5 metre derinlikte gördüğüm cesedin üzerinde, okul üniforması ve sırt çantası vardı" dedi. Telefonla oğlunun ölüm haberini alan inşaatçı Hakim Aka, cesedi teşhis etti. 

 Gizlice Bush'a gitti
Kandil'deki terör yuvalarının ikmal yollarını kesen Barzani 3 gün önce ortadan kayboldu. 'Bilinmeyen bir ülkeye gittiği' iddia edilen Barzani'nin ABD'ye uçtuğu ve Bush'tan teröristlerin Türkiye'ye iadesi için talimat aldığı öne sürüldü 

Irak'ın kuzeyindeki yerel Kürt yönetiminin lideri Mesud Barzani'nin aniden ortadan kaybolduğu ve bilinmeyen bir ülkeyeye gittiği bildirildi. Sabah saatlerinde özel bir ziyaret için yurtdışına çıktığı açıklanan ancak hangi ülkeye gittiği gizli tutulan Barzani adına konuşan yerel yönetim sözcüsü, dün yaptığı açıklamada Mesut Barzani'nin yurtdışına çıktığını söyledi. Sözü, Barzani'nin hangi ülkeye gittiğine ilişkin herhangi bir bilgi vermedi.Sır gibi saklanan ziyarete ilişkin Barzani'nin partisi IKDP'nin internet sitesinde de şu duyuru yer aldı: “Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani'nin özel bir ziyaret için yurtdışına çıktığı bildirildi. Kürdistan Bölge Başkanlığı Sözcülüğü tarafından verilen bilgilere göre Başkan Barzani yurtdışına çıktı.

Başkan Barzani'nin hangi ülkeye gittiği ile ilgili olarak herhangi bir bilgi verilmedi.”

 

Erken bir soru


Ülkemizi yakın takibe almış kurumların ara sıra yayınladıkları sorunlarımızla ilgili listeyi gözünüzün önünden geçirin lütfen: Avrupa Birliği'nin izleme raporunu, bazı ülkeler tarafından yayımlanan insan hakları raporlarını, Saydamlık Enstitüsü'nün, OECD'nin, Birleşmiş Milletler'in (BM) çıkardıkları kalkınmışlık raporlarını... Bu kadar rapora konu olan Türkiye için söylenebilecek şey belli: 'Sorunlu bir ülke'...

Gelin şimdi de muhayyilemizi zorlayarak şu basit soruyu kendimize soralım: Türkiye birdenbire sorunsuz bir ülke haline gelirse ne olur? PKK terörü biter, 301. madde değiştirilir, Alevilerin kendilerini sistem içerisinde temsil edilir hissetmeye başlayacakları biçimde yeni düzenlemeler getirilir, üniversitelerde uygulanan yasaklar ortadan kalkar, asker-sivil ilişkileri kabul edilebilir sınırlarda gerçekleşir, rüşvet dâhil her türlü sosyal ve siyasal ahlâksızlığın kökü kazınırsa?

Bu soruyu şimdi sormamın bir sebebi var; Türkiye ne kadar kök salmış ve kronikleşmiş görünürse görünsün her sorunun aslında pekâlâ çözülebileceğini deneyerek öğreniyor çünkü... Yılların birikimiyle çözülmez gibi görünen sorunlara el atıldıkça hemen hepsinin altında giderilmesi hiç de zor olmayan peşin hükümlerin yattığı fark ediliyor.


Fehmi Koru yazdı...

Sanal cep devri 2008'de başlıyor 
Sanal cep telefonları 2008'de hizmet verecek. Telekomünikasyon Kurumu, 2008 iş planına sanal cep telefonu operatörlerinin yetkilendirilmesini de aldı. Buna göre mecut GSM operatörlerine ait bazı numara blokları sanal operatörler tarafından başlayacak. Telekomünikasyon Kurumu'nun yetkilendireceği 'sanal mobil' operatörleri mevcut GSM operatörlerinin altyapısını kullanarak, kendi abone sistemini oluşturacak. Yeni operatörlerin piyasaya girmesiyle aboneler hem farklı hizmetlerden yararlanacak hem de ucuz hizmet alabilecek. GSM operatörlerinin pek sıcak bakmadığı uygulamaya, futbol kulüpleri ve alışveriş merkezlerinin ilgi göstermesi bekleniyor.

 

HİZMET ÇOK FATURA TEK

Telekomünikasyon Kurumu, Türkiye'de mobil iletişim alanında hizmet çeşitliliğini artırarak, yatırım, istihdam ve gelir açısından avantaj sağlanmasını, abonelerin aldıkları birden çok hizmetin tek faturada ücretlendirilmesini sağlamak amacıyla düzenleme yapmaya hazırlanıyor.

Bu çerçevede, kurum, (Mobile Virtual Network Operators MVNO) çalışmalarını kısa sürede tamamlayacak

Gülay ve Hüsna öğretmenler görev yerlerini beğenmeyip başka yerde ders veriyorlar. Fakat onlarınki alıştığımız "görev yerini beğenmeme" hallerinden uzak. İki öğretmen görev yerleri Van'ın Başkale ilçesinin merkezi olmasına rağmen ihtiyaç var diyerek İran sınırındaki iki köyde gönüllü olarak 3 yıldır ders veriyorlar.
Tayin yerleri Van'ın Başkale ilçe merkezi olmasına rağmen İran sınırına yakın bölgedeki Düztepe ve Örmetaş mezraalarında gönüllü olarak öğretmenlik yapmayı tercih eden kadın öğretmenler Gülay Erdoğan ile Hüsna Turan, iki köyde kız öğrencilerin de umudu oldu. Köylerdeki kız öğrenciler eskiye oranla daha rahat okula gidiyorlar.

İlçeye 30 kilometre uzaklıktaki Düztepe mezrasında tek derslikli birleştirilmiş sınıfta 1,2,3 ve 4. sınıflara ders veren Gülay öğretmen, bu tür yerlerde eğitime daha çok ihtiyaç olduğunu söylüyor.


KENDİN GÜZELLEŞTİRİRSİN

İlçenin Kaşkol köyü Örmetaş mezrasındaki 2 derslikli okulda öğretmenlik yapan Hüsna Turhan ise okulun çeşitli eksikliklerini kendi imkanlarıyla karşılayıp öğrencilerin okulu sevmesini sağladı.

PKK için yolun sonu: Sürprize hazır olmak!
Salı günkü; “PKK liderleri paketlenip Türkiye'ye mi verilecek?” başlıklı yazımda bazı PKK liderlerinin ele geçirilip Türkiye'ye teslim edileceğini ya da Kuzey Irak'ta Türkiye tarafından sorgulanabileceğini iddia ettim. Aynı gün Ankara'daki en önemli tartışma konusu bu oldu. Bir gün sonra birkaç gazete konuyu sayfalarına taşıdı. “Birkaç gün içinde önemli gelişmeler” olabileceğinden söz edildi.

Şunları yazmıştım:

“Evet yeni bir tasfiye süreci başlıyor. 'Derin Plan' dedikleri bu olmalı. Silahsız, Öcalan'sız yeni bir temsil mekanizması oluşturulur. PKK'nın dağ kadrosunu dağılmaya teşvik edecek süreç hazırlanır. Lider kadrosu tasfiye edilir. Direnenler paketlenip Türkiye'ye verilir. DTP, terörle arasına sınır çizer. Çizmeyenler devre dışı kalır. Yeni bir siyasi temsil harekete geçer.

O zaman önümüzdeki günlerde çok ciddi gelişmelere hazır olmak gerekiyor. PKK üst yönetiminden birkaç kişinin Türkiye'ye teslimi söz konusu olabilir. Yine üst yönetimden bazıları K. Irak'ta gözaltına alınabilir. Adalet Bakanlığı savcıları sorgulama için K. Irak'a gönderilebilir.”

İbrahim Karagül yazdı...

'Paket' sorusuna imalı cevap

Başbakan Erdoğan, “PKK'nın önde gelen isimlerinin yakalanıp iade edileceği şeklinde bilgiler var” sorusu üzerine, “Birimler, herkes görevini yapıyor. Hem siyasi hem askeri hem diplomatik gereken neyse hepsi yapılıyor, yapılacak” dedi.
Erdoğan, öncek gün evde düşerek sol el bileğinde ve omurga kemiğinde kırıklar oluşan annesi Tenzile Erdoğan için Ankara'daki programlarını iptal etti.

PROGRAMLARI İPTAL ETTİ

Annesinin kaza geçirdiğini duyar duymaz, iki gün önce apar topar İstanbul'a dönen Erdoğan, Kadıköy Medipol Hastanesi'nde tedavi gören annesini ziyaret ettikten sonra aynı gece geri dönmüştü. Önceki akşam yeniden İstanbul'a gelen Erdoğan, doğruca annesi Tenzile Erdoğan'ın ziyaretine gitti. Erdoğan, önceden programlanan Ankara'daki Savunma Sanayi İcra Komitesi Toplantısı ile öğretmen temsilcilerini kabulünü iptal etti. Öğretmenler Günü nedeniyle illerden gelen öğretmenlerin kabulü toplantısına, Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek katıldı.


ASKERİ VE DİPLOMATİK SÜREÇ İŞLİYOR

Erdoğan, dün Cuma namazını, Üsküdar Emniyet Mahallesi'ndeki evinin yakınında bulunan Akabe Camii'nde kıldı. Cami çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken çıkışta basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Erdoğan, ameliyat olan annesinin sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, “İnşallah daha da iyi olacak” dedi.

Antarktik Rüyası Titanik gibi battı

Antarktika'da su almaya başlayan 75 metre uzunluğundaki bir yolcu gemisinin buzdağına çarpması sonucu başlatılan kurtarma çalışmalarında gemide bulunan 150 turist tahliye edildi. Gemi, Atlas Okyanusu'nda King George adaları yakınında buz kayalıklara çarpmasının ardından yan yatmaya başladı. Susan Hayes adlı kişinin Gap Adventures şirketine bağlı olan dev geminin yan yatmaya başlamasıyla birlikte gemiden 100 turist ve 54 mürettebat olmak üzere toplan 154 kişi can kurtaran sandallarıyla başka bir gemiye aktarıldı. Dev turist gemisi 11 Ekim günü turistlere yönelik 19 günlük bir tur için Arjantin kıyılarından ayrılmıştı. Geminin kaza yaptığı yerin ise Atlantik yarımadasının 120 kilometre kuzeyinde olduğu açıklandı. Geminin sahibi Susan Hayes yaptığı açıklamada, “Bütün yolcu ve mürettebat kurtarıldı. Hepsi bir diğer gemiyle nakledildi.”dedi.

En nihayet: Muktedir hükümet…

 


Kabul etmek lazım: AK Parti hükümeti Kürt meselesindeki tavrıyla, konunun birinci elden muhatabı DTP de dahil olmak üzere etki açısından birçok siyasi aktörü geride bıraktı.

Şunu da kabul etmek lazım:

Erdoğan hükümeti terörün yükseldiği bir dönemde bu konuda demokratik bir tutumu elden bırakmaksızın, demokratik haklardan ödün vermeksizin kararlı bir politika izlemeyi bilen “ilk siyasi iktidar” oldu.

Bu durum “Türk siyasal sisteminin demokrasi konusunda aldığı mesafenin bir göstergesi”dir.

Tepkisel dile başvurmadan, şiddete demokrasi içinde çözüm aramak, silahların bırakılmasının siyaset mekanizmasıyla mümkün olabileceğini söylemek ve buna “toplumsal destek” bulmak siyasi sistem kadar kazandığı esneklik kadar, belirli bir toplumsal olgunluğa da işaret etmektedir.

Sevindirici olan odur ki, tüm endişelere rağmen genel olarak kamuoyu duygu ve öfke siyasetine prim vermemekte, siyasete güven kolay bir şekilde örselenmemektedir.


Ali Bayramoğlu yazdı...


Irak'ınTürkiye aleyhine yayın yapmayın

kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi'nden yerel basına uyarı geldi. Kürt Yönetimi'nin başbakanı Neçirvan Barzani, medya temsilcilerini toplayarak, "Dost ülke Türkiye aleyhine haberlere yer vermeyin. PKK'yı övücü yayın yapmayın." dedi. Kürt yönetimi, yabancı basının Kandil'e çıkışını da yasaklamıştı.



Sınır ötesi operasyon için Meclis'ten tezkere yetkisi alan hükümetin Kuzey Irak Kürt yönetimi üzerindeki baskısı sonuç veriyor. ABD'nin de devreye girmesiyle birlikte Bölgesel Kürt yönetimi PKK'ya yönelik önlemlerini sıkılaştırdı. Terör örgütüne karşı askerî anlamda harekete geçmeyen Kürt yönetimi, örgütün hareket kabiliyetini kısıtlayacak, lojistik desteğini kesecek ciddi önlemler almaya başladı. PKK ile bağlantılı başta Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi olmak üzere kent merkezlerindeki parti binaları ile irtibat ofisleri kapatıldı. 

Kandil Dağı bölgesine çok sayıda peşmerge sevk edilirken, kontrol noktaları da artırılarak, silah ve gıda sevkiyatı durduruldu. Yabancı basının Kandil'e çıkışına yasaklama getirilmesinin ardından bölgesel yönetim, son uyarıyı, Türkiye'ye karşı önyargılı yayın politikası izleyen yerel basına yaptı. Bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani, Erbil'de genel yayın yönetmenleri, haber müdürleri ile editörlerin bulunduğu yaklaşık 24 kişiden oluşan basın temsilcileri ile bir araya geldi.

Önceki gün gerçekleşen toplantıda Barzani, Kandil Dağı'na yerel ve yabancı gazetecilerin çıkmasının yasaklanmasını savundu..

 

 

 

 

İşitme engelli iki ablasını anlamak için öğretmen oldu

Her birinin hayat hikâyesi, öğretmenlik anıları kitaplara sığmayacak kadar dolu. Özlem Zeybekoğlu da, Türkiye'nin fedakâr öğretmenlerinden biri. O, 10 yıldır işitme engelli öğrencilere işaretlerin dilini öğretiyor. Mesleğe nasıl başladığı sorusunun altında ise ilginç bir öykü yatıyor. Herşey Özlem öğretmenin işitme engelli iki ablasını anlama çabasıyla başlamış. İşaret diline merak salınca, soluğu Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşitme Engelliler Öğretmenliği Bölümü'nde almış. Şimdi hem öğrencilerine ses veriyor hem de ablalarına tercüman oluyor.

İki ablası genetik olarak işitme engelli olan Özlem Zeybekoğlu, ablalarının okulda öğrendiği işaret dili ile küçük yaşlarda tanışmış. Zeybekoğlu, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşitme Engelliler Öğretmenliği Bölümü'nü bitirerek, 1997'de Gaziantep'te işaret dili öğretmeni olarak göreve başlamış. 6 yıl kaldığı bu ilde aynı okuldaki Fatih isimli öğretmenle evlenmiş. Özlem öğretmen, 4 yıldır İzmir Tülay Aktaş İşitme Engelliler İlköğretim Okulu'nda görev yapıyor. Özlem öğretmen, işitme engelli çocuklara eğitim vermenin diğer öğrencileri eğitmekten 10 kat daha zor olduğunu anlatıyor. "İkisi yatılı beş kişilik sınıfta eğitim veriyorum; ama 100 kişiye bedel." diyen Özlem öğretmen, aradan 10 yıl geçmesine rağmen öğrencilerine ders anlatmaktan büyük zevk aldığını söylüyor. Eşiyle birlikte hayatlarını işitme engelli çocuklara adadıklarını vurgulayan Zeybekoğlu, "Çocukların üst baş, tuvalet ihtiyaçlarına, harçlıklarına kadar ilgileniyoruz. Yatılı öğrencilerin velilerinin verdiği harçlıkları da ben saklıyorum." diyor.

Bosna milli maçı ve Tarık Aziz'in ihaneti

Tam  da ümitler suya düşmüşken Türkiye, zorlu iki maç sonunda Avrupa finallerine katılmaya hak kazandı. Deplasmanda alınmış 2-1'lik Norveç galibiyetinden sonra Bosna maçını Türkiye'nin rahat kazanacağını, tarihî bağlarımızın olduğu bu ülkenin bizi strese sokmayacağını, maça asılmayacağını düşünüyorduk.
Tadını çıkara çıkara maç izleyeceğimizi zannediyorduk; ama öyle olmadı. Bosna canla başla ve dürüstçe mücadele etti. Karşılıklı bu kadar gönül bağlarımızın olduğu Bosna-Hersek'in bizi 93 dakika stres içinde tutacağını doğrusu tahmin etmiyorduk. Çoğunluğu Müslüman futbolculardan oluşan Bosna Milli Takımı ne kadar dişli ve tehlikeli bir ekip olduğunu hem stattaki hem de televizyonların başındaki milyonlarca insana gösterdi. Derin tarihî bağlarının bulunduğu ve 93-95 yılları arasındaki katliamlarda büyük destek gördüğü Türkiye'ye kolay teslim olmadı. Sahanın hakkını sahada verdi ve hatır şikesi yapmadı. Bu maçı izlerken 1982 Dünya Kupası'ndaki bir maç aklıma geldi.

Yaşları müsait olanlar İtalya'nın şampiyonluğuyla sonuçlanan 1982 Dünya Kupası'nı hatırlayacaktır. Yine o şampiyonada, futbol tarihinin yüz karası olan Almanya-Avusturya maçını da hiç unutmamışlardır sanıyorum.


Finallerin ilk turunda Almanya, Avusturya, Cezayir ve Şili aynı gruba düşmüşlerdi. Cezayir kimsenin beklemediği bir performans göstermiş büyük sükse yapıp Almanya'yı da 2-1 yenmişti. Son maça gelirken Cezayir ve Avusturya'nın ikişer, Almanya'nın da bir galibiyeti vardı. Şili ise puansız son sıradaydı ve son maç Avusturya ile Almanya arasındaydı. Avusturya ve Almanya'nın bir üst tura çıkabilmesi için Almanya'nın maçı 1-0 alması gerekiyordu.
Mustafa Ünal yazdı...

ODTÜ, Hazine tahsisli araziyi vakfa devretmiş 

Kredi kartı sahtekârları 'gözünden' tanınacak


Kredi kartı sahtekârlığını önlemek için başlatılan şifre (Chip&Pin) uygulaması dolandırıcılara büyük darbe vurdu. Şifre sistemine kısa sürede uyum sağlayan Türkiye'de bu sayede kredi kartı hırsızlığı yüzde 73 azaldı.



Elde edilen başarıdan cesaret alan bankalar, sistemi daha da geliştirmek için kolları sıvadı. Yazılım uzmanları, kredi kartlarının güvenlik duvarlarını güçlendirecek yeni uygulamalar üzerinde çalışıyor. Önümüzdeki yıllarda kredi kartları, sahibini şifreye ek olarak göz retinasından ve parmak izinden de tanıyacak. Böylece hırsızlık ya da kopyalama yoluyla gerçekleştirilen kredi kartı sahtekârlığı tümüyle ortadan kaldırılabilecek. Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Genel Müdürü Sertaç Özinal, kartlı alışverişin hızla yaygınlaştığı Türkiye'de şifre uygulamasına geçişin başarıyla tamamlandığını söyledi. Bu alanda Türkiye'nin İngiltere ve Fransa'yla birlikte Avrupa'da başı çektiğini vurgulayan Özinal, "Kart güvenliğini artıracak biometrik altyapı ile ilgili gelişmelerde de öncü ve lider olabiliriz." dedi. Özinal, göz okuma ve parmak izi sistemlerinin 10 yıl içinde genel kullanıma geçeceğini bildirdi.

Türkiye, şifredeki başarısıyla İspanya, İtalya ve Sırbistan gibi ülkelere de örnek oldu. Bu ülkeler yeni sisteme geçişte Türkiye'yi örnek alıyor. Sertaç Özinal, bu konuda pek çok ülkeden işbirliği teklifleri aldıklarını aktardı. 2000'li yıllarda Almanya ve İngiltere'deki bazı bankaların müşterilerini, "Türkiye çok riskli. Kartlarınızı kullanırken dikkatli olun." şeklinde uyardığını belirten Özinal, olumsuz imajın şifre sayesinde silindiğini ve turistlerin artık güvenle alışveriş yaptıklarını anlattı.

 

 Dünyayı değiştirecek 6 projede bir Türk'ün de imzası var


Cafer Yavuz'un da içinde olduğu ekibin 'Kir Mıknatısı' adlı projesi, içme sularındaki kir-liliğin çok ucuz ve basit yolla temizlenmesini öngörüyor.
Amerika'da dünyayı değiştirecek 6 fikir arasında genç Türk bilim adamı Cafer Yavuz'un projesi de gösterildi. Ünlü magazin dergisi Esquire tarafından yapılan listeye giren, "The pollution magnet / Kir mıknatısı" adlı proje ile içme sularındaki kirlilik çok ucuz ve basit bir metotla temizleniyor.



Buluşun hayata geçmesi halinde milyonlarca insan daha temiz su içebilecek. Bangladeş'te her yıl 82 milyon insanın arsenikli suyun sebep olduğu kanserden hayatını kaybettiğini belirten dergi, Türk bilim adamı Cafer Yavuz'un da aralarında bulunduğu Profesör Vicki Colvin başkanlığındaki ekibin, suyu temizlemek için yeni, kolay ve ucuz bir yöntem bulduğunu yazdı. Hiç elektrik kullanılmadığı için köydeki insanların bile rahatlıkla kullanabileceği metot, şu anda kullanılan yöntemlerden çok daha etkili. Dünyayı değiştirecek 6 düşüncenin tanıtıldığı yazıda, Rice Üniversitesi'nde çalışan kimya, kimyasal ve biomoleküler profesörü ve ekibinin daha büyük planları olduğu belirtilerek, su temizleme sisteminin çalışmada ilk basamak olduğuna dikkat çekildi. Türk bilim adamı Yavuz, proje ile ilgili bilgi verirken, "Eski çalışmadan farkı manyetik nano parçacıklar demir pası ve sabundan elde ediliyor. Bu yöntemle maliyet düşüyor." dedi.

Nanoteknoloji Projesi'ne göre sudaki arsenik, saç telinin 5 binde biri büyüklüğünde demir oksit parçacıkları ile temizlenecek. 12 nanometre çapındaki parçacıkların zehirli maddeleri bugün kullanılan filtrelerden yüz ile bin kat arasında daha etkili arındırması hedefleniyor.

Çılgın bir ateş!

Allah'a, ahiret gününe, peygambere bırakınız inanmayı, onunla maytap geçmeyi marifet sayan, içinde kin, nefret ve Allah düşmanlığı dolup taştığı halde hayâsız bir takiyye ile kendini gerçek Müslüman gibi gösterenler için, yalın ve dolaysız satırlar hazırladım size.
Ben aracıyım, söz kutsal metinlerin, sadece kutsal buyruk gibi diyebilirim: "Ey Aver; dinle de kulağına küpe olsun!" Allah Resûlü (sas) buyurdu: "Kim, Kurân hakkında ilimsiz fikir yürütürse, cehennemdeki yerini hazırlasın."(İbni Abbas (ra) Tirmizî)

"O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz." (A'raf. 51)

"Peygamber (sas)'in şöyle buyurduğunu duydum: "İleride kargaşa olacaktır." "Peki ondan kurtuluş nasıl olur, ey Allah'ın Resûlü?" diye sordum. Şöyle buyurdu: "Allah'ın kitabına sarılmakla. Çünkü sizden öncekilerin haberi ile sizden sonrakilerin haberi onun içindedir. Aranızda vereceğiniz hükümler de onun içindedir. O, önemli bilgileri içerir, içinde gereksiz söz yoktur. Kim onu, akılsızlığından dolayı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim iman yolunu ondan başkasında ararsa, Allah onu saptırır. O, Allah'ın sapasağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir. O, dosdoğru yoldur. O, kendisiyle arzuların sapmadığı, dillerin yalan şeyler söylemediği, âlimlerin doymadığı, çok okunmakla eskimeyen, olağanüstülüğü tükenmeyen bir kitaptır. O, cinlerin işitip de şöyle dediği kitaptır: "Gerçekten biz, doğru yola ileten görülmedik oranda güzel bir Kur'ân dinledik de ona iman ettik." Kim ondan bir haber getirirse, doğru söylemiş olur. Kim onu uygularsa, sevap alır. Kim onunla hükmederse, âdil olur. Kim insanları ona dâvet ederse, doğruya iletmiş olur. Ey Aver, dinle, kulağına küpe olsun!" (Hâris (ra) Tirmizî)

M.Nedim Hazar yazdı...

Yüksek Mahkeme, DTP iddianamesini kabul etti


Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Demokratik Toplum Partisi'nin kapatılmasına ilişkin hazırladığı iddianameyi kabul etti. Böylece DTP hakkındaki dava süreci başlamış oldu.



İddianamenin DTP'ye tebliğ edilmesinin ardından partinin bir ay içinde ön savunmasını yapması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi üyeleri, DTP hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili ilk toplantısını dün yaptı. Yüksek Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı iddianameyi, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun çerçevesinde değerlendirdi. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Alifeyyaz Paksüt, toplantının ardından yaptığı açıklamada, yargı sürecinin usul kanunları çerçevesinde devam edeceğini söyledi. Paksüt, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dava süresince DTP'nin seçimlere girememesi ve üye kayıtlarının durdurulması yönündeki talebiyle ilgili karar alınmadığını ifade etti. Paksüt, başsavcılığın tedbir taleplerinin daha sonra görüşüleceğini kaydederek, "Ayrıntılı hukukî inceleme yapacağız. Bu inceleme ışığında önümüzdeki dönemde tedbir talepleri hakkında karar vereceğiz.'' dedi. Paksüt, DTP'nin ön savunmasını ne zaman yapacağıyla ilgili bir soru üzerine Anayasa Mahkemesi'nin tensip tutanağı düzenlemesinin ardından iddianamenin önümüzdeki hafta DTP'ye tebliğ edileceğini vurguladı.
'Sen benim sadece eşimsin!'


Evlilik hayatında en büyük hayal kırıklıklarını eşine "Sen benim her şeyimsin!" diyen kişiler yaşıyor. Psikolog Yasemin Uçal, "Kimseye taşıyamayacağı bir rol yüklenmemeli." diyerek, "Her şeyimiz ancak Rabbimiz olabilir." şeklinde konuşuyor.




Bir insanın sevdiği birine 'sen benim her şeyimsin' demesi, ilk başta verilen kıymeti ifade etmek açısından çok güzel gelebilir. Ancak, bu sözün fiil olarak karşılık bulmasını beklemek muhatabında aynı hoş duyguları uyandırmıyor. Çünkü, bir kişinin "anne-baba, eş, arkadaş, evlat" rollerini aynı anda karşılaması çok zor. Bu imkânsızlık, beklentileri karşılanamayan tarafı üzdüğü gibi, kendisinden çok şey beklenen tarafta da boğucu bir etki yapabiliyor. Hayatımızda sadece bir tane rolü olabileceği halde 'her şeyimizi' üstüne yüklediğimiz kişiden 'ben senin beklentilerini karşılamak zorunda değilim' cevabını aldığımızda yıkılabiliriz. O, bunu diliyle ifade etmeyip hiçbir beklentimizi vermeyerek de gösterebilir. Özellikle eşler arası ilişkide makul olan, herkesi kendi konumunda kabullenmek ve fazla beklenti içine girmemektir. Psikolog Yasemin Uçal'a göre, bu idrak seviyesine ulaşmanın yolu 'karşımızdakinin de kendimiz gibi birçok konuda aciz, eksikleri olan, mükemmel olmayan' bir insan olduğunu kabullenmekten geçiyor.

 

PKK'nın öyküsü: "Kan ve İnanç"

Aliza Marcus'un geçen eylül ayında ABD'de yayımlanan "The PKK and the Kurdish Fight for Independence: Blood and Belief/PKK ve Kürt Bağımsızlık Mücadelesi: Kan ve İnanç" (New York University Press, 2007) başlıklı kitabı, PKK üzerinde bugüne kadar yayımlanmış en iyi araştırma.
Kitabın yazarı 1989-96 arasında Türkiye'de önce Christian Science Monitor, sonra Reuters muhabiri olarak çalıştı. PKK ile ilgili haberlerinden dolayı ABD Ulusal Basın Kulübü ödülünü kazandı. 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK üzerine araştırmasını yoğunlaştıran Marcus'un araştırması başta, hayal kırıklığına uğrayarak Batı ülkelerine iltica eden eski önde gelen üyeleri olmak üzere, örgütün muhalifleri ve destekçileriyle yapılan, yüz dolayında derinlemesine mülakata dayanıyor.

PKK olayının anlaşılmasına büyük bir katkı olan kitabın bana özellikle çarpıcı gelen bir yönü, en ön saflarda rol almış kimi eski militanlarının örgütün kurucusu hakkında söyledikleri: Öcalan'ın esas davası PKK içinde kendisinin, Kürt hareketi içinde de PKK'nın mutlak egemenliğini sağlamaktı. Kontrolünden çıkabileceği endişesiyle, örgüt içinde en küçük bir muhalefete izin vermedi; PKK dışında herhangi bir Kürt örgütünün inisiyatif ve etkinlik kazanmasına göz yummadı. Bunun için, kendisinden farklı düşünenleri öldürterek veya başka şekillerde imha etti. PKK'nın içinde pek çok kimse zamanla, Öcalan'ın gerçekte kendisine tapan, kendisinden başka hiçbir şey düşünmeyen, kendini yanılmaz ve dünyanın merkezi gören bir diktatör olduğunu kavradı; PKK'nın baş sorununun Öcalan olduğu sonucuna ulaştı. 
ŞAHİN ALPAY  yazdı...


 

 

Kenthaber
Yayın Tarihi : 24 Kasım 2007 Cumartesi 03:26:18
Güncelleme :24 Kasım 2007 Cumartesi 07:39:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?