30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

Avrupalı olmak mı, medeni Türk olmak mı ?

Aşağıda iki açık mektup bulacaksınız. Bunlar su anda Paris’te yaşmakta olan ve bilimsel çalışmalarla uğrasan iki değerli (ve duyarlı) Türk vatandaşı tarafından kaleme alınmış. Birinin çağrısına diğeri cevap yazmış.

Fransızlar’ın gerçek yüzünü öğrenmek için bu yazıyı lütfen okuyun. Aslında bu bütün Avrupa Birliği ülkelerinin ortak görüşü ancak her nedense çıkıp, delikanlı gibi konuşmayıp isi yokuşa sürüyorlar.

Ben su an Paris’te doktora çalışmaları yapmak için bulunmaktayım.Buradaki basın yaklaşık bir haftadır her gün baş sayfadan Türkiye haberleri veriyor, ben de sizinle biraz çıkan haberleri paylaşmak istedim:

Öncelikle sunu belirtmeliyim ki burada, sol basın bile artık ırkçılığa varan bir Türkiye karşıtlığı yapıyor. Seçimlerden sonra çıkan haberler zaten Türkiye’yi neredeyse Afganistan gibi gösterdi ve hemen ardından Türkiye’nin AB’ye dahil edilmesine elbirliğiyle karşı çıkılması temelini hazırlamak için gazetelerde Türkiye’yi ve Türkleri küçük düşürücü haberlerin yer almadığı bir gün bile geçmiyor.

Le Figaro’da çıkan bir haber Avrupalı bir diplomatın, “Esasında onları kimse Avrupa’da istemiyor ancak nasıl dışarıda tutacağımızı da bilmiyoruz," dediğini belirtirken, bugün Le Monde baş sayfadan, Giscard D’Estaing’in, "Türkiye’nin AB’ye girişi AB’nin sonu olur" baslıklı röportajını ve D’estaing’in bir grup Türk’ü göstererek "onlar bize benzemiyor" dediği karikatürünü yayınladı (Le Monde burada en çok okunan ve en saygın gazetelerinden biri).

Zaten amaç, bu şekilde Avrupa halkını hazırlamak ve sonra da Türkiye’nin AB’ye girişini referanduma bağlayarak, halktan ret cevabi almak.

Gazetelerde ayrıca her gün okuyucu köşesi mektupları yayınlanıyor, ben de bir mektup gönderdim ancak henüz basmadılar; basacaklarını da hiç umut etmiyorum. zaten, sonuçta demokratik ve özgür diye geçinen basın su an gerçekten felaket derecede ırkçı ve yanlı propaganda yapıyor. Zaten Le Monde sitesinde, "Kürtler için Irak savaşı büyük bir fırsat"
başlıklı bir bölüme bile yer vermiş durumda.....

Ben AB’ci bir insan değilim, üzüntüm AB’ye giremeyeceğiz falan diye değil, ancak bu kadar da aşağılanmayı Türk milletinin ve ülkemizin hak etmediğini düşünüyorum....Bize XV. yüzyılda Yahudiler’e ya da Güney Afrika’da apartheid döneminde zencilere nasıl davrandılarsa öyle davranıyorlar ve Avrupa gerçekten de her bakımdan Türkiye’ye düşmanca tutum takınıyor.

Bu arada dün de elime ortaokul ve liselilerin okudukları bir tarih kitabi geçti....Türkiye’yi koloni ulkesi gibi, Mustafa Kemal’i de ülkesini kolonilikten kurtaran (bu arada Atatürk’ü tanıtmak için korkunç bir karikatür koymuşlar, ağlayasım geldi) bir gibi gösteriyorlar.Yani Cezayir, Tunus gibi falan.Ve diyor ki; Ortadoğu’da Türkiye’nin dışında hiçbir Müslüman ülkesi de bağımsızlığını 2. Dünya Savası’na kadar alamadı....Buyurun bakalım. Sonuçta verdiğimiz, işgalcilerden kurtulus savaşıydı; tıpkı Fransa’nın Almanlar’a karşı savaştığı gibi; kolonilikten kurtulma savaşı değil.

Sonuç olarak, Avrupa medeniyeti bitmiş arkadaşlar İnanın ki burası ırkçılık, Haçlı zihniyeti ve ikiyüzlülükten geçilmiyor....Mesajıma son verirken, bir de çağrıda bulunmak istiyorum, Fransızca bilen arkadaşlar, lütfen güzel Fransızca’nızla, biraz da bizim sesimizi duyuralım. Le Monde ve Le Figaro okuyucu köşesinde mektupları yayınlıyor Fransizca bilen arkadaşlar, eleştirilerinizi, Avrupa’nın ırkçılığını, Türkiye’ye karşı nasıl her zaman düşmanca tutum alındığı hakkında biraz fikirlerimizi gönderirsek, belki birinciyi, ikinciyi yayınlamazlar
ama 10.yu kesin yayınlarlar....
Le Figaro: direction.redaction@l... Le Monde: 21 bis, rue
Claude-Bernard, 75242 Paris/France e-mail adresi icin de www.lemonde.fr’ya bakılabilir ya da ben size bir iki gün içinde öğrenir yollarım....Fransızca bilmeyenler İngilizce de
deneyebilirler.
Sevgiler, Saygılar, E. A./ Fr.Ing.Is


YUKARDAKI YAZIYA CEVAP VEREN BIR VATANDASIMIZ:

Ben de bilimsel araştırmalarım için bir suredir Paris’te yasayan ve yurdunu oldukça seven bir Türk vatandaşıyım. Emel Akçalı isimli zati tanımam ama kendisinin de memleketini tanımadığından eminim.

Türkiye Sizlerin de çok iyi bildiği gibi maalesef Türkiye, Ankara,İstanbul ve İzmir’in kalbur üstü semtlerinden ibaret değildir. Türkiye örneklemi ne Ankara’daki Tunalihilmi Caddesi ne de İstanbul’daki Bağdat Caddesi, ne de İzmir’deki Hatay Caddesi’dir. Hayatimin bir kısmını Paris’te geçirdiğim gibi, bir kısmını da Anadolu’nun kasabadan bozma yeni il olmuş bir kentinde acil servis hekimliği yaparak geçirdim. Bu nedenle Türkiye nedir Avrupa
neresidir ve kime Türk denir kime benzer iyice öğrenme fırsatım oldu.

Biz onlara benzemediğimiz kadar onların da bize benzemedikleri kesin. Hem de hiç mi hiç benzemiyorlar. Adamlar kitap okuyorlar. Alelade bir Fransız’ın evinin bir odasının tüm duvarları mutlaka kütüphanedir.

Burada televizyonda yazılı izni olmadan kimsenin yüzünü dahi gösteremezsiniz (haber ne olursa olsun) Fransız televizyonlarında paparazzi programı yoktur, bulunmaz. Fransa’da iki banka hesabı açtıramazsınız. "illa ki tek bir tane olmak zorunda" ve gene nedenini, niçinini açıklamadan 500 Euro’nun üzerindeki parayı başkasına gönderemezsiniz. Bir hafta içinde bankamatikte n 250 Euro’dan fazla para çekemezsiniz (Bu Türkiye’de günlük limittir) Daha fazlası için de hesabınızda para olsa dahi bankaya nedenini bildirmek zorundasınız.
Bankaya durup dururken 500 Euro’dan fazla nakit para yatıramazsınız.

O parayı nereden ve kimden aldığınızı söylemek zorundasınız.

Bu haliyle Türkiye tam bir özgürlükler ülkesi değil mi?

Gelelim Sosyal devlet kavramına; Fransa’da belirli bir gelirin altında (yılda 20000 Euro/kişi başı) para kazanıyorsanız, kazancınız oranında devlet kiranızı öder. (%65’e varan miktarlarda) Her doğan çocuğa daha dogmadan ayda 130 Euro para verir. (Nerede ise Türkiye’deki asgari
ücret) Ama bu paranın kullanılacağı yerleri de denetler. (Çocuk bakıcısı, kreş, okul makbuzu v.s.) Fransa’da istihdam yaratmak için haftalık çalışma saatleri gecen yıl 39 saatten 35 saate
indirilmiştir.

Devlet kendi eliyle ayni isi yapmak için daha fazla adam istihdam etmektedir.

Gelelim Türkiye’ye: Benim doktor olarak çalıştığım 200.000 nüfuslu Anadolu kentinde çocukların 2 yaşından önce hastalanarak ölebilecekleri "doğal" kabul edildiği için, doktora götürülmezdi. Götürülse bile, ilaçları alınmaz, masraf yapılmazdı. Ama çocuk 2 yasini devirmişse, yatırım yapılabilirdi. Çocuklar kisin zatürre, yazın ishalden ölürlerdi.

3 yaşındaki çocuğa Ankara-Samsun karayolunda saatte 120 km ile giden yolcu otobüsü çarptığını bilirim.(ne isi varsa o çocuğun) Gene aynı şehirde issizlik yüzde 65, okur yazarlık oranı kadınlarda yüzde 70 idi. Bu il merkezimizde her gün en az 10-12 adli vaka olur, yurdum insanı kendini bilmezce içki içip daha sonra birbirinin boğazını keserdi. Kesmekle de kalmaz, sonra hastaneye getirir ve "kurtar bunu doktor, yoksa seni gebertirim" derdi. Bunu gören hastane polisi ilk ortadan kaybolan eleman olurdu.

Bahsettiğim şirin ilimizin bir beldesinde 6500 nüfus yaşamaktadır.

Ancak bu belde belediyesinde çalışan tam 2200 işçi vardır. (İşte gerçek secim yatırımı .....) Bu işçilerden hiçbiri ise alındıklarından beri hiç maaş alamamıştır. Belediye bu işçilerin sigorta primlerini ödeyemez. (Aylık faizini dahi ödeyemez) Ama halk hastanelere gider gider gelir. Bu beldede her iki kişiye bir belediye isçisi düşmektedir. (kendini saymıyoruz) Değil Fransa, dünyanın hiçbir medeniyeti bu ölçüyü yakalayamaz!

Türkiye’de yüz binlerce aile, halen tezekle ısınmakta iken Fransa’da enerji, Türkiye’dekinin yari fiyatıdır.

Fransa’da özel okul, dershane, özel ders ve özel hoca kavramları yoktur.

Her çocuk eşit derecede eğitim alır. Gerçek fırsat eşitliği vardır.

Temel eğitim lise sonuna kadardır ve ücretsizdir. 26 yaşına kadar bir genç öğrenci sağlık sigortası kapsamındadır. Tüm sağlık giderleri karşılanır.

Fransa’da milletvekillerine maaş ödenmez.

Bilemiyorum bu listeyi daha uzatmaya gerek var mı ?

Benim kızdığım ve sinirlendiğim ülkemin kaçırdığı fırsatlar ve etrafa o vurgunculara saçtığı paralardır.

Ülkemin insani maalesef kara cahildir ve bu artık bir toplum politikası halini almıştır. Bir düzenbaz, parasıyla siyasete atılıp, 3 ayda pilav ustu döner dağıtarak %7.5 oy alıyorsa, Bir dolandırıcı memleketinden 20000 oy alıyorsa ve niye ona oy verdiniz diye soranlara halkım "Hepsi soyguncu, bu soyguncunun kıralı, biz de gittik en kiralana oy verdik" diyebiliyorsa, gerçekten biz çok farklıyız demektir. Bunun için adamın gazetesine çizdiği karikatüre gocunmaya gerek yok.

Maalesef Atatürk’ün mirasına sahip çıkamadık. Halkımızı eğitemedik, eğitimli, kültürlü, insanlar azınlığın da azınlığı hale geldi. Bu 1980 sonrası şiddetle körüklenen politikaların eseridir. Yeni bir kuşak geldi ve olay bitirdi. Bunun için Avrupa’daki gazetelere mektup yazmaya gerek yok. Biz önce kendi gazetelerimize mektup yazalım da, "külhan ağzı" ile mangalda kül bırakmayan 3 günlük yazarları kovalayıp yerlerine yazar gibi yazar bulalım, insanımıza gazete okutalım.

1979 senesinde Türkiye’de basılan yerel gazetelerin sayısı tüm Avrupada basılan yerel gazetelerin sayısından daha fazla idi. Simdi Türkiye’deki tüm gazete okurları ayni partiye oy verse %1’i ancak geçiyor. Sen daha kalkmış "Le Monde"a yazı yazmaktan bahsediyorsun.

A kardeşim, senin mesajını kim kime yazacak, kim kime anlatacak ?

1999 senesinde askerlik işlemlerim için gittiğim Çankaya Askerlik Şubesi’nde koca bir sandık vardı.

Basında da bir er. kapıdan her girene "TIME’in milenyumun en büyük lideri" anketi formu uzatılıyordu.
Form doldurulmuştu. Sen sadece adini soyadını yazıyorsun, pul parası veriyorsun.

İşte bizim Avrupa Birliği de o hesap....

Ne isimiz var bizim oralarda ?

Ben memleketimi mükemmel bir hale getireyim, o gelip benim ayaklarıma kapansın.

Bu kadar onurumu iki paralık etmeyeyim.

Yoksa gazetedeki yazı ile Fransız’ın aklındaki mükemmel Türkiye imajı değişmez ki…

Antalya’da iki hafta tatil yapan Fransız bir çift bana "HIC TURK GORMEDIKLERINI" söylemişlerdi. Çünkü sokaklarda çarşaflı ve sarıklı kimse yokmuş !

Ben daha ne diyeyim ki ? "Haklisin” dedim. Antalya özerk bölge... Türkler giremiyor oraya, turistler için orası...

Bilmem anlattıklarımda haksız mıyım ?

Bunun yorumu da sizin.

KENTHABER
Yayın Tarihi : 6 Nisan 2004 Salı 13:02:26
Güncelleme :3 Mayıs 2013 Cuma 12:24:32


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yasin uzun IP: 194.54.33.xxx Tarih : 27.05.2004 20:38:27
ülkemizdeki 80 yıldır süregelen istikrarsızlık; milletimizin yanlış kararlar vermesinden,özbenliğimizi unutmamızdan ve kendimiz için değil de başkalarının bizi beğenmesi için çalışmamızdan kaynaklanmaktadır.türk milleti asırlardır dünya ulusları arasında saygın bir yere sahiptir.ama bazı nankör milletler,geçmişi unutup gelecek adına ahkam kesmektedirler.fransızların o muhteşem diye tabir ettikleri versay sarayı yapıldığı zaman tuvaleti bile yoktu.neyse ki sonradan bir ihtiyaç olarak gördüler de yaptılar.tuvalet kültürünü bile bizden alan kıçı kırıklar bizi beğenmiyorlarmış...türk milletine laf söyleceğine önce kendi atalarına baksın o soysuzlar....saygılarımla, yasin uzun