Başbakan, 15 Aralık 2005 Perşembe günü, yurdun çeşitli illerinden gelen şehit yakınları temsilcilerini, Başbakanlık Merkez Bina Toplantı Salonu’nda kabul etti…
“Vatan uğrunda canını veren her şehidin, Türkiye’nin yolunu aydınlatan birer meşale” olduğunu söyledi…
“Türkiye, coğrafi konumu ve tarihi misyonuyla dünyanın en stratejik ve en önemli ülkelerinden birisidir. Bu sebeple, Türkiye’yi her zemin ve zamanda destekleyen dostları bulunduğu gibi yolunu kesmek, ilerleyişini sekteye uğratmak isteyen hasımları da düşmanları da olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Fakat, Türkiye, 72 milyon vatandaşıyla her türlü hileyi, şiddeti, terörü bertaraf edecek her türlü tuzağı inşallah bozacak güçtedir” dedi, ekledi:
“Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyenler her zaman olduğu gibi hayal kırıklığı yaşamaya mahkumdurlar. Türkiye’nin ufkunu karartmak isteyenler, Türkiye’nin yürüyüşünün önünde durup bu yürüyüşü durdurmak isteyenler yel, kayadan neyi koparabilirse ancak onu alabilirler, daha fazlasını almaya güçleri yetmeyecek. Kimsenin Türkiye’yi karanlığa gömmesine izin vermeyeceğiz. Bunu hep beraber omuz omuza dayanışma içerisinde yapacağız. Bu bizim sadece ülkemize değil, şehitlerimize karşı da en doğal borcumuzdur.”
Kararlılığı daha bir vurgulayan, “Türkiye, 72 milyon vatandaşıyla her türlü hileyi, şiddeti, terörü bertaraf edecek her türlü tuzağı (…) bozacak güçtedir” tümcesine, (…) işaretinin olduğu yere “inşallah” sözcüğünü oturtarak, kararlılığı yumuşatarak, dileğe, temenniye dönüştüren Başbakan şu tümceleri de kullandı:
“Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir milletinde şahadet, bizdeki kadar ulvi bir mahiyet kazanmamıştır. Hatta, bizde, ‘Mehmetçik kavramının bile farklı bir kavramı vardır. Askerine ‘Mehmetçik’ adını veren bir başka ülke, bir başka devlet, bir başka ordu da yoktur. Bu, ‘Küçük Muhammed’ anlamına gelmiştir. Oradan gelen bir zenginliği vardır ki, şahadetle bu bütünleşsin, şahadetle birlikte de, ‘Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber, sana aşuğunu açmış duruyor Peygamber’ ifadesiyle bütünleşsin…”
“Mehmetçik” sözcüğünü Türk askerine yakıştıran ve mal ettiren, “Mehmetçik” sözcüğü ile Türk askerini çağrıştıran bir Türk subayıdır. Türk askerini, “Mehmetçik” sözcüğü ile özdeştiren Türk subayı, bu buluşu gerçekleştirirken, “Mehmetçik” sözcüğünün, “Küçük Muhammed” anlamına geldiğini hiç düşünmemiştir, o anlama geldiği için de kullanmamıştır…
Başbakan, “Mehmetçik” sözcüğünün, “Küçük Muhammed” anlamına geldiğini nereden çıkarmıştır?!
Bu, tam anlamıyla, bilgi eksikliğidir…
Eğer bilgi eksikliği değilse, bilinçlice yapılan bir “karıştırma”dır!
Başbakan, bu sözü etmeden önce, Genelkurmay’dan, “Mehmetçik” sözcüğünün tarihçesi hakkında bilgi edinseydi, “Mehmetçik” sözcüğünün, “Küçük Muhammed” anlamına geldiğini söylemezdi!..
Bir an, varsayalım ki; “Mehmetçik” sözcüğü, “Küçük Muhammed” anlamına geliyor. Arap ülkelerinde neden kullanılmıyor?..
Hadi bu bir kenara…
Askerlerine “Mehmetçik” demeyen Araplar, erkek çocuklarına, “Mehmet” adını neden koymuyorlar?..
Başbakan’ın, İslam dini ve Arap dünyası gibi konularda bilgi donanımında olduğunu düşünüyordum!..
Başbakan, sevgi duygusuyla Türk askerine verilen “Mehmetçik” sözcüğünü, “Küçük Muhammed” anlamında tanımlayarak, bende, “Başbakan, iyi bildiği sanılan konuda da bilgi eksikliği içinde ve bu defa da karıştırdı” düşüncesini depreştirdi!..
Buna da, üzüldüm!..
Yayın Tarihi :
17 Aralık 2005 Cumartesi 00:02:48