Belediye otobüsü şoförlerinin ‘kadın’ olduğu, halkının yüzde 85’inden fazlasının tarımla uğraştığı ve son dönemde Belediye Başkanı’nın ‘yolsuzluk’ iddialarıyla gündeme geldiği Adana’da neler oluyor?
Bir zamanlar en büyük sanayi kentlerinden biri olan, ancak şimdilerde Türkiye’nin işsizliği en fazla ikinci ili, adı ‘pamuk’la birlikte anılan tarım ambarı Çukurova’da, yerel deyimle ‘Çukur’un Yeri’nde olanı biteni biraz yakından görmek, işitmek için yine düştük yollara… Kenthaber bu kez Adana’da…
Adı şarkılara, türkülere ilham vermiş, konu olmuş Türkiye’nin 4’üncü büyük kenti Adana…
Nadasa gerek duymayan, Türkiye’nin en bereketli topraklarına sahip, adeta ‘ne ekersen çıkan’ Çukurova’ya yaklaşık bir yıl sonra yeniden ayak basıyoruz.
Havalimanından saat 17.30 sularında indiğimizde, sıcaklık 24 derece civarında… Çukur’a bahar gelmiş… Sanki bir anda yaşama coşkusu doluyor insanın içine…
Telaşlı bir koşuşturma içinde, toprağından zenginlik fışkıran bu sıcak şehrin yanık tenli, bir o kadar da samimi insanları…
Adana gerçekten güzel bir şehir. Oldukça modern… Bir de hemen dikkati çeken, belediye otobüsü şoförlerinin yüzde 70’i ‘bayan’ olması. Hem de saçları fönlü, suratları makyajlı, alımlı mı alımlı, güzel mi güzel genç hanımlar…
O tıka basa dolu koskoca otobüsleri öyle ustalıkla kullanıyorlar ki, ilk kez gören birinin şaşkın şaşkın bakmaması elde değil.
Oteller neredeyse tamamen dolu… Sabancı’nın Hilton’unun kapısından içeri girdiğimizde o büyük lobinin kalabalığından da hemen anlaşılıyor…
Bir yanda ‘Hanımın Çiftliği’ dizisinin oyuncuları, diğer yanda ise ‘Tıp Kongresi’ nedeniyle yurdun dört bir yanından gelen yüzlerce doktor… İğne atsanız yere düşmeyecek gibi…
İki saat kadar soluklanıp, ‘Şato’ya gitmek için yeniden yola çıkıyoruz. Orada bizi önemli biri bekliyor.
Bu kişi, Çukurova’nın en büyük ve verimli topraklarına sahip Ceyhan’ın Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan. Ceyhan’ın hemen her şeyi bu genç adam.
İneği çalınan, biçerdöveri kırılan, arabası, traktörü bozulan, hasta olan onu arıyor.
Yavuz Tezcan’la buluşmak üzere çıktığımız ve ortasında ‘Sevgi Adası’ bulunan nehir yolu boyunca restoranlar, kafeteryalarla dolu. Kadınlı erkekli herkes sokaklarda… Kimi mangal yapıyor, kimi ‘Bici Bici’sini yiyor, kimi çayını yudumluyor, kimi içkisini…
Hava çoktan karardı… Işıklarla bezeli bu sahil, hafta içi olmasına rağmen tıklım tıklım dolu…
İnsanların dışarıdan yansıyan mutluluğu dikkatimizi çekiyor ve ‘ne kadar güzel bir görüntü’ olduğunu konuşuyoruz fotoğraf editörü arkadaşım Mehmet’le…
Ve bu enfes manzarayı kuşbakışı gören o şahane restoran Şato’ya varıyoruz.
Dışarıda hazırlanmış ve üzeri mumlarla donatılmış çok hoş bir masada karşılıyor bizi Yavuz Tezcan.
Son derece cana yakın ve nezaketli.
Biraz hoşbeşten sonra sormaya başlıyoruz. ‘Nedir Adana’da son durum?’
“Oldukça göç aldı burası; o yüzden milli gelir oldukça düştü ve krizle birlikte Şırnak’tan sonra işsizliği en fazla ikinci şehir haline geldi” diyor.
Adana’nın haksız rekabeti en fazla yaşayan il olduğunu iddia ediyor Tezcan. Örneğin bir zamanlar buranın ilçesi olan yanı başındaki Osmaniye’ye verilen teşvik canlarını oldukça yakmış. Bütün yatırımların oraya kaydığını dile getiriyor.
“Peki ya Ceyhan?” diye soruyorum:
“Dünyada böyle bir yer yoktur” diye başlıyor söze… “Tarımsal araziden giriyorsunuz şehir, geri çıkıyorsunuz yine tarımsal arazi. Ortasından otoyol geçiyor, havalimanına yakın ve limanı bulunuyor. Her şey var yani. Çukurova’daki en büyük ova burada. 1 milyon 117 bin dekar tarıma açık arazisinin 900 bin dekarı sulu arazi.”
- Peki pamuk?
- Pamuk çok önemli. İstihdam sağlıyor öncelikle. Doğu ve Güneydoğu’dan gelen yüzbinlerce kişi ekmek yiyor buradan. Zaten çoğu da yerleşti buraya. Ama 80’li yıllardan sonra yüzde 75 azaldı pamuk ekimi. Çiftçi ‘mısır’a yöneldi. Bu yıl ise fiyatların artması nedeniyle rekoltenin artacağı umudunu taşıyoruz. Biz pamuğumuzu korumalıyız. Olmazsa olmaz. Romanlara konu olmuş bir bitki pamuk. Orhan Kemal’in hemen tüm kitaplarında hikaye pamuk etrafında döner. Bu tesadüf değil.
Bir de krizle birlikte askıya alınan ‘Serbest Bölge’ konusu var ki, o oldukça üzmüş Tezcan’ı. Adeta isyan eder gibi anlatıyor:
- Biz çok umutluyduk. Ceyhan’da bir Serbest Bölge kurulacaktı. 500 ila bin kişiyi çalıştıracak 40’a yakın yeni yatırım gelecekti. Burada çalışacakların yüzde 10’u Ceyhanlı olsaydı, bizim hiç işsizlik sorunumuz olmayacaktı. Ama krizle birlikte bir anda konu kapandı.”
Tezcan’la birlikte Ceyhan’a gidiyoruz ertesi gün. Göz alabildiğine dümdüz ova… Deniz gibi adeta… İnanın renginden bile bereket fışkırıyor toprağından..
Tezcan’ın bahsettiği gibi, sokaklarda da konusu işsizlik Çukur’un.
Adana’ya dönüşte, uçağın kalkışına kadar vakit geçirmek için bir çay bahçesi arıyoruz. Aracına bindiğimiz taksi şoförü Kasım’a soruyorum.
“Nasıl işler Adana’da?”
“Allah’ın verdiğine şükür ağam” diye cevaplıyor o kendine özgü şivesiyle. Ama işlerin tadı tuzu yokmuş. Öylesine vakit geçirdiklerini anlatıyor.
Sokaklarda Aytaç Durak’ı sorduğum kişiler, “Yine koysa kazanır ama artık ömrü yetmez” diye yanıtlıyorlar gülerek… Sebebi de, hemşehrilerinin kemik oylarıymış.
Ama dertleri Aytaç Durak değil, yaşam kaygısı.
‘Yolsuzluk’ değil ‘yoksulluk’ yani.
Biraz içerilerde yarısı taş, yarısı tenekeden yapılmış iki katlı bir evin cumbasında çekirdek çıtlıyor yaşlı bir karı koca… Gülerek bir şeyler konuşuyorlar…
Şalvarlı kadınlar, başlarında yemenileri, sırtlarında hırkalarıyla oradan oraya gidip geliyorlar. Şehrin merkezi ve lüks villaların bulunduğu sayfiye bölgelerindeki görüntüden eser yok buralarda.
“Yazık” diyorum içimden şu topraklara. Bir zamanlar Türkiye’nin sanayisini sırtlamış, tarımıyla ülkeyi beslemiş bu coğrafya nasıl oldu da işsizlikten kıvranacak duruma geldi?
Üstelik Doğu ve Güneydoğu gibi imkansızlıklar, terör ve kargaşa da yokken…
Zenginlik denizinin içinde nasıl oluyor bu yoksulluk?
Benim matematiğim bunu anlamaya yetmiyor…
Güzel Anadolu’nun bir güzel şehrinden daha ‘hüzünle’ ayrılma vakti geldi yine…
Size bu satırları yazarken, ‘flaş’ bir haber düşüyor ajanslara…
‘Belediye Başkanı Aytaç Durak açığa alınmış!
Yani, ‘yolsuzluk’ davasında bir gelişme var ama, ‘yoksulluk’ adına bir umut verici bir haber henüz düşmedi ekranıma.
İZLENİM: VOLKAN ÖZSOY
FOTOĞRAFLAR: MEHMET BARS
ben adananın yanık tenli sert görünümlü ama sıcacık yürek taşıyan kadınlarından biriyim. adanalıyık ama Allahın adamı değilik. Allahın yarattığıyız. yerik içerik gezerik. keyfimize düşkünük. çünkü toprağımızın bereketi mutfağımızdan, tenimizi cayır cayır yakan güneşin sıcaklığı yüreğimizden eksik olmaz. biz adananın kadınları asla erkeğinin geyşası olmaz ama erkeğinin arkasında koskoca duvar olmaktanta vazgeçmeyiz. işsizlik parasızlık çok umurumuzda olmaz. Allah bizi öyle bir coğrafyada yaratmış ki kışın yakıt sorunumuz pek olmaz yazında 1 saatlik yolla denizimize yaylamıza çıkarık. eee nede olsa her adanalının atalarından biri pamuk tüccarı ağa vardır. şu anda izmirde yaşıyorum, ama adanamıda çoook seviyorum. beyaz altın diyarı canım şehrim
Güzel memleketimde işsizlikte olsa, para olmasa da hep bir mutluluk var. Havalarin sıcaklığı insanların içine işlemiş. Memleketim o kadar güzel ki, 3000 Km, ötede bile sıcaklığını taa içimde hissediyorum. Adanayı, Ceyhan'ımı çok seviyorum.