30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

ÇAPULCU (!) GENÇLİK UMUT VERDİ

Taksim Gezi Parkında yüzyıllık ağaçların kesilmesine karşı çıkan çevreci bir avuç gencin başlattığı eylem bir anda yurdun büyük bir kesimini kapsamış, her türlü insan onlara destek vermişti. Çoğu insanın karamsarlıkla baktığı gençler, onların olumsuz düşüncelerini bir anda silmiş ve yerini yeşeren umutlar almıştır. Yeri geldiğinden söylüyorum; üniversite hocalığım sırasındaki gençlerle bağlantımı ders dışında da sürdürmüş, onların sorunları üzerine de eğilmiştim. Öğrencilerimle hiçbir zaman hoca-öğrenci ilişkisi dışında siyasi konuları konuşmamış, daha doğrusu genç dimağları karıştırmamak için o tür söyleşilerden hep kaçınmıştım. Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda 27 Mayıs devrimini yakından izlemiştim. Öğrenci grupların üzerine atlarını süren, coplarını sallayan polisleri görmüştüm. Öğrencilerini korumak isteyen İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar’ın iktidarın polisi Bumin Yamanoğlu tarafından yerlerde sürüklendiğine şahit olmuştum.

Taksim’de başlayan ve yurdun birçok kesimine yayılan olaylar bir kez daha gösterdi ki, gençler yaşanan siyasi olayları, baskıları, kendi yaşam biçimlerini onlara dayatmak isteyenlere, polisin şiddetini incelemiş ve sonunda bıçak kemiğe dayandı dercesine patlama noktasına gelmişlerdir. Anlaşılan bu gençlerin karşısındakiler gibi güçleri yok, yalnızca akılları, harika esprileri ve inançları var. Yıllardır bir türlü çözülemeyen, birbirlerini düşman (!) gören futbol fanatiklerini de bir araya getirmeyi, birleştirmeyi başarmışlardır.

Başbakan yurt dışında olduğundan yerine vekâlet eden Bülent Arınç ve Cumhurbaşkanı’nın olumlu ve itidalli konuşmaları gençleri ve ona destek olan insanları yumuşatmaya yönelikti. Belki de gençlere destek çıkan halkın öfkesini yatıştırmaktı. Toplumdaki gerginlik hemen hemen azalmıştı. Başbakan’ın dönüşünde aynı hava sürecek mi diye düşünenler yanıldılar. Atatürk Hava limanında AKP örgütünün topladığı, otobüslerle getirilenler önünde adeta bir gece yarısı mitingi düzenlendi. Bazıları soruyor, bu mitinge valilikten resmen izin alınmış mıydı diye?

Başbakan, kalabalığın taşıdığı düşmanca ve terbiyesizce pankartlara tepki göstermeliydi. Televizyon ekranlarından gördüğümüz kadarıyla onlarda şunlar yazılıydı:

“Yol ver gidelim Taksim’i ezelim.”

“Vur vur inlesin çapulcular dinlesin.”

“Ezeriz geçeriz.”

“Azınlık şaşırma, sabrımızı taşırma.”

Bu arada da bir gün önce Taksim’de diğer sanatçılarla gençleri ziyaret eden Halit Ergenç’in eşine hakaret içeren sözler… O sözleri yazan zavallı, aynı yazılar kendi ailesindeki kadınlar için yazılmış olsaydı acaba ne yapardı?

Bir bakan; “Birileri Türkiye’nin zenginleşmesinden yükselmesinden, şeffaflaşmasından rahatsız oluyor. Eskiden rant sağlayan gruplar rantları kesildiği için rahatsız. Köpekler (!) istedi diye atlar ölmez” diyor. Bakan bu sözleri açıklama zahmetine girer mi?

Kimler rant sağlıyor? Köpekler kimler?

Bir başka bakan da dinsiz ve dindarlardan söz ediyor. Merak bu ya acaba kimler dindar, kimler dinsiz?

Burada bölücü davranışı, insanları birbirine düşürmeyi Başbakan’ın bilgisi dışında ona yaranmak isteyen AKP örgütü yapmıştır. Bu sloganların atılmasına pankartların yazılmasına izin vermemeliydi. Akıl ve mantık bunu gösterirdi. Demek ki, sanatçılar akil olursa cici, karşı olursa kaka!..

Başbakan, karşısındaki partililerin kalabalığını görünce geri adım atmayacağını açıkça belirtmiştir: “Topçu Kışlası’nı aslına uygun olarak inşa edeceğiz, orada eskiden var olan bir eseri yeniden yapıyoruz. AKM’nin yerine daha güçlü ve güzel bir opera binası inşa edeceğiz.”

Kısacası, Başbakan önceki sözlerinden vazgeçmiyor. Kaldı ki, opera-bale, devlet tiyatroları ortadan kalktıktan sonra opera binası yapılsa ne yazar... Yeni bir opera-bale binası yapmak isteyenler acaba güzel sanatların bir bölümünü oluşturan eserleri kaç kez izlemişlerdir?

Büyük bir dayanışma içerisindeki gençler ne istiyor?

Gençler “çapulcu değiliz, ülkemizin geleceğiyiz, hiçbir partiye üye değiliz, özgürlükçüyüz, laikiz, Başbakan’ın otoriter tavrına kızgınız, polis şiddeti bitsin istiyoruz” diyorlar.

Başbakan yurt dışındayken Bülent Arınç ile görüşen gençlerin temsilcileri yedi madde üzerinde durmuşlardı. Bunlar Gezi Parkı park olarak kalmalıdır, Topçu Kışlası veya başka bir yapı orada yapılmamalı, proje iptal edilmelidir.

AKM’nin yıkılmasıyla ilgili girişimler durdurulmalıdır.

Gezi Parkı’ndaki yıkıma karşı girişimde bulunarak demokratik haklarını kullanan yurttaşların zarar görmesine neden olan sorumlular görevlerinden alınmalıdır.

Gaz bombası ve benzeri materyallerin her yerde kullanımı yasaklanmalıdır.

İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır.

Gençlerin bu istekleri yerine getirilir mi? Hiç sanmıyorum…

Eylemci gençler büyük bir beceri göstererek kendilerini destekleyenleri demokratik bir çizgide tutmayı başarmışlar ve bunda da halkın desteğini sağlamışlardır. Akşam olduğunda iş yerlerinden çıkanlar, aileler meydana giderek onlara verdikleri desteği göstermişlerdir. Taksim Meydanı her çeşit insanın toplandığı panayır yerine dönmüştür. Çadırlar, konserler, şarkılar, kurulan kütüphane… İnternetten yayın yapan bir de radyo bile kurulmuş… Bu arada Cuma ve Kandil gecesi toplu namaz kılmaları, dağıtılan kandil simitleri, herkesin birbirinin inancına saygılı oluşunun da üzerinde durulmalıdır. Gençler bu yönde de topluma ders vermişlerdir.

Olayların başlangıcında iki genç grup karşı karşıya gelmişlerdi. Bir tarafta birikimli, sağduyulu gençler ve diğer tarafta da polisler… Ne gariptir ki, üniversiteli gençlere şiddetle, biber gazıyla saldıran polisler de aynı eğitimden geçmiş, çoğu öğrenimini gördükleri bilim dallarında iş bulamayınca çaresizlikten polis olmuş, polis koleji mezunu rütbelilerin emrine girmişlerdir!..

Üniversiteli polislerin böylesine şiddet göstermelerinin nedenlerini araştıranlar olmuş mudur? Mesai saatleri belli olmayan, gece gündüz demeden görev başında olan, fırsat bulabilirlerse kendi ceplerinden yemek yiyen, kumanyaları zamanında gelmeyen, yıkanma gibi en doğal haklarından mahrum olan bu gençlerin de sinir sistemleri laçka olmuştur. Biz ister miyiz böyle davranmayı ama yukarıdan aldığımız emri uygulamak zorundayız, yoksa vay halimize diyenler çoğunluktadır.

Toplumda tanınmış kişiler, sanatçılar, iş adamları meydanlara destek vererek bir bakıma onlara moral olmuştur. Bu arada ilginç pankartlar da açılmıştır: Örneğin Cem Boyner “Ne sağcıyım ve solcuyum, çapulcuyum çapulcu” pankartı eylemin belki de ana noktasını oluşturuyordu.

Hükümet ve gençlerin inatlaşması ne kadar sürer?

Dileriz ki sağduyu hâkim olur inatlaşma biter. Toplumu keskin kutuplara ayırmak, bir kesimini aşağılamak, bir kesimini yükseltmekle bir yere varılamayacağı açıktır. Ancak bu eylemden siyasetimizin alacağı çok dersler vardır. Siyasetçilerimiz yanlış karar verdiklerinde geri adım atmayı da bilmelidir. Ben yenilmem kimsenin sözünü dinlemem, dediğim dedik, her şeyi ben bilirim demekle işler çözümlenemez. Gerçekleri görmek ve anlamak da bir fazilettir. Köprüler tamamen atılmadan uzlaşmak memleket hayrınadır. Meşhur sözdür “Bir musibet bin nasihatten evladır”…

Mevlana’nın şu sözü de yabana atılmamalıdır; “Öfke rüzgâr gibidir, bir süre sonra diner; ama birçok dal kırılmıştır bile…”

Kuşkusuz anlayana…

erdemyucel2002@hotmail.com

 

Erdem Yücel/Kenthaber
Yayın Tarihi : 10 Haziran 2013 Pazartesi 18:36:39
Güncelleme :10 Haziran 2013 Pazartesi 18:58:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Dr. S. A. IP: 95.15.126.xxx Tarih : 14.06.2013 23:21:51

"27 Mayıs Devrimi" ne ve bununla sonuçlanan önceki gelişmelere ben de ortaöğrenim sıralarımda şahit oldum. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne çok yakın evimizden izlediğim şu olaylar  hâlâ hafızamda ve gözlerimde canlanmaktadır; 29 Mayıs gününün öğleyinde , zamanın iktidarının polislerinin açtığı kurşun yağmuru, fakülte binasının duvarlarını delik, deşik ederken, emperyalistlere karşın pencerelerden protestoda bulunan gençlerin yüzleri, oluşan toz bulutundan görünmez hale gelmişti. Heyecan ve merak içinde koşarak geldiğim fakülte binası önünde ise şunlara şahit oldum; Atlı polisler, dışarıdaki birkaç genci atlarının çiftesiyle tepelerken, diğerleri fakülte içine girmeye çabalıyorlardı. Birgün öncesi, yani 28 Nisan günü İstanbul Taksim'de meydana gelen olaylar ise gazete manşetlerindeydi; "Tanklar, emperyalistlere karşı gelen gençleri ezdi" Bu tanklar, Amerika bağımlısı iktidara mensup olanların kullandığı ve "şimdinin tomy si olan" araçlar idi. Bir anımı kısaca belirttim. Bundan sonrasına devam etmek, bilge kişilere, bu konudaki kariyel sahiplerine, gerçek tarihçilere, gerçek demokrasinin anlamını bilenlere ve de gerçek aydınlara düşer !     


özlem çelik IP: 78.169.163.xxx Tarih : 16.06.2013 11:46:46

 rabbim sonumumuz hayır etsin inşallah millett her şeyin farkındadır bu iktidar sandıkla geldi sandıklada gider hiç kimse  kuşku duymasın bundan millet artık refah bir  hayat istiyor rahat bir hayat istiyor artık o eski ayrımcı ortamlar olmayacak allahin iziniyle kimse bu ülkeye birşey yapamayacak milllete aş gerek iş gerek geçinecek güç gerek olay çıkarmaya yaratmaya gerek yoktur BU İKTİDAR SANDIKLA GELDİ SANDIKLADA GİDER 


Dr. S. A. IP: 95.15.126.xxx Tarih : 15.06.2013 18:50:08

düzeltme: 29 Mayıs tarihi "29 Nisan" olacaktır, özür dilerim.