30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

'DEVLETİN İÇİNDEKİ SOVYETLER BİRLİĞİ ÇÖKÜYOR'

"Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor."

Ankara'da geçen 24 saat içinde duyduğum en çarpıcı cümleydi bu. Zihnime kazındı. "Unutulmazlar" arasına girdi. 4 Ocak 2010 gecesi, "Türkiye'deki durum" böyle açıklanmıştı diye hatırlayacağım.

4 Ocak 2010'u unutmam mümkün değil. O gün, daha yeni yılın, 2010'un ilk günleri bir elin parmakları kadar olamadan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "2010'da ne askeri darbenin ne askeri muhtıraların söz konusu olamayacağını" ilan etmişti.
O günün gecesinde, devlet bürokrasisinin en tepe noktası sayılan makamdaki insan, yani devleti "içinden tanıyan" ve "içinden izleyen", bu anlamda devlet hakkında söz söylemeye en yetkin konumda bulunan bir yetkili bize öyle dedi:

Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor!"

Son gelişmeler olmasa bile çökecekti ona göre "Çünkü devletin birçok kurumu zaman içinde içten içe çürümüştü. Çöküş mukadderdi."

Peki, bu "devletin çöküşü" mü?
Hayır. "Devletin içindeki Sovyetler Birliği'nin çöküşü." Miadını doldurmuş olanın çöküşü. Çökmesi gerekenin çöküşü.

Tabii, olan-biteni herkes böyle görmüyor. Özellikle "zamanın ruhu"nu kaçırmış olanlar, ilikleri "statüko"nun pasıyla okside olmuş olanlar, bir yandan "kozmik oda"da ikamet ederken bir yandan karşımıza siyaset adamı, köşe yazarı, gazete yöneticisi olarak çıkıp "ikili kişilik"lerini sözümona saygın sıfatların ardında gizleyenler, Ankara'da "devletin içindeki Sovyetler Birliği'nin çöküşü"nden ziyade, "devlet kurumları arasında çatışma" görüyorlar ve dehşetengiz rahatsızlar.

Bu kesimin en dilli sözcülerinden biri, bir temel özelliği kendisini tanımlayışı ile "Ergenekon avukatı" olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, arkada bıraktığımız yılı şöyle niteliyordu:

"Ülkenin dürüst, namuslu vatandaşlarına yönelik şükranımızı derinden sarsan ve milletimizi kendi kendisine sorgulamaya yönelten acı bir dönemin başlangıcı oldu. Bir yandan Ergenekon Davası, öte yandan ekonomik kriz, Türkiye'yi çok büyük acılarla karşı karşıya bıraktı."

Bakış açısı farkı dedik ya. Benim açımdan 2009 yılı darbe planlarının ortalığa saçıldığı, darbecilerin teşhis edildiği, Türkiye'nin tarihini kirleten binlerce faili meçhul cinayet dosyasının kapağının kaldırıldığı, hukukun her yere, askerin en hassas bölgelerine ulaşabileceğinin görüldüğü fevkalade bir yıl oldu.

"Ergenekon sanıkları" ve "darbe girişimcileri"nin ana muhalefet liderinin "derin şükran duyguları"nın muhatabı olan "ülkenin dürüst ve namuslu vatandaşları" olarak görülmesi, Türkiye'deki "derin yarılma"yı yansıtıyor aslında.

Türkiye Cumhuriyeti, toplumuyla ve "hukuk devleti" arayışıyla bir yerde, devletin içinde yer alan ve çoktan içinden çürümüş olan "Sovyetler Birliği", yandaşlarıyla birlikte diğer yanda.

Bir eski genel yayın yönetmeni-yeni köşe yazarı arkadaşımıza göre "Türkiye, yeni yıla en kritik devlet organlarının birbirleriyle ilişkilerinde ciddi bir güvensizliğin yerleştiği, bunun sonucunda devlet mekanizmasının işleyişi bakımından tam bir toz bulutunun ortalığı kapladığı bir görüntüyle girmiş bulunuyor."

Acaba?

Bu, Türkiye'deki yarılmanın belirli bir kesimde "optik yanılma" şeklindeki yansıması olmasın. Çünkü bir yandan da "Devletin en tepesi" Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Devlet kurumları arasında bir çatışma yok. Normalleşme var. Büyük bir değişim dönemine adaptasyonda sıkıntı çekenler var" diyor.

Türkiye'de bunca yıldır "askeri vesayet rejimi" varken hiç "kurumlar arası çatışma" kaygısı çekmeyenler ve hükümetleri "askerin şamar oğlanı" olarak görmeye kendilerini alıştırmış olanlar ya da Yıldıray Oğur'un satırlarıyla "Kurumlar arası çatışma var, nereye gidiyoruz derken hükümet ile ordu arasında zaten kurumlar arası bir ilişki olamayacağını, ordunun hükümet kurumunun altında bir şube müdürlüğü olduğunu kabul etmemekte ısrarcı olanlar", "normalleşme"den tedirginlik duyuyorlar.

Türkiye'nin "hukuk devleti" olabilmesi için yollarının açılması için zorlanması, kimilerinin ışığa tutulmuş tavşan gibi ortada kalakalmalarına yol açtı. Bunlar hiçbir şeyi göremez hale geldikleri için Türkiye'nin "tarihinin en karanlık dönemini" yaşadığını yana yakıla haykırıyorlar.
Zor durumdalar.

Pazartesi günkü Yeni Şafak'ta Murat Aksoy'un uzun yıllar terörle mücadelede çalışmış, eski bir emniyetçi olan akademisyen Dr. Emre Uslu ile son derece ilginç bir söyleşisi vardı.

Şu satırları birlikte okuyalım:
"Kozmik odadan herkes çıkabilir, buna hazırlıklı olmalıyız. Medya mensupları da çıkabilir, siyasiler de işadamları da. Zira orada ortaya çıkanların dışarı sızıp sızmayacağını bilmiyoruz. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı mahkeme nezdinde girişimde bulunarak oradaki evrakları gizlemeye çalışıyor. Hem Genelkurmay'daki panik hem de birtakım medyadaki panik birlikte okunduğunda en azından işbirliği düzeyinde birtakım evrakların hâkim, iki kâtip ve savcı tarafından bilinmesi özelliği var. Muhtemelen bu da bazı çevrelerde panik yaratıyor.

Hatta o odalardan çıkabilecek kozmik evrakların şimdiden ‘kozmik medya'yı titrettiğini görebiliyoruz. Belli ki bunların sızmaması için yoğun çaba harcanıyor. Bu medyanın özellikle 1990'lı yıllarda psikolojik harekât unsuru olarak kullanıldığını biliyorum."
Ankara'da son 24 saatlik temas trafiğinden edindiğim izlenim:

1) Muhtemelen "kozmik oda"nın "sırları" gerçek olmadıkları için değil, "astarı yüzünden pahalı geleceği" için ortalığa saçılmayacak.

2) Olan-bitenin "caydırıcılık" özelliği ise tartışılmaz. Bundan sonra, kolay kolay kimse "kozmik oda"da mesken tutmak istemeyecek.

3) Ve Ergenekon soruşturmasına ve sürece verilen önem sayesinde "devletin içindeki Sovyetler Birliği'nin çöküşü" önlenemeyecek.

2010, Türkiye için iyi başlıyor diyebiliriz...

Cengiz Çandar - Referans
Yayın Tarihi : 6 Ocak 2010 Çarşamba 20:44:15
Güncelleme :6 Ocak 2010 Çarşamba 23:36:35


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
josef IP: 79.205.158.xxx Tarih : 7.01.2010 23:44:58

Cumhurbaskaninin dediklerine inaniyorda digerlerinin dediklerine neden  inanmiyor bu sayin yazar. Hükümetten Reisicumhurdan aferin almissindir umarim..


mustafa IP: 88.229.51.xxx Tarih : 7.01.2010 14:42:16

ergenekonla sovyetlerler birliği ne alaka çözemedim...

 


Karadeniz IP: 87.167.241.xxx Tarih : 9.01.2010 11:57:16

KAPİTALİZMİN GÜCÜ PARANIN UŞAGI MASAL ANLATMIŞ.

 


Kozmik Takiliyoruz :) IP: 88.233.158.xxx Tarih : 10.01.2010 09:57:27

Sayin Menderes acaba ipi çekilirken ona gaz verenleri affetmismidir? Unutmayiniz  onlarda kozmik takilmislardi. Ve bu merdivenin son basamaklarindan biriydi. Ayrica, dünyanin hiç bir ülkesinde ne geçmiste ne de bugün halk iktidari olmamistir. Hele din asla. Paradir iktidar. Her zaman böyleydi. Bütün din iktidarlarinin sonunda dünya kan gölüne dönmüstür. Yazik, çok yazik. Yinemi?!!!


ahmet IP: 78.171.246.xxx Tarih : 6.01.2010 23:50:18

eski demokratik bir anlayış olan sosyalizmin çökmesi o kadar önemli değil önemli olan devletin içinde yeşillenen  tüm insanların özgürlüğünü yaşama hakkını sosyal hayatını eline almak isteyen şeriat  anlayışıdır


tunç abay IP: 88.232.26.xxx Tarih : 8.01.2010 00:07:24

vahşi kapitalizmin dolu dizgin yaşandığı düşenin dostu olmadığı bu acımasız düzen ülkemizdeki devletçi modeli nihayet yıktığını Atatürkten miras kalan ulus devlet denilen ve kurumsallaşmış yapılarıyle kapitalizme direnen bu ulusalcı yapının AB ve diğer büyük ağabeyin ince ince yasemince çalışmaları ve kullanılabilecek tüm unsurları çok güzel kullanarak bu yapıyı önce hüplet sonra gümlet misali sarsmışlardır.Fakat bu yapının sarsılması yada yıkılması sonucu ülkede birlik ve bütünlüğü sadece hamasi söylemlerle sağlamak ekonomik olarak güçlü bünyeye sahip olmakla,sürdürülebilir büyüme ve kalkınma hızıyla sağlanabilir.ama onuda yedirmezler.kendine güvenme olgusuda tutkal bozulduktan sonra karışır.tehlikeli bir coğrafyadayız .yıllardır uğraştılar bu bütünlüğü bozmak için kimlere nasipmiş öylemi,şaşırmayalım birileri altımızdan halıyı çekiyor gibi geliyor bana,yoksa ben paronayakmıyım?