30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

EZBER BOZAN SEÇİM ANKETİ!

Güven konusunda iki ayrı araştırma yaptık, iki ayrı metodla. Birisi insani ilişkilerle, diğeri ise kurumlara olan güvenle ilgili. Hani halk arasında bir söz vardır; ‘Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz’ derler. Halkımız en çok annesine güvendiğini söylüyor. Her ne kadar son birkaç yılda güven algısında azalma olsa da en güvenilir kurum yine ordu. İkinci sırada Cumhurbaşkanı var, Başbakan ise altıncı sırada...

- Yeni Anayasa için görüşü ne seçmenin?

Türkiye’de net olarak halkın yüzde 70’i yeni anayasa istiyor. Soru şu; “Peki yeni anayasa nasıl yapılmalı?” Şıklar sunduk, dedik ki; “Bir, iktidar partisinin Meclis’te sayısal çoğunluğu varsa yeni anayasayı yapmalı. İki, siyasal partilerin tamamı veya önemli bir bölümü bir araya gelerek yeni anayasa yapmalı. Üç, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, hatta vatandaş katkısı da sağlanarak yeni anayasa yapılmalı.” Halkın büyük bir çoğunluğu üçüncü şıkkın doğru olduğunu söylüyor. Diyor ki, “Yeni anayasa toplumun pek çok kesiminin kanaat önderlerinin, üniversitelerin, siyasetçilerin bir araya geldiği bir ortak akılla yapılmalı!”

 

Aynı şeyin doğruluğunu test etmek için, devam ettik dedik ki, şu görüşe katılıyor musunuz? “Meclis’te iktidar partisinin yeterli çoğunluğu varsa yeni anayasayı yapmalıdır.” Bu soruya halkın yüzde 85’i “hayır” dedi. Yani “Bugün seçim olsa AK Parti’ye oy vereceğim” veya “12 Haziran’da AK Parti’ye oy verdim” diyenlerin büyük çoğunluğu da yeni anayasanın uzlaşmayla yapılması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’yi artık Başbakan yönetiyor!

- Peki, yeni anayasa hangi sorunların çözümüne öncelik tanımalı halka göre? Ya da şöyle sorayım, yeni anayasada öncelikli olarak ele alınması gereken ilk üç sorun ne onlara göre?

Genelde ilk üçte hep Kürt meselesi yer alır. Ama şöyle bir farkla; şehit cenazelerinin olduğu dönemlerde “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumuzda yanıt “Terör” oluyor. Dingin, terörün olmadığı ortamlarda ise “Kürt sorunu” oluyor. Dolayısıyla Kürt meselesinin yeni anayasa sürecinde toplum tarafından çözümü istenen önceliklerden biri olduğunu görüyoruz.

- İlk üçte Kürt meselesi dışında başka hangi meseleler var?

İlk sıra ekonomik ve sosyal haklar yoluyla refahın sağlanması var. İnsanlar daha adaletli bir ekonomik düzen olmasını istiyor.

- Yani vatandaş yeni anayasada öncelikle gelir adaletsizliğinin giderilmesini istiyor, doğru mu?

Evet. Size yine bir araştırmadan bahsedeyim. “Türkiye’de en büyük adaletsizlik, haksızlık nedir?” diye sorduğunuzda birinci sırada çok ezici farkla “Gelir dağılımındaki adaletsizlik” çıkıyor. Adalet ve güven algısıyla ilgili bir başka araştırma daha yaptık. İnsanlara, “Para, dürüstlük, menfaat, sır saklama, miras bölüşümü gibi konularda en çok kime güveniyorsunuz?” diye sorduk. İnsanlar en çok annesine güveniyor. Sokaktaki vatandaşa, birbirimize olan güvenimiz daha azalmış durumda. Hele mesela “Ortağınız varsa güvenir misiniz?” diye soruyorsunuz, güvenmeyenler güvenenlerden daha çok. Sadece yüzde 40.5, “Ortağıma güvenirim” diyor.

Halkın yüzde 70’i bedelli askerliğe karşı

- Peki Başbakan Erdoğan’a güveni sordunuz mu?

Güven sorusuna verilen cevaplar, siyasi partilerin oy oranları ve ülkenin genel konjonktürüyle doğrudan orantılıdır. Bugün hükümete güven 2002 ve 2007’den daha fazladır. Çünkü AK Parti’nin oyu 2002 ve 2007’den daha fazladır. Başka bir araştırma daha var. 2000’li yılların başında “Türkiye’yi kim yönetiyor?” diye sorduğumuzda birinci sırada hep “Cumhurbaşkanı yönetiyor” diye çıkıyordu. Ama bugün yapılan araştırmalarda çok büyük bir çoğunluğun cevabı “Türkiye’yi Başbakan, hükümet yönetiyor” oluyor.

- Bunun nedeni ne peki?

Belki bu biraz da Türkiye’nin 1980’lerde, askeri darbe, ara rejim ve müdahalelerin olduğu dönemlerden geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Nitekim Cumhurbaşkanı’nın ardından, “Türkiye’yi asker yönetiyor, Amerika yönetiyor” gibi cevaplar veriliyordu. Ama son dönemlerde yapılan araştırmalarda “Türkiye’yi hükümet, başbakan yönetiyor” cevabının çok daha ezici farkla önde olduğunu görüyoruz. Yüzde 74.7’nin yanıtı bu oluyor.

- Peki ya askere güven?

Türkiye’de yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında ordu güvenilir bir kurum.

- Hâlâ mı?

Hâlâ. O güven oranlarında kısmi ve göreceli olarak azalmalar görülse de ordu hâlâ en güvenilir kurum.

- Ama 2000 yılında orduya güven yüzde 91’di...

Öyle ama şimdi de halk yüzde 75.2 ile en çok orduya güveniyor. Çünkü orası sadece komutanla, genelkurmay başkanlarıyla, ordu komutanlarıyla anılmıyor. Orası bir ordu, asker ocağı, peygamber ocağı olarak algılanıyor. Yoksa insanların güvenmediği bir kuruma çocuklarını göndermesi mümkün olur mu?

- İnsanlara “En çok kime güveniyorsunuz?” diye sorduğunuzda anneme diyor. Kurum olarak sorduğunuzda ise yanıt “Ordu” oluyor. Peki ikisini birlikte sorduğunuzda, mesela şıkların içinde Başbakan da varsa sonuç ne oluyor?

Bu şekilde sormadık. Ama şunu söyleyebilirim; Türkiye’de yapılan pek çok araştırmada orduya güvenin yüzde 75’ler mertebesinde olduğunu görüyorsunuz. Eskiden de yüzde 80-85 mertebesindeydi. Ama dediğim gibi ordu bir kurum olarak algılanıyor. Yoksa insanlar güvenmedikleri kuruma çocuklarını göndermezler. Mesela insanların yüzde 70’i bedelli askerlik yasasını doğru bulmuyor, yanlış buluyor. “Vicdani ret hakkınız olsaydı, bu hakkınızı kullanır mıydınız?” diye soruyorsunuz, biz Türkler “Asker milletiz” diyoruz ya, gerçekten de öyle olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü, “Bu hakkı kullanırım” diyen erkeklerin sadece yüzde 10 civarında olduğunu görüyorsunuz. Erkeklerin yüzde 90’ı, “Vicdani ret hakkım olsa bile asker ocağına mutlaka gider, askerliğimi yaparım” diyor...

Türban yasağının yerini dokunulmazlıklar aldı!

- Peki tutuklu askerlerle ilgili bir araştırmanız var mı?

Hayır. Ama Türkiye’de insanlar bu tip sorulara, aklının bir köşesinde hep kendi siyasi görüşünü saklı tutarak cevap veriyor. AK Partili’yse başka düşünüyor, CHP’liyse başka...

- Anayasa’da öncelikle ele alınması gereken ilk üç meseleyi sayarken Kürt meselesini konuştuk, gelir adaletsizliğinin giderilmesini konuştuk... Peki ya üçüncü sırada ne var?

Aslında insanlar birinci sırada ekonomik refahın artırılması ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi diyorlar. İkinci sırada dokunulmazlıkların kaldırılması var. Kürt meselesi ise üçüncü sırada.

- Yani milletvekilleri yargılanmalı diyor insanlar?

Evet. İkinci sırada yüzde 48.3 ile dokunulmazlıkların kaldırılması var. Oysa 2010’da yaptığımız araştırmada ikinci sırada yüzde 46.9 “Türban yasağının kaldırılması” diyordu. Şimdi üçüncü sırada Kürt sorununun çözülmesi var yüzde 41.9’la. Yargı bağımsızlığı ise yüzde 35.3’le dördüncü sırada.

- Peki şimdi türban yasağının sıralamadaki yeri ne?

Türban yasağı çok aşağılarda artık.

AK Parti’ye giden iki oydan biri sağlık için

- AK Parti’nin oyunu bu kadar artırmasının sebebi ne? Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile seçimlerden sonra bir söyleşi yapmıştım. “AKP iki dönem daha iktidarda. Eğer çok büyük bir ekonomik kriz yaşanmazsa sonraki seçimleri de AKP alacak ve Türkiye’de hakim parti sistemine geçmiş olacağız...” demişti ve ardından da bir endişesini dile getirmişti;”Ama bu süreçte Türkiye demokratik bir rejim içinde mi kalır, yoksa daha otoriter bir sisteme mi geçer, onu bilemem” diye...

Sorunuza net cevap vermek için, insanların niçin AK Parti’ye oy verdiklerine bakalım. Bir, “Hayatımdan memnun olduğum için, ekonomik olarak istikrar olduğu için memnunum” diyorlar. Buradan yola çıkarak şu söylenebilir; inşallah Batı’da, Avrupa’da pek çok yaraya, işsizliğe, yoksulluğa sebep olan ekonomik kriz bize bulaşmaz, AK Parti iktidar olur! Burada bir nokta çok önemli. Sadece AK Parti iktidarında değil, cumhuriyet tarihi boyunca insanlar şunu söylüyor. “Türkiye’de siyasi bir ayrışma var, etnik bir ayrışma var, mezhepsel bir ayrışma var! Türkiye’de yüzde 65 sağcı, yüzde 20 solcu. Tabii ki hep sağcılar iktidar olur.” Yok kardeşim, sağ, sol diye bir kavram yok bu ülkede.

- Hiç yok demiyorsunuz herhalde?

Hiç yok değil ama seçmenin önemli bir bölümü günümüzde kendisini ne sağcı ne solcu diye tarif ediyor. Sağ, sol gibi kavramlar artık tarihe gömüldü. Bu insanların önüne bir skala koyup diyorsunuz ki, “Kardeşim burası merkez, burası merkezin sağı, burası daha da aşırı sağı, burası merkezin solu, burası da daha solu. Sen neredesin?” Her iki seçmenden biri ve daha fazlası kendisini merkeze koyuyor. Yani adamın sağcılıkla solculukla ilgisi yok. Adamın “Ay sonunda kredi kartı borcumu nasıl ödeyeceğim, evimin kirasını nasıl ödeyeceğim, hastaneye gidince sağlık hizmetini nasıl alacağım” diye kaygıları var.

- Onlar da bugün AK Parti’de karşılık buluyor diyorsunuz?

Evet. O nedenle AK Parti başarılı. Bugün, “AK Parti iktidarının en başarılı icraatları nelerdir? AK Parti’ye oy getiren ana lokomotif nedir?” diye sorduğumuzda ise yanıt sağlık oluyor. AK Parti’ye giden her iki oydan birinin en önemli nedeni hükümetin sağlık alanındaki icraatları. Eğri oturup doğru konuşalım, Türkiye’deki sağlık hizmetleri Batı’daki, Avrupa’daki pek çok sosyal devlet ilkesini benimsemiş AB ülkeleri gibi neredeyse...

‘Eğitimliler AK Parti’ye giderek daha fazla oy veriyor’

- Seçmen oy verirken sadece cebine mi bakıyor?

Büyük bir bölümü öyle. Elbette ki ideolojik nedenlerle oy veren yüzde 30-35’lik bir kitle var. Ama yüzde 65-70 gibi büyük çoğunluk günlük yaşamına, dolayısıyla da cebine bakıyor. Sadece Türkiye’de değil, ısrarla altını çizerek söylüyorum dünyada da bu böyle... Seçmen rasyonel düşünür, gerçekçidir, akıllıdır; cahil değildir. Çok partili hayat boyunca seçmen davranışlarına baktığınızda her seçim döneminde belki size bize göre değil ama kendine göre doğru kararı vermiştir.

- Öyleyse seçmen için ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi konular çok da önemli değil?

Eğitimli, okuyan, yazan, kafa yoran seçmen için elbette bunlar önemli. Ama seçmenin büyük bir bölümünün sosyoekonomik durumuna bakmak lazım. Akşam eve götürecek ekmeğini, ay sonunda ödeyeceği kirasını, kredi kartı taksidini düşünen insanın özgürlükler ve bağımsızlık talebinin bunların önüne geçmesini beklemek akılcı olmaz.

- Burada şu söylenebilir mi peki? Seçmen AK Parti’nin ekonomi politikalarından memnun, AK Parti’nin en önemli hedefi de ekonomik refahı artırmak... Ekonomik refah yükseldikçe eğitim seviyesi yükselecek, o zaman AK Parti’ye bakış da değişecek?

Yalnız bir şey daha var; bu seçimde AK Parti eğitimlilerden geçmiş seçimlere göre daha fazla oy aldı. Ve bu artış da hâlâ devam ediyor. Onun bir nedeni hizmetlerden memnun olma, ikincisi de istikrar sürsün isteği...

- Seçmen yerini doldurabilecek başka bir alternatif parti de görmüyor?

Belki muhalefet partileri bunu söylediğim için kızacak ama söylemeden de edemeyeceğim, Türkiye’de gerçekten muhalefet partileri muhalefet görevini yeterince yapamıyor. Bu böyle devam ederse, hep “AK Parti parçalanır mı içinden bir parti daha çıkar mı?” diye tartışılıyor ya, belki iktidarın içinden yeni bir parti çıkmadan, önümüzdeki dönemde 2013’te, 2014’te, 2015’te seçimlerden önce muhalefet kanadında bir parti daha doğabilir...

- CHP içinde bir bölünme olabileceğini mi söylüyorsunuz?

Bölünme değil. Yeni bir parti ve sadece CHP’yi değil, tüm muhalefet partilerinden memnun olmayan seçmenleri kapsayacak, daha merkezde, kendisini sağ veya sol diye konumlandırmayan yeni bir yapı ortaya çıkabilir. Yani kimseyi problemi olmayan, Kürt meselesiyle ilgili problemi olmayan, özgürlüklerle ilgili problemi olmayan yeni bir parti...

- Tabanda böyle bir istek var mı peki?

Olabilir. Bir müddet sonra insanlarda muhalefet partilerinden bıkkınlık olabilir. Güçlü bir muhalefet partisinin olması hem Türkiye’nin sorunlarıyla ilgili çözüm önerileri üretmede çok önemli bir görev üstlenecektir hem de muhalefet partileriyle başa baş yarışmaya çalışan bir iktidar partisi de kendisine daha çok çeki düzen verecek, ülkeye daha iyi hizmet etmeye çalışacaktır.

- AK Parti’nin başarısının birinci nedeni sağlık dediniz, ya ikinci, üçüncü neden?

AK Parti’nin kamuoyu algısında birinci neden sağlık, ikinci temel neden duble yollar, üçüncüsü de sosyal yardımlar ve TOKİ’ler... Bir şey daha var; her ne kadar muhalefet tarafından çok eleştiriliyorsa da dış politika da halkın gözünde AK Parti’yi çok başarılı kılan alanlardan biri...

- Peki AK Parti’nin hiç mi başarısız politikası yok seçmenin gözünde?

Elbette var. İşsizlikle mücadele, tarım politikları ve zaman zaman terörle mücadele gibi konularda hükümet başarısız bulunuyor

Kaybeden yine muhalefet

A&G Araştırma’nın patronu Adil Gür’e göre bugün seçim yapılsa...

Bugün seçim yapılsa oy dağılımı şöyle: AKP yüzde 54, CHP yüzde 21.1, MHP yüzde 11.8, BDP yüzde 8.2, diğer 4.9... AK Parti oyunu yüzde 54’lere taşıyor. Çünkü son dönemde Bahçeli’den bile daha milliyetçi söylemiyle ağırlıklı olarak MHP’den, istikrar vurgusuyla da az da olsa CHP’den oy alıyor. Dolayısıyla CHP’den bir miktar AK Parti’ye, ama daha çok da MHP’ye oy gidiyor. Çünkü CHP ve MHP seçmeni giderek daha çok birbirine benziyor...

Dünkü konuşmamızda, “Bugün seçim yapılsa BDP’nin oyları yüzde 8’in üzerinde çıkacak. AK Parti ise Kürt seçmenlerin oyunu kaybetmesine rağmen oylarını artırmaya devam edecek. Ve yüzde 49.9’luk rekorunu yüzde 54’lere taşıyacak” demiştiniz. Peki ya diğer iki partinin, CHP ve MHP’nin durumu ne?

Bu iki parti 12 Haziran’daki gücünün bir miktar altında gözüküyor. Partilerin oy oranlarıyla ilgili spekülasyona girmek istemiyorum. Çünkü, “Bugün seçim olsa partilerin alacağı oy nedir?” diyebilmek için gerçekten ufukta bir seçim olması lazım. Ama şu var; hem MHP hem CHP 12 Haziran’a göre bir miktar oy kaybetmiş durumda.

Barajı aşabiliyor mu MHP?

Tabii...

Siz 12 Haziran’dan önce yaptığımız söyleşide çok hoş bir şey söylemiştiniz; “Her MHP’li eşine, annesine, kız arkadaşına, kız kardeşine, yani hayatındaki bir kadına MHP’ye oy verdirmeyi başarabilse, MHP’nin baraj problemi kalmaz” demiştiniz.

Onu MHP’nin yıllardır beraberinde gelen klasik problemiyle ilgili söylemiştim. Yoksa eleştirel veya latife beyanı olsun diye değil. O söyleşiden sonra 12 Haziran’da sandık başında oy kullanan seçmenlere, “Oyunuzu kime verdiniz?” diye sorduğumuzda da aynı tabloyla karşılaştık. MHP’nin sıkıntısı şu; kendisine oy veren genç seçmeni uzun süre partide tutamıyor. Sadık seçmen yaratamıyor. Oysa bu ülkede her iki kişiden birisi gençliğinde MHP’ye oy vermiştir. MHP seçmeninin yüzde 50’si 28 yaşın altındadır. MHP’li her 4 seçmenden 3’ü ise erkektir. Ama yaş ilerledikçe, aile reisi oldukça, geçim kaygısına düştükçe insanlar heyecanla veya ideolojik nedenlerden daha çok, günlük yaşama bakarak oy vermeye başlıyor. Dolayısıyla her MHP’li hayatındaki bir kadına MHP’ye oy verdirmeyi başarabilse, MHP’nin baraj problemi akla hayale bile gelmez.

“Seçmen haline şükrediyor”

Peki CHP ve MHP’deki oy kaybı ne?

Türkiye’de 7 bin hanede gerçekleştirdiğimiz araştırmanın sonucuna göre, CHP’nin oyu yüzde 21.1, MHP’nin ise yüzde 11.8...

12 Haziran seçimlerinde CHP yüzde 25.9 oy almıştı, MHP ise yüzde 12.9... Görünen o ki MHP’de değil ama CHP’de bayağı bir düşüş var. Nedeni ne peki?

Dün ne dedik? AK Parti oyunu yüzde 54’lere taşıyor, çünkü milliyetçilerden ve MHP’den oy alıyor. AK Parti’nin son dönemde Kürt meselesi ve Güneydoğu ile ilgi söylemi ortada. Neredeyse MHP lideri Bahçeli’den daha milliyetçi bir söyleme sahip... Dolayısıyla bu artış doğal. BDP de oyunu yüzde 8.2’ye taşıyor, çünkü tam da bu milliyetçilik söylemi nedeniyle AK Parti’den oy alıyor. Bu arada MHP de CHP’den oy alıyor.

O zaman 12 Haziran seçimlerine göre kaybı en yüksek olan parti CHP. Çünkü oy alabileceği hiçbir parti yok?

Öyle. Üstelik AK Parti milliyetçi söyleminden dolayı ağırlıklı olarak MHP’den oy alıyor, ama istikrar vurgusuyla az miktarda da olsa CHP’den de oy alıyor. Çünkü hemen yanıbaşımızda Yunanistan’da başlayan ve tüm Avrupa’yı saran ekonomik kriz, yine hemen yanıbaşımızda Suriye ve Irak’ta başlayan ve neredeyse tüm Ortadoğu’yu saran siyasi istikrarsızlık nedeniyle seçmen, Türkiye’de tek başına iktidar olan, güçlü AK Parti hükümetinin devamını istiyor. Bu tip tehlikelerle, sorunlarla karşılaşmadığı için de haline şükrediyor.

“CHP’nin giden iki seçmeni var”

Ve bugün aslında oyunu CHP’ye verecekken, istikrarın devamı için AKP’ye veriyor?

Evet. Ama şu var; CHP yıllardır kendisine oy veren yüksek gelirli, yüksek eğitimli, kendini “Atatürkçü, laik ve milliyetçi” diye tanımlayan seçmenlerini 12 Haziran’da kaybetmedi. Çünkü gördük ki CHP Akdeniz’de, Ege’de, Trakya’da oyunu Türkiye ortalamasının çok üzerinde artırdı. Ama seçimlerden sonra o yıllardır CHP’ye oy verenlerden bir miktar oy kaybetmeye başladı.

CHP ve MHP artık birbirine daha çok benziyor

CHP neden oy kaybetmeye başladı? 

CHP’de özellikle parti içi muhalefetin dile getirdiği eksen kayması tartışmaları etkili olabilir bunda. CHP’nin giden iki seçmeni var. Biri, dediğim gibi az oranda olsa da AK Parti. İstikrar ve hizmet vurgusu nedeniyle. İkincisi ise MHP’nin seçmen profiline baktığımızda net olarak CHP’ye çok benzer olduğunu görmek mümkün. Eskiden de böyleydi ama şimdi daha çok benziyorlar birbirlerine.

Nasıl, açabilir misiniz?

Yapılan imaj araştırmalarında CHP seçmeni kendisini “Atatürkçü, laik ve milliyetçi” olarak tanımlıyordu. MHP seçmeni ise “Milliyetçi, Atatürkçü ve laikim” diyordu.

Yani öncelik sıralaması farklıydı?

Evet. Ama bu şu anlama gelmemeli; MHP’nin ve CHP’nin hiç mi dindar, muhafazakâr seçmeni yok? Elbette var. Sadece baskın olan imaj unsurları bunlardı. MHP ile CHP zaten birbirine benziyordu, son dönemde daha da benziyorlar.

Şimdi öncelik sıralamaları da aynı mı bu iki partide?

Yapılmış yeni bir imaj araştırması yok. Ama şunu söylemek mümkün; CHP içindeki yüksek gelirli, yüksek eğitimli seçmen oranı bir miktar azalıyor, MHP’de ise artıyor. Bu da değişimi teyit ediyor. CHP’den daha çok MHP’ye oy gidiyor, bir miktar da AK Parti’ye... Zaten AK Parti’ye oy gittiğini Antalya’da, İzmir’de gördük. Bu söylediklerim seçimden sonra yaptığımız çeşitli araştırmalarda gördüğümüz çarpıcı başlıklar. Ancak bu eğilim seçime kadar devam eder mi, CHP’ye kızıp MHP’ye gidenler, önümüzdeki seçimde MHP’ye oy verirler mi, bunu parti yönetimlerinin izleyecekleri politikalar belirleyecek.

Peki ama CHP’den MHP’ye gidişlerin nedeni ne? “CHP’nin ekseni kayıyor, CHP Alevi partisi oluyor” diyenler var... Bu gidiş o yüzden mi?

Bu başlı başına bir araştırma konusu. Bunu detaylıca araştırıp tespit etmek CHP için faydalı olacaktır.

12 Haziran’da CHP kesinlikle başarısız olmadı

Dün de kısaca geçmiştik ama, “Siz geçen seçimlerde CHP yüzde 30’ları bulabilir, Doğu ve Güneydoğu’da milletvekili çıkarabilir” demiştiniz. Çıkaramadı. Burada ne etkili oldu?

Bir kere net olarak şunu söyleyebilirim; Türkiye’de 12 Haziran seçimlerinden sonra “CHP başarısız oldu” algısı yerleştirilmeye çalışıldı. Hayır, CHP başarısız olmadı. Yüzde 25.9, yüzde 26 oy aldı. İkisi arasında ne fark varsa, sanki psikolojik olarak bir eşikmiş gibi sürekli yüzde 25.9 vurgulanıyor. Halbuki CHP’nin birkaç puan oyu dün de belirttiğim gibi bazı nedenlerle farklı yerlere gitti. Doğu ve Güneydoğu’da AK Parti ile BDP arasındaki o keskin siyasal söylem safları daha da sıklaştırdı. Oyların boşa gitme endişesi insanları BDP ve AK Parti arasında seçim yapmaya zorladı. Tabii bir de seçmen davranışı dediğimiz şey, bir gecede ya da üç ayda beş ayda keskin geçişler yapan bir davranış değil.

İkincisi de, deniyor ki “CHP’nin ekseni kayıyor. Bu yüzden CHP’ye oy verecek Atatürkçü, milliyetçi, laik seçmen CHP’ye oy vermedi.” Bir insanın bunu söyleyebilmesi için kör olması lazım. Türkiye’de seçim sonuçlarını incelediğinizde bunun kesinlikle doğru olmadığını görebilirsiniz. Oturdum, haftalarca seçim sonuçlarını inceledim. CHP’nin oyu İzmir’de 8 puan, Manisa’da 12 puan, Çanakkale’de 10 puan, Edirne’de 15 puan artmış. Mersin’de ve Adana’da da, her yerde oyu artmış CHP’nin. Sadece Doğu ve Güneydoğu’dan, yani Kürt kökenli seçmenlerden oy alamamış CHP. Dolayısıyla “CHP kendi tabanından oy alamadı” söylemini savunanlar lütfen il il seçim sonuçlarına baksınlar, yanlış düşündüklerini göreceklerdir. CHP hata yapmamış mıdır, elbette yapmıştır, bir sürü hata yapmıştır. Referandumdan önce genel af söylemi gibi... Ama 12 Haziran’da başarılı olmuştur. Sonraki süreçte ise pek çok olumsuz, başarısız adımları vardır. Meclis’e gitmemek, yemin etmemek gibi. CHP sadece kendi iç meseleleriyle hatırlanmaktadır. CHP doğru iş yapmamakta mıdır? Türkiye’nin sorunlarıyla ilgili doğru şeyler söylememekte midir? CHP, Van’da çadırda yaşayan insanların dertlerini dile getirmemekte midir? Yoksa getirmekte de duyuramamakta mıdır? Bunları söylemek benim görevim değildir ama halktaki algı böyledir. CHP Türkiye’nin meseleleriyle değil, kendi iç meseleleriyle algılanmaktadır. CHP’nin sanki delege hesabı, teşkilatlarla ilgili hesabı varmış gibi görünmektedir. CHP’nin asıl problemi kendini anlatamamaktır. Benim tavsiyem bir an önce kendi iç meselelerini bitirip Türkiye’nin temel meseleleriyle ilgili politikalar üretmeleridir.

CHP’de liderlik tartışması yok!

Peki CHP’li seçmen Kılıçdaroğlu’nun liderliğini benimsedi mi? Yoksa hâlâ “Keşke CHP’nin başında Baykal olsaydı” diyenler var mı?

Şunu net söyleyebilirim; CHP’de bir liderlik tartışması yok. Ben böyle pek çok tartışmanın maksatlı yapıldığını düşünüyorum. CHP’de liderin etrafındaki gücü paylaşma savaşı var, lideri değiştirme savaşı değil. Ben ne Deniz Baykal’ın, ne Önder Sav’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nu değiştirmek gibi bir düşüncelerinin olduğunu sanmıyorum. Böyle olmuş olsaydı son üç ayda “Lider adayıyım” diye ortaya çıkan, bugüne kadar birtakım kampanyalar yapan adamların olması lazımdı.

O zaman Kemal Kılıçdaroğlu için tartışmasız CHP’nin lideri diyebilir miyiz?

Bugün için öyle. Kılıçdaroğlu CHP’nin lideri ama liderliğini pekiştirmek ve daha güçlü hale getirmek istiyorsa gücünü kurultaylardan değil, halktan almalıdır.

Yani gene sakin güç olarak devreye girmeli, belgeyle, bilgiyle konuşmalı?

Kesinlikle. Asla ve asla CHP’nin ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun ideolojik tartışmalara girmemesi lazım. İdeolojik tartışmalarda kaybeden hep CHP oluyor. Son günlerde imam hatiplerle ilgili tartışmada mesela... Oysa “CHP dindar bir nesil istiyor mu, istemiyor mu? İmam hatiplerin orta kısmını siz mi açtınız, biz mi açtık?” tartışmasından sonra, geçmişte AK Parti’ye oy veren veya bugün çocuğu imam hatip lisesinde okuyan hiç kimse AK Parti’den vazgeçip CHP’ye oyunu verecek değil ki! Günün birinde AK Parti icraatlarından memnun olmazsa, oyunu aynı kulvarda olan bir başka partiye, HAS Parti’ye, Saadet Partisi’ne, BBP’ye verir. CHP’ye niye versin? Dolayısıyla bu tip ideolojik tartışmalar CHP’ye zarar veriyor. Çünkü farkında olmadan, bilmeyerek, istemeyerek Türkiye’nin temel meselelerinin konuşulmasının önüne geçiliyor. Türkiye’de biz temel sorunları konuşmuyoruz, bu tip şeyleri konuşuyoruz. Normalde halka sorsanız, “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye, ne cevap verir? İmam hatip lisesi mezunu bir olarak soruyorum, kaç kişi “İmam hatiplilerin katsayı sorunudur” diye cevap verir? Türkiye’nin temel meseleleri, aş, iş, yoksulluk, işsizliktir. Elbette bu imam hatipliler konuşulmasın anlamına gelmiyor. Ama diğer temel meselelerin önüne geçmesini engellemek gerekir.

Bir imam hatipli olarak soruyorum

Türkiyede suç işlemiş kaç imam hatipli var?

Ama Türkiye’de çocuğuna dini eğitim vermek isteyen geniş bir muhafazakâr kesim de var...

Ben imam hatip lisesi mezunuyum. Dolayısıyla bu konuda ister istemez tarafım ve şunu söylüyorum; bir anne baba “Ben çocuğum dinî eğitim görsün istiyorum kardeşim! Fen, kimya ve matematikle beraber fıkıhı da, hadisi de öğrensin istiyorum” diyorsa, hiç kimsenin söyleyecek sözünün olmaması lazım. Türkiye’deki tüm okulların imam hatibe çevrilmesi gibi bir şey söz konusu olsaydı başka, ki değil. Dolayısıyla çocuğunu imam hatip lisesine göndermek isteyen gönderir. Kaldı ki imam hatip tartışmaları yapılırken insanlar lütfen istatistiklere baksınlar. Türkiye’de kaç tane suç işlemiş, rejim karşıtı imam hatip mezunu var? İmam hatipten tanıdığım onlarca, yüzlerce arkadaşım var. Hepsi de bu ülkeye canı gönülden, sadakatle bağlı, hakikaten rejimle ilgili, laiklikle ilgili problemi olmayan insanlardır. İstisnalar elbette de vardır. Normal lise mezununda da vardır. Ama ben iddialı olarak şunu söylüyorum; lütfen Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı ellerindeki suç istatistiklerini yayınlasın. Bir araştırmacı olarak talep ediyorum. Şayet, bu ülkede sayısal olarak imam hatip mezunlarının yüzde 5’i suç işlerken bu oran endüstri meslek veya normal liselerde yüzde 2 ise susacağım! Ama aksini iddia ediyorum. Çünkü öyle olmadığını biliyorum. Dolayısıyla siyasetteki bu dindarlık tartışması çok boş bir tartışma. Şöyle boş; dindarlık Allah’la kul arasındadır. Kim kimden daha fazla dindar, kimin öbür dünyada yeri neresi, mertebesi ne, bunları konuşmak insanların ne görevi ne de haddidir!

Peki Başbakan’ın “Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” söylemini bu tartışmalar arasında nereye oturtuyorsunuz?

Orada Sayın Başbakan’a şunu sormak lazım; “Biz dindar bir nesli zorla mı yetiştireceğiz” diyor, yoksa “Çocuğunu dindar yetiştirmek isteyenlerin önünü mü açacağız” demek istiyor. Bunu Sayın Başbakan’a sormak lazım.

BDP’nin baraj problemi olmayacak AKP rekorunu tekrar kıracak!

A&G Araştırma’nın patronu Adil Gür’ün açıklamaları tüm siyasi ezberleri bozuyor:
A&G Araştırma tarafından 7 bin hanede gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, bugün seçim yapılsa BDP’nin oyu yüzde 8’in üzerinde çıkacak. AK Parti ise Kürt seçmenlerin oyunu kaybetmesine rağmen oylarını artırmaya devam edecek. Ve yüzde 49.9’luk rekorunu yüzde 54’lere taşıyacak. Peki nasıl? Ege, Akdeniz ve İç Anadolu’daki milliyetçi seçmenlerin oylarıyla... Gerisini söylemeye gerek yok, bu araştırmanın iki kaybedeni var; CHP ve MHP... Son söz Adil Gür’den; “Üstelik biz bu araştırmayı yaptığımızda henüz Uludere olayı yaşanmamıştı. Bugün yapsaydık belki de BDP oyları daha yüksek çıkacaktı!”

Uzun süredir arıyordum A&G Araştırma’nın patronu Adil Gür’ü... Gündemdeki tartışmalar o kadar çoktu ki, neredeyse ayda bir soruyordum; “Aylardır sesiniz soluğunuz çıkmıyor. Tartışılan pek çok siyasi mesele var, bunlarla ilgili hiç araştırma yapmadınız mı?” diye... “Yapıyoruz, ama henüz açıklamak için erken” oluyordu cevabı. Geçen hafta bir kez daha aradım, “Gelin, konuşalım” dedi. Kadıköy’deki ofisinde buluştuk. “Daha yeni çıktık seçimden... Ufukta seçim görülmediği ortamlarda siyasi tercihlerle ilgili kamuoyu araştırmaları genel eğilimleri ortaya koyar, ancak yüzdeleri tam olarak göstermeyebilir” diye girdi söze...

A&G Araştırma’nın yaptığı son araştırma seçmenin siyasi tercihi üzerine. Yani “Bugün seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirdiniz?” sorusuna yanıt aranmış. Ama araştırma geniş bir içeriğe sahip, salt oy dağılımı değil aranan... Türkiye’nin dört bir tarafında 7 bin hane bizzat ziyaret edilerek, yüz yüze anketler sonucunda elde edilmiş veriler. Tüm verileri açıklayamıyor Adil Gür, zira araştırma önemli bir kurumun talebi üzerine yapılmış ve açıklama hakkı da onlarda...

Sadece iki rakamsal veri alabildim ağzından, ama öyle iki veri ki, sonuçlar Türkiye’nin siyasi geleceğini değiştirecek nitelikte... “Diğer tüm araştırmalar BDP’nin oyunun yüzde 4 ila 6 bandında olduğunu gösteriyor, oysa ki bizim araştırmamızdan çıkan sonuç çok farklı. Şu anda bir seçim yapılsa, BDP yüzde 8’in üzerinde oy alabilir” diyor Gür. Bu verilerden hareketle, önemli bir iddiada daha bulunuyor; zaten sözüne de “Ben iddialı biri olmayı severim” diye girerek: “Eğer süreç böyle devam ederse, 2014’te yapılacak bir erken seçim ya da 2015’teki olağan seçimde BDP yüzde 10 barajını rahatlıkla aşar. Bunun bir sebebi oy artışı olacak, diğer sebebi ise ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenler...”

BDP’li seçmenin ortalama hane nüfusu 8 kişi!

Özellikle ilk kez oy kullanacak gençlere vurgu yapıyor Gür. Türkiye’deki ortalama hane nüfusu dört kişiyken, BDP’ye oy veren seçmenlerin hanesinde iki katı insan yaşıyor, yani ortalama yedi-sekiz kişi... Bu hanelerde çocuk sayısı fazla ve onlar iki yıl içinde oy hakkına kavuşacaklar. Bu da BDP’nin oylarını patlatacak ve barajı aşmasını sağlayacak.

Bir küçük not daha, bu araştırma Uludere’den önce yapılmış. “Uludere, Doğu ve Güneydoğu’daki BDP ile AK Parti arasındaki siyasal kırılmanın önemli noktalarından biri olabilir. Uludere’ye kadar AK Parti, hem iktidar hem muhalefet profili çiziyordu. Bu olayda sadece iktidar gibi davrandı” diyor Gür. Yine ona göre, bu araştırma bugün yapılsa, BDP’nin oyu yüzde 8’in de üzerinde çıkacak!

Şaşırtıcı, beklenmedik ve çok ciddi sonuçlar yaratabilecek veriler bunlar. Ama seçimlerden hemen önce yaptığımız söyleşide, herkesin “BDP en fazla 25 milletvekili çıkarır” tahmininde bulunduğu bir ortamda Adil Gür çok net konuşmuş ve “BDP 32 milletvekili çıkarır” demişti. Herkes de abartılı bulmuştu. Sonucu hatırlatalım; 35 milletvekili!..

Araştırmada ortaya çıkan bir diğer sonuç daha var ki, bu da özellikle iki muhalefet partisini kara kara düşündürecek gibi... Zira ilk sonuç AK Parti’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da oy kaybına sebep olacak nitelikte ve öyle de! Ama buna rağmen, iktidar partisi hâlâ oylarını artırıyor. Diğer tüm bölgelerde yüzde 50’lik oy oranını korumakla kalmıyor, özellikle Ege, Akdeniz ve İç Anadolu’daki milliyetçi seçmenlerin oyu AK Parti’ye kayıyor. Peki yüzde 50’yi ne kadar geçebilir iktidar partisi? En az 4 puan! Bu da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görülmemiş bir durum. Hem üçüncü dönem iktidarda olup hem de oyunu yüzde 50’nin üzerinde tutabilen ve hâlâ artırabilen bir parti!

Bugün seçim olsa nasıl bir tablo var karşımızda?

Yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki, AK Parti 12 Haziran’daki gücünü koruyor. Hatta birkaç puan daha fazla oyu.

Yani yüzde 53’lerde mi? Yoksa daha mı fazla?

52, 53, 54 demenin çok doğru olmadığını düşünüyorum. Seçmen davranışları bakımından Türkiye’de son dönemlerde pek çok anket yayınlanıyor. Bu anketlerden benim bulduğum bulguların en önemli farkı ise BDP’yle ilgili.

BDP’nin oyunun yüzde 4-6 olduğu görülüyor...

Evet. Halbuki ben BDP’nin oyunun yüzde 8’in üzerinde olduğunu görüyorum.

Yani neredeyse yüzde 10 barajını aşacaklar?

Evet. Türkiye’de siyasi tercihler bakımından çok önemli iki değişiklik var. Birincisi, Doğu ve Güneydoğu’da AK Parti’nin oyu azalıyor, BDP’nin oyu artıyor. Ama AK Parti Kürt kökenli seçmenlerden oy kaybederken, Ege’de, Akdeniz’de, Batı’da, Orta Anadolu’da milliyetçi seçmenlerden aldığı oyu artırıyor. Yani sizinle Mayıs ayında konuştuğumuz süreç devam ediyor. Tabii bunu da yadırgamamak lazım. Çünkü seçimlerden sonraki sürece baktığımızda AK Parti’nin milliyetçi söyleminin artarak devam ettiğini görüyoruz. O nedenle AK Parti Kürt kökenli seçmenlerden bir miktar oy kaybediyor, buna karşılık milliyetçi kökenli seçmenlerden aldığı oyu artırıyor.

BDP’nin oyunu yüzde 8’e çıkarması çok önemli, çok şaşırtıcı. Tüm siyasi ezberleri bozuyor...

Daha da şaşırtıcı, daha da iddialı bir şey söyleyeyim. Eğer bu süreç böyle devam ederse, 2014’de erken veya 2015’te zamanında yapılacak bir seçimde BDP yüzde 10 seçim barajını aşacaktır. Bunun nedenini sadece oy artışıyla açıklamak mümkün değil, alttan gelen seçmen artışı da var. Bugün Türkiye’deki hanelerde ortalama 4 kişi yaşıyor. BDP’li seçmenlerin hanesinde ise 7-8 kişi var. Çocuk sayısı fazla. Yeni seçmen olacaklar da eklendiğinde, bir dahaki seçimde BDP’nin kuvvetle muhtemel baraj problemi olmayacaktır.

Dolayısıyla Türkiye’de yıllardır “Ya, şu yüzde 10 ülke barajını düşürmeyelim, BDP barajı aşar, HADEP barajı aşar, DEHAP barajı aşar” endişesi vardı ya, ben diyorum ki “Beyler artık böyle bir baraj endişesine kapılmanıza gerek yok! Süreç bu şekilde devam ederse baraj problem olmayacak. Onun için gelin şu antidemokratik yüzde 10 ülke barajını ya tümüyle kaldırın ya da aşağıya çekin!” Bu arada biz bu seçim döneminde “Eğer yüzde 10 ülke barajı yüzde 4’e düşürülseydi, bunun Meclis’e yansıması ne olurdu?” diye de baktık. Gördük ki aslında BDP dışındaki partilerin milletvekili sayısında çok az sayıda değişiklik olacaktı. Yani siyasi partilerin milletvekili sayılarında dramatik değişiklikler olmayacaktı.

Uludere, AK?Parti’nin siyasi kırılma noktası olabilir

Türkiye’de siyasi tercihler bakımından çok önemli iki değişiklik var. Birincisi, Doğu ve Güneydoğu’da AK Parti’nin oyu azalıyor, BDP’nin oyu artıyor. Ama AK Parti Akdeniz’de, Ege’de, Orta Anadolu’da milliyetçi seçmenlerden aldığı oyu artırıyor

Uludere olayı, Doğu ve Güneydoğu’daBDP?ile AKP arasındaki siyasal kırılmanın önemli noktalarından biri olabilir. Uludere’ye kadar AK Parti hem iktidar hem muhalefet profili çiziyordu.

Bu olayda sadece iktidar gibi davrandı...

Araştırma sonuçlarına göre, BDP ve AK Parti seçimlerden sonraki 7-8 aylık sürecin kârlı partileri gibi görünüyor...

Evet. Bir de herkese göre sürpriz olan, bana göre sürpriz olmayan ise BDP ağır ağır yüzde 10 ülke barajını aşmaya aday gibi görünüyor.

- Siz rakam vermekten kaçınıyorsunuz ama merak ediyorum, AK Parti’nin oyu yüzde 53-54 olabilir mi?

Evet. Şu anda yüzde 53-54 bandında...

BDP de yüzde 8 bandında, öyle mi?

Evet. Yüzde 8.5’in altında, yüzde 8’in üzerinde görünüyor. Ama şunu özellikle belirtmek istiyorum; bu araştırmaların artı, eksi yüzde 1.5 hata payı vardır. Yalnız bu şu manaya gelmez; “Araştırmacı BDP için yüzde 8.2 diyor, yüzde 1.5 hata payı var, yani BDP’nin oyu yüzde 6.7 de olabilir.” Hayır, böyle değil.

- Neden değil?

Çünkü aynı örneklemde yaptığınız geçmiş araştırmalarda BDP’nin oyu yüzde 6.5 görünürken, yine yüzde 6.5 çıkıyordu. Eğer şimdi yüzde 8.2 görüyorsanız, bu olsa olsa yüzde 7.7 ya da yüzde 8.5 olabilir. Ama bu hayretle karşılanacak bir durum değil. Hatta daha da ileri giderek bir şey söyleyeyim, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt meselesiyle ilgili çıkışları Batı’da biraz daha milliyetçilik hassasiyetleri olan seçmen tarafından kızgınlıkla karşılanıyor, siyaseten yanlış bulunuyor. Ama devlet adamlığı bakımından baktığınızda aslında Doğu ve Güneydoğu’da AK Parti’nin oyunun bir miktar azaldığı bir süreçte, BDP ile beraber o siyasi arenada başka bir partinin de yer alması hem demokrasimizin gelişmesi hem de bölgedeki siyasi kutuplaşmanın azalması açısından daha sağlıklı görünüyor.

- Peki ya CHP’nin bu söylemi oya dönüştü mü?

Dönüşmedi. 12 Haziran’da belki en önemli sürprizlerden biri şuydu; Kürt kökenli seçmenler “CHP’ye oy verebilirim” dedi ama vermedi.

- Siz de geçen seçimlerde bir tek CHP konusunda yanıldınız galiba. “CHP yüzde 30’ları bulabilir ve Siirt’ten milletvekili çıkarabilir” demiştiniz. Çıkaramadı. Burada ne etkili oldu sizce?

Kuvvetle muhtemel AK Parti ile BDP arasındaki o keskin siyasal söylem, safları daha da sıklaştırdı. Oyların boşa gitme endişesi insanları BDP ve AK Parti arasında seçim yapmaya zorladı. Tabii bir de seçmen davranışı dediğimiz şey, bir gecede ya da üç ayda, beş ayda keskin geçişler yapan bir davranış değil. Gerçi CHP o bölgenin yabancısı değil. Geçmişte milletvekili de çıkarıyordu.

 

Mine Şenocaklı/Vatan
Yayın Tarihi : 6 Şubat 2012 Pazartesi 11:18:55
Güncelleme :8 Şubat 2012 Çarşamba 15:47:46


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?