30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

Herkes onu konuşurken o, Kenthaber'e konuştu

1990’lu yılların başıydı; her zaman gözlerindeki yapmacıklıktan uzak, insana güven veren gülümsemesi, çalışkanlığı, çatısı altında çalıştığımız Hürriyet binasında, görevi ne olursa olsun herkese saygılı davranışlarıyla, tüm personel tarafından takdir toplayan o genç üniversite öğrencisini tanıdığımda...

Ve gün geldi, herkes tarafından sevilen bu temiz yüzlü Anadolu çocuğu, tehlikeli maceralardan başarıyla sıyrılan ve hemen her programında gündem yaratan ünlü bir televizyon gazetecisi olup çıktı...

Dahası, birgün öyle bir habere imza attı ki, Türkiye’de yer yerinden oynadı. 7’den 70’e Türk insanı, medya ve en önemlisi hükümetin gündemine büyük bir bomba düştü...

Evet, daha öncesinde pek çok skandalı ortaya çıkaran ve son olarak da, Malatya Çocuk Yuvası’ndaki o yürekleri kanatan görüntülerin ekranı, olay program ‘Deşifre’nin yapımcı ve sunucusu Mehmet Ali Önel’den söz ediyorum.

İşte, şimdilerin o ünlü televizyoncusu, pek çoğumuzun bilmediği yönlerini sadece Kenthaber’e anlattı ve ortaya onun nevi şahsına münhasır bu söyleşi oluştu...

-Mehmet Ali Önel kimdir ?

Mehmet Ali Önel, Türkiye’de yaşayan 70 milyon vatandaştan biri (Gülüyoruz). Aile hayatını seven ve böyle yaşayan, 3 çocuk babası mazbut bir aile reisi.

-Ama o bizim bildiğimiz M. Ali Önel. Bir de, ünlü televizyon gazetecisi M. Ali Önel var. Biraz onu anlat. Bu işe nasıl gönül verdi, nasıl girdi, nerelerden geldi?..


Ben Anadolu kökenli biriyim. Liseyi, Artvin’in Yusufeli ilçesinde okudum. 1990 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanıp, İstanbul’a geldim. Fakülteye ilk girdiğimde bir şeyi farkettim. Mezun olan arkadaşlar gazeteci olamıyorlardı. Çünkü, fakülte seni gazeteci olarak yetiştirmiyor. Belli bir altyapı sunuyor. Ben ilk sene bunu farkedince, büyük bir telaşa düştüm, panikledim. Ama pes etmedim. ‘Nasıl gazeteci olabilirim’ diye, bunun yollarını aradım. Okulun bir ajansı ve dergisi vardı. Ben bu ajans ve dergiye yakın durmaya, oradaki hocalarımdan daha çok birşeyler kapmaya çalıştım. Böylece ilk gazetecilik deneyimim de 1990 yılında, okulun ajansında başlamış oldu.

-Uğur Dündar’la nasıl tanıştın?

1990 yılının sanırım son aylarıydı. Uğur Dündar ve Kadir Çelik, o yıllarda TRT’ye ‘Hodri Meydan’ isimli bir program yapıyorlardı. Okulun girişinde okuduğum, ‘Hodri Meydan programında çalışacak stajyer aranıyor’ ilanı, benim hayatımın dönüm noktası oldu. Hemen müracaat ettim. Açıkçası ümitli değildim. Çünkü çok müracaat vardı. Ben de daha 1’inci sınıfta okuyan, Anadolulu toy bir öğrenciydim. Ancak şunu çok iyi biliyordum ki; bana fırsat tanınırsa, ben bunun hakkını verirdim. Bu duygular içinde mülakata girdim. Sonuçta 4 kız arkadaşın dışında, tek erkek öğrenci olarak ben kazandım.

-Ve Uğur Dündar’lı yıllar başladı. Neler yaşadın, buradaki 10 yılın nasıl geçti ?...

Uğur Dündar, Türkiye’de ‘araştırmacı televizyon gazeteciliği’nin kurucusu ve tartışmasız duayenidir. Ondan çok şeyler öğrendim. Benim için büyük bir deneyim oldu.

-Peki oradan niye ayrıldın?.. ‘Ben, Uğur Dündar’ın en yakınındaki isimim. O, bu meslekten el-ayak çektiğinde de, boşalttığı koltuğa oturacak kişi benim’ diye düşünmedin mi?

Uğur Dündar, kolay el-ayak çekecek biri değildir (Gülüşmeler).... 2000 yılıydı. Kanal D yönetimi, Arena Programı’nı bitirme kararı aldı. Uğur Dündar birgün geldi ve “Mehmet Ali, ben Star’a gidiyorum. Ana haberi hazırlayıp, anchormenlik yapacağım” dedi. Ben buna karşı çıktım. “Ağabey, ne olursun yapma; Arena gibi bir amiral gemisi varken, ana habere geçmek çok yanlış olur” dedim.... “Mehmet Ali, belki haklı olabilirsin ama, ben hayatımda bir kez olsun bunu deneyeceğim” deyince, o anda yollarımızın ayrılma noktasında olduğunu anladım. Kendisine, “Ben programcılığa devam edeceğim. Ana habere geçmek istemiyorum” karşılığını verdim.

-Tepkisi ne oldu?

“Hayır! Yapamazsın! Birlikte Star’a geçiyoruz. Programcılık zor bir iştir. Tek başına ayakta duramazsın” dedi. Ama benim kararım kesindi ve 10 yıllık birlikteliğimiz böylece sona ermiş oldu.

-Orada geçen 10 yıl içinde hakkının yendiğini, ya da pek çok başarılı işlere imza attığın halde, arka planda kaldığını düşünüyor musun?

Hakkımın yendiğini düşünmüyorum. Ayrıca, ben kimseye hakkımı yedirmem. Hem Uğur Dündar’da bunu yapacak biri değil bana göre. Arka planda kalmayla ilgili soruna gelince...Bak Volkan; Uğur Dündar, gerçekten bir isim, bir star. Bu yüzden, onun yanında çalışan adam, ikinci, üçüncü planda kalmayı göze alacak. Hiç unutmam, 1995 yılıydı. Halil Bezmen’in yurtdışına kaçırılan tarihi eserlerini haber yapmıştım. Çok uğraşmış, gündemi sarsacak bir olayı ekrana taşımıştım. Ama, bu işin patronu Uğur Dündar olduğu için, bu iş ona yapışıp kaldı. Ha burada şu var: Bu medyanın genel bir problemi. Başarılı bir iş çıkaran gazetecinin imzasının kalın harflerle o işe taşınması gerekli. Ama yine de hakkını yemeyeyim. Arena’daki son yıllarımda oldukça ön plana çıkmaya başladım.

“GEL ŞU UĞUR DÜNDAR İSMİNİ DEVİRELİM!”

-Kırgınlığın, kızgınlığın var mı?

Hayır. Onunla yıllarca birlikte çalışıp, ayrıldığında hakkında konuşan pek çok insan oldu. Şu da çok ilginçtir, onun yanından ayrılan herkes kavgalı ayrılmıştır. Kadir Çelik, Tuncay Özkan ve diğerleri...Hepsi kavgalı ayrılmıştır. Onunla yolları ayırırken, bir tek ben kavga etmedim. Hatta, ayrıldıktan sonra, şu anda medyada belirli bir yerde olan bir isim var ki, bana, “Gel birlikte bu ismi devirelim. Şu işi artık bitirelim...” diye bir teklif yaptı.

-Peki bu teklife cevabın ne oldu?

“Böyle birşey olursa, ilk beni karşınızda bulursunuz” dedim.

-Peki neden sen de o cephede yer almadın ?

Ben, gazetecilik mesleğinin ‘usta-çırak’ ilişkisi içinde öğrenilen bir meslek olduğuna inanan biriyim. Eğer, bir çırak, ustasına saygıda kusur ederse, halkın gözünde o kişinin bir daha ‘usta’ olma şansı olamaz. Belki yeri geldi, ben bu saygımın karşılığını göremedim. Ama kendime şiar edindiğim bu çizgimi asla bozmadım.

BÖYLE BİR PATLAMA BEKLEMİYORDUM

-Şimdi gelelim seni gündeme oturtan o meşhur Malatya Çocuk Yuvası olayına.. Bu zamana kadar, bu gibi programlar çok yapıldı ama, hiç bu kadar gündeme oturmadı. Sen bunu neye bağlıyorsun?

Bunu ben de düşündüm. Aslında biz ekip olarak, gerçekten çok başarılı işlere imza attık. Mesela bizim ekrana taşıdığımız bir tarikat olayı var. Bu bana göre dünyanın gündemine oturacak bir habercilikti. Ancak lokal kaldı ve Türkiye sınırları dışına çıkamadı. Ayrıca, gümrüklerde bir rüşvet skandalını ortaya çıkardık ki, bu da çok büyük bir işti. Paralar resmen havalarda uçuşuyordu. Ama bunun gibi gündem yaratmadı. Tabi ki bizler çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Ancak, bu ülkede çok daha büyük yapısal sorunlar var. Bu skandalın bu kadar gündeme oturmasında bana göre en büyük sebep, medyanın sahip çıkması, oldu. Bilemiyorum, belki de Ramazan ayı olması sebebiyle insanlar da biraz daha fazla duyarlı davranmış olabilir. Ama şu bir gerçek ki; orada gerçekten bir vahşet, acımasızlık vardı. İnanır mısın, ben bile ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hatta ekip arkadaşlarımızın gizli gizli ağladıklarına da tanık oldum.

-Bu haberi yaparken böyle bir patlama bekliyor muydun ?

Aslında bu kadarını beklemiyordum. Bu görüntülerin vicdanları kanatacağını, insanların tepkisini çekeceğini bekliyordum ama, doğrusunu istersen, bu kadar büyük bir gündem yaratacağını tahmin etmedim. Ama bu işte medya ve hükümet çok ciddi bir sınav verdi. Ben bütün herkese teşekkür ediyorum. Şimdi ise, bu çocukların kurtarılması için çok kapsamlı bir yasa çıkarılıyor. İşte bu programın gücüdür.

-Böylesi bir işe imza attığın için, kendinle gurur duyuyor musun?

Yok Volkan hayır. Ben öyle yaptığı haberlerle övünen, havalara giren biri değilim. Ki, bunu en iyi bilenlerden biri sensin. Öncekilerde olduğu gibi bunu da çok soğukkanlılıkla karşılıyorum. Gazetecilik emek işidir. Şov işi değildir. Ben kendimi hep bu mesleğin amelesi olarak gördüm. Yapanlar yok mu? Elbette var. Ama bunlar bana göre değil.

BEN ALLAH’IN KORUMASINDAYIM

-Tehlikeli işler yapıyorsun. Korkmuyor musun ?

Elbette korkuyorum. Evde beni bekleyen bir karım ve üç çocuğum var. Buradan evime giderken, ‘acaba arkamda birileri var mı?’ diye ben de dönüp bakıyorum. Zaman zaman tehditler alıyorum, polisten yardım istiyorum.

Koruman var mı?

Hayır. Özel ve resmi korumam yok. Çünkü beni böyle önlemlerin koruyacağına inanmıyorum. Ama Allah’ın korumasındayım. Bir gazetecinin en büyük koruması nedir biliyor musun? Doğru haber yapmasıdır. Bu zamana kadar yaptığımız haberler yüzünden pek çok insan hapse girdi, aileler yıkıldı, hayatlar karardı, pek çok kimse büyük paralar kaybetti. Ama kimse bana uzun süre düşmanlık yapmadı. Çünkü ben biliyorum ki, o insanlar cezaevinde, ya da dışarıda oturup, ‘Ben yanlış yoldaydım. Mehmet Ali Önel’in de görevi gazetecilik yapmaktı. Benim yaptığım bu yanlışları yakaladı ve yayınladı. Burada şahsi bir husumet yok. Adam gibi adam olsaydım. Bunlar başıma gelmezdi’ diye düşünüyorlar.

-Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?

Elbette. Ben hapse girmesine sebep olduğum insanlardan, cezaevlerinden mektuplar alıyorum.

KIZIMA ‘SAKIN HA!” DİYORUM

-Çocuklarının bu işi yapmasını ister misin?

Asla! Ben yavrularımın böyle tehlikeli bir iş yapmalarını kesinlikle istemem. Tabi çocuk onlar şimdi. Babalarını televizyonda gördükleri zaman hoşlarına gidiyor. Kızım zaman zaman, ‘baba ben de senin gibi gazeteci olacağım’ dediğinde, ‘aman kızım sakın!’ diyorum. Çünkü bir ailede böylesi tehlikeli bir iş yapan tek adam yeterli.

-Bu işte varolmanın dayanağı nedir?

Doğru haber yapmak ve halkın sesi olmak. Bak sana bir şey anlatayım: Benim şu an çalıştığım kurum, bir zamanlar Uzan Ailesi’ne aitti ve zor bir dönem yaşanıyordu. Birçok meslektaşım, bana göre asla yapılmaması gereken etik dışı şeyler yaptılar. Sahibinin sesi oldular. Ama ben bunlara hiç bulaşmadım. Sadece kendi işimi yaptım.

-Sana da böyle bir teklif geldi mi?

Beni biraz tanıdıkları için, direk böyle bir teklifte bulunmadılar. Ayrıca bu programın halkın sesini yansıttığını bildikleri için de programa da dokunmadılar.

BEN ÇEKİLMESİNİ BİLİRİM

-Bu işten birgün çekilmeyi düşünüyor musun?

Elbette. Şu an 36 yaşındayım. Belki bunu söylemek için çok erken ama, ben zamanı gelince çekilmesini bilirim.

-Ne yapacaksın bu işi bıraktığında?

Köşeme çekilip, çocuklarıma, Allah ömür verirse, torunlarıma vakit ayıracağım ve en önemlisi kitap yazacağım.

HABERİN ÖNÜNE GEÇERSEN HALÜSİNASYON GÖRÜRSÜN

-İnsan olmak mı, gazeteci olmak mı? Buna samimi bir cevap istiyorum

Gazetecilik, meslek dallarından biri. Bazen, haber yaptığınız insanların ve sizin de yaşamını etkileyen bir meslek. Ama, sen eğer insan olma hasletlerini yitirmişsen, bu meslek korkunç bir hale gelebilir. İnsanların bu sınırı iyi kestirmesi lazım. Ben hayatta herşeyin gelip geçici olduğuna inanırım. Bu meslekte de, gün olur zirveye oturur, gün olur unutulup gidersin. Ama unutulmayan doğru adamdır. Düzgün insandır. Uğur Dündar’ın, ‘Bu meslek, şovalye bir meslektir’ lafını hiç unutamam. Gerçekten de, bu televizyon gazeteciliği, insanın gururunu okşayan, ayaklarını yerden kesen bir meslek. Ama, geriye dönüp baktığımda, ‘ya ben ne muhtşem bir adammışım’ demedim. Hep, ‘daha iyisini yapmalıyım’ dedim. Neticede ben bir gazeteciyim ve işimi yapıyorum. Gazeteci asla haberin önüne geçmemeli. Eğer geçerse, o zaman olmamış şeyleri olmuş gibi gösterir. ve buna kendisi de inanır. İşte bu büyük bir tehlikedir.

CANLI YAYINDAKİ ŞOK TELEFON

-Hayatın boyunca hiç unutamayacağın bir anın var mı?

Tabii pek çok var. Ama, bir tanesini hiç unutamam. Benim İbrahim Nehar adında, şu an 6 yaşında olan bir oğlum var. 2000 yılında Uğur Dündar Star’a geçmiş, bense Kanal D’de kalmış ve ‘Haber Özel’ adlı programın yapımına başlamıştım. O yıllarda, ünlü gazeteci Fatih Altaylı, Cine-5’te ‘Başka Yerde Yok’ adlı bir program yapıyordu. Bir gün beni programa konuk olarak çağırdı. Ben de, memnuniyetle geleceğimi söyleyip gittim. Yayın başladığında stüdyoya şok bir telefon geldi. Eşimin sancıları tutmuş ve hastaneye kaldırılmıştı. Programı kısa keserek fırladığım gibi hastaneye koştum ve eşimin doğumuna katıldım. Bunu hayatım boyunca unutamayacağım.

-Memleketin Yusufeli’ne gidiyor musun ?

Uzun zamandır gidemiyorum. Ama gerçekten burnumda tütüyor. Ben Artvinli olmaktan gurur duyuyorum. Özellikle Yusufeli insanı çok mert, kalender insandır. Ayrıca, okuma yazma oranı en yüksek vilayettir Artvin. Bununla da övünürüm hep.

Röportaj: Volkan Özsoy - Fotoğraflar: Kaplan Taneroğlu

.
Yayın Tarihi : 19 Kasım 2005 Cumartesi 19:34:23
Güncelleme :21 Kasım 2005 Pazartesi 09:53:46


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Duran Sönmez IP: 85.98.57.xxx Tarih : 24.11.2005 23:53:56
Gazeteci, gazetecilik; habercilik budur işte... İnternet haberciliğinde atılım içerisinde olan KentHaber'i ve bu röportajı hazırlayanları da ayrıca kutluyorum.

Hüseyin Kalaycı IP: 81.214.173.xxx Tarih : 22.11.2005 14:32:14
Röportajda, ulusal medyacılar tarafından taşra gazeteciler olarak belirtilen bizlere çok örnek olmuştur. Çünkü yaptığı konuşmalardan örnek çıkartabileceğiz bir çok cümlesi bulunmaktadır. Tebrik ediyorum.

Birol AYdın IP: 85.97.202.xxx Tarih : 20.11.2005 13:16:12
Sayın Mehmet Ali Önel, anlattıklarında samimi ise ki, ben yüzde 100 samimi olduğuna inanıyorum, kendisini tebrik ediyorum. Özellikle, usta-çırak ilişkisinde dikkat ettiği çizgi, takdire şayan. Bu arada röportajı yapan Sayın Volkan Özsoy'un da kalemine sağlık... "Şu adamı devirelim" meselesi, kulaktan kulağa değil de yazıya dökülmüş oldu...

yusuf gedikli IP: 85.103.161.xxx Tarih : 21.11.2005 10:17:42
Tebrik ederim Volkan.Güzel bir röpartaj..

Ali Candan IP: 81.214.127.xxx Tarih : 21.11.2005 12:52:57
Mehmet Ali Önel her şeyden önce adam gibi adamdır...Bu kutlar sofrasında dürüstlüğü ile zirveye tırmanan ender ismlerden biridir...Medya camiasında onun kadar temiz, bozulmamış düzgün adam azdır...Bir çoğunu yakından tanır bilirim...Umarım o da yürüdüğü bu yolda hep böyle kalır, çirkefliklere bulaşmaz...Medyanın showman gazetecilere değil böyle düzgün gazetecilere ihtiyacı var...Mehmet Ali Önel vaktiyle program yapmasına engel olmak isteyen ama bunu başaramayan sözde büyük gazetecilere de unutulmayacak bir ders vermiştir...Şimdi o sözde büyük gazeteciler muhtemelen yaptıklarından utanmaktadırlar... Yoo, aslında nasır tutumuş yürekler, unutulmuş vicdanlar utanmayı pek bilmezler ama en azından biz öyle olmasını dileyelim...Bunlar meslek camiasında iyi gözlem yapan bir gazetecinin notlarıdır...

Hüseyin Kalaycı IP: 81.214.173.xxx Tarih : 22.11.2005 14:29:38
Türkiye'de Uğur Dündar'dan sonraki isim diye tanımlayabileceğim Mehmet Abi'nin anlattıklarını, ben bir gazeteci olarak çok hoşuma gitti ve zevkle okudum. Gerçekten sorulara içtenlikle cevap vermiş. Doğrulu ve dürüstliğinden hiç şüphem yoktur. Başarılarının devamı diliyorum. Ayrıca Kent Haber'in bu röportajından ötürü kutlamak istiyorum. -Haber Alanya Gazetesi Haber Müdürü Hüseyin Kalaycı-