30
Ocak
2026
Cuma
ANASAYFA

İÇE KANAYAN YARA'YI YAZDI

Gazeteci Önder Şuşoğlu'nun polise intikal eden yaşanmış hikâyelerden derleyerek yazdığı "İçe Kanayan Yara" isimli kitabı, ülkemizde çeşitli sebeplerden dolayı karanlıkta kalan ensest (aile içi cinsel birliktelik) vakalarına ve çocuk tecavüzlerine ışık tutuyor.


Toplumda üstü örtülen, görmezden gelinen, hiç yokmuş gibi davranılan ensest ve çocuk tecavüzü öyküleri, bu kitapla ilk kez tüm gerçekliği ile gözler önüne seriliyor.


Daha önce uyuşturucu bağımlılarının yaşadıklarını anlatan Etiler Koğuşu ve El- Kaide’nin İstanbul saldırılarında ölenlerin hayat hikâyelerini anlatan Sarı Duman gibi kitaplara da imza atmış olan polis-adliye muhabiri Önder Şuşoğlu'nun kaleme aldığı son kitap, polis kayıtlarına geçmiş aile içi cinsel istismarları ve çocuk tecavüzlerini anlatan İçe Kanayan Yara.


Kitabın önsözünde yazar Meltem Arıkan'ın da dediği gibi; "İçe Kanayan Yara'yı okurken canınız acıyor, zaman zaman devam etmek istemiyorsunuz ama tüm bu yaşananlara kayıtsız da kalamıyorsunuz.”

Son günlerde medyada aile içi çocuk istismarı ve yetişkin olmayan çocuklara karşı işlenen taciz ve tecavüz suçlarıyla ilgili haberlerin artması üzerine, Önder Şuşoğlu ile kitabı hakkında bir röportaj yaptık.


İŞTE YAZAR ÖNDER ŞUŞOĞLU'NUN KANINIZI DONDURACAK AÇIKLAMALARI:

Neden ensest ve çocuk tecavüzlerini anlatan bir kitap yazmaya karar verdiniz?

Yaklaşık 18 yıldan beri polis muhabirliği yapmaktayım. Görevlerim esnasında çok sayıda ensest ve çocuk tecavüzü vakasıyla karşılaştım. Ama nedense böylesine önemli bir konunun gerek aileler, gerek kamu görevlileri, gerekse medya tarafından sürekli olarak üzerinin örtülmeye çalışıldığına şahit oldum. Birilerinin taşın altına elini koyarak bu iğrenç konuların üzerine gitmesi gerektiğine inandığım için de konuyu araştırmaya başladım.

Amacınız kamuoyuna bir mesaj mı vermekti?

Amacım, ensest ve çocuk tecavüzleri konusunu gündeme getirerek kamuoyunun ve bilhassa TBMM’nin dikkatini çekmek ve bu konuda kanunlar çıkarılmasını sağlamaktı.

Çünkü toplumda ensest ilişkiler ve çocuk tecavüzleri yaşanmasına rağmen, bunların konuşulması ve tartışılması bir tabu olarak algılanıyor. Kamuoyunda bir bilinç oluşturulmadığı için bu gibi iğrenç suçların mağduru olan çocuklar ne yapacaklarını, kime başvuracaklarını bilemiyorlar. Bu suçlar tartışılamamaktan dolayı saklı kalıyor ve binlerce çocuk yeni kurbanlar olarak ortaya çıkıyor.
Yaşanan bu iğrençlikler ailenin diğer bireyleri tarafından fark edilse bile, aileler dağılmasın diye gizleniyor. Bu şekilde olaylar devam edip gidiyor ve kimse de dur diyemiyor.

Kitabımda sadece olayları tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermekle kalmayıp; uzmanlara, psikologlara danışarak bu gibi olaylara maruz kalanların neler yapması gerektiğini, nereye başvuracaklarını, onlara nasıl yaklaşılacağını, tedavi yolarını da anlattım.

Bu tür kitapların konunun uzmanlarınca yazılması gerekmiyor mu?

Pek tabii ki; ancak, araştırmalarımda böyle bir kitabın bugüne kadar yazılmadığını gördüm. Çalışmalarım esnasında üniversitelerce bu konuda yapılmış olan tek bir araştırmaya dahi rastlamadım. Ben bir gazeteci olarak, polisiye olaylara yakın olmanın verdiği avantajı da kullanarak, konuyu detaylı bir şekilde araştırarak kitabımı yazdım. Bir uzman titizliğiyle yazılmış olmasa da, yaşanan gerçek olaylara ve ifadelere dayanılarak yazılmış olan kitabımın, bu konuda yapılacak olan bilimsel çalışmalara ışık tutacağına inanıyorum.

Bu kitabı yazdığınız için hiç tepki aldınız mı peki?

Sadece birkaç psikiyatrdan tepki geldi ama onlar da sanırım kitabı tam okumamışlardı ve beni kendi alanlarına girmekle suçladılar. Aslında ben daha önce neşter atılmamış bir yaraya neşter attığımın bilincinde olarak, kitabımı, Türkiye’nin en ünlü pskiyatrist, psikolog ve sosyologlarının yardımıyla kaleme aldım. Bununla da yetinmeyerek, emniyet ve yargı birimlerinden destek aldım.

Ayrıca bu kitap tarzında da dünyada ilk oldu. Yani polis sorgularıyla, mağdurların açık ifadeleri ile yazılması dünyada ilk kez oluyor.

Ensest ve çocuk tecavüzleri sadece Türkiye’nin “içe kanayan yarası” mı?

Ensest ve çocuk tecavüzlerinin, eğitim oranları nispeten yüksek olan ülkelerde bile yoğun olarak görüldüğünü biliyoruz. Örneğin, yapılan araştırmalar, İngiltere'deki kadınların beşte üçünün çocukluğunda cinsel tacize uğradığını gösteriyor. Türkiye için ise böyle bir oran vermek mümkün değil. Çünkü bu vakalar ortaya çıkmıyor ve doğru dürüst tarama çalışmaları yapılmıyor.

Kesin verilere ulaşmak mümkün olmasa da Türkiye'de böyle olaylara en az diğer ülkelerde olduğu kadar rastlandığı sanılıyor. Türkiye'de adliyeye intikal etmiş ensest vakalarına bakıldığı zaman, ağırlıklı olarak babaların kız çocuklarına tecavüz ettiği görülüyor.

Ama dünya geneline bakıldığında, daha çok ergen ağabey ve ablaların küçük kardeşlerine yönelik eylemleri ön plana çıkıyor.

Annelerin çocuklarıyla cinsel birliktelik yaşamaları ise çok sık rastlanan bir durum değil.

Tacizcilerin belli bir tipi veya ortak genel özellikleri var mı?

Şaşırtıcı noktalardan biri de şu: Kültürlü, üniversite mezunu, düzgün bir aile hayatına sahip olan insanların bile kendi çocuklarına ya da başka çocuklara tecavüz etmeleri çok sık rastlanan bir olay.
Benzer şekilde; çevresinde saygın olarak bilinen birçok insanın, hatta çeşitli dinlere mensup din adamlarının bile böyle olaylara karıştıklarını görebiliyoruz.


Bu olayları eğitimle azaltmak mümkün mü?

Ne yazık ki; eğitimli insanların sayısının her geçen gün artıyor olması, bu tip olayların azalmasını sağlamıyor. Gelişen teknoloji sayesinde, internet veya diğer iletişim araçları aracılığıyla insanlar, bu tip olağan dışı ilişkileri özendiren veya normalmiş gibi gösteren pornografik yayınlara daha kolay ulaşılabiliyorlar.

Zanlıların büyük çoğunluğunun kendilerinin de çocukluklarında cinsel tacize ve şiddete maruz kalmış insanlar olması dikkat çekiyor.


Mağdurların çoğunluğu kızlar mı oksa erkekler mi?


Araştırmalara göre ensest ilişki söz konusu olunca mağdurlar çoğunlukla yakın aile bireylerince istismar edilen kız çocukları.

Ama erkek çocuklarına yönelik “fiili livata” olayları da göz önüne alınacak olursa; mağdur erkek çocuk sayısının da azımsanmayacak kadar fazla olduğu görülüyor.

Tacize uğrayan çocukları gelecekte ne gibi tehlikeler bekliyor?

Çocukluğunda cinsel şiddete ve tacize uğramış kişiler ileriki yaşlarda güvensiz, korkak ve şiddet yanlısı insanlar olarak topluma karışıyor. Çocuklar için, özellikle kardeşler arasında, bazı şeyler oyunla da başlayabiliyor. Ama belli bir yaşa gelip akılları ermeye başladığı zaman büyük travmalar yaşıyorlar.

Enseste ve cinsel istismara maruz kalan çocukların büyük çoğunluğu, akılları ermeye başladığında, yaşadıklarının su yüzüne çıkmasını istemiyor. Bir kısmı ailesini korumak istediği için bu yolu seçerken, bir kısmı da tüm yaşananlardan kendisini sorumlu tutuyor ve kendisini suçluyor.

Aslında belki işin en vahim yanlarından biri de bazı annelerin tüm olanları bilmesine rağmen, çeşitli nedenlerden dolayı sesini çıkarmaması ve her şeyi görmezden gelmesi.

Hatta kitaba yansıyan yaşanmış vakalardan birinde olduğu gibi, bir anne ensesti normal bir şeymiş gibi karşılayıp, kendi öz kızına öz babası için "Haydi git babanın gönlünü yap" diyebilecek kadar fütursuz olabiliyor.

KENTHABER_Feramuz Erdin
Yayın Tarihi : 11 Kasım 2008 Salı 17:25:12
Güncelleme :12 Kasım 2008 Çarşamba 11:34:55


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
orhan fırat IP: 88.235.202.xxx Tarih : 12.11.2008 12:44:11

Önder Şuşoğlu gibi tecrübeli bir gazetecinin elinden çıkan eserin toplumdaki bazı çarpık ilişkelerin aydınlatılması anlamında yararlı olacağını düşünüyorum. Aile içi cinsellik ve özellikle çocukların uğradığı cinsel taciz olaylarının artmasında eskiye oranla şikayetçi olan kişi sayısının artışının da etkili olduğu söylenebilir. Bu anlamda polise intikal etmiş olayların toplumu bilinçlendirme adına kitaplaştırılması kaydadeğer bir gelişmedir. Ailelerin okuyup çocuklarını tehlikelerden sakındırma adına başvurabilecekleri rahber kitap niteliğinde bir çalışma.


Savaş AKIN IP: 88.235.202.xxx Tarih : 12.11.2008 12:30:46

Değerli yazar Önder Şuşoğlu bu kitapla Türkiye'de ensest konusunda kral Çıplak diyebilen kişi olmuş. Bu konunun üzerine bilim adamlarının da gitmesi ve devletin de artık üzerinde durması gerekiyor diye düşünüyorum..


Ertan KILIÇ IP: 88.235.202.xxx Tarih : 12.11.2008 11:15:32

Bilgi çağının ortasında olmamıza rağmen ensest ilişki konusunda toplumun yeterince bilinçli olmadığı apaçık ortada. Ancak ülkemizde; aman çevrede duyulmasın, birileri duyarsa neler konuşulur gibi tuhaf nedenlerden dolayı ortaya çıkmayan bu olaylara değindiği için Önder Şuşoğlu'nu tebrik etmek lazım. Ensest ilişkinin cahillikle falan ilgisi olmadığını ve bunun küçük yaşlarda bir oyundan başladığını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu konu ile ilgili ülkemizde geniş bir araştırma yapılsa emin olun rakamlar daha da korkunç bir hale gelir. Tebrikler Önder Şuşoğlu


SEROXAT IP: 78.190.70.xxx Tarih : 12.11.2008 11:29:49

Deneyimle damıtılmış gözlemlerle yazılan bu eserde ele alınan Ensest tabusu feodal toplum değerlerinin baskın olduğu toplumların içe-kanayan en önemli yaralarından biri. Eğitimcilerden, toplum psikologlarına, siyasetçilerden, bilim adamına kadar herkesin taşın altına elini koyması gerektiğinin mesajıne veren bu kitabın yazarı değerli-deneyimli gazeteci Önder Şuşoğlu'na aldığı sorumluluktan dolayı öncelikle teşekkür etmek gerek. Tabi yazmak gazetecinin görevi ama sorunun tedavisi de hepimize düşüyor. Geç kalmadan yüzleşmeye hazır mısınız?


HİKMET OĞUZHAN ERGİN IP: 88.235.202.xxx Tarih : 12.11.2008 13:17:48

Toplum olarak giderek değerlerimizden uzaklaşıyor, yozlaşmanın doruk noktalarını yaşıyoruz. Geçen yıl Meclis Dilekçe Komisyonu'na ensest ilişkilerin yoğunlaştığına dair, savcıların, artık bu işe Meclis'in el atması gerektiği konusunda uyarı yazıları bulunuyor. Her işte olduğu gibi, bu konularda da, siyasi iradenin toplumu kanalize ederek, değerlerine sahip çıkmak üzere yönlendirmesi gerekmektedir.Ama malesef;kendini değerler konusunda bulunmaz hint kumaşı sayan politikacılar, rant kavgaları yüzünden, ülkenin geleceğine ipotek koyacak tavizler vermekte, sonradan pişman olunacak kararlara imza atmaktadırlar. Bu millet, gerek kendi öz benliğinden ve gerekse de aile kavramından hiçbir zaman hiçbir zaman taviz vermez. Mayası sağlamdır. Ama giderek tehlike boyutlarına varan, milli manevi değerlerden uzaklaşma ve menfeat uğruna insani değerlerden uzaklaşma, kökü sağlam temeller üzerine kurulmuş aile kavramını tehdit etmektedir. Bu kaygıları dile getirmesi bakımından, Sayın Gazeteci Önder Şuşoğlu'nun kitabı takdire şayandır.