Son günlerde bir çelişkidir sürüp gidiyor. Dün kara dediğimize bugün ak diyoruz. Bir süre önce yerden yere vurduğumuz kişileri, kurumları bugün göklere çıkarıyor, koyacak yer bulamıyoruz!
Sözün kısası gerçekten şaşılacak kısır bir döngü içerisinde yuvarlanıp gidiyoruz...
Kim derdi ki, Kenya’dan paketlenip getirilen, ölüm cezasına çarptırılan birinin yanına devlet, bugün uzlaşma adına milletvekillerini gönderiyor!..
Abdullah Öcalan, İtalya ve Suriye’den sınır dışı edilince son olarak Kenya’ya kaçmış, oradaki Yunanistan Büyükelçiliğinden bir süre sonra çıkarılmış, Kenya güvenlik görevlilerince Türkiye’ye 15 Şubat 1999’da teslim edilmişti. Televizyonlarda Türkiye’ye getirişi, döndürüp dolaştırılıp tekrar tekrar verilmişti. O görüntüleri gayet net olarak hatırlıyorum; zayıf aciz bir adam, korku içerisinde yalvaran sözler söylüyordu... İnsan elinde olmadan düşünüyor, PKK örgütünün lideri bu adam mıydı?
Yargılanması adil biçimde yapılmış ve 29 Nisan 1999’da Türk Ceza Kanunun 125. Maddesine göre vatana ihanet, silahlı örgüt kurmak ve yönetmek suçundan idama mahkûm edilmişti. Sonra da Avrupa Birliği Uyum Yasalarına göre cezası ağırlaştırılmış müebbede çevrilmişti. İmralı’daki hapishane yaşamı, hiçbir mahkûma nasip olmayacak şekilde halen de sürüyor. Bundan sonra ne olur, olaylar nasıl gelişir bilinmiyor.
Kendisiyle önceden gizli yapılan, muhalefet bunun gerçek olduğunu ortaya çıkarınca yok öyle bir şey denilen ve bugün memleketin yüce menfaati (!) uğruna görüşmelerin yapıldığını artık kimse inkâr etmiyor.
Günlerce İmralı’ya kimlerin gideceği ve neler konuşulacağı veya hangi konularda ikna edileceği tartışıldı. İşin garibi görüşmelerin kiminle yapılacağının ismi bile söylenmedi; yalnızca İmralı’ya, İmralı’daki adam denildi! Gerçekten garip; hem de çok garip…
Biz de onlara uyup İmralı diyelim… İmralı’daki adamla yapılacak görüşmelerden sonuç alınır mı, terör biter mi?
Türk hükümetinin İmralı’daki ile birebir görüşmesi olumlu sonuç verir mi?
İmralı’daki adam PKK’nın şimdiki yöneticileri üzerinde etkili olabilir mi? Sözünü onlara dinletebilir mi?
PKK İmralı’daki adamı örgüt lider olarak mı yoksa artık sembol olarak mı kabul ediyor?
O da biraz karışık ve meçhul…
Bu konuda iyimser olmak da mümkün değil. Türk hükümeti barış sürecine girmek istiyor, karşı tarafın silahı bırakmasını şart koşuyor. PKK buna yanaşır mı? Türkiye’nin bütünlüğünü bozmadan öyle kolay yanaşacağı da sanılmamalıdır. Son zamanlarda yaşanan olaylar bunun açık göstergesidir.
Bugün Türkiye’nin içinde ve dışında bu sorunun çözülmesini istemeyenlerin de olduğu inkâr edilmemelidir. Kürt sorunu çözülecek olursa bundan dış mihrakların, bazı kişilerin menfaatlerinin zarar göreceği açıktır. Taraflar birbirilerine ne kadar güveniyor; o da tartışılacak başlı başına bir konudur. Basına bakın; dünün solcu geçinen gazetecileri bugün Kürtçü olup çıkmışlar, ulu orta konuşuyorlar.
Sizce bu da garip değil mi?
Bazılarına göre İmralı siyaseti iyi işliyor bazılarına göre de bunun tam tersi!.. Görüşmeler yeni anayasaya veya yargı paketini nasıl etkiler, etkilerse bugün suçlu denilenler yarın suçsuz mu olacak?
Yıllardır şehit olanlar, şehitlerin aileleri, uzuvlarını yitirmiş gaziler boşuna mı acılar çektiler?
Gerçekten düşündürücü bir konu…
NOT: “Pe ke ke (!) mi Pek ka ka mı?” başlıklı önceki yazıma olumlu olumsuz yorumlar yapıldı. Sevgi Bulut isimli yorumcunun yazdıklarına Mehmet Ersindigil, Yaşar Ertaş, Dr.S.A ve Yılmaz Ergüvenç haklı tepkilerini gösterdiler. Kendilerine gösterdikleri ilgiden ötürü teşekkür ederim. Ancak insan üzülüyor, bilmeden bildiğini sananların hezeyanlarına… Toplumun her kesiminde olduğu gibi bizim yorumcularımız arasında farklı düşünenler var, olması da doğal.
Mükremin Barut dostum ise konuyu biraz farklı ele almış. Ancak yazdığım birkaç nokta dışında ana noktalara değinememiş. Öncelikle belirtmek isterim ki, yıllar öncesi de olsa askerlik görevimi seve seve Güneydoğu’da yapmış, terhis edildikten sonra Üsteğmenlik rütbesine layık görülmüştüm. O günlerde emir erim çat pat Türkçe bilen mert bir Kürt delikanlısıydı. Benden kısa bir süre önce terhis olduğunda birbirimize sarılıp ağlaşarak veda etmiştik. Yine birkaç yıl önce Zeugma antik kentini görmek üzere eşimle beraber o bölgeye gitmiştim. Söylemek istediğim o bölgeyi tanımıyor değilim. Sayın Barut’un bunu bilmemesi de çok doğal…
Sayın Barut’un yorumuna “Hoş geldin Sayın Altemur Kılıç Üstad” diye başlaması gerçekten çok hoşuma gitti. Bazen kimi gazetelerde birlikte yazdığımız Altemur ağabeyimizin yerine konulmak benim için onurdur. Keşke gerçekten Onun gibi olabilsem… Sağlık nedenleri ve günümüzün ortamında yazmaktan vazgeçen üstadın yazılarına son vermesine en çok üzülenlerden biriyim.
Belki hatırlarsınız; dil, din, renk ayrımı yapmadan insanlar arasında sevgi, kardeşlik, eşitlik ilkeleri ön plana çıkaran, önemli kişisel ve toplumsal sorunları barış yoluyla çözümlenmesine çalışmak gibi bir ritüel vardır. Bunu yaparken de doğrulardan, gerçeklerden kaçınmamak gerekir. Tarih Öncesi Mezopotamya kültürlerini bir etnik guruba bağlamaya çalışmak neyin nesidir?
Bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinde dünyanın en zengin tablet arşivi var. Yakın tarihlere kadar bunun başında yazılarıyla dünya çapında ünü olan Veysel Dombaz vardı. Yine dünya çapında ünü olan Hatice Kızılyay, Muazzez Çığ gibi değerli araştırmacıların elinden o tabletler bir biri ardına geçmiş ve yayınlanmıştı. Hiç birinde de bu uygarlıkların temeli Kürt’tür diye ne bir söz ne de yazdıkları bir makale vardır. Onlar objektif görüşlü bilimsel kişilerdi, en küçük tereddütleri olsa söyler ve yazarlardı.
Kendi etnik kökenini bir yerlere bağlamaya çalışacağız diye uğraşacaklarına, tarihi gerçeklere objektif bakmalarında yarar var diye düşünüyorum. Bugün ben kalksam Türklerin kökeni İngilizlere dayanır desem herkes güler geçer, dahası da alay eder. Bence bu da o hesap…
Her zaman iddia ettiğim gibi bir toplumun millet olabilmesi için kültürel yönden bir geçmişi olmalıdır. Bu mimari, heykel, opera, bale, müzik gibi güzel sanatların herhangi bir dalı olabilir. Bugün XIX. yüzyıldan bu yana sivil ve dini mimarine bakın Osmanlı, Ermeni ve Rum mimarlarının isimlerini biliyoruz. Yapıtı olan başka etnik kökenli usta var mı?
Edebiyat alanında ise Sayın Barut’un belirttiği kişi dışında bu konuda eserleri olan var mı? Yalnızca yeri gelmişken Turan Dursun’u unutmak bence büyük haksızlıktır.
Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nu faşistlikle itham etmek çok yersiz ve yanlıştır. Sayın Halaçoğlu bu konu üzerine eğilmiş, doğruları belgelerle yazmış ve söylemiştir.
Kısacası bir konu üzerinde bilimsel olarak bir şeyler söyleyeceksek, onları bilimsel belgelere dayandırmak zorundayız. Bilimin de gereği bu olmalı, belgelere dayandırılamayan sözler boştan da ötedir.
Kardeş sevgi ve saygılarımla...
erdemyucel2002@hotmail.com
İMRALI SÜREÇİNDE, ANALARIN GÖZYAŞLARI BAHANE ZİNDANLARA” DÜŞMEMEK ŞAHENE!
11 yıldan beri AKP iktidar…
Terörü bitireceğiz diye onlarca ”Açılım-saçılım ” yapıldı!
Sonuç sıfır…
Aslında yapılanlar, iş bitinceye kadar ayı’ya dayı demek!
Yani tahkiye, iki yüzlülük!
*
Hiç kimse bizim kadar, şiddete karşı olduğunu söyleyemez!
Yani, AKP ve onun başı Recep bey’in Anaların gözyaşları dinsin, diye çırpınışlarının ”samimi” olduğuna bir inansak, biz karşıt olanlar,
Yandaşlardan daha çok, yasa dışı da olsa, APO ile görüşmelere destek veririniz…
,
Kayseri'de Erciyes Dağı'nda sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleriyle yaptığı toplantıda terör ve İmralı görüşmelerine ilişkin "Terörü bitirmek için ne gerekiyorsa yaparım. 'Terörün bitmesi için zehir içeceksin' deseler içerim. Siyasi hayatımın biteceğini de bilsem, öleceğimi de bilsem bu zehiri içerim. Yeter ki terör bitsin" demesinin ardında samimiyet olsa, her gün, kendisine duacı oluruz…
Neden,
Recep Bey ve partisi halkın büyük çoğunluğu, PKK ‘nın silah bıraktırma gayretlerine şüphe ile bakıyorlar dersiniz?
Oslo görüşmeleri deşifre olduktan sonraki gelişmeleri ve bir anda artan, Terör” olaylarını hatırlayalım.
Yine,
Oslo görüşmeleri aşamasında, Güvenlik güçlerinin yanı sıra verilen şehit sayısının 500 üzerinde olduğunu bir düşünün!
Referandum ve Genel seçim sonrası, Kandildeki Murat Karayılan ve İmarlıdaki APO katillerinin artan şiddetle ilgili demeçlerini inceleyin!
Sonuç şu,
Karayılan ve APO, Recep Bey tarafından kandırıldıkları söyleyerek, Terörü bir anda tırmandırıp, 160 Güvenlik gücünün “Şehit” edilmesine neden oldular!
AKP referandum ve seçimler süresinde, PKK ile yaptıkları,”Ateş kes’e” uymayan taraf olarak, PKK’nın eylemlerine çanak tutmuş olmuyor mu? Burada söz verip tutmayan kim oluyor? Her halde müzakereci, MİT’çiler değil!
Tabi ki siyasi iktidar,
KCK OPERASYONU İKİ YIL ERTELENDİ!
PKK ile Oslo da, görüşmeler yapılırken, O zamanın içişleri bakanı olan, şimdiki Başbakan yardımcısı, Beşir Atalay, Polis ve jandarmanın, KCK’lılarla ilgili olarak ”Operasyonlar “ yapma taleplerini geri çevirerek, daha çok kan dökülmesine daha çok mal kaybına neden olduğun, cemaatin polis artığı yazarlarından Emre Uslu’nun açıklamaları ile ortaya çıkmadı mı?
APO’YU YENİDEN YARATTILAR! PKK’YI MEŞRULAŞTIRDILAR!
AKP iktidarının kalemşorları, yandaş ve siyasetçileri,
Dinsiz bir sosyalist olan APO bir anda, tapu ve kadastro okulunda, namaz kılan 3 kişiden yaptılar PKK’yı kurduktan sonra en az 50 kadar yardımcısını, kurşuna dizdiren,6 aylık bebeklere ölüm emri veren, APO canisi, Bülent Arınç tarafından ”uslu, kendi halinde bir insan” olarak, topluma lanse edildi!
Sanki,
50 bine yakın insanın ölümünden sorumlu değilmiş gibi!
Okul birinci yapıldı!
Merak ediyor insan, APO bu kadar kerameti var da neden güne kadar keşif edilmedi?
Yetmedi APO ve PKK’yı yağlamak!
PKK, TERÖR ÖRGÜTÜ DEĞİLMİŞ!
İnsanda biraz utanma ve arlanma olur ama, bunlar gerçek öne çıkararak, kendileri ifade eden mahluklar olmayı alışkanlık haline getirmişler!
PKK eylemlerinde ölenlerin çok büyük oranı” Kürt kökenli” siviller oluşturmaktadır!
Bunların büyük çoğunluğu,”Bebek (50 kadar), çocuk, yaşlı kadınlar,genç kızlar,yaşlı masum köylüler teşkil etmektedir. Şimdi sormak lazım, PKK Terör örgütü değil diyen,”Soysuzlara” sayıları 35 bini bulan bu masum insanların, katledilmesi hangi siyasi ahlaka sığar?
Dünyanın en kanlı örgütü olan, PKK’nın, hangi siyası saik ile bu insanların en doğal hakları olan yaşam haklarından mahrum etmesine neden olabilir!
Üstelik bu insan Kürt kökenli!
Hani devletin güçlerinin şehit edilmesi bir anlamda, kabul edilebilir varsayalım, Masum, güçsüz, çocuk bebek yaşlı insanlardan ne istendi?
APO NE DEMEK İSTEDİ?
Dedi ya, APO ne hikmetse, bir anda, keşif edilip, kurtarıcı, anaların gözyaşlarını dindirici olarak, ”Umut” olarak ilan edildikten sonra, İmralı, birilerince (neuzibillâh) Kâbe’ye döndürüldü!
Geçtiğimiz cumartesi günü, İmralı’ya giden, BDP’Lİ, Pervin buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Tan, APO ile görüşüp emirleri alıp, büyük bir vakurla(!) açıkladılar!
APO’nun emri şöyle; “Devletin elinde tutsaklar var. PKK’nın elinde de tutsaklar var” bu süreç içerisinde karşılıklı iyi niyet adımlarıyla PKK’nın elindeki rehinelerin bırakılmasını buyur muş”…
Çünkü ilk Jest, iktidar tarafından yapıldı,
10 kadar KCK’lı tahliye edildi!
Eh KCK’lılar nasılsa,4 yargı paketi ile de diğerleri çıkacak!
Tuhaf olan şu; Devletin elinde tutsaklar varmış diyor! Kimmiş devletin elinde ki tutsaklar?
Askere, polise, korucuyu kalleşçe, pusu kuran yollara mayın döşeyen, Bebek, genç, yaşlı insanları katleden ya da sakat bırakan caniler…
Peki,
PKK’nın elinde bulunan tutsaklar kim?
Polis, asker, Kaymakam vekili, Öğretmen, mühendis…
Kalleşçe kaçırılan masum insanlar…
TUTSAK NE DEMEK?
APO neden, PKK tarafından kalleşçe kaçırılan, insanlara ”Tutsak” diye nitelendiriyor?
Tutsak; savaşta ele geçirilen düşman
PKK hangi Devlet acaba?
Bakınız,
İninde bile, Türk milleti ile kafa buluyor Kendini devlet başkanı gibi görüyor…
Aslın suç, APO da değil!
Suç, onu adam yerine koyup, onu muhatap alanlarda… Gösterilen muamele onu böyle davranmaya itiyor!
İSRAİLLİ GİLAT ŞALİT, KADAR DEĞERSİZLER?
Türk Askeri, Polisi kaymakamı,öğretmeni haslı halkının ,AKP nezdinde hiç bir kıymeti yok! Olsaydı, bu güne kadar, PKK tarafından kaçırılanlar için bir çabası olurdu!
Mesela,,
2006 yılında, Hamas örgütü tarafından kaçırılan, İsrail askeri Gilat Şalit için, 2010 yılında,1000 Filistinli tutsak karşılığında trampa edilmişti!
O dönemde, İsrail’in etkili gazetelerinden ”Jerusalem post’ta” yer alan bir haberde, Başbakan Erdoğan, Hamas’ın elinde esir olan, Gilat Şalit isimli İsrail askerinin, serbest bırakılması için,”Yardım” etmek istediğini yazmıştı…
Sevgili okurlar eğer bu haber doğru ise bir şey yazmaya” terbiyem” müsaade etmiyor!
Ne olur affedin…
PKK KAÇ KİŞİYİ KAÇIRMIŞ BELLİ DEĞİL?
Bir ülke düşünün, Terör örgütü tarafından kaçırılan, Askerini, Polisin, Öğretmen hâsılı kaçırılan Halkının sayısını tam olarak bilmesin!
MSB’ye göre 11 Haziran 2012 itibarı ile kaçırılan Asker sayısı 54…
CHP İmralı heyetine 16 kişilik liste veriyor!
Kaçırılanların sayısını, geçtik!
Öğretmenlerin, polislerin maaşlarını kesiliyor!
Ya askerin açıklamasına ne demeli?
“Kaçırılan 15 asker hakkında “gaiplik kararı” kararı bulunuyormuş?
Yani 15 askerin aranılmasına uzun süredir haber alınamadığı gerekçesiyle son verildi” deniyor
Olur, şey mi bunlar?
Türkiye Cumhuriyetine ve de TSK’ ya yakışıyor olanlar?
SORUN, ANALARIN GÖZYAŞLARI DEĞİL!
AKP iktidarının, PKK terör örgütünü bitirme “iradesi” yok!
İspatı,
Recep Bey’in Arap emirliklerinden dönüşte verdiği demeçte!
Ne diyor Recep Bey?
“PKK militanları Türkiye yi terk edip, kandile yani kuzey Irak’a çekilmesi ile “Süreç” başlar”… Önce bu süreç denilen şey nemenem bir şey? Farz edelim ki,
PKK terör örgütü, Kuzey Irak’ çekildi! Mahmur kampı, dağıtıldı…
Ne olacak o zaman?
Yani PKK tüm bunları ne için, hangi ödünler karşılığında yapacak?
Buna kundak da ki bebekler bile güler yahu…
Bir başka şey!
Sahi PKK’nın ini nerede?
PKK, Kandilde ki ininden istediği zaman, Türkiye’ye girip istediği bölgede istediği “Eylemleri” yapmıyor mu?
Asıl bataklık kurutulacakken, efendim, PKK Türkiye den, çıkınca o meçhul (!) “süreç” başlarmış!
2009 da büyük tantanalarla başlatılan,”Kürt Açılımı’nın” sonucu ne oldu?
PKK militanlarının, Habur da, neredeyse ”ayaklarının altına “kırmızı halı” serip karşılamaktan başka!
Sormazlar mı adama, 2002 de beri bu ülkede tek tabancı iktidarsınız…
Mecliste çoğunluk elinizde…İktidara geldiğiniz 2002 PKK bitmiş durumdaydı!
11 yıllık iktidarınız zamanında, sivil vatandaşlar hariç,1500 Asker, polis,korucu şehit verildi!
Öylesi büyüdü ki PKK TC. ile müzakere masasına oturdu..
Neden PKK terörünü bitirmeyi bırakın iyiden iyiye ”azgınlaşmasının” açıklamasını” yapabiliyor musunuz?
Sayin:M.Salih Özbey"Bu güzel yorumun icin sana tesekkür ederim.Su ana kadar Apo ve PKK hakkinda gerceklere dayanan en güzel yorumdur.Temennim bu güzel yorumun bosa gitmez.Büyüklerimiz tarafindan deyerlendirilip Apo ve PKK ya gereken cevabi verirler saygilarimla.