CHP’nin eski parti meclisi üyelerinden ünlü ressam Bedri Baykam’ın, arkadaşlarıyla birlikte yaptığı öneriler tartışılıyor.
Bunlar CHP’nin kendi içinde demokratikleşmesi ve daha etkili çalışmalar yapabilmesi için düşünülmüş tüzük değişikliği önerileriydi. Teknik ayrıntıları da vardı. Onlar gazetelere fazla yansımadı.
Ama gazetelerde her zaman partilerle ilgili belirli şikâyetler vardır. Baykam’ın önerileri, onları gidermenin çareleri üzerineydi.
***
Şikâyetler malûm:
* Partilerde ne genel başkanlar değişebiliyor, ne genel başkanların kadroları...
* Partilerde, yaşını başını almış olanlar çok, gençler yok. Erkekler çok, kadınlar yok...
* Ne parti kongrelerinde tartışma var, ne Meclis gruplarında... Sadece genel başkanlar konuşuyor, geri kalanı dinliyor.
* Tartışma olmayınca, katılım da olmuyor, eleştiri de olmuyor, çalışma da olmuyor. Parti örgütleri tembelleşiyor. Her şeyi ‘merkez’den bekliyor.
* Ama, o aynı durumun sonucu olarak ‘merkez’ de tembelleşiyor. Ne gerçekçi projeler ortaya çıkarabiliyor, ne de inandırıcı politikalar oluşturabiliyor.
* Milletvekili adaylarının hepsi merkezden seçiliyor. Biz seçmen olarak, sadece genel başkanların ‘tayin’ ettiği adayları seçiyoruz. O aday yerine ötekini seçme hakkımız bile yok
* Sadece milletvekili adayları değil, belediye meclisi adayları, il genel meclisi adayları için de durum öyle... Hepsini genel başkanlar ve yakın kadroları belirliyor. Parti üyelerine ve parti delegelerine de, o adayların merkezden belirlenmesini beklemek düşüyor...
***
Evet, bunlar gibi eleştiriler, gazetelerde, te-levizyonlarda sık sık okunur, işitilir... Ama o eleştirilerin nedenleri üzerinde fazla durulmaz.
Durulmamasındaki etkenlerden biri şudur: Parti içi demokrasiye konulan engeller fazla tekniktir. Ayrıntıları çoktur. Bunlarla uğraşmak, ne gazeteciler için zevkli bir iştir, ne okurlar için...
Ama biz bugün, Turgay Tüysüz’ün çizgilerinin katkısıyla bir deneme yapalım ve okurlarımızı yormayı da göze alarak, bazı ayrıntılara girelim.
Bir örnek verelim: ‘Partilerde genel başkanların değiştirilememesi...’
Bu, haklı bir şikâyettir.
Adaylıkta imza barajı
Genel başkanların kendileri istemezse, değişmeleri bir yana, artık karşılarına aday çıkarılabilmesi bile çok nadir rastlanabilecek bir olaydır. İşin esası, tüm partilerde böyledir. Ama ben asıl CHP’deki durumu biliyorum, oran hesabına da değinerek, onu anlatayım:
O durum, 2000’li yıllarda parti tüzüğünde yapılan değişikliklerle oluşturuldu. Konulan kurallar şöyleydi:
1) Bir üyenin genel başkan adayı olması için, kurultaya katılacak delegelerin tam sayısının en az yüzde 20’sinin imzasını alması gerekir.
(O imza oranı evvelce yüzde 5’ti. Aradaki farkı sayılarla belirtelim. Örneğin 1250 delegesi olan bir kurultayda, evvelce 63 delegenin imzasını almak yeterliydi. Şimdi 250 imza gerekiyor.
2) Bir adaya imza veren delege, bir başka adaya imza veremez. “Ben iki adaya imza veririm. Çünkü ikisinin aday olmasını istiyorum. İkisi de adaylık konuşmalarını yapsınlar. Hangisini beğenirsem ona oy veririm” diyemez. Evvelden bu mümkündü ve mantıklıydı. O değişikliklerden sonra ise, kurultay delegeleri, kimi seçeceklerine, adayların adaylık konuşmalarını dinlemek yerine, kurultay kulislerinde söylenenleri izleyerek karar vermek durumundalar.
3) Başkanlığa aday olmak isteyenlerin aday olmak için imza toplamaları usulü de değişti.
Evvelce kurultaydaki Başkanlık Divanı’nın, kendisine verilen adaylık başvurusundaki imzaların doğru olduğunu varsayması esastı. Eğer şu veya bu imzanın doğru olmadığı konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa, bu kontrol edilirdi. Sadece o imzanın sahibi olan delegeye ‘Bu imza sizin mi?’ diye sorulurdu.
Şimdi, imzaların tümünün daha işin başındayken kontrol edilmesi için şöyle bir usul konuldu: Adaylar, delegelerin yüzde 20’den fazla imzasını önceden alabilirler ama, bu yetmez. O imzaların ayrıca kurultay günü gündemin seçim maddesine gelinince, kongre başkanının ve divan üyelerinin önünde sıraya dizilerek yeniden atılması gerekir.Yani, tüzüğe göre ‘gizli oy’la yapılması öngörülen seçime katılacak olan delegeler, verecekleri oyları, gene aynı tüzüğe göre, önceden ve herkesin gözü önünde attıkları imzalarla tüm kongreye ilan ediyorlar. Ve o oylamanın adı ‘gizli oy’ olmaya devam ediyor.
Sonuç: Tek adaylı seçim
Bunun, uygulamadaki sonuçları şudur:
Görevde bulunan ve seçimi yeniden kazanması ihtimali yüksek olan genel başkana oy vermek isteyen delegelerin, o imzayı atmaları kolay oluyor. Genel merkez gözlemcilerinin dikkatle izlediği ‘imza sırası’na güle oynaya, kendilerini göstere göstere girebiliyorlar. Görevde bulunan genel başkana imza vereceklerini önceden açıklamakta hiçbir sakınca görmüyorlar.
Hatta belki bunu faydalı görüyorlar.
Öteki adaya imza vermeyi düşünenler ise, bunun tam tersine bir hava içinde kalıyorlar.
Zaten imza işlemleri başlar başlamaz, şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Başkanlık Divanı önündeki sıralar oluşunca, görevdeki genel başkana atılan imzalar, kısa zamanda 600’ü, 700’ü aşıyor. 1250 civarındaki delege sayısının mutlak çoğunluğunu aşıyor. Başka bir adaya oy vermek isteyenlerin sayısının ise 250’ye ulaşması bir türlü mümkün olmuyor.
CHP’nin olağan kurultaylarında Genel Başkan Deniz Baykal’ın karşısında aday olmak isteyen son ‘aday adayları’ndan biri Haluk Koç’tu. Delegelerden aldığı imzalar, 200’e yaklaştı ama, imza barajını aşamadı. Barajı aşabilen, sadece Genel Başkan Baykal’dı. Seçim, tek adaylı bir seçim oldu.
Bunun nedenlerinden biri ortadaydı. Delegelerin büyük bir kısmı, Genel Merkez’le karşı karşıya gelmek istemiyordu. Partinin her kademedeki adayları ile parti içi görevlere getirilecek olanların tümü, artık genel merkez tarafından belirleniyordu. Veya oralara getirilmeleri, genel merkezin onayını gerektiriyordu. Ve/veya genel başkanın onayını...
‘Öteki aday adayı’na imza verenlerin siyasi kariyerleri risk altına girerdi.
81 ilin tüm adayları
Konunun bu noktasına gelince, tabii, sorular birbirini kovalar:
Peki o nasıl oluyor? Milletvekili adaylığından belediye başkanlığı adaylığına, belediye meclisi üyeliğinden il genel meclisi üyeliğine kadar, tüm adaylıklar o şekilde mi belirleniyor? Partinin iç görevleri için de durum bu mu? İl başkanları, ilçe başkanları, yönetim kurulu üyeleri, disiplin kurulları, kurultay delegeleri, il delegeleri, ilçe delegeleri, mahalle delegeleri... 81 ilin ve yüzlerce ilçenin hepsinde aynı şekilde mi belirleniyorlar?
Evvelden var olan ‘ön seçim’ veya ‘aday yoklaması’ usulü tamamen ortadan kalktı mı?
Tabii, partinin genel merkezinden mahalle delegelerine kadar giden yolda ‘seçim’ler var.
Ama o parti örgütündeki görev yerlerine gelecek olanlar, kurultaydaki genel başkan ve genel merkez yöneticileri seçiminin usulüne göre seçiliyor. Yani: Başkan adayları için, kongre delegelerinin en az yüzde 20’sinin imzasının kongre başkanlık divanı önünde alınması usulüyle, yöneticiler için de, başkan adayının hazırladığı blok liste usulüyle...
O usullerin sonucu olarak tabii, ‘genel merkezin desteklediği aday’ın kazanma şansı yüksek oluyor... Ona karşı çıkmak isteyen adayların imza barajını aşması bile çok güç oluyor.
Peki, birden fazla adaylı seçim hiç mi olmuyor?.. Hiç olmazsa iki adaylı?
Oluyor. Ama bu duruma, genel merkezin birden fazla aday arasında bir tercihi olmaması, ‘o da başkan olabilir, öteki de’ deyip ikisini de onaylayan bir tutum alması halinde rastlanıyor.
***
Bu anlattıklarımız, partilerimizde ‘parti içi demokrasi’den ne kadar uzaklaşılmış olduğunu gösteren gerçeklerdir.
Oysa ‘parti içi demokrasi’ denilen ve bir zamanlar gerçekten var olan şey, demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ unsurlarından biridir.
1961 Anayasası’nda yer alan ilke, bugünkü Anayasamızda da vardır:
“Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” (Madde 68).
Siyasi partilere ‘Devletin yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapması’ da, bu ilkelerin gereğidir. (Md. 68).
Ama siyasi partilerin de kendi iç düzenlerinde şu ilkeye uymaları, gene Anayasa’nın gereğidir.
“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur.”
Ayrıca: Anayasa bir yana, siyasi partilerin daha akılcı, katılımcı ve etkili faaliyette bulunmalarının yolu da, ‘parti içi demokrasi’nin iyi işlemesidir.
Bedri Baykam’ın arkadaşlarıyla hazırladığı, partisinin yönetimi ve örgütü ile birlikte kamuoyumuzun da bilgisine sunduğu tüzük değişikliği önerileri, bu açıdan büyük önem taşıyor. Bir yandan parti içinde -yukarıda örneklerini verdiğimiz- demokrasi dışı usüllerin kaldırılmasını öngörüyor. Bir yandan da, parti adaylıklarında ‘kadın kotası’ ve ‘gençlik kotası’ uygulanması gibi, partinin çağdaşlaşmasına ve gençleşmesine katkıda bulunacak önlemler içeriyor.
Bu önerilerin sadece CHP’de değil, aynı zaaflar içinde bulunan diğer partilerde de görüşme konusu yapılmasında büyük fayda var.
bu engelleri aşmaya kimin gücü yeter.birde ağanın özel delegelerine rağmen.
Bırakın parti içi demokrasiyi; Otoyol sayısını 4-5 kat nasıl arttırırız, her ilçeye lüks hastane nasıl yaparız, çin mallarının girişini durdurup yeni fabrikalar nasıl açarız, emekli-memur-işçi maaşlarını 3 katına nasıl çıkarırız, sokaklardaki güvenliği nasıl sağlarız, sokaklardaki madde bağımlılarını hayata nasıl kazandırırız, vizesiz bütün ülkelere girişi nasıl sağlarız, özürlüler için ne yaparız vs. bütün bu sorunları çözmediğiniz sürece ve halkın hizmetçisi olmadığınız sürece asla siyaset arenasında yer alamazsınız.Saygılarımla,