Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında bugünleri görebilen dahi siyasetçi ve kumandan Atatürk “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünü boşuna söylememiştir. Ayrıca Misakı-Milli sınırlarını çizmiş, bunun dışındaki topraklarda gözümüzün olmadığını açıkça belirtmişti. Nitekim Onun yolundan yürüyen İsmet İnönü’de II. Dünya Savaşı sonuna doğru Almanların, İtalyanların terk ettiği Ege adalarına çıkmaları teklif edilmiş olmasına rağmen buna itibar etmemişti. Kaldı ki, Lozan Antlaşmasında özel bir maddesi olan Musul-Kerkük’e İngilizlerin ayak oyunlarından ötürü duyarsız kalmıştı.
Günümüzde hükümetin dış politikasını anlayabilmek biraz zor… Komşularımızla aramızın pek iyi olmamasına rağmen hiç yoktan onlara bir de İsrail krizi eklemeyi başardık!.. Ermenilerle yıllar yılı dostluğun sağlandığı söylenemez. İsrail ile İran arasında olası bir savaşta, Malatya’ya yerleştirilen füze kalkanları kimin işine yarayacak? Büyük olasılıkla İran’dan İsrail’e yöneltilecek bir füze saldırısını bu kalkanların belirleyeceği ve buna göre füzelerin havada karşılanacağı geçtiğimiz günlerde televizyon kanallarındaki bir söyleşinin konusu olmuştu. Füze kalkanları İsrail’e yönelik saldırının önlemini alacağına göre Türkiye ile İsrail’in arası neden gerginleşti?
Ortada bir gariplik yok mu?
İsrail ile Türkiye arasında gerginlik yaşanırken, bu durum İsrail’den yana bir duruşumuzu sergilemiyor mu?
Diğer taraftan İran ile Türkiye arasında ortada belirgin bir sorun yok. Yanılmıyorsam 400 yılı aşkın süre içerisinde de herhangi bir çatışma yaşanmamış. Ancak füze kalkanları bu kez İran ile Türkiye arasını gerginleştirir mi?
Dış politikada olaylara geniş açıdan baktığımızda İran ile İsrail savaşı çıkarsa, İran’ın öncelikli hedefi topraklarımızdaki füze kalkanları olmaz mı? Böylesi bir durumda kendi topraklarına füzeler düşürse Türkiye de İran ile savaşa girmez mi?
Türkiye ile Suriye şimdiye kadar yağlı ballı dostluk içerisindeydi. Her iki ülkenin liderleri adeta aileleriyle birlikte dostluğu simgeliyorlardı.
Peki, şimdi ne oldu da Türkiye ile Suriye karşı karşıya geldi? Sanırım çoğu aklıselim sahibi insan bunun yanıtını merak ediyor…
Kuzey Afrika’da despot denilen liderler peş peşe devrildikten sonra o ülkelere demokrasi geldi mi?
Demokrasi, halkın özgürlüğü, işin laf-ı güzafı… Esad’ın, Kaddafi’nin, Mübarek’in diktatörlüğü yeni mi ortaya çıktı? Bundan sonra çıkacak liderler o toplumlara göre yine diktatör olmayacaklar mı? Kaldı ki, ABD’nin kontrolündeki Suudi Arabistan, Ürdün ve Arap Emirliklerinde demokrasi, insan özgürlüğü var mı?
Oradaki çekişmenin ve liderlerin devrilmesinin altında petrol çıkarlarının yattığını bilmeyen yok. Ne gariptir ki, batı liderlerinin hiç birisi bunu telaffuz etmiyor.
Kuşkusuz bizlerden de bu konuda çıt çıkmıyor.
Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi işin göstermelik yanı… Benzeri olaylar Yemen’de de cereyan ediyor ama batının kılı bile kıpırdamıyor. Çünkü Yemen’de petrol başta olmak üzere toprak altı zenginliği yok. Hatta Yemen Emiri Suudilerden aldığı askeri yardımla özgürlük isteyen kendi vatandaşlarını susturdu, daha doğrusu kırdırdı. Oradaki olaylar basınımızda haber bile olmadı.
Görünen odur ki, önümüzdeki günlerde, dünya petrollerinin yüzde 67,5’ini oluşturan Ortadoğu çok daha karışacağa benziyor. Bu kargaşadan Türkiye’nin yakasını kurtarabilmesi çok zor… Yakın tarihe bakın; Osmanlı İmparatorluğu I.Dünya Savaşına batının tezgâhı, Sultan Reşat ve Enver Paşa’nın beceriksizliği ile girmiş, II. Dünya Savaşından da tarafların bütün çabasına rağmen İsmet İnönü’nün basiretli politikası ile kurtulabilmiştir.
Ortadoğu’yu kimler karıştırıyor ve bundan kimler çıkar sağlamak peşinde?
İşte, bütün mesele de buradan kaynaklanıyor. Yoksa ABD ile Avrupa’nın bazı ülkeleri, kendi çıkarlarına uygun yeni bir Ortadoğu haritası mı ortaya koymak istiyorlar?
Suriye’den, K.Irak’tan toprak verilmesi gibi tehlikeli oyunlara girilmesi öngörülmüş olabilir mi?
Durup dururken neden Suriye ile karşı karşıya geldik?
Barzani neden belki yüz bininci defa (!) Ankara’ya geldi? Şimdiye kadar geldi de ne oldu? Nasihat aldı, sonra yine bildiğini okudu…
Ufukta PKK ile anlaşma söz konusu mu?
Mavi Marmara olayı ile Suriye’de yakılan Türk bayrağı çatışma konusu olmamalıdır. Dünyanın birçok ülkesinde birbirlerine kızıldığında halktan bazıları bayrakları yaktılar. Sonra bazen özür dilendi, bazen de üstünde bile durulmadı. Bizde de zaman zaman bazıları kızdıkları ülkelerin bayraklarını yakmadılar mı?
ABD Dışişleri bakanı Hillary Clinton basınımızda çok kısa yer alan demecinde anlamlı sözcüler kullanmış: “Suriyelilerin kulak vereceği bir ses olmadığının farkındayız. Dolayısıyla, Suriye’nin göz ardı edemeyeceği, giderek büyüyen ve şu anda Arap birliği ve Türkiye’den oluşan bir koronun çağrısında bulunduk.”
ABD Dışişleri Bakanının bu sözleri; Türkiye’yi gaza getiren veya bir takım taahhütler içeren sözler mi? Hadi önde sen ol, biz perdenin gerisindeyiz gibisinden…
Türkiye’nin yıllardır dost olduğu Suriye’ye karşı politikasını sertleştirmesinin ABD tarafından desteklendiği de açıkça görülüyor. ABD desteklemese Türkiye böylesine sert politika üretebilir mi diye düşünenler de var. Bizim muhalefet ise kendi iç çekişmeleri, kayıkçı kavgalarıyla uğraşıyor. Böylesine ciddi konularla nedense uğraşamıyor…
Kısaca, ABD her ne kadar Libya benzeri bir durum olmasın, iç savaş istemiyoruz dese de Beşar Esad’ın gitmesini istiyor ve bunun hazırlıklarını yapıyor, Türkiye’yi öne sürüyor. Türkiye’nin öncü olacağı işgal senaryoları mı hazırlanmış?
Bilemeyiz.
Olayın ilginç bir boyutu da Müslüman kardeşlerin Türkiye’nin askeri müdahalesine sıcak baktığı yönünde.
Türkiye böyle bir oyuna gelmemeli. Türk hükümetinin de sağduyulu davranıp böyle bir senaryonun içerisine gireceğini düşünmek bile istemiyoruz.
Türkiye’nin Suriye’de ne işi var ki?
Batının hedefinde İran varsa, öncelikle Suriye bertaraf etmek zorundadır.
Bir Gün gazetesinin attığı başlığında; “Göreviniz Suriye olmamalı”!..diyor…
Ne garip ki, tarih boyuncu emperyalist bir ülke olmayan Türkiye böyle bir duruma getirilmek isteniyor. Türkiye emperyalizmin kucağına düşmemelidir. Bir bakarsınız sıra Türkiye’ye gelmiş… Önce toprak verip genişletirler sonra da bölerler…
Günümüzün siyaseti eskilere oranla çok değişmiş. Artık kitlesel savaşlar yerine iç çatışmalarla yönetimleri yıkmayı tercih ediyorlar.
Dünyanın sancılı ülkelerine bakın hepsinin altında toprak altı zenginlikleri yatıyor. Ortadoğu’da petrol, Afganistan’da lityum madeni… Türkiye’de tam olarak çıkarılmamakla beraber petrol ve uranyum madenleri bulunuyor. Sultan II. Abdülhamit devrinde İngilizlerin Doğuda yaptıkları araştırmada petrol yataklarını içeren raporun bir kopyasının Maden Tetkik Arama Enstitüsünde olduğu söyleniyor…
Rusya ve Çin, Suriye ve İran’dan kolay kolay vazgeçer mi?
Olası bir müdahalede bulunduk diyelim; ya Rusya ile İran bize gazı keserse halimiz nice olur? Siz bazı basın organlarının yaranmak için asıp kestiğine bakmayın. Rusya ile 30 milyar dolarlık alışverişimiz var. Ayrıca Rusya’dan alınan 30 milyar metreküp doğal gazı elektrik üretiminde kullanmıyor muyuz?
Bütün bu karmaşa III: Dünya Savaşına yol açar mı?
İnsanlık yönünden en büyük tehlikede bu olmalı…
Kısacası Türk hükümeti sakin olmak zorundadır…
erdemyucel2002@hotmail.com
Ayni yerde yasayan varlikli olan iki cifciyi örnek göstermek istiyorum. Her ikiside tarlasina tarla katma cogaltma sevdasindadir. "buda hem insan yapisina hem hayat sartlarina hem idare edilis seklimize uymaktadir." Tarla cogaltmak icin ilk sart satin olmakla beraber devam eden esas sartlari tarlanin suya yakini tarlanin verimli topraktan olusu düz olusu sartlari gelmektedir. Bu iki cifciden uyanik olani bu yerleri kapandir.öbür tarlalarida almaktansa kiyakcilik veya iyi niyet vs. gerekleri göstermek icin öbür ciftciye birakmak onu satin almasini saglamak icinden ona almasi vermesi gibi bir seydirsonradaicinden kis kis gülmektir. Bu örnek anlatisim kendi düsünce yapima göre Bir libya bir bilmem neresi güzel tarladir verimi iyidir. uyanik cifci misali kapilmistir. Somali suriye gibi yerlerde corak verimsiz tarla misalidir. isi coktur problemi coktur verimi azdir. Buyrun bu yerleride siz alin denmektedir. Onlar verimli yerlerden bes alirlar ve rahat yasarlar ötekide 5 - 10 cefa bin bir probleminle ugrasir bir gün sefa süremez. Yani bu tarla bu kadar kabak yapar Bu kabaklarda basinda patlar. faydasi yok zarari cok olur. En iyisi hic alma onlarin kiyakciligina kanma. ama mecbur ederlerse illede al derseler onuda alanlar düsünsün demekten baska bana bir sey düsmez..
degerli mehmet ersindigil burasi tartisma sayfasi degildir sadece isteyen demokratik sekilde haberin yorumunu degerlendirir. ve ayni zamanda benim degerlendirmem hosunuza gitmemis anlasilan ne güzel sudan ceryandan bahsetmissiniz ama petrolda allahin bir varisidir ondan hic söz etmemissiniz suyun paylasmasi kolayda petrolun paylasmasi zormu demekki oda sizin görüsünüz.
herkesden dost olur ama arablardan olmaz bu güne kadar ne gibi yardimini gördünüz sulari bizden elektirik bizde bize onlar ne veriyorlar amarikan pazarindan petrol biz zaten parayi amarikaya ödüyoruz onlar olsada olur olmasada anlayan anlar.
Sayin a.Türk yorumcuya sunulur"Anliyan anlamistir deyip noktalamissin. Düsüncen bence cok yanlis,tir.Sen kendini nasil görüyorsan karsindakini ögle görmen lazim.O zaman yurtta sulh cihanda sulh olur.Suyu biz veriyoruz,elektrik bizden diyorsun.Su Allahin bizlere bol vermis bir hayattir,Bunu baskasindan esirgemeyiz.Elektrik ise parasini ödüyorlar, bedava aldiklari yoktur.Kendini ne kadar seversen karsisindakine,de saygi göster,ki hayat iyi olsun saygilar.
Bizim politikamiz sanki dis kapinin mandali gibi,Her gelen kapiyi acar iceri girer ve ev sahibine baski yaparak cikari icin is yaptirir.Siyasetcilerimiz aydinlatirsa inanyorum Türk halki memnun olup yanlarinda yer alir.Biz mecburmuyuz ABD nin dediklerini yerine getirmeye.Kendisi degilde neden bizi Suriye ile savastirmaya ugrasiyor.Bizleri komsularimizla kötü kötümserlige itekliyor. Bunu bizleri aydinlatacak siyasetcimiz yokmu.Bizler Önderimiz Dahi Mustafa Kemal Atatürk´ün dedigiyle hareket etmeliyiz,Yurtta sulh Cihanda sulh.